Yuvaya Dönüş

Yuvaya Dönüş

Aynı cümleleri tekrar etmek zorunda kaldığım aralıklar veriyorum burada yazmaya. Sonra da her seferinde şu cümle dökülüyor ağzımdan: Buraya yazmayı çok özlemişim. Yazmayı hep çok özlüyorum da; yazmıyorum işte! Hayat, iş, seyahatler, yapılacaklar hep sevdiğim şeylerin önüne geçiyor. Aslında sevdiğim şeylerin öncelik sırası çok başkayken, bir bakıyorum ki “gerçek hayat sorumlulukları” denilen şeyler tüm zamanımı doldurmuş. Gerçekten yapmaktan keyif aldığım şeyler bir sonraki müsait zamana ertelenmiş, sonra da unutulup gitmiş.

Oysa yazma eylemi yaptıkça daha iyi yaptığın, daha iyi yaptıkça yapmaktan profesyonel anlamda keyif aldığın bir iş.

Yazdıkça duygularını daha iyi ifade ediyorsun, kafandaki karışıklık düzene giriyor, cümleler nerde ne zaman ortaya çıkacaklarını kendiliğinden bilir hale geliyor. Ferahlıyor, nefes almaya başlıyor, iyileşiyorsun. Yeni çağın düzeni dediğimiz cep telefonları artık hayatımızın her anında ve ister kabul edelim ister etmeyelim işlerimiz de bu küçük, güya akıllı aletlerin ucunda. Nitelikten çok niceliğin, rafine ve kalitelisindense çok görünenin kazandığı bir dönem. Sanırım bundan sonra da böyle olacak. Akıllı dediğimiz minik aletlerin içinde kaybolup duygularımızı yitirmeye başladığımız bir yeni çağ.

More time to read, to write and to travel.
More time to read, to write and to travel.

Nerden Nereye?

Yıl 2026! Bu sanal günlük çok uzun zamandır burada. Ne güzel yıllarıma arkadaşlık etti. Yazmama, dile gelmeme ve yaşadıklarımı unutmamama sebep oldu. Biraz da görünür olmama, çok olmasa da birkaç vesileyle sesimi duyurmama da vesile! Eh, daha ne olsun? Bloglardan çok zamandır umudumu kesmiştim. Başka sosyal kanallarda yazılardan çok üstünde oynanmış, gökyüzünün daha mavi, denizlerin daha derin, peki tamam insan suratlarının da olduğundan çok daha güzel! güründüğü görsellerin dile geldiği bir zamana geçmiştik. Neyse ki Substack diye bir platform çıktı ortaya. Nasıl oldu bilmiyorum. Küçük bir mebla verdikten sonra sevdiğimiz yazarların yazdığı günlük yazıları bile okuyabildiğimiz yazan/ çizen edebiyattan, sanattan oluşan bir platform çıktı ortaya. Umudumu yitirdiğim bir zamana denk geldi.

Bu kadar yazılan, çizilen bir platform görünce, hatta burada yazanların bazılarının da Substack’a geçtiğini görünce şaşırdım. Evini taşımak gibi bir şey cümlelerini başka bir yere taşımak. Daha çok okunmak da yazı yazan herkesin istediği bir şey. Nihayetinde herkes duyulmak ister. Ben bu pazar günü, çok uzun zamandır ilk defa mayıs sonunda yapılacak bir seyahat için heyecanlanınca yazmak istedim. Yıllar öncesinin Özlem’ine döndüğüm için olsa gerek. Eski günlerdeki gibi heyecanlanmak, geri dönüp muhtemelen süresi çoktan geçmiş eski seyahat notlarımı okumak hâlâ yaşadığımı hissettirdi. Ne zamandır pusulamı başka yönlere çeviriyor ve sevdiğim şeyleri görmemezlikten geliyordum. Bugün bu his bana artık bunun değiştirmemin zamanının. geldiğini hatırlattı.

Eh, Sevgili Macera Kitabım! Bunca zamandır beni burada beklediğin için teşekkür ederim sana.

Blog yazılarımdan e-posta ile haberdar ol

Yorum yazmak için tüm yorumların altındaki alanı kullanabilirsiniz.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir