Kayıtlar

71- Büyük resim

       Kırtasiyeci dükkanında yaşlı kırtasiyeci ve genç gazeteci, her biri kendi dünyasında düşünüp durur ve bu arada geçmişleriyle ve gelecekleriyle ilgili hesap ve yeni fikirler oluştururken, gencimiz birden bire her şeyi kontrol eden -Tanrının dışında tabî, ama yeryüzünde belki ondan bile kudretli görünen, veya öyle tasavvur edilen- biri olabileceğini düşündü. Bu parlak fikrini unutmamak için bir yerlere yazmak ihtiyacını duydu ve birden o ana ve o mekana geri döndü, çünkü zaten böyle bir ihtiyaç nedeniyle buradaydı. Ama heyhat! zaman değişmiş, kendisi de treni kaçırmış bir milletin çocuğu olduğunu unutmuştu, ne ajanda vardı ortada ne de dolmakalem. Sadece bir kaç parlak fikir kırıntısı vardı ortada, bir yerlere yazılmayı bekleyen ve böylece silinip gitmekten kurtulacağını sanan.      Biraz daha zaman geçip gencimizin ayakları iyice suya erince, aslında aklına son gelen fikrin de bildik bir şey olduğunu, komplo teorilerine inananların ağızlarında çi...

70- Arayış

       Neredeyse elini yüzünü bile yıkamadan, dolapta kalmış bir kaç parça ekmek ve peyniri bile gözü görmeden, büyük ve önemli kararlar almış insanlara has dalgınlık ve gözüpeklikle  adeta bir rüzgar gibi kendisini sokağa atan gencimiz, sabah yelinin yüzüne vurmasıyla azıcık kendine gelir gibi oldu, adımları daha yavaş ama daha güçlü olarak kaldırımlara vuruyordu artık.       Bu arada gözleri her gün önünden geçerken öylesine bir bakış fırlattığı kırtasiyeci dükkanını arıyordu. Bir ara önünden geçtim mi acaba diye bile düşündü, ne de olsa o heyecanla gözleri fark edememiş olabilirdi, ama evet, o dükkan işte biraz ileride, yaşlanmış amcaların gelen geçenleri seyretmek için kapılarının önüne bir sandalye atıp da  gelen geçenlerin hiç ilgisini çekmeden oturdukları gibi sessiz sakin duruyordu oracıkta. Eski zenginliği ve çekiciliği kalmamış, etrafını artık boş işlerle meşgul insanların doldurduğu ''Cafe''lerin kapladığı bu küçük dükkân ve i...

69- Ajanda

       Çok şeyi bir arada anlatmaya çalışan, bu arada subliminal mesajlar vermekten de geri durmayan trajikomik rüyasının son anlarında Babasına umutsuzca seslenirken büyük ihtimalle ağzından çıkanı kulağının da duyması sonucu bu diyalogun ne yazık ki bir rüyadan ibaret olduğunu, ortada diyalogdan ziyade bir monolog, olsa olsa kendi kendine bir sohbet olabileceğini, açıklayıcı ve umut verici bir çok mesaj almayı beklerken duya duya ancak acı bir feryat işitileceğini, aynen gündelik hayatımızda olduğu gibi rüyalarımızda da hemen hemen her şeyin birer düzmeceden ibaret olduğunu hayıflanarak idrak eden gencimiz, yine de durumdan vazife çıkarmaya çalışan ve bu arada - ne yazık ki eli boş bir kasaba tiyatrosu Hamlet'i edasıyla- ''yarın çok şeye gebe!'' diyerek, üstüne bir de falcılığını konuşturan, ve bu halinden de - yine ne yazık ki- oldukça bahtiyar olan, midesi boş ve  kafası karışık bu toy delikanlımız, belki daha güzel bir şeyler görürüm umuduyla yeniden daldığ...

68- Diyalog

     - Baba? Orada mısın? Beni duyuyor musun?      - ......      -Yoksa unuttun mu beni? Hatta daha kötüsü benden umudunu mu kestin?      - .....      - Oysa ben senden hiç umudumu kesmedim ki. Hem benim buralara gelmemde senin de hatırı sayılır bir rolün var, o yüzden beni bırakıp gidemezsin. Tamam, belki sen de bu kaderin ağında bilerek veya -daha çok hatta- bilmeyerek bir çeşit ''vazifeni'' yerine getirdin, beni dünya üzerine saldın, ama şimdi en çok ihtiyacım olduğu anda, belki -senin de cevaplarını araştırıp sonunda doğru düzgün bir açıklama getiremediğin- sorularımı soracağım bir sırada gidiverdin, seni nerede arasam orada olacağını söylerdin ama şimdi yanımda olduğunu hissettirecek kadar kısacık da olsa bir ses veya işaret vermiyorsun. şimdi ben ne yapacağım Baba?      - ....      - Çok küçükken, ben daha dünyayı tanımazken hep sen yanımdaydın, senin gölgendeydim, senin hemen ...

67- Tragedya

       Şehrin öte yakasından koşarak bir adam gelir;      - Duydunuz mu? Hani tefecilik yaparken bir elinde terazisini, öbür elinde kılıcını hiç bırakmadan icra i sanat eyleyen, kendisi sayısız hovardanın yatağından geçtiği halde hâlâ kızoğlankız olduğunu iddia eden her dem taze şen dul bir kadın vardı ya, ismi lazım değil,      Kalabalıktan meraklı bir ses;      - Eee, noolmuş haspaya?      - İşte o kadını bu sefer de, hani dükkânda getir götür işlerine bakar iken bazen cebinde bir kaç altını da unutuvermesiyle mesleğinde temayüz etmiş olan ve kendisini koçyiğit delikanlı diye satmaya çalışan o at hırsızı vardı ya, işte o herif i na şerif, o esnada kasa dairesinde altınlarını sayıp tartmakla meşgul olan mumaileyhi tenhada sıkıştırıp becerivermiş!     Koro;      - Yaaa!, Eyvaaaah! Vah vaaahhh!..      Kalabalıktan başka bir meraklı ses;      - Peki sonra ...

66- Nerede kalmıştık

       Teoman beyin telefonu ve ardından gelen uzun sessizlikte geçmişin eski tüfeği ve şimdilerin yorgun savaşçısı Patron, ve onun karşısında yarı küçük Emrah, yarı öğretmenini dinler gibi yapıp aslında hayallere dalmış bir ergen  vaziyetinde oturmakta olan, kendisi ileride acar bir gazeteci olmaya çalışan ve fakat -nedense- şimdilik bir türlü muvaffak olamayan, aklı karışık, duyguları -hele Jale'den sonra- epeyce allak bullak, boyundan büyük işlere kalkıştığının farkında bile olamayacak kadar toy bir delikanlı olan gencimiz acaba neler düşünüyorlardı kim bilir?      Herkesin bir derdi var, durur içerusunde diyen bir karadeniz türküsünün tam da bu halet i ruhiyeyi anlattığı bir görünümü hatırlatmakta olan bu iki adam, gerçekte o an tamamen içinde bulundukları ortamdan ve yaşamakta oldukları o andan uzaklaşmış, her ikisi de kendi dünyalarında kendileri -ve tabi kendi dertleri- ile baş başaydılar şüphesiz. Türkünün de anlatmaya çalıştığı gibi, ikis...

65- Gayya Kuyusu

     Patron biraz önceki sözlerini unutmuş gibi dalgınlıkla gencimize uzun uzun bakarak şöyle dedi;      - ''Homo Homini Lupus'' sözünü bilirsin değil mi, peki bu sözlerle Romalı bilge neyi  kastetmiş olabilir sence?      - İnsanların diğer İnsanlara karşı, ya da insan ırkının kendisi için en tehlikeli yaratığın yine insan olacağını söylemek istemiş sanırım hocam, dedi gencimiz.      -Bravo Fahrettin! dedi Patron, ben bu genci boşuna yanıma almamışım der gibi bakarak. Aslında bu kadarcık bilgi her gazetecinin hafızasında yer etmiş olmalıydı, ama ne yapacaksın, bu memlekette böyle ufak tefek meziyetlere bile dua edecek hâle gelmiştik ne yazık ki. Yokluğun gözü kör olsun!      - Bazı canlılarda da böyle kendi cinsine düşmanlık var, mesela kediler alemi diye düşünürsek en büyüğü olan aslandan, en küçüğüne kadar bütün kedilerde özellikle erkek kediler bilerek veya bilmeyerek kendi nesillerini devam ettirmek amac...