tekrar tekrar, defalarca.
inanıyorsun da kendine,
inanmanın sonu yok sanıyorsun.
*
EURAKA!
*
arıyorsun.
bazen bildiğine inandığın şeyi,
bazen etrafındakilerin senin için iyi olduğunu söylediği şeyi,
bazen hiç bilmediğin ama bulabileceğine inandığın şeyi
ve nihayet bulduğunda dahi aradığın şey olduğunu fark edemeyeceğin bir şeyi.
inancın kalırsa bulabileceğine inanıyorsun
aradığını ya da aradığının ne olduğunu.
*
yanılmaktan utanmıyorum.
*
usandım.
*
bazı anlar büyülü.
bunu yaşarken de fark ediyorsun.
hata payı çok yüksek.
ama sonra dönüp baktığında,
işte orada.
bunun seninle ilgisi yok,
o kişiyle de yok.
ama o an, sesler, renkler, kokular, teninde duyduğun dokunuş...
tekrarı olmayacak, ta içinde duyuyorsun.
ama hatırlamak güzel, iyi.
*
pişmanlık yararlı ya da zararlı değil.
pişmanlık bildiğim bir şey değil.
şimdiyi ve geçmişi seviyorum, kabulleniyorum.
gelecek konusunda kafam karışık.
*
bir öngörün vardı.
bence aşağılık ya da kötücül bir şeyi işaret etmiyordu.
sen içinde bir öfkeyle dile getirmiştin bu öngörüyü.
haklı bir öfkenin karşısında duramıyor insan.
sen durabildin, direnebildin.
ve sen kazandın (mı?)
umarım.
*
bu bir sayı doğrusu.
sonsuza uzandığını varsayıyoruz.
ama hayır.
bunu anlamak zaman alıyor.
30 birimlik bir zaman.
*
kendi yarattığı zorluklar için nasıl yakınabilir ki bir insan?
nasıl pes edebilir ya da nasıl üstesinden gelebilir?
*
kolaya kaçmadım, kaçmayacağım.
*
paylaşmak istiyorum.
hüznü, öfkeyi, kahkahaları,
domatesleri yerken burun kıvırdığım salatalıkları
ve belki pek elimin gitmediği yeşil zeytinleri.
ekmeğin bir köşesinden vazgeçeyim, hadi.
mutsuzluk paylaşılabilir değildir.
yaşanabilir de değil.
o varsa ben yokum.
sen de yok ol, e mi!
*
bu böyle olmayacak!
*
neden diye sormadan duramıyorum.
neden bu insanlar mutlu?
ben de mutluyum.
ama ben kendi kendime mutluyum.
kendisiyle mutsuz kendi kendine mutlu.
ne büyük kibir!
*