Kafka etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kafka etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Ocak 2014 Çarşamba

Kafka’dan Alıntılar

266. (Kafka’dan Alıntılar)

Gel artık! Sen olmayınca yanımda, korku başkaldırıyor, bütün gece, sabaha kadar boğuşuyorum onunla. Ciddi bir yanı var bu korkunun gitmiyor, üstelik durmadan gerçeği de sokmak istiyor gözüme ve bağırıyor sanki: " Milena da senin gibi bir insan, ne yapsın? "
Gözlerim kapalı, ta içten gelen bu seslenişi dinliyor, eriyorum seninle.

******************************

Bütün bu olanlar perişan ediyor beni. Çevremdeki her şey darmadağın oluyor sonra yeniden bir araya geliyor. Sonra başımın çaresine bakmak zorunda kalıyorum. Aslında yakınmamın sebebi güneşi görmek istemeyişim, hayata geri dönmekten korkmam.
Sen benim için saf, el değmemiş bir genç kızsın Milena. Senin gibi tertemiz, el değmemiş bir beyazlığı olan biriyle hiç karşılaşmadım ben. Böyle birine dokunabilmek büyük bir cesaret işi bu kirli, korkak, kararsız, soğuk eli nasıl uzatırım sana…

******************************

Dünyanın acılarından uzak tutabilirsin kendini, böyle yapmakta özgürsün ve senin doğana kalmıştır bu, ama kaçınabileceğin bir acı varsa işte bu da belki bu kendini uzak tutuştur.

******************************

Kesin olan çok az şey var,
Bunlardan biri de, asla birlikte yaşayamayacağımız,
Aynı evde,
Beden bedene,
Ortak bir masada,
Hiçbir zaman;
Aynı şehirde bile olamayacağız...

******************************

Sevgili Milena...
Mektubuma cevap vermediğinize göre iyi olmalısınız.
Çünkü biz genellikle iyi olduğumuz zamanlarda susarız...

Franz Kafka

Renk Kodu: C: 0 M: 62 Y: 69 K: 0



30 Eylül 2013 Pazartesi

Her Tarafa "Milena" Yazdım.

159. Gün (Her Tarafa "Milena" Yazdım)

Sevgili Bayan Milena' ya, size önce Prag'dan, ardından da Meran' dan yazdığım kısacık mektuplarıma kesinlikle cevap beklemiyordum. Umduğum gibi karşılık yazmadınız da sevinmem gerek. Sessiz kaldığımız her gün iyi olduğumuzun işaretidir. Bu yüzden sevinmem gerek ki, iyi olduğunuzu bildiğim için... Yarım kalmış bir düş gibi. Önümden geçip gidiyorsunuz. Masalar, sandalyeler, geçtiğimiz yer, hatta elbiseniz bile gözümün önünde. Yüzünüzün, ayrıntılarını çıkaramıyorum. Kötü bir yarım düş olsa gerek bu. Çok ilginç, hem de çok…

Tüm gece yağan yağmur nihayet durdu. Kutlayacağım bunu. Kutlama şeklim ise size yazmak. Bu amansız yağmurda insanın tek mutluluğu yabancı bir çevrede olması...

Aklımdan çıkmayan şu hastalığınız... Benim gibi öğüt verme konusunda pek de ümit edilmemesi gerek birinden yine de duymak isterseniz "Kendinize iyi bakın. Sizi sevenlerin fedakârlığı lazım" bunları da atlatırsınız. Sizden iyi haberler bekleyeceğim... Sizden istediğim çevirilerime bir anlık bile uykunuzu feda etmemeniz. Daha sonra vicdan azabı çekmek istemem... Kendim için istiyorum. Lütfen...

Gönül ilişkilerimde edindiğim tecrübe erkeklerin daha çok acı çektiği. Aslında bu acı karşılıklıdır. Kadının çektiği acı gerçektir ama erkeğin acısı fazladır...

Siz son mektubunuzda geniş yüreklilikle teşekkür etmişsiniz bu uykusuz adama. Olayı duyan birisi olsa amma adammış diyecek sanki. Ama o adam aslında tembelin biri süt içiyor. Her gün besleniyor, kendine bakıyor... Fakat ben ne kadar basitim, keşke görebilseler içimi. Anlatabilsem, inanırlar mı? Uykusuzluk aklıma neler getirdi. Anlamsız ve çok laf ettim. Bağışlayın beni...

Sıkılıyorum size böyle hitap etmekten. Bayan Milena yavan geliyor bu hitap bana. Yeni memuriyete atanmış bir kâtibin konuşması gibi. Ama elden bir şey gelmez. Yarının ne olacağı belli olmayan bir dünyada biz hastaların dayanakları bunlar olsa gerek. Sıksa bile muhtacız bunlara; güçsüzüz biz… Üstelik benden mektup alamayınca üzülecek kadar da iyi bir insansınız...

Anladığım kadarı ile Milena ikimiz de çok çekingen ve ürkek kişileriz. Birbirimize gönderdiğimiz mektuplar o kadar çekingen o kadar korku dolu ki. Cevaplar dersen onlar ayrı bir korku kaynağı ikimize de doğuştan gelmemiş bu özellikler ama ben de huy edinmiş artık.

Bir odadayız Milena. Birbirine bakan iki kapının ardındayız ama ayrı ayrı. Biri açacak olsa diğeri hemen ürküp kapıyor kapıyı. Halbuki bu iki kişi ürkeklik olarak bu kadar benzemeseler, biri diğerine hiç aldırış etmese açsa kapıyı çıksa dışarı odayı düzenlese. Ama hayır o da en az diğeri kadar ürküyor ve saklanıyor kapısının ardına ve o güzelim oda bomboş kalıyor ortada.

Ve bu yüzden hep ikimizi üzen yanlış anlamalar oluyor. Aslında senin anlamadığını söylediğin o mektuplar sana en yakın olduğum zamanlar yazmış olduklarım oluyor.

Geç geldi mektupların. Sana "yavrucuğum" dediğim için kızıyorsun yine bana haklısın...
Şakayı severim ama hepsinin altında bir şeyler ararım. Dünkü mektubunda ne kadar çok kullanmışsın "ve" kelimesini. Belki de bir aşağılama vardır bunda kim bilir?

Evet Milena işte Viyana'da bir postahanede oturmuş kahve içiyorum şu an. Geldim Milena. Buna hala inanmıyorum. Rüya görüyorum sanki şu an... Bugün senin sevdiğin yerleri gezeceğim.

Her tarafa "Milena" yazdım yazmayı bildiğim tek kelime bu ve ben büyük bir coşku ile bunu herkese göstermek istiyorum. Hasta olduğum için "6 ay boyunca dinlen, günlerini boş geçirmeye bak" diyorlar. Oysa bu altı ayın sadece 4 günü izin veriyorlar mutluluğa. Hala hastaysam suç bende mi peki?

Franz Kafka

Renk Kodu: C: 75 M: 72  Y: 0 K: 0


23 Eylül 2013 Pazartesi

Dayanılmaz Olan...

152. Gün (Dayanılmaz Olan)

Dün bir söz okudum Kafka’dan ve çok beğendim. Paylaşayım sizlerle.
“Dayanılmaz olan aslında yaşam değilmiş, insanlarmış.” 

İnsanların o iğneli dilleri kalplerimize saplanmasın diye uzak duruyoruz. İnsanlar içlerinde kanayan yaralarının acısını başkalarını acıtarak azalttığı için onlarla olmayı tercih etmiyoruz. Bence korktuğumuz için değil bu uzak duruşun nedeni. Her yeni yarayı kendi başımıza onarmaya çalışmaktan yorulduğumuz için uzak duruyoruz. Ben öyle yapıyorum mesela. Laf arasında laf sokan biri ile karşılaştığımda hayatımdan çıkarıyorum. Anlıyorum ki başkasını iğneleyerek kendini onarıyor. Peki aldığım yarayı kim onaracak? Ben başkasını sözlerimle dövmeyi seçmediğime göre bu insanların da hayatımda yeri yok. Yaş ilerledikçe artık ruhum bu insanları yük olarak taşımak istemiyor. Bunun nedeni korku mu? Bence değil sadece insanlar arasında seçim yapıyoruz. Ruhunu seveni, seni sözüyle yaralamayanı kalbimize konuk ediyoruz... Bu kadar basit bir seçim işte…

Yakınlıkla ilgili Osho ustanın bir yazısına rastladım. Çok beğendim. Kendi düşüncelerimle bir bağlantısı olup olmadığını düşündüm. Yoksa yanlış mı düşünüyorum? Yoksa yanlış mı davranıyorum seçim yapmakta?

“Herkes yakınlıktan korkuyor; bunun farkında mısın, değil misin, o ayrı bir konu. Yakınlığın anlamı kendini bir yabancının önünde açığa vurmaktır. Ve hepimiz yabancıyız; kimse kimseyi tanımıyor. Kendimize bile yabancıyız çünkü kim olduğumuzu bilmiyoruz. Yakınlık seni bir yabancıyla yan yana getirir. Bütün savunmaları bırakman gerekir ancak o zaman mümkündür yakınlık. Ve korkuyorsun; eğer savunmaları, maskeleri bırakırsan kim bilir o yabancı sana ne yapacak? Bin bir türlü şey saklıyoruz; sadece başkalarından değil, kendimizden de. Çünkü her türlü baskı, çekingenlik ve tabuyla hasta düşmüş bir insanlık tarafından yetiştirildik.

Korkuyorsun; o yabancıyla aranda biraz savunma, biraz mesafe tutmak sana kendini daha güvenli hissettiriyor. Ya senin zaaflarını, kırılganlığını, incinebilirliğini sana karşı kullanırsa? O insanla otuz-kırk yıl birlikte yaşamış olsan bile fark etmiyor, yabancılık hiç kalkmıyor ortadan.
Herkes yakınlıktan korkuyor.

Bu karmaşık bir sorun, çünkü herkes yakınlık istiyor. Herkes yakınlık istiyor, aksi halde bu evrende yapayalnızsın; arkadaşsız, sevgilisiz, güvenip yaralarını açabileceğin hiç kimse olmadan. Yaralar da acıtmazlarsa asla iyileşmezler. Gizlendikçe daha tehlikeli olur, kansere dönüşürler.
Yakınlık temel bir ihtiyaç; herkes onun özlemini çekiyor.

Bir taraftan karşındaki insanın sana yakın olmasını, savunmaları bırakmasını, kırılganlığını ve yaralarını göstermesini, maskelerini ve sahte kimliğini bırakıp çıplak kalmasını istiyorsun. Öbür taraftan da yakınlıktan korkuyorsun; yakın olmak istiyorsun ama kendi savunmalarını bırakmıyorsun. Dostlar, sevgililer arasındaki çelişkilerden biri bu: Kimse savunmayı bırakıp çıplak ve içten olmak istemiyor, ama herkes yakınlık istiyor.”

OSHO – Yakınlık kitabından alıntıdır.


Renk Kodu: C: 0 M: 33  Y: 47 K: 0

12 Ağustos 2013 Pazartesi

Kafka’dan Milena’ya

110. Gün (Kafka’dan Milena’ya)

Kafka’nın Milena'ya yazdığı mektupları çok severim ve

sizinle de paylaşmak istedim…




“Milena, Milena, Milena….

Adından başka şey yazamıyorum. Yazmalıyım ama! Bugün şaşkınım, yorgun ve sensizim Milena. (Yarın da yanımda olmayacaksın.) Nasıl bitik olmayayım? Hastayım diye altı ay dinlen, günlerini hoş geçir diyorlar bana… Oysa bu süre içinde yalnız dört gün bağışlanıyor! Bu dört günün salı ve pazarından yalnız bir parça, sabahlarla akşamlar da yok ediliyor üstelik! Tam bir esenliğe kavuşmadımsa suç bende mi, Milena!? (sol kulağına fısıldıyorum bunları… Güzel bir yorgunluktan sonra derin bir uykuya dalmışsın… Yoksul bir yataktayız, sağdan sola dönüyorsun ağır ağır, dudaklarımdan yana…) Yolculuğum nasıl mı geçti? Anlatayım: İstasyonda gazete bulamayınca sokağa fırladım, sevindim buna da, ama yoktun sen, gitmiştin. İyi, dedim, böyle olması gerekirdi. Sonra gene trene döndüm, düzüldük yola, gazeteyi okumaya başladım. Nasıl olması gerekirse, öyleydi her şey… Biraz sonra vazgeçtim okumaktan, sen yoktun artık yanımda… Yanımdaydın elbet, bunu bütün benliğimle duyuyordum, ama birlikte geçirdiğimiz o dört günün yakınlığına benzemiyordu bu… Alışmalıydım bu çeşidine. Gene okumaya başladım: Bahr’ın günlüğünü okuyordum gazetede; Grein’deki bir yeri anlatıyordu. Bitirdiğimde yazıyı, dışarı baktım, ters yöne giden bir vagonun üstünde “Grein” yazılıydı! Karşımda oturan biri “Narodni Listy”nin geçen Pazar ki sayısını okuyordu. Ruzena Jesenska’nın bir yazısı ilişince gözüme, istedim gazeteyi adamdan; bir göz attım, bıraktım sonra; beni uğurlarken gördüğüm yüzünü anımsadım da o yüzle oturdum ben de… Unutamayacağım bir doğa olayıydı yüzün istasyonda Milena: Bulutlardan değil, kendiliğinden gölgelenen bir güneştin sanki. Ne söyleyeyim daha? Kafam ve ellerim dinlemiyor beni. Senin…

Franz Kafka

Renk Kodu: C:0 M: 100 Y: 7 K: 62