raftan rizotto etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
raftan rizotto etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Ocak 2014 Pazar

kitaplargitmeler kadın budu köfteler beklenen yollar filler hakkında.. canıtın.. seni anladım artık..


öyle çok yapsam iyi olur şey varken..
benim yazasım var..

birçok konu birikince.. 
zor oluyor yazmak..
aslında hepsini unutup.. 
okunmuş kitaplarımı kaplasam da yerleştirsem ne güzel olur..
sonra çalışma masamın üzerinde duranları boşaltsam..
ama hepsi duracak çünkü başım ağır..
göğsümde bir fil var.. yani dün akşam vardı da .. şimdi kuyruğu kalmış göğsümde..

aslında dünya ağrısı yazasım var..
çünkü çok etkiledi beni..

mark twain miydi hemingway mi..
yazarın yazdıkları arasında kendini bulunca kendini akıllı hissedermiş okur..
bilmem akıllı mıyım..
bu konuda çok şüpheliyim..
ama dünya ağrısı hiç de amacı bu değilken benim atalet oluşumu ve canıtının varlığını..
açıklayıverdi bana..
ne ki ben kadınım..
mürşit erkek..

kitabın eleştirisini bibliyomanyaklarda yazacağım için..
bu kadarla bırakıyor..
bir de burdan ayfer tunç'a ellerine aklına .. ruhuna sağlık diyorum..

gece kitap elimde idi.. yatağa erken çekildiğimde..
tam bir okuma mekanı benim buduar..
sessiz..
baş ucu aydınlığım çok iyi..
yastıklarım pofurdak..
derken tabi bu etkilerle ve haftanın sizce bilinmeyen ama benim için..
gerici kasıcı ve burkucu bir hafta olması nedeniyle..
..
şöyle söyleyeyim.. ağustos ayında korkuyla derin bir nefes aldım ve ancak perşembe günü akşam üzeri verdim sanki..
işte böyle bir zaman sürecinin en tepe noktasını aşınca bu  perşembe.. 
haftanın sonu gevşeme zamanı oldu..
ve akşam hiç de uyutucu olmamasına rağmen sızdım.. elde dünya ağrısı..

derken kapı çaldı..
ayamadım kalkamadım ama hareket oldu ya bi kere.. yeniden dalamadım..
birisi kapıdan uğramış..
gereksiz uğramalardır bunlar.. benim gece yarısından evvel uyumamı kollarlar..

ben yeniden kitaba döndüm.. 
bir süre sonra sardı iyice..
aldı beni götürdü başka zamanlara..
duygulara.
anılara...

saat 2 yirmisekizdi bittiğinde..
oturdum önce kitapla ilgili fikrimi yazdım..
sonra  eski yazılarımı filan karıştırdım gitmekle.. kalmakla..
kalanla ilgili..

sonra uyudum..
sabah sekizde köpecik benim pencereye serenada kalkınca..
uyandım..
su içip yeniden yattım..
uyumamıştım çekirdek girip çıktı bi odama..

sonra uyandım demek dalmışım..
kalktım ki gün bitmiş..
bu gece uykusuzluklarının en fena tarafı pazarı bitiriyor olmaları..
kahvemi yaptım ev sessiz..
bir sağa sola bakındım.. 
feys ve twittıra..
ve on dakika önce çekirdeğin attığı tweeti gördüm..
taksimden..

eh ..
koştum yukarı hakkaten yok evde.. =D

meğer herkes yaşamaya başlamış da ben uyurken..
telefonlaştık.. dedim "aa gitmişin ses etmeden" mavv dedi bana..
sonra yatay geçtim hayata..
aklımın bir köşesinde hala dünya ağrısı..

ben ..
şu anda..
saime hanım usulu kadın budu köfte yapıyorum..
öncesinde..
patates püresi yaptım.. 
aklımın bir köşesinde belki 24lük uğrar fikri..
çiçeklerime bakım verdim..
beyaz porselen dolabını düzelttim..
evet öyle bir dolabım var benim..
komik bir kadınım..
bol bol kahve içtim..
kitapseverlerle mesajlaştım..
uzun bir telefon konuşması yaptım..
işte şimdi de yazımı yazdım..
sadece ataletin ataletini kaldırmak ve..
bugünü de not düşmek için...

şimdi biraz foto çekip..
gene entel dantel işlere bulaşacağım..
akşam gelenlerin ve uğrarsa 24lüğün.. karnı garantide nasıl olsa..
keyif de gerek bazen stressizinden..
ve hepimiz biliyoruz dünya aslında bizim mutfaklarda dönüyor..

gitmeden şu iki haberi vermezsem olmaz..
ilki.. bundan sonra kabul eden yazarlarla okuduğumuz ve bahsettiğimiz kitapların yazarlarıyla..
ikicisi..
artık kitap armağan edeceğiz..
bizi takip edenlere..
nasıl olacak kime gidecek.. hepsi bibliyomanyakların sitesinde ve biz yazarların sayfalarında facebookta ve twitterda duyurulacak..
ve elbet leyla hanımın facebook ve twitter sayfalarında o yüzden bence şimdi siz gitmeden şu sayfaları takibe alın..

bibliyomanyaklar sitesi. .http://bibliyomanyaklar.com/ 
facebook adresi.. https://www.facebook.com/bibliyomanyaklar  
twitter adresi.. https://twitter.com/KitapDuskunleri


Image Hosted by ImageShack.us

23 Şubat 2013 Cumartesi

şehzade çayı.. hibiscüs.. düğümlere üflesinler.. zemberek kuşu.. ve diğerleri..

çok fonksiyonlu..
runner.. tête à tête amerikan servis bir arada diye yazıyor yan sütunda..

geniş sütunda ise..
memleketimden insan manzaraları..
paylaşılan karikatür yoğunluğu arttı..
akıllı insanlar karikatüre mizaha sığınırlar ya böyle zamanlarda..

adamın beli ağrıyormuş..
istanbulda..
hem de daha yirmiyedi yaşında filan..
gitmediği kimse kalmamış geçirememişler..
kimlere mesela.. iki kez aynı bel çekici ye sonra bir de başkasına..
neyse şimdi iyiymiş..
kuyruk yağı ile kuru üzümü karıştırıp beline bağlaması söylenmiş yapmış onu..
süper gelmiş..
de idrar kaçırmaya başlamış..

bi telaş bende..
omur iliği baskını yedi yiyecek..
amanin diye..
hayır çünkü tüm bunları yapmış sekiz aydır ve sonunda gelmiş..
bana gelmiş..

top bende yani..
tetkiklerini yapıyorum..
bişey de çıkmıyor..
çıkanların da oturacak yeri yok fikir almıyor bilgi dahilinde.. 

diğeri mi..
o, sondayı çıkarmaya kalktığımda..
dört gün daha kalsın diyor..
neden diyorum..
birşeyi test edecekmiş..
neden kendine test yaptığını anlamıyorum..
zaten yapılmış testler var..
onbinlerce kişinin takiplerinden öğrenmişiz bunları..
hangi sonda ne kadar kalınca noluru biliyoruz yani..
hem bilen ben olmalıyım değil mi bu ilişkide..
hem bilim bu değil mi..
aynı ortamda aynı ortak özelliklere sahip öğelerden alınan dataların .. 
hesaplanması..
hem aynı hasta değil mi..
bana einsteinin anektodlarından bahseden..
atomu parçalamış da..
şimdi insanın içindeki 450 atom bombalık..
enerjiyi..
kullanmasını öğrenecek ve kendini iyileştirecekmiş..

karikatür vardı geçen..
bir kadın diğerine "bana ..... dedi amaaaaa"diyordu aşk dolu bir ifadeyle ..
diğeri de herif seni kekliyor özdemir asafı da alet ediyor diyordu..
o düşüyor aklıma..

selgin benden daha sabırsız evet..
eh ne olsa bir rahibe okulu terbiyesi var benim üzerimde..
ondandır fark ..
ve hem de on yıllık bir fark nerden baksan..
dünya üzerinde ..
değişiklikler yaratır düşünce inanç ve tahammül sistemlerinde..

ben ancak kaybettim sabrımı..
vah ki ne vah..

akşam..
telefonumdaki cipies kadın sesini dinleyerek istanbulun dağlarında varoş içi lüks villalarında..
ki en çok da bu güldürüyor beni..
kapılarındaki güvenlikler..
hani arkası sefilhane villaları..
yüksek duvarlar arkasındaki kendilerince yaşamı..
eğer bir topluca hezeyan olsa..
o güvenlikler..
ki çoğu da zaten alt mahallede oturuyorlar..
koruyacakmış gibi..

beyoğlu kaçtı??
5 yedi eylül müydü.. beş 6 mı hep karıştırırım..

işte o ormaniçi varoş ortası lüks yere bıraktım bir çekirdek grubunu..
yağmur altında az aydınlatılmış yerde..
cipies.. kadın sesi.. konuştu yol boyunca tuhaf tercüme edilmiş programdan anlatım bozukluğu dolu yol tariflerini..
onun da kadın sesi olmasını istemiyorlarmış duymuş muydunuz..
ama benim yüzümde artık bir gülümseme mi risus sardonicus mu ne var bilmiyorum ben..

düğüm düğümsün ey halkım..
belime kuyruk yağı saıp..
runner üzerinde  tete a tete yemek sefaları yapıyorsun..
şehzade çayınla çakralarını açarken..
guglanımdan ucuz avrupa tur biletleri alıyorsun..
tahtaya vurup aman maşallah ne kolay yer bulduk diyorsun..

düğüm düğümsün..
einsteinla enerjiyi aynı cümlede kullanıp..
bilgin olmadan bedeninle ilgili fikir üretiyorsun..
hiç anlamı olmayan..
iğne yapılma süresine kendince bir anlam yükleyip..
onu benim anlamamı bekliyorsun..

düğüm düğümsün halkım..
bir yanda.. penguenden uçan kuşa sahip çıkmaya çalışırken..
diğer yandan gedeolarla savaşırken..
anayasayla ilgili değişikleri tarışıp..
açık oturumlarda e mail ile soru atıp..
cevabı twitlerken..
ahmet kayadan şarkılar dinliyorsun..
ağrıyan başına..
çiğnenm,ş ekmek sarıyor..
olmadı anevrizmam patlamış olabilir diye ön tanıyla doktora koşuyorsun..
bazı resimler görüp modilyaninin kadınlarına benzetebiliyor..sekiz marta kadın eğitim programları düzenliyor.. 
ama aile denilen dinamiğim seni ezmesine izin veriyorsun..

düğüm düğümsün halkım..
üstelik şehzade çayı bile içmeden böyle olabiliyorsun..
ne diyeyim ben en iyisi..
hay düğümlerine üflesinler ..diyeyim..

ben mi ..
ben iyiyim süperim hatta..
elimde iriş crimim..
yanında amerikın kahvem..
fransız krepleri yutuşturuyorum..
ingiliz çestırfildimde oturmuş..
yüzümde..
domates maskem..
üzerimde.. eşortmanlarım.. ayağımda çetiklerim..
elimde bir türk yazardan orta doğu öyküleri okurken..
fonda..
mor ve ötesi çalıyor..
deli diye.. 
"bir yarım akıllı, bir yarım deli
dört yanım akıllı, bir yanım deli
herkes akıllı, bir ben deli
bir ben deli, bir ben deli..."
bağırıyorlar yumuşak ve hafif tarazlı.... ne de güzel..

onar bağırıyor.. bana iyi geliyor..
zira bildiğim bir kör kuyu yok ki..
içine bağırayım..
millet top yekun kafayı yedi imdat diyeyim..
bildiğim bir kör kuyu yok ki içine ineyim..
zemberek kuşundaki gibi..
iyi hissedene kadar bi başıma oturayım.....

biterken.
the bloggessden alıntıladım..
xanax daha iyidir çünkü  xanax beni daha iyi bir anne yapıyor hadi şimdi  ... gidin.. " 


Image Hosted by ImageShack.us

12 Şubat 2013 Salı

atalet ne yapar ne işler.. neden sıkılır da bloğa kaçar da duramaz bitiremez yazıyı.. ve diğerleri..

bbc praym da  iki program vardı sevdiğim..
biri changing rooms diğeri de bahçe programı idi..
ben de yeni taşınmıştım bahçeli bir eve..
cemal beyin bahçesi gibi 
bir bahçe oluşturmaya uğraşıp didiniyordum..

gölge.. duvar dibi ve killi toprak kabusu..
üstelik senelerce bahçeli evde yaşayıp arada bir sulamak dışında tek işim..
elmaları dalından koparıp yemek olmuş..

yani kabus bahçe..
bilgisiz tecrübesiz bahçıvan ben..

tam zamanlı iş..
tam zamanlı 6 ve 2.5 yaşında velets.

o program benim için rüya idi..
elın tiçmark ..
bahçe tanrısı gibiydi..
her bir şeyi..
anlata açıklaya göstere yapıyordu..
yıkıntıları alıp bahçeye dönüştürüyordu..

işte o programları 20 dakika boyunca izlemeye çalışma nedenim buydu..
öğrenmek..

ama daha cingılı başlarken.
çocuklar da koşarak yanıma gelip..
tüm ilgi ve alakayı isterlerdi..

ben..
onların omuzları üzerinden görmeye..
sesleri üzerinden duymaya çalışırdım..
aynı şu aralar gördüğüm reklam gibi..
tam dizi başlar .. diyor da.. bebek çığlığı basıyor ya hani..

neyse..
sonuç olarak ben de..
ben anneyim herşeyden önce dedim.
ve bir gün..
kapat düğmesine bastım..
tevenin..

bir şaşırdılar..
nooldu dediler..
dedim siz daha önemlisiniz..
kapadım teveyi.. ne yapmak istersiniz benimle..

bi süre suratıma bakıp..
arkalarını dönüp gittiler..

tuhaf ..
günde sadece onbeş yirmi dakika için..
verdiğimiz savaşmış..
annem bakalım programı mı bizi mi..
sorgulamasıymış..

ya da eminim bunda da yanlış çıkarsama yapıyorumdur..

ama o anı hiç unutmam..
yani yaşasın .. filan demediler..
ilgilerini çeken..
başka birşeyle ilgilenmek isteyen anne halleri miymiş..
bilmiyorum gerçekten..

ama hayat hep böyle seyreder..
tam çocuğu uyutursun..
sokaktan yüksek sesler gelir..
tam  bişeye başlarsın telefon çalar..

ben de..
bir konuya yoğunlaşmaya çalışıyorum bu günlerde..
ama nerde..
canıtın bile gelip bizim evde balık tutacak nerdeyse gagasını musluğa değdire değdire..

ben de ne yaptım..
bıraktım bütün  merakları..
yoğunlaşma gerektiren halleri..
bunu yaptım..


mulli.. saime hanımın bir becerikli dostu idi.. mualla teyze değil.. mulli dediğim..
zira kayınvaldesinin dili muallaya dönmez.. mulli derdi kadına..

tarif okunuyor gayet net..
birkaç gün önce..
bir hastamızın gönderdiği organik portakalların kokusunun pek latif olduğunu farkedince..
aklıma gelmişti..
her soyulan portakalın kabuklarını biriktir(dim)..ttim..

sonra mutfak makasıyla kestim kabaca..
haşladım yumuşayana kadar..
kevgirim filan yok benim.. ama şu el blendırlarından bir adet var çekmecemde..
suyu süzüp onunla çekiverdim..
pek de güzel kevgir rolü oynadı..
içine de bir kilo şeker koymadım..
az ekleyip az tadarak uygun tada ulaşınca kestim şeker eklemeyi..
üç ufak kaba koydum attım buzluğa..
o arada saime hanım usulü.. dereotlu karabiberli düdüklü tencere eti pişirdim.. bir adı yok o yemeğin..
sadece tencerenin dinine.. maydanoz ya da dere otu saplarını koyuyorsun..
üzerine kuşbaşını ortasına bir bütün soğanı..
bir kaç top karabiber..
et kokusunu yok etmek için..
düdük ötünce..
yirmi dakika..
heen de  açma kapağını..
az demlensin. etler diş diş olsun ufalansın..

yanına da geçenlerde çekirdek hastayım deyip ben evdeki çorbayı bulamayıp..
domatesli şehriye çorbası yapayım bari diyerek rendelediğim .. ama tam rendeleme bitince mevcut çorbayı bulduğum için..
buzluğa attığın hazır rendelenmiş  domatesleri  kullanarak şehriye çorbası yaptım..
hmmm..

ama içlerine en öneml,i şeyi..
özen ve sevgiyi kattım..
benim bu evdeki yemeklerimi farklı kılan bunlar..
tadına bakınca hemen bunu sen yapmışsın dedikleri bu baharatlar..
yaparken o refleks olarak yaptığım birbirine yakışan hareketler dizisinin getirdiği..
rahatlama ve huzuru hissettiğimden bir fiske de huzur katmış oluyorum anne ..

demem o ki.. aslında şu anda bu ucu başı kaçık yazıyı yazma nedenim de bu portakal ezmeyi ve eş zamanlı et ve çorbayı yapmama benzer bir neden.
bildiğim ve yapmayı sevdiğim.. hatta reflekslerimin.. beyin kabuğumdan daha çok çalıştığı..
dikkatimi de pek yormayan bir eylem olmasından.. 
 bloğa yazı ekleme işi..
yazma işi..
bir sözcükle başlayıp..
sonu nereye gideceği belli olmayan bir kompozisyona dönüşmesini izleme eylemi..
bu da huzur.. emek ve sevgiden oluşuyor..
o yüzden bana has.. ve benzersiz..

işim çok..
üstelik yapmam gereken bu işlerin büyük bir kısmını hiç yapasım yok..
o yüzden daha da çok yoruyorlar beni..
ruhumu..
özümü..

son derece saçma bulurken sadece..
tecavüz kaçınılmazsa.. kıpraşma da bari çabucak bitsin kavramına sadakatten..
yapmayı sürdürdüğüm..
yapılmasına izin verdiğim hal ve gidiş ve konuşma ve bildirim ve iletişimler..

işte bu işler arasında bir lahza huzur.. bir tutam sevgi ve göz kararı emekle..
bir yerlere notlar kondurmak..

leyla erbilin kalan'ını çok sevdim.. ama elli yaş altı kişilere ne ifade eder bilemedim..
yazı stilini..
üç virgüllerini..
başsız büyük harfsiz  sonsuz paragrafları cümleleri..
kendime benzettim..
başkasından kendi tarzımı okuyunca da sevdim..
haha evet bu tarzımı seviyorum ben..
tanısanız bilirsiniz..
konuşmam da böyledir..
başı sonu arası .. nefes almalarla bölünen.. uzayıp giden.. 
leyla erbilde.. bir de bazı sözcüklere.. takıldım..
 örnekse.. "kafkaiyen"i.. 
çok sevdim ..
aldım..
içselleştirdim..

koca kitaptaki tep tapaj hatasını..
kitabı satın almadan önce elime alıp.. açtığımda.. 
görmüştüm..
zıplamıştı gözüme..
sırf o nedenle..
bırakıp yerine yürüyüp gidiyordum..
ama leyla erbil bu dedim..
benim kadınlarımdan biri..
döndüm aldım..
hatta bu hadiseyi de unuttum..
okurken o sayfaya gelince..
aha bu kitap o kitap.. oldum..
şaşırdım..
öyle bir özel güzel kalabalık ama kuru olmayaynından ..
bereketli..
birikimli bir kitap olmuş ki..
dersin..
borges'in lafına gönderme..
" tüm okuduğum kitapları anımsayamam.. tüm yediğim yemekleri anımsayamayacağım gibi..
ancak onlar birleşerek beni oluşturdular.. "

işte leyla erbil de sanki kendisini o biricik leyla yapan bütün unsurları davet etmişti kitabına..
yemek olsaydı "kalan" sanırım her lokmasında mmmmmm der.. ağız şapırdatırdım...

ece temelkuranın bu son kitabına bittim..
muz seslerine pek ısınamamıştım ama..
düğüme üfleyecek olan kadınlardan biri gibi hissettim kendimi.. dudaklarım üff pozunda ..
okuyorum soluksuz..
ve ayrıca..
orada gördüğüm gül şarabının tarifinin peşindeyim ki.. yapar yapmaz.. bulur bulmaz deneyeceğim..

düzensiz blogcu olarak..
düzenli şekilde yaptığım tek aktiviteyi..
kitaplık kurdunun pazar kraft etkinliğini sürdürebilmek bir nebze rahatlatsa da..
yapmak istediğim onca şey var..
ve ben bir çoğunu yapamazken..
gül şarabı iyi gelecektir..
eminim..

hala okuyor musun okur..
sabırlı mısın..

bir yerlerde bir anlam oluşacak diye umuyorsan yok öyle bir durum sadece duramıyorum..
yazmayı kesemiyorum..
biri bana dur desin..


dur.......

Image Hosted by ImageShack.us

2 Aralık 2012 Pazar

tuhaflar.. börekler öyküler kitaplar alıklanlıklar hakkında..

hayat ne tuhaf gemiler filan..
nerdendi bu söylem..
anımsamıyorum..

dershanede sarkazm demiş ..içıtır oğlan..
ne olduğunu bilememiş kimse..
ironi sarkazm..anlatamamış..
ona sıkılmış..
yalnızlığını algılayıp..
en de sıkıldım.. sarkazmı bilmeden..
nasıl yapacaklar özeleştiriyi..
yoksa ondan mı bu tavan yapmış özgüven..

ayıptır söylemesi.. pastırma almışız..
ama pek yenmiyor malum..kokar filan..
aklıma düştü..
zamanında birpasırmalı börek yapardım..
sufle gibi..

bu sabah da yufka geldi beynim okunmuş gibi..
bu arada halk ekmek yufka diyorum daha da demiyorum..

her zaman yaptığımı yaptım gene..
paldır küldür daldım olaya..
kırdım bir yumurtayı..
yoğurdun içine.. sonra kaşar peyniri aradım..
bi cimcik kalmış..
pastırma desen havaya karışmış..

az hazır bir harç kaldı elimde..
emprovizasyon iyidir..
ne varsa onu koydum içine..
ben de..

suflemsi börek..
yeter ki fırın çalışsın..

bu aralar..
her pazar mutlaka..
fırını bir çalıştırasım var..
bu pazar eski zamanlarda çok yaptığım bugün emprovizeettiğim kavırladığım börek..



iki ... likörümü çalkaladım..
narlı tarçınlı votka da diyebiliriz..
şekeri eklenene kadar votka durumunda..
haftaya pazar açabağım üç hafta tamamlanmış olacak..

bir de şu karabiberli ballıyı yapasım var..
ama votka bitmiş..
yok doğru dilbilgisi olsun..
bitti.. ben bitirdim..içerek değil..
likör yaparken bitirdim..

üç..
bir hafta önce bastırdığım fotoğrafı sonunda çerçeveye koydum..

skenırı birbulsam..
birkaç iş daha halledeceğim ama..
üf..
heryerde her zaman kullanabilmek istersen..
hiçkullanamıyorsun..
bizim evdekural bu..
nereye koydum bilmiyorum..

çin daması kitabını bitirdim..
çok bişey anladım diyemem..
sonra da yanlış çin daması kitabını aldığımı farkettim..
tuhaf..

blogla oynayıp.. 2012deki kitapları iki kategoride yazasım var..
aşık olduklarım..
kibele sahibine bağışlasın'lar..

bir öykü yazılıyor beynimde..
eşzamanlı üç kadın birinin beyninden diğerine..
akış..
anılar..
ama kavırlanmış halde..
bu sefer notlar da alıyorum..
pek profesyonelim anlayacağın..
ama şu var..
bir de erkek olmalı..
unları birbirine bağlayan..
işte onu oluşturamıyorum henüz..

birazdan.. böreğimi yedikten sonra..
haha du blog..
her bişey yemekten bahsettiğimde..
aklıma şu "tostumu yedim" esemes'i geliyor... 
her yemekten bahsettiğimde..
bu bir sendrom mudur..=)

böreğimi yedikten sonra..
inip buduarda yazmaya başlayacağım..

hadi bi deşarkı söylemek geldi içimden..
şi is a veri gud felov...
şi iz a veri gud felov....

ve şu anın şoku..
saimehanım.. iğne bıçak ya da soğan ve sabun gibi acı veren batan şeyleri aldığında.. birinden..
bozuk para verirdi..
yoksa iğne gibi batarmış..
bıçak gibi keser.. sabun gibi acıtır..soğan gibi ağlatır..
ve bu an filmde biri bıçak armağan etti diğerine.. bozuk para ver dediler.. diğerleri..
armağanı veren şaşkın baktı.. yoksa dostluğunuzu keser..
diye açıkladılar..

hmm..
ne tuhaf evrensel inançlar..

hehe bu yazının başlığı tuhaflar olsun..

pese: bu film benim.. yazı yazmama engeloluyor..
"ormanda kaybolan insanların çoğu utançtan ölüyormuş..
oturup nerde hata yaptım diyor ve çıkış bulamıyorlarmış..
nasıl çıkarım diye düşünmüyorlarmış..

peki..
bunu hayatta kullansam ben..
telif de vermesem...
izleyeyim bakayım..
bir yandan da yılbaşı listemi yapayım..



Image Hosted by ImageShack.us

2 Eylül 2012 Pazar

ara verme nedeni.. yeniden dönüş özeti canıtın martı hareket ve migren ama en çok ergen ..

tamam.. epeydir yoktum..
biraz benim bağlantı sorunum vardı..
biraz da internet bağlantı sorunu yaşadım..

aklıma gelenleri not bile alamadığımdan..
çocukluğumdaki gibi yaptım..
günde birkaç kez..
aklımda tutmak istediğim şeyi tekrarladım.

o yüzden..
her paragrafı farklı bir yazı olacak bu..

*********

bazen hayatın en önemli ipuçlarını iş işten geçtikten sonra öğreniyoruz..

bunlardan iki tanesi benim haftamı etkiledi..

ben fırsatı kaçırdım ama..
başkalarına gerekirse diye..
not alıyorum..

sabahları işe giden kadının
bir de çocuklarını kaldırıp servise hazırlaması yoğun ve stresli bir zaman dilimi haline getirebiliyor sabahları..

sık sık.. ses sertleşmesi..
uyarı sertleşmesi..
emir cümleleri ile dolabiliyor..
pasif ya da aktif direnişe geçen çocukla..
bazen yoğun bir sinir bozukluğu oluşabiliyor..

ben bu duyguyu içimde saklardım gün boyu..
neden kızdım..
niye azarladım diye.. suçluluk duyardım..

iki gün önce vir alzaslı dostumla beraberdim..
bir kızı var.. o yalnız bir anne..
"oo dedi sabahlar zor oluyor..
çok bağırışıyoruz..
o yüzden bir karar aldk..
sabahları normal zamandan kabul etmiyoruz..
sabahları yaptığımız şey kavga değil..
sabah davranışı..
stresli oluyoruz.. yeni uyanmış oluyoruz.. keyifsiz oluyoruz  ..
dedim kızıma.. 
o yüzden sabahlar sayımıyor. dedim..
ama akşamları hafta sonları aynı şekilde davranamayız.."

keşke daha önce duymuş olsaydım bu yaklaşımı..
hemen benimserdim..
sabahları özel sayar..
diğer zamanları etkilemesine izin vermezdim..

**********

bloğuma güzel şeyler yazıyorum..
çünkü çocuklarımın onları anımsamasını istiyorum demiş.. lalem bir yazıda..
keşke bu cümle daha önce gözüme atlasaydı..
keşke lalem bunu kocaman yazsaydı bloğunun üzerine..

bende bir terslik var..
anı olarak hep üzüntü hüzün kalıyor bende..
hep onları yazıyorum..
onları analiz etmeye uüraşıyorum çünkü..
o anılardan ders çıkarıyor ve bir daha olmamasını..
başkalarına yansımamasını sağlamak için oluşumunu anlamam ve..
iyice analiz etmem şart..
bunu da yazarak yapıyorum..

hep hobara hebere yazanlara da biraz kızıyorum..
hayat bu değil diye..
lalem bana kızma fırsatı verecek gibi yazmıyor..
aslında hüznü yazmıyor ama şeker pembesi gibi de yazmıyor..
hem canlı hem keyifli hem ironik onun anılarını kaydetme tarzı..
o yüzden gerçek üstü gelmiyor..

ama keşke amacını..
bu tarzı seçme gerekçesini bileydim yav..
dedim..

şimdiden sonra bunu motto edinmeye kararlıyım..

************

alzasyen kadınla yemeğim çok ilginçti..
o yirmibirliğin fransızca hocasıydı..
bazen yol arkadaşlığı ederdik derse giderken bazen bir kadeh şarap veya kahve içimişliğimiz vardı ama bu sefer..
tamamen iki kadın olarak yemek randevusu istedi benden..
ve çok hoştu..

yalnız bir anne o .
tamamen kendi tercihi ile..
kızıyla birlikte bir yaşam biçimi kurmuş burada..
dramları.. trajedileri..
yaşadıkları..
sevinçleri.
herşey i tek kişilik bir dünyada hazmediyor..
ilginç mantıkları tuhaf bir sükuneti var..
bana değişik pencereler açıyor..

***********


home tv izledim az önce..
anthony bourdain..
istanbuldaydı..
yabancıların gözünden içinde yaşadığım dünyayı görmek ilginç oluyor..
hani biz içinde olduğumuz denizi artık farketmiyoruz ya o açıdan.. 

gerçi o yemek için geziyor..
ramazanda buradymış..
bir ev yemeği..
bir asmalımescid meyhanesi..
bir alevi mutfağı kebabevi..
asitane.. saray mutfağı şeklinde çok çeşitli yemek alanlarında farklı insanlarla beraber oldu..
hatta haliç kenarında oruç açanların çadır yemekleri ve ramazan eğlencilerini..
ve sultanahmet  semtinde sahuru bile görüntüledi..

ilginç bir taksi şöforünün varlığını onun sayesinde öğrendim..
ingilizce konuşan neşeli keyifli ihsan..
her bir binanın yapılış tarijhini bilen ve tarihçesini özetleyebilen ihsana hayran kaldım..

istanbul temiz dedi  bourdain..
midye dolması yedi boğaz kenarında ve kayıt dışı ekonomi ve kayır dışı 
 midyelerdeki ağır metal zehirlenmesinden de söz etti..
"bu o kadar lezzetli ki komşunla paylaşırsın dedi.. " ..
"ama komşunu zehirlememen gerekir..

"reklamcıların bir antik çağ kalıntısı.. bir süper gökdelen görüntüleri ile hazırladıkları istanbul ve türkiye tanıtım filmlerinden dem vurarak..
"biz artık o değiliz.. ama hala biraz da oyuz".. diye kafa karıştırıcı bir mesaj verdiğini..
esas eğer yemeğin üzerinden gitsek nasıl da daha iyi tanıtabileceğimizi söyledi..
ve türkiyeye gelmeyi hep ertelediğini..
ama şimdi çok memnun kalıp..
daha önce bunu kaçırdığını düşündüğünü söyledi..

en hoşu ise..
meyhane mezelerine bakıp..
bunun yunan bunun slav.. bunun  bilmem ne yemeği olduğuna yemin edebilirdim..
osmanlı imparatorluğunun bütün oralara yayılmış kocaman bir imparatorluk olduğunu bilmesem ".. dedi..

birden bir şimşek çaktı aklımda..
zeytinyağlılarım türk yemeği olduğunu iddia eden ve hebire yunanlılarla kapışanlar var biliyorsunuz sağda solda itişilip durur..
biz orta asyadan et ve baharatlarımızla geldiğimizde..
ne deniz balığı .. ne tahıl.. ne de hele zeytin ve yağını görmemişken.
bizim diye .. milat öncesinin zeytinyağı toplumuyla kapışmaya kalkmamız bana hep ironik gelir de..

işte sırrı ..
işte aslında bazı parıltılı insanlarınç
örneğim benim " dilek hocamın" sırrı bu.. 
çok sevdiğim.. mine'm  kırıkkanatımın sırrı bu..

bize nasıl avrupalı değil dersiniz demişti..
fransız tevesinde fransızlara..
sonra osmanlı harıtasını gösterip..
350 yıl.. macaristanda yaşadık.. =)

bize nasıl bu mutfak sizin değil dersiniz..
yediyüz yıl.. oralarda yaşadık.. =)..

tam olarak iade edemedim..
ama içimde biliyorum..
eğer nasıl klavyeye dökebileceğimi çözersem..
yazarım..
***********

sağ elimin işaret parmağının tırnağı..
benim mottom ve can simidim..
oldu..
ve başarılı da oldu..
basit ve ilginç bir çözüm..
neden ve nasıl olduğunu yazasım yok..
ama kayda geçmeli ..
o kadar önemli çünkü.

kemal'e eren kadınları yazdım bu kez kitap eleştirisinde..
çok güzel bir kitap..
aldı beni götürdü..
o yulların dünyasına kadınların ruhlarına..

*********

oscar wilde ile ilgili bir kitap okuyorum şu anda mum ışığı cinayetleri..
ve eş zamanlı okuduğum.. savaşları filleri anlat onlara yı da bitirdim..
eski gerçeklere..
notlara mektuplara dayandırılıp arasındaki boşlujların yazarın keyfince doldurulduğu eserleri okumaktayım üstüste..
hoş oluyor..

*********

son iki haftanın on günü manevi açıdan biraz zedeleyici oldu beni,m için..
ve çevremde bazıları için.. yedim bitirdim onları sonrasında da migren krizleri elbette..
şu anda yazı yaıyorsam..
insan üstü.. inatla yapıyorum inan..
gözüm çıkmak üzere..
gene krizdeyim..
ama aldım bazı kararlar..
bir yeniden kendine geliş..

********

şunu çok iyi anladım blog..
bizr zamanlar..
b..kuna cila yapan insanlardan söz eden bir dostum olmuştu..
gerçekten varlar..
ve üstelik bunu farketmeden yapıyorlar..
çocuk yetiştirirken almaları gereken sorumlulukları ve onun getirdiği zorluklar yüzünden almak istemiyorlar..
bir kıstlama ya da yasak koyduğunda..
arkasını kovalaman gerek..
ergen dediğinin.. tek işi kendi istediğini gerçekleştirmek olduğundan..
o israrlarda krizlerde ve kaçamaklarda..
sen de onu kovalamak zorundasın..
ama bu senin bin işin arasında çok vakit yiyor..
bu yüzden başını öbür tarafa çevirirsin..
hiç sorun kalmaz..
görmezsin.. yok olur..
işte bu nedenle ne kadar yalnız kalmışım ben ergenlerim ergenliğin tavanlarında gezerken..
kadınlar..
kendi ergenlerinin gösterdiklerine bakmış geçmiş..
gördüğünü beğenmezse.. kafasını çevirmiş geçmiş..
bu yüzden tek sorun gören sorun kovalayan olarak aman ne kadar yorulmuşum..
kızgınım biraz..
ama çözdüm artık..
ve ergen konusunu kapadım arkadaşlar..
ergenleri n yaşamı zor..
eğer onlara arkanızı dönerseniz..
kendi geleceğinizi de onlarınkini de yok edersiniz der geçerim..
son alarak..
yabancı kültürlerden..
çocukları özgür bırakma örneğini alırken..
yanında onların çocuklarına verdikleri sorumluluk kültürünü almadığımız için..
şımarık.. kendinden başka kimseyi düşünmeyen..
ve  sorumsuz genç insanların bundan bir beş on yıl sonra..
bize vuracağı.. şamarı hayal dahi etmek acıtıyor bilin..

hadi blog..
görüşmek üzere..
Image Hosted by ImageShack.us

13 Mart 2012 Salı

robotlar nörozlar.. ve martılar.. ve puantiyeli bavullar.. çizgili de olabilir ve diğerleri....

Bak şimdi blog..
Bi sürü fikir var kafamda kimisi de oldukça muzur..
kimisi daha halim selim..
Kimisi de gitmekle ilgili her zamanki gibi..

Bir bavul görmeyeyim.. hele şu puantiyelileri.. hemen gözümün önünde.. yelkenler kum deniz.. şort üzerine mavi beyaz çizğili bol penye.. ordan buradan sarkan salaşlarından..
Ayakta hafif.. yok gibi sandallar.. koca güneş gözlükleri.. ve beyaz hasır şapka.. oldu olacak ona da bir şifon eşarp dolayalım.. oh.. efil efil..
Ama nerde.. nerde.. akıl fikir kalmadı ki.. dur düzelteyim.. kalıcı olamıyor ki.. tam bir hayal şekillenmeye başlıyor .. buummmmm..
Bi kere bu kar buz gri.. zaten obsesif depresif milletiz.. herkesin ki azdı iyice..
Bu sağlık bakanlığı çevire evire can sıkmaktan.. kimsenin hasta bakası da kalmadı.. bezginler…
Nörolojiye gidiyor millet romatizma tanısıyla çıkıyor..
Sonra o izden yürümeni bekliyor karşına gelen..
Doktorlarla hastalar ne zaman saf oldular..
Aslında göğüs göğüse savaşmak değil de.. elele ekip olmak gereken bu kadar önemli bir konuda..
-ben bir yıldır düşüyorum .. bıdıbıd bıdı.. şuram da ağrıyor..
-peki bu düşmeler nasıl oluyor.. aniden biri arkadan iter gibi mi.. yoksa başınız mı dönüyor..
Cevap… ama ile başlıyor..
Amanın burada yeri yok..
Düşmek kabahat değil de neden düştüğünü araştırmamak kabahat..
Da.. bizim tuhaf durum komedimizde.. vay hastama düşkün mü demek istedin o nasıl akıl fikir derin düşünce sahibi olmaktan düşüyor..
Muayene ediyorsun bir tarafında güçsüzlük var.. hastanızın sol tarafında hafif güçsüzlük var bununla ilgili tetkik yapıldı mı..
Ama ..
Baba.. daha iyi sık elini ..
Ama..
Hay…….neyse..
Bir Amerikalı hastam oldu bu hafta dayak yemiş buradaki sevgilisinden..
Ben elbet ayyycanımmm moduna geçtim aniden ve elimdeki her şeyi seferber ettim.. psiko terapisi.. fizyo terapisi.. atalet terapisi..
Ama kadın cıx dedi.. ben bir detoks yaptırırım düzelirim..
İnnasabirin derdi abim çocukken dili dönmediği için.. işte ondan istiyorum ben..
İşte böyle olunca.. direniş kırıcı olmak.. tanı koymak çok zor..
Ve çok vakit alıyor yalvara yakara bakıyoruz.. hastalara.. bi de unutmayın ben özel kurumdayım..
Bi de dediğimi yapmamak bana karşı temize çıkmak için.. para ödüyolar.. randevular ala ve valalarla.. gelip..
Sonra ne önersem cıxxxx…
Bu geriyor..
Gerer de..
Eh bizim ev zaten hepten gergin..
Mesela geçen İspanyolca kursundan geldim eve gecein onbirinde.. açım kan şekerim yerlerde.. üşümüşüm ve başım ağrıyor.. hemen daha paltom üzerimde iken soktum mikrodalgaya yemeğimi..
Babası kızı da ohhh battaniye altında film izliyolar…
Çekirdek dedi ki.. bana çukulata getirdin mi..
Yoo dedim neden ki.. bir fırladı.. ben o kadar mesaj attım da.. bıdı da topuklarını yere vura vura odasına gitti bir afra.. geri geldi bir tafra.. dolapları karıştırıyor güm pat kapatıyor kapakları.. alıvereceksin saçlarını dolayıvereceksin gibi fanteziler kuruyorum..
Hadi dedi babası gidelim alalım kızım.. benzinciden.. baktım pek sivil ben hala mantolu (ve hala aç) işte şu koca çenem neden durmazsa.. e ben giyiniğim kızım hadi gidelim dedim..
Aldım kumandayı.. arabanınkini.. bastıp bıgıdık dedi.. aynı anda çekirden bindi arka koltuğa yerleşti..
Ben de bindim şöför koltuğuna ama arabadan ses geliyor.. bık …. Bık.. anahtarı soktum.. çalışmadı.. ay alarm açık.. bas düğmeye.. bıgıdık.. sonra bık… bık.. deliricem.. alarm iptal düğmesi var gizli biyerde.. bas.. anahtarı sok çevir.. bıgıdık bık ..
Babası geldi.. senin elektriğinden oluyo bu.. dedi..
Hahay dedim varsa öyle bir yeteneğim hemen geliştirmeye başlayayım ben bunu… süper güç.. yaşasın..
Onbeş dakika uğraştılar bu arada ben hala mantomla mikrodalgadan çıkmış ve soğumuş olan yemeğimi ayakta kaşıklıyorum mutfak camından izlerken.. ve çekirdek arka koltukta oturmaya devam ediyor.. hiç sesini çıkarmadan..
Yedek anahtar dediler.. yemeğimi bıraktım.. hala mantomla yedeği buldum çalışmadı..
Neyse sonunda bir şekilde.. Oldu araba.. bindim.. ikibuçuk dakika uzaktaki petrolcüye gittik.. aldık çukulatasını..
Döndük eve..
Gerçi.. uyarı konuşmamı sığdırdım ama dönüş ikibuçuk dakikasına..
Gergin derken işte bu gibi durumları diyorum..
Bahar ayları çekirdek .. tam çitlenecek kıvamda.. ama..
Kıyamazsın.. bir 21lik var.. ruh eşi o da uçuşlarda bu ara.. bu hafta iki kez evine gitmem gerekti..
Ruhuma iyi geldi.. puanlı bavulu alsam da gelsem mi dedim.
. yok dedi..
-Sevgili bulucam o zaman.. Dedim..
Hiç durma.. dedi..

minicik bir mutfak robotu aldım ona.. mutfağa meraklı dedesi gibi..
parçalıyor dilimliyor.. ve de rendeliyor.. hem de rendelediğini bi de dışarı da veriyor.. o da alışveriş yapmıştı.. tek bir pırasa almış.. onu da boylu boyunca.. buzdolabının kapağına dikleme yerleştirmiş.. =).. pırasayla bir yemek tarifi vereyim dedim.. ver dedi.. yaz dedim gugla atalet.blogspotnoktakom.. hani bir kişilik yemek tarifi vardı mozzarellalı filan..
bi baktım bizimki yazıyı okuyor.. çekirdek kim dedi.. e bizim çekirdek dedim.. ben kimim dedi.. 21lik dedim.. =P.. onun evde pisi teveye bağlı zaten teve pisi ekranı görevi görüyor.. başka ekran yok.. teve kablolu yayın filan da yok.. dev ekranda benim blog güzel görünüyormuş..=) ben deftere yemeğin tarifini not ediyorum..
o da okurmuş meğer.. ben tarif göremedim dedi.. =D..
yeni nesil.. kaç okurun var dedi.. bilmem dedim.. reklam alalım dedi.. salla dedim..
dün gece.. telefon etti.. pırasa doğramış robotta.. onu eklemiş bunu kıymış.. memnunmuş.. hayatının en iyi yemeğini yapmış.. tarifini vereyim dedi hınzır.. yap da yiyeyim dedim sevindi pek..

yaz dedim.. unutursun yoksa.. yazarım dedi.. ki eminim yazmadı.. =)..
çok şeyler yapasım var..
ona bir yemek kitabı hazırlayasım var..
tamam ya çekirdeğe de..
sonra.. bir albüm hazırlayasım var... tamam çekirdeğe de..

Şimdi bu yazı.. için pisiye girdiğimde.. ne notpadi be wordpedi açamadım iyi mi açıla açıla bu word açıldı o da her yere bir büyük harf ekliyor..
Yani bu bile sinir törpüleyici..
Bahar gelsin artık.. yaz alınmasın üstüne..
Nörozlar obsesyonlar.. çekilsin kenara..
Fotoğraf makinesinin şarj kablosu neredeyse çıksın ortaya..
Fena halde yola gidesim var.. anlatmış mıydım..
Hani şort.. sandalet.. omuzu kayıvermiş.. dekolteyi açıvermiş denizci penyesi.. lavantalar.. kum deniz.. şarap filan..
Demiş miydim……..
Ha aklıma gelmişken bir de İspanyol hastam oldu bugün.. pek aklı başında idi bin kere grazias muchos dedi.. ben de bin kere de nada dedim =).. sevdim İspanyolları kolay anlaşılıyor kendileriyle.. Amerikalılardan iyi en azından hasta olarak.. detoks filan istemedi..
Ve son olarak.. isabel.. yazıyo musun anacım hazırlanıyorum son hızla…


Image Hosted by ImageShack.us

4 Mart 2012 Pazar

bloklamak.. ambargolamak.. papanas..boğaz ağrısı.. canıtın ve diğerleri....


biz fransayı defalarca reddettik.. blokladık...kültür bariyerleri koyduk..
ben lisedeyken alabildiğim 33 lükler ve 45likler bir anda bitiverdi../ fransızca ise al.. derdisaimehanım.. her hafta bir 45lik her ay bişr 33lük..beklemeyi bilmem ondan mıdır../
sanırsın fransız müziği bitti.. bende bir 10 yıllık karadelik var..

dergiler geliyordu ama..
kadınları kim durdurabilir..
moda dergileri hep geldi.. moda o zamanlar fransa merkezli.. ingiltere daha atağa kalkmamış.. italya ispanya..hele amerika.. hıh....
=)

elle o zamanlar en arka sayfayı dörde bölünebilecek şekilde üst ortadan aşağı ve sol ortadan sağa delikli yapar.. /pul gibi iste/..
derginin en köküne yakın yerine.. koparınız diye işaret koyar..
her bir ufak dikdörtgene bir yemek tarifi.. önü resim arkası tarif..
aynısından bir tane de örgü tariflerisayfası eklerdi.. FİCHE - CUISINE.. FICHE TRICOTS..

moda magazin .. makale
/ mesela iran devriminde yüzü kezzaplanan.. dukakları camla kesilen .. fransaya sığınma hakkı istemiş kadınlarla..plastik cerrahi koğuşunda yapılan röportajı orda okumuştum..
burda bizim haberimizbile yoktu olan katliamdan..
biz kendi katliamımızla meşguldük.. onlar zındık biz şehir gerillası avlıyorduk../
eh üstüne yemek örgü..

yemekle pek işim olmazdı..

am aörgüler.. süperdi.. sanırım yarısını imalettim..
birmanevra sandığı dolusu örgükazağım olmuştu biryılda.. be her biri hiç görülmemiş bilinmemiş desenlerde idio zamanlar..

arada mutfakta da ben varım diyesim gelirdi..
saimanımın mutfağını işgal ederdim...
birkısmı asla yapılamayacak şeylerdi..
malzemenin ne olduğunu bile anlamazdım..
marzipan ne..
mozarella kim.. korn flakes nasıl birşey..
neskafe getirecek olmuştu bir arkadaşı annemin de..
yanlışlıkla .. şimdiher kafede bulunan french press dedikleri.. fransızların da filte dediği aletle yapılmak üzere çekilmişolanını almış gelmiş..
teneke kutu.. açıyorsun.. türk kahvesinden daha iri grenli bişey..
nasıl pişirirsen pişir olmuyor..
arkasında percolatorilekullanın diyor..
guglanım daha portakalda vitamin..
sözlük.. ki o zaman lugat denirdi..
bir tarif veriyor.. uzay temasına benzeyen..

ilk perkoleytırı kim getirdi bana..
bardağın üzerine oturtup içine kağıt filtre konuluyordu..
ama kahvesini bıulmak ne mümkün.. ve bitince filtresini..

neyse işte malzeme sıkıntımız vardı..

bir pazar.. bu tarifi okuyunca..
aha dedim bundaki kerşey tanıdık..

beyaz peynir..tuzu alınmış olucak evde var..
yumurta evde var..
un evde var..

bu kalıp ne kadar dedim cemal beye.. beyaz peynirden söz ediyorum..
ve hepsini kullandım..
cemal beyin gözleri dışarı uğradı.. benim bir haftalık beyaz peyniri.. çatallaezmeye başlamam üzerine..
ununu.. yumurtasını.. akını filan dendiği üzere yaptım..
kızarttım..
pudra şekerledim..
nasıl hafif..
nasıl leziz..

o gün bugündür arada yaparım..
çocuklar mücveri ve krepi daha çok seviyorlar..bu hafif tuzlu hafif tatlı şey onların ağız tadına pek uymuyor..
o yüzden yılda bir kere iki kere.. kendi nefsimi körletmece.. yaparım..
tavsiye ederim..

bu sabah boğazım yanıp duruyor..
yumuşak bişeyler yiyesim var..
evde suya basılmış bi ton keçi peyniri var..
birileri getirdi.. kır evlerinin yöresinden..

hemen yaptım..

hemen derken hemen.. omlet hızıyla =)..

sulandı mı ağızlar..
tarifii aklımdan yapıyorum.. onca basit çünkü..
ama hadi, size vereceksem..
birkontrol edeyim dedim..
eski rum yemeği ya da roma yemeği imiş..

ama ingilizlere verilen tarifler.. pek benimkine benzemiyor..
fransızca da aradım..
elle dergisinde çıktı.. =).. benimbin yıl önce aldığım tarif..

buyrun..

papanas

500 gr beyaz peynir..
200 gr un..
4 yumurta..

suda bırakılmış olan peyniri bir saat " pirinç" eleğinde bekletin..
sonra yumurta sarıları ve elenmiş unla karıştırın.. pürüzsüz olsun..
sonra.. yumurtaların aklarını "sert kar" kıvamında çırpın..
yavaş yavaş kaldıra kaldıra.. karıştırın onu da..

tavada yağı kızdırın.. kaşıkla karışımdan yağın içine azarazar koyun ve üzerine basarak yassılaştırın..
altın rengine gelince.. alın tavadan..
diğerleri de hazır olana kadar..
sıcak fırının açık kapağında.. soğumaması için orda bekletin..

üzerlerine pudra şekeri serperek..
sıcak olarak yeyin..

sofra ipucu: bu yemek tatlı veya tuzlu olarak tüketilebilir.. tuzlu yemek isterseniz.. pudra şekerini esgeçin onun yerine ince kıyılmış yeşillikler kullanın..

yarasın..

=)

ben artık sıcak fırınmış.. grammış.. tartıymış onu geçiyorum..
el göz kararları ile yapabiliyorum..

ama şu orijinal tarifi görünce..
ağrılı boğazlı..
birbuduar kadını olmaktan çıktım..
ben biranda.. gencecik.. hevesli.. etrafında panik halde dolaşan cemalbeyleberaber..
o davlumbazlı.. hoover marka fırınlı eve gittim..
o fırının sıcak tutma bölmesi vardı..
üstü ocak..
altı fırın..
arada bir bölümü de..
sıcak tutma alanı idi..
ama sıcak tutma bölümüne papanas koyacağım diye..
fırını yakmaya çalıştığımda..
havagazı fırını yakacak basınçta değildi onu hatırlıyorum..
istanbulda vardı böyle bir sorun.. havagazı sorunu =)..

cemal beyin şaşkınlığı ise.. benim gerçekten.. sıcak tutamk için fırın yakabileceği görmek olmuştu..
biz ekonomi çocuklarıydık..

iyi pazarlar olsun..

Image Hosted by ImageShack.us

18 Kasım 2011 Cuma

entelektüellik.. kitaplar.. bir çörek ..bir kitapsız adam.. ve diğerleri..

blogları yönet.. toplam 1..
yeni kayıt..

dili ne sevimsiz sanal aleme yazı eklemenin..
oysa.. anı defteri.. günlük.. andaç her ne dersen..
ondan olsa.. aç sayfayı..
al eline kalemi..
yavaş ağır özenli..
bazen hırslı.. öfkeli.. yaz..
sayfa hışırtısı..
kağıt dokunuşu özlüyor bazen elimin dış kenarı..

enteliz fazlasıyla..
kendi adıma ben öyle düşünürdüm..
son zamanlarda hep aynı şeyi söylüyorum..
merdivenli kütüphane düşleyen..
jane austen sheakespeare ve benzeri yazarların ev müzelerine bir gezi hayalleyen..
hokka buldum diye sevinen..
renk renk mürekkep biriktirip..
defter tasarlayıp..
kırtasiye gezip..
eve gelince.. kütüphanesini görecek bir koltuğa yerleşen bir kadından ne olur ki..

birisi geldi bugün..
benim de kargom geldi..
can yayınlarından bir kitap çıktı içinden ..
marquezin bir kaçırılışın hikayesi kitabı..
-cem yayıbları mı o..
-can..
-tanıdım da kırmızı kalbinden..
bu noktada üçüncü bir kişi girdi devreye..
-evet tanır hepsini dağıttı da.. o arada elinden geçti..
-bi kısım kalmış.. onlarla soba yakıyorum..
o noktada gözlerim yuvalarından uğradı..
yakmak..
nasıl yani..
üçüncü kişi.. devam etti..
-hiç sevmez dedi.. kitap.. evinde bir tane kitap yok..

benim gözlerim hala dışarda idi..
kitabı olmayan bir ev.. ruhsuz kalır dedim..
bilinçle..
ve sonra da..
kitabım olmadan asla dedim.. kızım olmadan belki.. ama kitabım olmadan asla..
şurdan şuraya kıpırdamam..

iki tarafın da birbirini anlama şansı yok..

diğer bir çok özelliğini severim oysa..
nalburiyeden anlar eski eşyaları kurtarmaktan anlar..
fotoğraftan anlar..
yemekten anlar..sofradan ve içkiden anlar..
ama sözcükleri nasıl almaz kişi yaşamına..

gelelim..
dün okuduğum bloğa..takıldım kaldım ben orda..
prustun madlenine..
hani ağzına atar da ve ardından hatıralar dökülür.. lezzetle beraber..
adam da.. çaya batırılınca yumuşayacak madlen tarifi peşinde..
batırmış olmamış bayatlatmış olmamış bin tarif denemiş olmamış..
prust uzmanlarına danışmış..ağzına attığı ve çiğnemeden tad alıp yuttuğu konusunda iddialı..
birisi çiğnemiştir demiş.. yazıda çiğnemek yok tartışması yapmışlar..

işte bu noktada..
sapıttığımı hissettim..
var böyle uçuk tipler avrupada ve avrupa bundan bitiyor..
üretmeye gerek yok..
katkıya da..
bir nostaljidir.. bir entel dantel analizdir.. gidiyor..
avrupa can çekişiyor..
bunlar sömürgecilik alışkanlıkları..
çalışsın köleleştirilmiş insanlar yesin avrupanın entel danteli derken uyansın köleleştirilmiş insanlar..
göçsün gelsin avrupaya..
ekmek aslanın neresinde bilmem ama ne bu tipler.. memnun yaşamdan.. ne göçüp gelenler..
kitap yakan insankişi ile ben kadar hatta daha da fazla uzaklar birbirlerine..



gerçi zaman zaman.. hayallenirim ben de..
bir şarap bağı evinde yaşadığımı.. kütüphane odamda deri koltukta şömine başında keyif yaptığımı.. camdan bakıp yeşil alanlar gördüğümü.
yazı masamda güzel şeyler yazdığımı..
ama bu bir kesittir hep.. sonunda hayalimde bile illa ki.. dışarı çıkıp.. bişeylere karışırım..
bi ucundan tutarım yaşamın..
bir zorluğa koşarım kendimi..

yok kendimi övesim yok.. o değil derdim..
bir..yaşamdan bu kadar kopuk olmanın mümkün olmayacağını düşünüyorum..
iki.. bunun bir lüks olduğunu..
ister mükemmel madlen tarifinin peşinde olmakla para kazanıp karnını doyuruyor ol..
gene de bunu bu kadar deşifre etmenin dünyanın bir yerlerinde birilerinin canını sıkıp..
içini acıtabileceğine inanıyorum..

herşeyin fazlası fazla..
bizim aydınlar da.. zaten..
demokrasiymiş.. kemalizmmiş.. nasyonalizmmiş.. masa üzerine yayıp inceleyip tartışıp..
herkese eşit uzaklıkta kendi egolarına çok yakında durup konuşup yazdılar ya bir süredir..
herhangi bir izme ait olmaktan utanıp..
pragmatizm ve egoizm dışında birşeye yanaşmadılar beğenmediler ya..
hani burunlarını havaya dikip..
önemli anlamlı analizler yaptılar ya insanların anlık tepkisel duyguları üzerine bile ahkam kestiler ya..
işte böyle geldi biz ve onlar noktalarına..
bu biz ve onlar ikileşmesinin ebesi aydınlar..
orijinal olmak adına..
rasyonel olmak adına.. soğukkanlı analize gelmiyor işte bazı şeyler..
açlık gibi..
ölüm gibi..
şeyler.. cümleye de analize de gelmiyor..

aman ya cuma cuma..
hafta sonu babında yani..

dün akşam eve gittim..
boynumdan sıyrılan be nerdeyse kek kalıbına düşen kolyem dışında yüksek topuklularım bile ayağımda iken sadece kollarımı sıvayıp..
ellerimi yıkayıp..
bişey yaptım..
madlen desem madlen değil..
mekik desem mekik değil..
üç yumurta bir bardak şeker.. çırpılırken yüzseksek gram tereyağ erirken..
80 gram kadar bademi un haline getirdim..
un ne kadardı diye gittim bilgisardan tarife bakmaya..
geçmiş olsun..
yumurta akı dört olacakmış.. şeker de pudra şekeri..
eh atacak halim yok..
aldığı kadar un faslına giriverdim ben de..
tahta kaşıkla karıştırdım elediğim bir bardaktan az fazla unu.. içine bi kaşık ucu da kabartma tozu kattım ama.. keke benzedi diyerek..
bademi kattım sonra.. alttan kaldıra kaldıra karıştırdım.. en son da..üzerinde biriken beyaz köpüklerini süzdüğüm tereyağı..

kalıp da sorun..
benim mekik ya da madlen ( midye kabuğu gibi) kalıbım yok..
mafin kalıplarım var..
hatta bi ara mısır ekmeği bile pişirirdim mafin kalıbında..
düşündüm..
mısır ekmeğine olan..
neden madlenimsi mekiğimsi şeye olmasın dedim..
doldurdum..
derece 180.. dakika on iki..

nefis oldular..

bugün de hastaneye getirdim..
dün madlen madlen dye başını yediğim doktor arkadaşıma..
şaşırarak..
-çok güzel olmuş dedi.. ummazdım ..
beni mutfağa yakıştırmadığı için yeşekkür ettim.. =D..

akşam koku ve görselliğin çekimine kapılan biri daha oldu..
ÇB.. kim yaptı ki bunu .. sen mi yaptın ki.. neden yaptın ki.. şeklinde hayret belirten bazı sesler çıkardı..çok güzel olmuş.. dedi beğendi..
ben de başladım..
-marcel proust yaşamının son yıllarında bir kitap yazmaya başlamış..
işte o kitapta bir kurabiyeyi yerken..
döndüm baktım..
arkamda kimse yoktu..
ama mutfaktan tıkırtılar geliyordu doğrusu..

şimdi..
iki gün önce alıp bu sabah kırdığım kuş biblosundan bir tane daha almak üzere yola çıkıyorum..
sonra istikamet..

cuma bugün ne soruyosunuz ki..

*******
pese..
yunanistanda ekonomik kriz büyüdükçe..
türk tebalı olup da yunanistanda yaşayan istanbulun eski renkleri rumları..
geri dönme planları yapmaya başlamışlar..
********
suriye.. abede gelmesin istemezük.. gelecekse türkiye gelsin demiş.. bop kaçıncı evreye girdi dersiniz..




Image Hosted by ImageShack.us

17 Kasım 2011 Perşembe

frog madeleine mekik proust ve diğerleri..

madeleine.. /madölen okunur.. sondaki ne'nin hakkı verilerek.. e de.. geniş ve açık söylenerek..

midye kabuğuna benzeyen bir kurabiye..

edebiyat dünyasının en ünlü kurabiyesi..

proust'un kurabiyesi..
hafızanın kurabiyesi..
kurabiyelerin en kitsch.. ve edebi olanı.. en çok gönderme yapılanı..

bilmeyenlere ben anlatayım..
annesinin gönderdiği kurabiyenin ucunu.. çaya batırır ..
ve bu ağzına değdiği anda.. bir anda çocukluğuna..
teyzesinin odasına gittiği..
teyzesinin de bir parça madeleine'i çaya batırıp onun ağzına verdiği anı hatırlar..
bütün o köy.. bütün bahçe.. ev.. çocukluğu..
çay fincanından çıkar ve odasına dolar.. mutluluk duygusu ruhuna dolar..

böyle yazar.. " geçmiş zamanın peşinde" kitabında..
ve şiir ezberlerken kullandığımız bilinçli hafıza dışında..
yaşadığımız anlarda bilincimiz ve kontrolümüz dışında kayıtlar alan..
hafızamızın da varlığına ve çalışma prensibine yönelik en önemli örnek olmuştur..

sofinin seçimi kitabında da.. sofi portakal marmeladına dayanamıyordu hani.. toplama kampında yaşadıkları nedeniyle..

koku tad..
bir basit hareket bir gülüş bir ses..
kontrol dışı alır götürür bizi bir yerlere.. genelde geçmişe..
sıklıkla mutlu zamanlara..
bazen de sıkıntılı anlara..

bu yukarıda yazdıklarımı yazana kadar..
çok zorlandım..

çünkü "mekik istedi canım".. dediğim andan itibaren.. bir kaos oluştu beynimde..

mekikten madeleine'e.. madeleine i kim yazmıştı maupassant mıydı yok pe'li biriydi..
ay evet proust'tu ..ya.. noktasına gelmek..
eş zamanlı madeleine tarifi..
karşılaştırmalı mekik tarifi..
derken.. insanların nelere zamanı ve aklı oluyor.. ben ingiltere kıyılarında taş olsam derdim..
şimdi de.. madeleine olup analiz edilesim geldi bak.. dedirten bir yemek analizine ulaştım
özetle..
" proust uyduruyor.. bir parça madeleine'i çay fincanına atıp kaşıkla çıkarıp yemekten söz ediyor bu durumda kıvamı kuru ve gevrek olmalıydı.. oysa mevcut tüm tarifler daha yumuşak..hem yorulmadık denedik.. hiç biri öyle olmadı.. demek ki.. 12 sene hiç çıkmadan odasında hatıralarını ayrıntılı şekilde düzenlemiş.. biz de yeniden deneyimleyelim diye.. ama acaba.. hiç madeleine macerası olmadı mı ki.. ister taze ister bayat türlü çeşit madeleine'i öyle yemeyi denedik olmadı..tamamen uydurma mı ki..proust'un madeleine'i" diyen.. bu gerekçe ile proust uzmanı edebiyatçılarla konuşan fikir alışverişi yapan.. ayrıntılarda yelken yapan.. kanat açan bir yazı bile okudum.."

ayrıca.. selim ilerinin bir kitabını..
mavi kanatlarınla yalnız benim olsaydın'ı okumadığımı farkettim..
çünkü..
Nefesini hep yüreğimizde hissettiğimiz ama ne zaman uzanıp tutmaya çalışsak avuçlarımızda kar taneleri gibi eriyip yok olan mazi, usta anlatıcı Selim İleri'nin kaleminde yepyeni bir şekle bürünüyor.Geçmiş Zaman Yazarı'nın şimdi Marcel Proust gibi çayına kurabiyeler batıracağı, kurabiyeleri batırır batırmaz Madeleine kurabiyelerinin Proust'ta yarattığı mucizeyi bir kez daha yaşayacağı, hemen hemen ölgünken, yavan, neşesiz günler geçirirken, yarının, öbür günün... sonraki günlerin de yavan, neşesiz. geçeceğini duyumsamışken ansızın dirileceği, vücudunda ve ruhunda bir iksir gibi "hayatî bir haz"zın dağılacağı, işte artık büyük halasının mı, başka bir akrabasının mı yanında geçirdiği yazları, güzleri usul usul anımsayacağı, uyurgezerin gezinişleriyle yine eski çalışma masasına koşacağı ve aralıksız yazacağı vehmedilmişti..
kitabın arkasındaki bu yazıyı unutamazdım..

ama hala mekik istiyor canım..
servis çayını da keyifle içemedim yanında konyak yok diye şikayetlendim..

mekik diye tutturdum..
benimki madeleine değil..
mekik.. çünkü..
liseme gidip kütüphanedeki kitch bayan alice den üç kitap alıp..
bak işte şimdi hatırladım ben neden ambalaj kağıtlarına sarıyorum kitapları..
bizim okulun kitaplığında kitaplara kuver geçirirdi bu mlle alice..
aha bir madeleine vakası daha yaşadım sayın seyirciler..
işte o kitapları koluma koyup..
sadece genç kızların koyabildiği gibi..
yürürken elmadağdan taksime doğru..
divan otelinin pastanesinden mekik alırdım..
annemle çay saatinde yemek için..

mekik benim için..
kitap okunarak geçen güzel zamanların..
genç bir kadın genç bir öğrenci olmanın..
güzel zamanlarına taşıyan tad..
madeleine proust için ne olmuşsa.. mekik de benim için o olmuş..

bu havada da en güzel bu yapılır..
kıvrılıp kanapede..
çay..
konyak.. mekik.. kitap..
keyif yapılır..

karar verdim ben..

bu akşam eve gittiğimde yapacağım..

siz de isterseniz diyerek..
mekiğin.. ve madeleine'in tariflerini veriyorum..
" mekik..
4 yumurtanın akı..50 g un..65 g toz badem..150 g pudra şekeri..100 g tereyağ..1 paket vanilya

tereyağını eritin hatta hafifçe yakın.. tel süzgeçten geçirin.. ılınmaya bırakın..
toz bademi fırın tepsisine serpin ve 160 derece fırında biraz kavurun..
şekeri.. unu.. vanilyayı ve bademi karıştırın.. yumurta aklarını hafifçe çatalla çırpın.. diğer malzemelere ekleyin..
soğuyan tereyağını ekleyin..
kalıplarınızı yağlayın.. karışımın dökün..190 derecede 10-15 dk kadar pişirin..

ya da güvenilir bir pastaneden alın.. =)..

madeleine ise..
4 yumurta.. 200 gr şeker.. 2 limon kabuğu rendesi.. 225 gr un..185 gr tereyağ.. eritilmiş ve soğutulmuş..
yumurtaları şekeri.. büyük bir kapta çırpın.. ister elle ister elektrikli mikserle.. rengi limon gibi açık sarı olsun.. kabukları ekleyin.. unu ekleyin.. eritip soğuttunuz tereyağını ekleyin.. bir saat buzdolabında dinlendirin.. kalıpları yağlayın.. 3/4 doldurun yoksa taşar.. 190 derece fırında 10 12 dakika pişirin.. hemen kalıptan çıkarın..
ve tazeyken yiyin..

iki tarif arasında ne fark var.. badem..
benim tarifim proustunkinden daha zengin.. =)..


pese: bu arada siz bu şarkıyı da dinleyin bence..




Image Hosted by ImageShack.us

11 Kasım 2011 Cuma

bilemedim aslında ne yazısı ama hadi biz bayram yazısı diyelim...

arife günü de.. çalıştım tam gün..
akşam geç saat kuaföre attım kendimi..
çekirdek hanımın program yapası benim gidiş geliş saatleriyle kısıtlama getiresim..
sonra onun kendince çözüm bulası..
benimse tartışmayı arttırasım..
kavgaşasım.. küsesim..
hatta hele bi git bak gelince beni bulabiliyormusun noktasına kadar getiresim..
ordan nasıl geri toplayacağımı şaşırasım tuttu..

dürüstüm ben..
dedim sonra..
anlattım bir bir dinlediğince.. daha doğrusu okuduğunca.. zira tümünü esemes yoluyla yaptık..
ben daha yirmiliğin evde olmamasına alışamamışım böyle özel günlerde..
bir de seni bırakamam bi yere..
ergenliğim tuttu.. ve tamam şimdi düzeldim..
inan olsun baş parmaklarım büyüdü sandım..
götürdüm elcağızımla.. sonra gece topladım elcağızımla..

birinci gün..
20liğim..
kahvaltıya geldi..
branç diyelim..

ona özel sofra kurdum.. hiç sevmem kahvaltı sofrasını.. ama bu sefer sarayperverdi ruhum.. ayaklı servis tabakları pırıltılı süsler filan..
içimin .. karışmasına engel olarak.. kafama gelen özlemli özlemsi duyguları ordan oraya sallayarak..
krep yaptım.. kepekli .. yağsız tavada..
yanına datça balı..armutlu ev reçeli.. kara dutundan.. balıkesir yörük zeytini datça zeytinyağı..
sahi.. çağlarım bilirim yazardı böyle sofraları.. ve en diyetinden tüm peynirleri koydum..
heps diyette olduğundan neredeyse el sürülmeden kaldırdım sonra bir de..

sonra kitap okududum.. demek ve birinci günü kesmek istiyorum burada..
oysa akşamı da oldu ama onu yazmayacağım..

ikinci gün.. ev günü.. sayılır.. bir ara hastaneye gitmem vizit yapmam gerekse de..

üçüncü gün..
kendimi attım kuzeye..
rumelinin feneri.. hisarı.. kalesi.. ve kavağı hepsini dolandım..
dalga esintisi.. sesi .. tuzu kokusu.. martısı karabatağı kargası..
yolu.. sarı bordo narçiçeği yaprağı.. sıra sıra ağaçları..
kahvesi hamsisi..
sohbeti kahkahası..
çok iyi geldi..

son gün.. sabah yine vizite gittim..
ordan .. kıdemli yengeçle birlikte kabristana gittik..

bizim bu ziyaretler biraz tuhaftır..absürd de denebilir..
babası.. cemal beyle saime hanımın karşı komşusudur.. yani biz öyle deriz..
güzergah öyle olduğundan ..
önce babasına gittik..
hastaneden çıkarken.. galoş.. eldiven almıştım yanıma..
evden de yanımda kocaman bir torba lale soğanı ile lale ekme kaşığı ve aleti.. getirmiştim..
önce kargamın .. kıdemlinin babasına lale soğanları ektim..
karga o arada.. diğer komşuları dolaştı..
ben de hem diktim hem de sohbet ettim..
elimden geldiği kadar..
becerebildiğim kadar dedim.
y.. amcacığım.. senin koyduğun yerden ben sahiplendim kızını..
tam o anda döndü karga..
var mı bi diyeceğim bizimkilere dedik.. ayrıldık ordan..
bir u dönüş yaptı yol.. bizi götürdü ..
saime hanımla cemal beye..

çoktu lale soğanı..
epeyce sürdü..
dikmem..
o ara anlattım hep..
çekirdeği .. yirmiliği..
arada dedikodu yaptım.. sohbet ettim.. bir ona bir diğerine laf attım..
sağlıklarındaki gibi..
sarı saçlarımı beğenip beğenmediğini sordum..saime hanıma..
bu kez gül dikeni aracılığı ile iletişim kurmadığına göre beğenmiş olsa gerek diye karar verdim..

saime hanımla cemal beyin..
emekli öğretmen..
emekli albay.. yazan taşları yanyana..
sadecik..

onların bir yere girerken..
nasıl saime hanımın hafifçe önde ve biraz yanda durduğu geliyor gözümün önüne..
iskambil kağıdı gibi..
kiremit gibi..
biraz örtüşerek yürüyüşleri.. duruşları..
hep saime hanımın gözlerindeki ışıltılar geliyor sonra..
ve hep bir ayağının hafifçe diğerinin önünde duruşu..
asimetrik simetri.. çift olma hali..

ama orada gözlerim dolsa da ben asla ağlayamıyorum..
çünkü yan komşuları pek genç..
şehitlik ..

bu sene iki yeni kabir vardı..
çiçeklerle donatılmış..
henüz yapılmamış..
ayak uçlarında bankta oturan sessiz sevenleri.. omuzları çökük..

bir başkasında bir kabir yazısı vardı..
" bahtsız baban " diye biten..
bak işte onu görünce engelleyemedim dolmasını gözlerimin..

bayraklarla donanmış..
bir dizi.. genç insan..

ben o komşuların yanında..
üzülüp ağlayamıyorum kendi kaybıma..

lalelerin sarı çıkmamasına dua edip ayrıldık ordan..
tam arabayı çalıştırdım..
sacayağımız aradı..
he dedim.. çekirdekten öğrendiğim gibi..
lale ekiyoduk da şimdi bitti işimiz..
bahçede çalıştığımı sandı.. sesimin hafifliğinden..
anneme dedim anneme diktik.. laleleri..

şaşırdı bi an.. onun daha yaradan ömür versin anne baba kaybı yok..
anlayamıyor bizi.. ciddiyetsiz buluyor biraz..
belki başkaları da..
ama bu benim ve karganın..
sevdiklerimizle iletişim kurma halimiz..
acımızı göstermeden..

sözleştik kavilleştik..
yemeğe gittik..
birimiz.. salata..
birimiz et
diğerimiz ispanyol pilavı balıklı deniz ürünlü istedi..
birimiz su.. diğerimiz.. kırmızı şarap.. üçüncümüz ise..
yeşil çay istedi.. yemeğinin yanında..

karışımız biz..
bazen yaşamının karmaşasını paylaşan..
belki o yüzden renkli sohbetimiz..
her şeyden.. ker konudan..
zıp zıp..

likör tadımı yapalım dedik .. günün sonunda..
şimdilik.. kahveliyle vanilyalı başabaş gidiyor..
her birisinin kendi beğeneni ayrı..
kızılcığı hala hazırlamadım.. gecikiyorum..
dağılacak sonunda o olacak..

sonra işte..
onkasımdı..
içimde bir tuhaf duygu..
keşke bütün lale soğanlarını dikmeseydim de
atamın da kabrine saklasaydım birazını diye..

tuhafım biliyorum..
kitap okurken ağlar..
kabir gezerken gülerim..sevdiklerimi içimde aynı yere koyarım..
ataymış anaymış farketmez..
orada kocaman şık ayaklı üzeri kabartmalı ağır bir kap var.. hepsi içinde sevgilerimin ve sevdiklerimin..
şimdide ve geçmişte..
ayrı gayrı yapamam aralarında..
hak geçiremem..
üzerler beni bazen.. yaşadıkları yaşattıklarıyla ya da ölerek üzerler..
ama onlara üzüntümü hiç belli etmeye kıyamam..

iki şey bana hüzün verir.. saklayamam..
genç ölümler..
ve on kasımlar..
**********
kitabım.. psikopattı son üç gündür..
kalın bir kitap..
mükreminin dediği gibi..
gerilim.. ama analitik psikolojik gerilim..
tavsiye ederim
insan psikolojisi ile ilgili güzel bir kitap olmuş.. sağ yanda listede var tıklayınca gidersiniz kitaba..
bir insanın..
doğru uyarımlarlar nasıl tip kişilik tarz değiştirebileceğinin iyi bir anlatımı..
ama yine de sınırını kendisi çizebileceğinin de..

en iyi cümle bence..
"ben o zamanki ben değilim artık.. aynı.. yarından sonra da bu şimdiki ben olmayacağım gibi.. " alıntılamadım... aklımda kaldığınca yazdım..

değişim kaçınılmazdır hem..
ama hangi yana olmasını isteyenler olabileceği gibi..
kendi değişimimizin yolunu da kendimiz çizebiliriz bir yere kadar..
diye düşünüyorum..

yani..

Image Hosted by ImageShack.us dı başını şüpheyle sallayan..

8 Ekim 2011 Cumartesi

kahve vanilya.. kokuları adına..

kızılcık çıkmış ya..
söylemiyorsunuz..
ama öğrendim..
de ne işe yaradı..
hiç..

bulamadım ..
pazarım yok..
markete gelmemiş..

ama markette eğlendim..
şu bilmem kaçıncı yılını kutlayanı diyorum..
eskinin margarinleri makarnaları eskinin paketlerinde..
bir de sopasının ucuna iki tepsi asıp.. içlerine birer ufak paket yoğurt oturtmuş yoğurtçu eski stilin karikatürü..
sarışın yeşil gözlü sanırım uhacir bir oğlan..
üstelik saçlar uzun zita topuz yapmışlar.. toplamışlar bi kasketin altına..
dudaklarının üzerine de olabilecek en siyah en pala bıyıkları takmışlar yelek filan..
eski zaman yoğurtçusu..
dolaşıyor marketin içinde..

ah bizim gençliğimizde böyle gelirdi yoğurtlar dedi bir yaşlı hanım..
sonra da.. "yoğurtçuuuuu" dedi..
hani yoğurt dedi sonra oğlana..
eh dedim paket ufak gözden kaçırdı hanım..
var dedi oğlan.. nerde dedi kadın..
kaça dedi hemen bi de..
gelin benle deyip yoğurt standına götürürken yoğurtçu karikatürü kadını ..
kadın hala kaça ki diyordu..

tamam yoğurtçunun nostaljisine kaşıyım..
inek sütü tüberküloz kaynağı..
bizim insanımızın hijyensizliği de göz ününe alınınca.. kim ne derse desin ben pastörizeden yanayım..
yani ahh eski yoğurtçular ne güzel gelirdi ortalıktaki tüm tozu toplaya toplaya..
hele o kaymağı ne güzel otururdu damarlarımıza filan dememi beklemeyin..

canlandırma neyse de..
maskaralığa ne gerek..
dedim geçtim..

kızılcık likör hevesim kursağımda.. gerdanımda kaldı.. =)
yok kalmamış... pat diye bir yerde vanilyalı likörden bahseden bir yazı düştü..
hemen araştırdım tam dört tarif buldum.. ortasını aldım..
bir iki de farklı tarif vardı aynı malzeme ile..
hem ben şu havalı mutfaklardaki havalı aşçılar gibi vanilya çubuğunu bıçakla yarıp içindeki mini mini çekirdekleri sıyırıp..
oynamak istiyordum uzun zamandır..

gerçi çekirdekleri sıyırma numarası yapılmamalıymış likörde.. ama olsun..
aldım vanilya çubuklarımı..

birkaç bişey daha..
ve keyfimi..
geldim eve..



vanilya çubuğumu ortadan ikiye böldüm..
bir başkasını önce ikiye sonra bir çok ufak parçaya..
bir başkasını yine ikiye.. üç tarif üç farklı uygulama..



su şeker..vanilya çubukları..



kısa sürede.. üç güzellik hazırdı..



o zaman keyif zamanı geldi demek...



ama tarihi de iliştirmek gerek.. üzerine ne olsa hepsi üç hafa duracak.. bilmek gerek.. ne zaman şişelendi..



şimdi şu yukardaki güzellikleri yudumlar ve tadarken..
tarif veriyorum..
2 bardak su
2 bardak şeker..
1 vanilya çubuğu.. boyuna ikiye bölünmüş..
kaynatılıyor ve hemen altı kısılıp 15 dakika fıkırdamaya birakılıyor..

sonra ocaktan alınıyor..
bir kahve kupasının dibine iki parmak anında eriyen kahve.. türk kahvesi olmayan neskafe denenden sert ve koyu olanından.. konulup sıcak suyla eritilip şeker su vanilya üçlüsüne katılıyor.. altı dakika daha fıkırdayacak.. kaynamayacak köpürmeyecek..

hehe sıra geldi efenim keyifli bölüme.. yarım şişe votka.. yaklaşık iki bardak da bu eder.. ateşten alıp oda ısısına soğuyan kahve vanilya şeker ve su ya eklenecek..
bir kavanoza konulup.. ağzı kapatılacak karanlık ve serin bir yerde üç hafta .. arada sallanacak.. ve sonunda.. bir kahve filtresinden geçirip şık şişeye alacağız..

hmm yarım şişe votka arttı ama..
onu da doğrudan iki bardak şekerle birlikte bir şişeye koyup.. çalkayarak şekeri eriteceğiz..
içine de ufak ufak doğranmış 3 vanilya çubuğumuzu koyup kapatıyoruz..
bu her gün sallanacak üç hafta.. karanlık yerde duracak.. sonra süzülüp.. bişeyler katılarak kullanılacak..

elim değmişken bir de vanilyalı şeker yaptım.. ufak doğranmış bir vanilya çubuğunu toz şekerle karıştırdım..

budur..
ataletin mutfak hali..
kışlık stoğu.. =)....

ve ev muhteşem kokmakta..

Image Hosted by ImageShack.us

Follow my blog with Bloglovin