Bir yıl daha....
Kırk altı yıl önce bu gün ana sevgi musluğum vanadan bıçak gibi kesildi.
O günden beri hep eksik yaşadım.
O günden beri yaşadığım her olay, gündelik, sıradan, beklenmedik, sıradışı, mutlu eden, üzen...
Tanıdığım tüm insanlar, sevdiklerim, beni sevenler, üzdüklerim, beni üzenler, kaybettiklerim...
Hepsi bir şeyler kattılar yaşantıma, büyüttüler, olgunlaştırdılar, dinginleştirdiler...
Ama ana sevgi damarı kuruyıp kılcallarla idare eden ruhum hep oralarda o yıllarda kaldı.
Pek büyüyemedi. Gelişemedi.
Kırklarımın sonundaydım. Bize ders veren resim öğretnenim, semtimizin bir ilk ilkokulunda da
resim derslerine giriyordu.
Bir obje üzerinde kara kalem desen çalışması yapıyorduk. Tek tek gezip yaptıklarımızı eleştirdi
her zamanki gibi. Ben hemen savunmaya geçip itiraza başladım. Dinledi sonra biraz yüzüme
dikkatle baktıktan sonra "Asuman Hanım, emin olun size bir şey söylerken çok düşünüyorum.
Bakışlarınızda biraz muzip, biraz kırılgan bir ışıltı, sesinizde küçük bir kız çocuğunun tınısı var.
Karşımdaki olgun emekli bir hanım değil de sınıfımdakiler gibi naif bir kız çocuğu adeta. Ben
böyle biriyle ilk defa karşılaşıyorum ve nasıl davranacağımı bilemiyorum" dedi. O gün çok
utanmıştım doğrusu.
Evet, tuhaf bir şekilde yaşlandık erkenden ve aynı zamanda garip bir şekilde büyüyemeden
kaldık yokluğunda. Sanırım böyle de bitireceğiz, kedilerimiz ve köpeğimizle oyalanarak :))
Başka türlüsü elimizden gelmiyor çünkü...
Nurlar içinde yat babacığım....
Genç bopstil, fötr şapkasını ensesine yıkmış, koltuğunda iki haftadan beri taşıdığı ve henüz
kesmeğe vakit bulamadığı bir kitap, sağına soluna bakmadan yürüyor. Allah esirgesin, işiniz
düşüp de kendisine bir şey sormanız icabetse, cevap vereceği şüpheli. Hatta içinizden şöyle
söylenirsiniz. : " Acaba türkçe bilir mi?"
Boynunda çıbanı olmadığı halde donmuş gibi yürüyen delikanlıyı yer yüzünde hiç bir şey
meşgul edemez kanaati hasıl olur insanda. Fakat işte, nihayet, kalabalığı yararak sökün etti,
geliyor. Ah amur!
- Bonjur Şeri!
- Oooo... Bonjur!
-Ne iyi oldu buluştuğumuz. Fakat gözleriniz? Ağlamışsınız.
-Hayır, hayır uykusuzluktan. Akşam çok dansetmişim.
. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .
Delikanlı, avurdunu pastanın yarısıyla doldurduktan sonra cesaret buldu:
-Bugün size hislerimi söylememe müsaade edeceksiniz değil mi? Jövüzem dötu monkör.
-Ah ne iyi, ne iyi! Fransızca da biliyorsunuz. Bana da öğretseniz.
-İleride, avek plezir!
-Doğru mu söylüyorsunuz?
-Oooo, Parol döner!
-Kuzum evvela şu döner kelimesinden başlayalım. Türkçeye benziyor.
-Döner, söz demektir. Tesadüfe bakın, en çok dönen şey de odur.
-Bence öyle değil. Verilen söz tutulmalıdır. Peki, mesela "Ben sizi seviyorum" nasıl söylenir?
Delikanlının gözleri, berbat bir zeka kıvılcımı ile parladı:
-Siz bana onun türkçesini öğretir misiniz?
-Eeeeeh! Sanki bilmiyorsunuz! Sevmek demek, daima beraber gezmek, sevgili ile birlikte
gününü hoş geçirmek. Haydi şimdi sizde sıra!...
-Jö, ben. Mektepten hatırınızda kalmadı mı ? Jö, tua, ila...
-Sahi öyle bir şeyler vardı.
-Jö, ben, vu, seviyorum, zem sizi...
İlk ders bu tertip devam ederken yiyebildikleri kadar pasta yediler, çıktılar. Cadde üzerinde
delikanlı, Tino Rossi' yi taklit etmeğe çabalayarak şarkı söylemeğe başladı:
Leflör palissö löfö saten,
Lombrozo glissö dan löjarden
Lorlojo tissö...
Oraya kadar mı biliyordu, yoksa kızın esnediğini mi gördü, kim bilir.
- Biraz akordeon çalarım; güzel step yaparım; şiir yazarım...
-A, sahi mi? Şiire bayılırım.
-Fakat edebiyat tarihlerinde geçen ve bugün meşhur olan şairlerin yolunda değil, başka bir
çığırda. Onlar, herkesin bilip duyacağı şeyleri temcit pilavı gibi önümüze sürer dururlar. Beni
ve arkadaşlarımı bu devir anlayamaz. Bu daima böyle olmuştur. Biz de Bethofenlerin
Şekspirlerin akibetine uğradık. Mesela size bir parçamı okuyayım:
Gözlerinin üstünde vardı kaşları
Birgün gözleri çıktı.
Kaşlarına gözlük taktı
Çekilin körler!
Çekilin körler, sürmeli geliyor!
- O kadar mı?
- Evet bu beş satırcıkta gizlenmiş olan ruhu bu asır görmez. Onu görebilene ben dahi derim.
- Evet, hakikaten hoş bir şey.. İnsanın gözleri önünde canlı tablolar meydana geliyor dinlerken.
Delikanlı alınmış kaşlarını kaldırdı ve ancak parmaklarının ucu görünen ellerini sarkık
ceplerine indirerek gözlerini mahmurlaştırdı:
- Amur! Nasıldı Türkçesi şey. Aşk yani! İşte o yazdırır.
- Demek ilham aldığınız bir kaynak var?
- Evet, menekşe kadife gözlerinin lacivert bakışları.
Delikanlı aynasına bakarak kravatının minicik düğümünü tutup boynunu sağ ileriden ve sol
ileriden yukarıya uzattı.
Kısacık etekli ve türül türül boyalı sevgili:
- Şairler dedi, genç kızların kalbine giden yolları kolay bulurlar.
-Fakat sizi cidden seviyorum... Jövüzem boku!.
- Jövüzemini anlamadım ama...
- Lamur filyal, Lamur maternel, ojurdüi ilfe botan...
- Ah ben de böyle konuşabilsem!
- Çok yakında şeri. Dökel kulör e lakre, lakre e blanş. Yani, dünyayı öğrenmek istersen Fransızca öğren!.
- Çok doğru. Bizim mecmualar sanki Holivutta olanı biteni harfi harfine yazıyorlar mı? Avrupa salonlarındaki kibar hayatı acaba, sadece bildiğimiz gibi mi?
- Evet şeri, muhakkak ki bambaşkadır. Sizinle nerede buluşabileceğiz şeri?
- Bize gelirseniz!
- Anneniz?
- Sizi çok iyi karşılar!
- Ablanız?
- O da taylorile beraber yukarıki odada olur ekseriya.
- Nişan oldu mu?
- Olacak ama daha öbürünü savamadı. Taylör, şimdiye kadarkilerin içinde en yapışkan çıktı.
Pazara beklerim.
- Oruvar şeri teşekkür ederim
- Oruvar!.,
Not: Elimizdekini onlarca taşınma, telaş, koşuşturma arasında kaybettiğimiz, babamın 1944 yılında yazdığı bu öykü kitabını bulup bana yollayan kuzenim Hikmet Ağabeyime bu güzel jesti için sonsuz teşekkürler.
(Karikatürler de babama aittir. Öykünün tek bir kelimesi tek bir noktalama işaratini değiştirmemeye özen gösterdim.)
Sevgiyle kalın.....
Baba!
her yılbaşında
sana söyleyecek
bir tek
sözüm var:
'Seni ne kadar çok seversem
o kadar
çok olsun ömründen geçen yıllar...'
Baba!
Babam, ağabeyim, kardeşim, arkadaşım!
Ne zulüm, ne ölüm, ne korku
başımı eğemez!
Yalnız senin elini öpmek için
eğilir başım.
Babam, ağabeyim, kardeşim, arkadaşım...
Nazım Hikmet RAN
Bir kış günü. Tarih 9 Ocak, bulunduğumuz şehir, Mersin.
Sabah hava henüz aydınlanmamış ve biz ablamla oturduğumuz yerde birbirimize sokulmuş, korku içinde olup biteni anlamaya çalışıyoruz. Yatağın içindeyiz. Biraz önce yeri göğü inleten bir sesle fırlayarak uyandık güzel uykumuzdan. Ben beş, ablam yedi yaşındayız. O günlere ait çok fazla bir şey hatırlamamakla birlikte o birkaç saatle ilgili birkaç kare çok net aklımda. Detaylar da anlatılanlarla tamamlandı ve yaşamımın en güzel anılarından biri olarak “unutulmayanlar” serisinin en başındaki yerini aldı.
Evet biz öylece şaşkın ve korkulu otururken, koşar adımlarla odamıza giren babam, yüzünde o muhteşem “ korkulacak bir şey yok her şey yolunda “ ifadesiyle yatağımıza, yanımıza oturdu ve her ikimizin de eline birer paket çikolata tutuşturdu. Babamın güler yüzlü varlığı yatıştırmıştı korkumuzu. Geriye, her ikimizin de babamın, yüzüne çevrili kara gözlerimizde okuduğu merak kalmıştı. Söylediği aynen şuydu: “ Biraz önce çığlık atarak sizi uykunuzdan uyandıran, annenizin size hediye etmek için uzun zamandır karnında taşıdığı minik bebekti. Biraz önce aniden geldi. Bu çikolataları da özür dilemek için o yolladı. Sizi rahatsız ettiği için.”
Evet, aynen böyle dedi babam. Hemen o an, kelimesi kelimesine aklımda kaldığı için söylemiyorum bunu. Babamın hemen arkasından annemi ebeye emanet edip yanımıza gelen küçük teyzem zaten çok sevdiği babamın o sözlerini duyunca hayranlığı o kadar artmış ki, bir sülale efsanesi haline gelen bu olayı babam her aklına geldiğinde ölene kadar anlattı durdu. Sevgiyle ve saygıyla.
Benim babam böyle bir insandı işte. Bize çikolata gönderen bu yeni kardeşi hemen o anda sevdik, koşarak annemin yanına kardeşimizi görmeye gittik. O ise olan bitenden habersiz yatağında mışıl mışıl uyuyordu.
Bu, bugün ailemden kalan tek yadigarım canım kardeşim Rayegân’ ın yaşamımıza girişinin muhteşem hikayesidir. Annemle babamın bize verdiği en güzel hediyenin.
Öykü Atölyesi için hazırlanmıştır.
Tebessüm
Posted by Asuman Yelen in aile, baba, cocuk, erişkin, hüzün, keder, mutluluk, ölüm, sevinç, yaşam
Buruk bir sevinç…
Tatlı bir hüzün…
Acılı bir gülüş…
Sinirli bir kahkaha…
Mutluluk gözyaşları…
Siz hiç, bir bebekten, bir çocuktan söz edilirken, onunla ilgili konuşulurken, yukarıdaki betimlemelerin kullanıldığına tanık oldunuz mu?
Bebek acıkınca, canı yanınca ağlar, istediği yapılmazsa kızar, kendince komik bir şey gördüğü zaman, şen-şakrak kahkahalar atar, yeni oyuncak alınırsa mutlu olur. Çocuklar, gülerler, ağlarlar, kızarlar, sevinirler, üzülürler. Onlarda her şey nettir. Katkısız, katışıksız. Sevinçleri apaydınlık, kızgınlıkları kapkaradır.
............................................................
Babam öldüğünde, babaannem bizdeydi. Bu onun şansı mıydı, şanssızlığı mı çok düşündüm bu konuda. Şimdi yeniden düşününce şansıydı diyorum. Son bir kez daha görebildiği için… Mersin’ deydik. Babaannem, İstanbul’da amcamlarla yaşıyordu. Her sene gelemezdi yanımıza. Biz her yıl bir başka şehirde hatta bölgede olurduk, o yüzden belki. Altmışlı yaşlarındaydı sanırım. Kurban Bayramı’nı hep birlikte geçirdik. Bayramın hemen ertesi günüydü. Bahçede ip atlamıştık ve ipin bir ucu babamdaydı. Yoruldu muhtemelen. Sonra gelen bayram kartlarını okurken, son okuduğu kart elinde, sessiz sedasız gidiverdi. Sonradan öğrendik, elindeki son okuduğu, geçen sene kaybettiği bir askerlik arkadaşının eşinin yolladığı bayram tebrik kartıymış. Bu, hassas yürekli babamın yıpranmış kalbinin (bir kriz geçirmişti zaten) son hüznüydü.
Hepimizin yaşadığı ilk büyük şoku ve bir sürü insani karşılamaları, çığlıkları, dövünmeleri, koşuşturmaları atlattıktan sonra unutamadığım tek şey, babaannemin, kadife berjer koltukta, sırtı dimdik oturmuş, her gün okuduğu Kur’an’ı, yine tertemiz (kahverengi küçük çiçekleri olan) jorjet elbisesini giymiş, başında bembeyaz örtüsüyle, yüzünde gizemli, tuhaf, mutmain (bu kelimeyi çok sevdiğim için kullanıyorum, ' içinde teslimiyet de içeren bir tatmin olma durumu' ) bir tebessümle okuyuşuydu. Gördüğüm en anlamlı, en hüzünlü, en gizemli, hatta en kutlu, kutsanmış tebessümdü.
.........................................................
Çocuk kahkahası… İşitmesi ne güzeldir değil mi. Gelin görün ki bende korku, hüzün, umutsuzluk çağrıştırır. Kalabalık neşeli aileler… Açık penceresinden neşeli gülüşler, bol ışıklar, tabak çanak sesleri yayılan evlerin önünden geçerken, bir kasvet dolar içime. Hiç düşündüğünüz gibi değil. Bana geçmişimi, neredeyse tümünü kaybettiğim mutlu ailemi, çocukluk günlerimi hatırlattıkları için değil. Ben tüm bunları çoktan aştım. Babaannem o tebessümü bana miras bıraktı, babamdan otuz sene sonra öldüğü zaman. Babasının annesinin yanında mutlu mesut gülen çocuktan gözlerimi kaçırmam, onun da bir gün bu tadı mutlaka kaybedeceğini bilmemden, ve onun için endişelenmemden kaynaklanır. Bu yüzden hemen o an oracıkta onun için bildiğim bütün duaları okurum.
..........................................................
Ayvalığa giderken, yanıma okumak üzere aldığım kitabın ayıracının üzerinde bir yerlere “her yolculuk başlangıcında olduğu gibi buruk bir sevinç var içimde” diye not düşmüşüm. Dönüşte gözüme ilişti. Tam da otobüs hareket ederken, şimdi ne yazardım diye düşündüm. Dönüş yolu başlarken hissettiğim de “tatlı bir hüzün” dü. “Erişkin insan olmak” böyle bir şey işte. Mutlulukla hüzün buluşuyor. İllaki buluşuyor. Endişeler, korkular da (tabii kendimizle ilgili olanlar) yavaş yavaş yerini kabullenmişliğe, sabırlı bir bekleyişe bırakıyor. Her şeye hazır, teslimiyetçi bir bekleyişe…
Sevgiler…
Çok seneler önce, Güneydoğuda, uzak, yemyeşil bir beldedeyiz. İlkokul dördüncü sınıfa gidiyorum. Bir hafta sonu okul bir piknik düzenliyor. Annem kek, börek yapıyor. Çantalar hazırlanıyor. Okulun tüm çocukları, bir dere kenarında, ağaçlar arasında toplanıyoruz. Çimenlere örtüler seriliyor. Kekler, börekler, bazlamalar, keteler konuyor. Sütler, ayranlar mika bardaklara dolduruluyor. Yiyor-içiyor, koşup-oynuyoruz. Ayaklarımızı suya sokuyoruz. Yorulana kadar oynuyor, sonra evlerimize dönüyoruz.
Birkaç gün sonra, babam işten eve döndüğünde beni yanına çağırıp koklaya koklaya yanaklarımdan, alnımdan öpüyor. Sonra cebinden çıkardığı zarfı bana uzatıyor. Mektubu çıkarıp okuyorum. Öğretmenimi çok heyecanlandırıp mutlu eden olay, benim farkına bile varmadığım bir ayrıntı. Hafta sonu pikniğinde, yöre halkı çocukları ile aynı sofraya oturup, onlarla birlikte oynayan bir tek "garip" benmişim. (Anadolu'da yöreye geçici olarak gelen memur aileleleri bu şekilde tanımlanır.) Sınıfta da aynı şeyi gözleyen öğretmenim, beni yetiştiren babamı tebrik etmiş. Beni uzun uzun övmüş, göklere çıkarmış.
Babam o gece oturup üzeri suluboya bahar dalları ile bezeli bir kart hazırlıyor. Sonra herhangi bir kağıdın kenarlarını çini mürekkebi ile süsleyip, ortasına da "Aferin Asu" yazıyor. El emeği..Sevgi ve gurur ile. .
Şİmdi de bulunduğu yerden aynı sevgi ve gururla beni izlediğine eminim.
Herkesin Babalar Günü kutlu olsun...
Sir Rabindranath Tagore
Posted by Asuman Yelen in baba, biyografi, haberler, sevgi, tagore, televizyon
Okuyan bazı dostlar bana sitem edecekler. Yine mi Tagore, niçin illa ki Tagore diyecekler.
Bloguma yazdığım yazıların okunma sıklık oranını incelediğimde de görüyorum. Tagore en alt sıralarda. Komik yazılarla, ölümden bahseden yazılar yarışıyorlar. Demek oluyor ki, insanlar ya gülmek ya da ağlamak istiyorlar. Bir derin nefes alıp, hayata dair şöyle biraz kafa yormak, her şey niçin bu kadar kötüleşiyor giderek, güzellikler neden hızla azalıyor yerlerini çirkinliklere bırakarak, insanoğlu neden hızla insanlıktan uzaklaşıyor, savaşlar niçin, dünyanın dört bir köşesi, neden adeta birer suç makinesi haline gelmiş milyonlarca çocukla dolu, diye sormak akıllara gelmiyor!...
Neden mi Tagore? Neden mi özellikle Büyüyen Ay? Lütfen, ısrarla rica ediyorum. Dönüp bir kez daha okuyunuz bu iki parçayı ve hatta başlarda yazdığım ilk parçayı. İnatla görmezliktan geldiğimiz ( tabii farkında bile olmadan) SEVGİ yi duyumsamıyor musunuz satırlarda. Bir annenin, bir babanın evladını izlerken nasıl içinin titrediğini, ona nasıl anlamlar yüklediğini, daha doğrusu onda var olan tüm güzellikleri nasıl betimlediklerini görmüyor musunuz.
Şu an ben bunları yazmağa çalışırken gözüm haberlere ilişti. İki tane arka arkaya haber size. İnanılmayacak kadar kötü bir rastlantı, tam da bu metni yazarken.
İlk haber: Evi yıkılmaya çalışılan ve bu eylemi engellemek için çocuğunun gırtlağına bıçak dayayan bir baba. İkincisi: Yaşlı bir adam tarafından cinsel tacize uğrayan küçük kızın aylardır hala aşamadığı psikolojik sorunlar.
Evladına bu denli sevgiyle bakan bir baba onun gırtlağına, hangi nedenle olursa olsun, bıçak dayayabilir mi? Bir baba eğer gerçek bir baba olabilse, küçücük bir kıza yanlış bakıp, yanlış dokunabilir mi?
Bana kimse açlıktan fakirlikten söz etmesin. Ona her istediğini almak, onu bal-börekle beslemek evladı sevmek demek değildir. Önemli olan, ona baktığınızda, hayatınıza siz istediğiniz için giren bu varlığın ne kadar güzel, saf ve temiz olduğunu, sizden sadece sevginizi dilendiğini, onun ilk ve en önemli gereksiniminin SEVGİ olduğunu idrak edebilmektir.
Size çok iyi bildiğim bir şeyi söylemek istiyorum. Eğer gerçekten sevgi dolu, şiir dolu, şarkı dolu bir çocukluk yaşadıysanız, ,sonradan karşılaştığınız her türlü sorunu, acıyı, felaketi, yaşarken bile sığınılacak şeyleriniz olduğunu hissediyor, adeta gizli bir el tarafından korunuyorsunuz.
Herkese sevgi dolu günler dilerim.
*Fotoğraf bana aittir.
.
Seni böyle daima azarlamaları ne müthiş? Yazı yazarken yüzünü ve parmaklarını mürekkeple boyamışsın. Bunun için mi sana kirli diyorlar?
Ne ayıp!...Yüzünü mürekkeple bulaştırdı diye onlar tolon aya kirli demeye cesaret edebilirler mi?
Her ufak şey için seni yeriyorlar çocuğum, onlar yok yere kusur bulmaya her zaman hazırdırlar…
Oyun oynarken elbiseni yırttın…Bunun için mi sana çapaçul diyorlar.
Ne ayıp!...Parça parça bulutların arasından gülümseyen bir sonbahar sabahına, nasıl bir ad takabilecekler, bakalım?
Onların sana her söylediklerine kulak asma, çocuğum. Onlar senin kabahatlerini uzun uzun anlatır dururlar. Senin tatlı tatlı yiyecekleri ne kadar sevdiğini herkes bilir. Onun için mi sana obur diyorlar?
Ne ayıp!...Öyle ise seni seven bizlere ne diyecek, ne isim verecekler bakalım.
R.Tagore
Babasından masum, esrarlı ve haşarı minik varlığına
Posted by Asuman Yelen in baba, göze çarpmayan debdebe, tagore
GÖZE ÇARPMAYAN DEBDEBE
Ey, şu küçük esvabı boyayan, ve sevgili vücuduna şu küçük kırmızı gömleği giydiren kimdir, çocuğum?.
Koştukça ayağın takılıp sendeleyerek avluda oynamak için sabahleyin dışarıya çıkmışsın. Fakat şu küçük esvabı boyayan kimdir, çocuğum?
Seni güldüren şey nedir, ömrümün mini mini goncası?
Anne, eşikte durarak sana gülümser.
O ellerini şaklatır, ve bilezikleri çıkırdar, ve sen ufacık bir çoban gibi elinde bambu değneğin raksedersin.
Fakat seni güldüren şey nedir, ömrümün mini mini goncası?
Ey dilenci, iki elinle ananın boynuna asılmış, neyi dilenirsin?.
Ey kanmayan kalp, senin küçük gül avucuna koymak için, dünyayı bir yemiş gibi gökten koparayım mı?.
Ey dilenci, neyi dilenirsin?.
Rüzgar, ayak bileklerindeki halhallerin çınlayışını sevinç, neşe ile uzaklara götürür.
Güneş gülümser ve senin güzelliğini seyreder.
Annenin kollarında uyurken, gök seni yukarıdan gözetir, ve sabah, ayaklarının ucuna basarak yatağına gelir ve senin gözlerini öper.
Rüzgar, ayak bileklerindeki halhallerin çınlayışını sevinçle uzaklara götürür.
Rüyaların perisi, yarı aydınlık gökte uçarak sana doğru geliyor.
Dünya ana, annenin kalbinde senin yanında oturuyor.
Yıldızlara çalgı çalan adam, elinde flütü senin pencerenin önündedir. Ve rüyaların perisi, yarı aydınlık gökte uçarak sana doğru geliyor.
R. TAGORE
...
Dünyanın öbür ucundan , kocaman bir şairin, koskocaman yüreğinden, en yalın bir biçimde dile getirdiği evlat sevgisi.
Görülüyor ki, TAGORE de evlatlarını tıpkı babamın beni sevdiği gibi, sizlerin çocuklarınızı sevdiği gibi sevmiş.
Bu parçayı yazarın "BÜYÜYEN AY" isimli kitabından seçtim.
Bendeki , babamın başucundan benimkine geçen,eski, sararmış ve çok yıpranmış bir kitap. Ama en sert zamanlarımda ona sığınıyorum . İçindeki sevgi beni sıcacık sarıyor. İçimdeki çocuk ortaya çıkıyor. Kendi çocukluğuma dönüyorum.
Çocuğu anlamak, çocuğun dünyasına girmek, varlığının anlamını, ruhunun temizliğini kavramak, ana-baba-çocuk arasındaki sevgi alışverişini izlemek ve huzur bulmak için mutlaka okunması gerektiğine inanıyorum .
Tekrar görüşmek üzere.
Bu arada bilin bakalım bu çocuk kim?
Bu Blogda Ara
Contributors
Blog Listem
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
Merhaba,7 yıl önce
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
Bi arkadaşa bakıp çıkıyorum10 yıl önce
-
-
-
-
-
-
-
Merhaba demeye geldim...12 yıl önce
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
TAŞINDIM...15 yıl önce
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
İzleyiciler
Yazı Arşivi
-
►
20
(5)
- ► Eylül 2020 (1)
- ► Ağustos 2020 (3)
- ► Temmuz 2020 (1)
-
►
17
(4)
- ► Nisan 2017 (1)
- ► Şubat 2017 (1)
-
►
16
(1)
- ► Şubat 2016 (1)
-
►
15
(1)
- ► Ağustos 2015 (1)
-
►
14
(16)
- ► Aralık 2014 (1)
- ► Eylül 2014 (2)
- ► Ağustos 2014 (1)
- ► Haziran 2014 (1)
- ► Mayıs 2014 (2)
- ► Nisan 2014 (4)
- ► Şubat 2014 (1)
-
►
13
(45)
- ► Aralık 2013 (3)
- ► Kasım 2013 (3)
- ► Eylül 2013 (6)
- ► Ağustos 2013 (3)
- ► Temmuz 2013 (2)
- ► Haziran 2013 (1)
- ► Mayıs 2013 (3)
- ► Nisan 2013 (7)
- ► Şubat 2013 (3)
-
►
12
(96)
- ► Aralık 2012 (2)
- ► Kasım 2012 (4)
- ► Eylül 2012 (16)
- ► Ağustos 2012 (7)
- ► Temmuz 2012 (5)
- ► Haziran 2012 (8)
- ► Mayıs 2012 (10)
- ► Nisan 2012 (14)
- ► Şubat 2012 (8)
-
►
11
(179)
- ► Aralık 2011 (19)
- ► Kasım 2011 (38)
- ► Eylül 2011 (14)
- ► Ağustos 2011 (17)
- ► Temmuz 2011 (8)
- ► Haziran 2011 (14)
- ► Mayıs 2011 (11)
- ► Nisan 2011 (9)
- ► Şubat 2011 (10)
-
►
10
(152)
- ► Aralık 2010 (12)
- ► Kasım 2010 (12)
- ► Eylül 2010 (9)
- ► Ağustos 2010 (12)
- ► Temmuz 2010 (7)
- ► Haziran 2010 (12)
- ► Mayıs 2010 (11)
- ► Nisan 2010 (17)
- ► Şubat 2010 (11)
-
►
09
(186)
- ► Aralık 2009 (22)
- ► Kasım 2009 (22)
- ► Eylül 2009 (17)
- ► Ağustos 2009 (24)
- ► Temmuz 2009 (19)
- ► Haziran 2009 (20)
- ► Mayıs 2009 (20)
- ► Nisan 2009 (8)
- ► Şubat 2009 (5)
Müzik
Popüler Yazılar
-
Saat 16.00 Dışarıda yağmur yağıyor. Oda sıcak ve aydınlık. Radyoda Türk Sanat Müziği çalıyor. Yeni başladığım örgüm elimde. Kedim ...
-
Dışarda şiddetli bir fırtına var... Camların uğultusu İçerde Mary Hopkin' in duygulu sesine karışıyor. "Those were the day...
-
Paadişaanın üç kızı varmış. Bir gün onları yanına çağırmış. "Hadi bakiim cevap verin" demiş. "...
-
Paçozdan güzel haberler var... İçi hayvan sevgisiyle dolu yeni veterinerimiz son gelişinde verdi güzel haberi. İlk muayenesinde uzun u...
-
Seni buralarda gezdirmek isterdim. Sevgini ve sağlam dostluğunu özlüyorum. Hep de özleyeceğim.
-
Büyük Usta, önündeki devâsâ tuale son rötuşlarını yapıyor... Önündeki dev palete göz atıyorum. Hemen hemen boşalmış gibi. Yeşili çoktan sıyr...
-
Ben huzuru buldum yavrum. Umarım sen de mutlusundur. Gördüğüm tüm dostlarının gözlerinde sendeki...
-
"Hoş geldiniz hocam, ilk merhaba benden olsun diyor resimdeki güleç yüz. Hoşuma gidiyor “hocam” sözü. Demek yüksek sesl...
Etiketler
- 2010
- 2011
- 27 mayıs İhtilali
- 7 numara
- ABD
- abla
- acemilik
- açlik
- Adıyaman
- afet
- ağabey
- ağaç
- Ağustosta Rapsodi
- aile
- akraba
- akrostiş
- akşam
- Albatros
- alış-veriş
- alışkanlık
- alışveriş
- alışveriş tutkusu
- Ali Muhittin Hacı Bekir
- Alphonse de Lamartine
- amatörlük
- anı
- anılar
- anılar...
- anlaşma
- anlayış
- anma
- anne
- anneanne
- anneler günü
- Antalya
- apartman hayatı
- arayış
- arıza
- Arka Pencere
- arkadaş
- armağan
- aşı
- aşk
- aşure
- Atatürk
- ateş böceği
- atom bombası
- Attila İlhan
- ATV
- ATV şarkı
- Avustralya Açık Tenis
- ayaz
- ayrılık
- aziz nesin
- B.Necatigil
- baba
- Babalar Günü
- bahar
- bahçe
- balkon
- banka
- Barbra streısand
- barış
- başarı
- başlangıç
- Baudelaire
- Bauelaire
- Bayrak
- bayram
- Beatles
- bebek
- bekir sıtkı erdoğan
- beklentiler
- BEN
- beste
- beşiktaş
- Betty Smith
- beyaz dizi
- beyaz diziler
- beyaz roman
- Bhagavatgita
- bilgisayar
- Bir genç kız Yetişiyor
- Bir sarkısın sen
- Bir Şarkısın Sen
- birlik ve beraberlik
- birliktelik
- bitki
- biyografi
- blog
- blogger
- börek
- Buddha
- bugün
- bulmaca
- buluşma
- buzdolabı
- Bülent Ecevit
- Cahit Sıtkı Tarancı
- can yücel
- Capra
- cehalet
- centilmen
- cesaret
- cevaplar
- cezerye
- cinayet
- cocuk
- cocuk.
- cocukluk
- Cronin
- Cumhuriyet
- Cüneyt Gökçer
- çalışma hayatı
- çaresizlik
- çay
- Çığlık
- çınar
- çiçek
- çiçekler
- çiğ
- çocuk
- çocuklar
- çocukluk
- çöp
- dalgınlık
- Daltonlar
- damat
- Damdaki Kemancı
- dans
- davetiye
- dayak
- dedikodu
- Defne Joy Foster
- demirhindi
- deneyimler
- deniz
- deprem
- dergi
- destan
- dilek
- dilekler
- dinlenme
- disko kralı
- diyet
- dizi
- doğa
- doğallık
- doğum günü
- dolap
- Doris Day
- dost
- dostluk
- dostluk.
- dostlulk
- duygular
- düğün
- dül dül
- dünya
- dünya kadınlar günü
- Dünya Prematüre Günü
- düşmanlık
- düşünceler
- düşünceler.
- Ecevit
- edebiyat
- Edgar Allan Poe
- Ekim
- Ekrem Bora
- Elazığ depremi
- emek
- emekli
- eminönü
- Emirgân
- Engelliler
- ephraim kishon
- erişkin
- erişlilmezlik
- erkek
- eski yıl
- eşek
- eşyalar
- etiket metiket yok
- Etkinlik
- eve dönüş
- evlat
- Ey Aşk Nerdesin
- eylül
- ezan
- Ezel
- Fakir Baykurt
- fal
- fanatizm
- Farrah Fawcett
- fasulye
- felaket
- felsefe
- fenerbahçe
- fırtına
- Fikret Otyam
- film
- filozof
- final
- Firari
- firuze
- fono
- formüller
- fotoğraf
- Frank Sinatra
- Futbol
- gazanfer özcan
- gece
- geçim
- Geçmiş
- geçmişten şarkılar
- gelecek
- gelin
- genç kız
- gençlik
- gerçek
- geyik
- gezi
- gezinti
- giden sene
- Gitanjali
- giysiler
- Govinda
- gökkuşağı
- göl
- gönülçelen
- gösteri
- göze çarpmayan debdebe
- gözyaşı
- Grace Kelly
- grizu
- gül
- Gülümse
- gün batımı
- güncel
- güneş
- Güneydoğudan öyküler-Önce vatan
- Günlük yaşam
- güven
- güz
- güzellik
- güzellikler
- haber
- haberler
- Hacer Buluş
- Hacivat
- hafta sonu
- hak
- hala
- harika çocuklar
- hasta
- hastalık
- hayal kırıklığı
- Hayali Küçük Ali
- hayaller
- hayat
- hayvan
- hayvanlar
- hayvanlar alemi
- hazan
- hediye
- Herman Hesse
- hiciv
- Hindistan
- Hiroşima
- Hitchcock
- hobby
- Hollywood
- hoptirinam
- hoşgörü
- hoşluklar
- http://www.blogger.com/img/blank.gif
- huzur
- hüsran
- hüzün
- ıhlamur ağacı
- ışık
- ibadet sohbet
- içimizdeki çocuk
- içtenlik
- iftar
- ihmal
- İhsan Varol
- ikiyüzlülük
- ikram
- ilaç
- ilginç şeyler
- ilişki
- ilkbahar
- ilkokul
- İlkokul şiiri
- İnci Ertuğrul
- İngilizce
- insafsızlkık
- insan
- insan halleri
- insan olmak
- insanlık
- intikam
- İslamiyet
- istanbul
- isyan
- İş Bankası
- işçi
- iyilik
- Jacques Brel
- James Stewart
- Japonya
- Jean Moreas
- Jim Reeves
- kabuk
- kadın
- kadınlar
- kahvaltı
- kahve
- kalıplar
- kalite
- Kamer Genç
- kan verme
- Kandil
- kaplumbağa
- kar
- Karagöz
- karanfil
- karanlık
- kardeş
- karışık duygu ve düşünceler
- karmaşa
- katiam
- kavafis
- kayıp
- Kayserispor
- keder
- kedi
- kediler
- Kelime oyunu
- Kemal Burkay
- kerpiç
- keşke
- keyif
- kıskançlık
- kış
- kız kardeş
- kızkardeş
- Kim Novak
- kiracı
- kishon
- kişisel
- kitap
- koka kola
- kolbastı
- komedi
- komik
- komşu
- komşuluk
- konser
- konut
- korku
- Korolar çarpışoyor
- koşullu refleks
- köpek
- kuaför
- kupa
- Kurban Bayramı
- kuyruk-bilim
- kültürel mozaik
- Lale
- latife hanım
- lezzet
- lisan
- lise
- Liz Taylor
- maneviyat
- manzara
- Marsel İlhan
- masal
- masumiyet
- maymun
- mazi
- meclis
- medya
- Mehmet Topuz
- mektup
- merasim
- Mevlana
- mevsimler
- Meyva Zamanı
- Michael Jackson
- mim
- misafir
- misafirlik
- Misak- ı milli
- mizah
- Montaigne deneme
- moral
- Mr. Smith
- muhabbet
- Muhabbet Kralı
- Muhammed
- muhasebe
- Murathan Mungan
- mutfak
- Mutfak şarkıları
- mutluluk
- Müge Anlı
- müzik
- müzik nostalji
- Nagazaki
- Nazım Hikmet
- nefret
- nekahat
- Nirvana
- Nisan
- Nişan töreni
- Noktürn.
- nostalji
- okan bayülgen
- olay
- olgunluk
- on line alışveriş
- ordan burdan
- Orhan Kemal
- Orhan Veli
- orman
- oruç
- otobüs
- otokontrol
- oyun
- ozan
- ödül
- öfke
- öğrenci
- öğretmen
- Öğretmenler günü
- ölüm
- ölüm yıldönümü
- ömür
- öykü
- Öykü Atölyesi
- özgüven
- özlem
- Paçoz
- Paçoz..
- Paris
- pasta
- paylaşım
- paylaşmak
- pazar
- pazar alışverişi
- pazar günü
- Pazar sohbeti
- pembe dizi
- pencere
- Piknik
- pişmanlık
- plan ve programlar
- planlar
- plasebo
- Platters
- polis
- popülizm
- program
- programlar
- radyasyon
- radyo
- Ramazan
- Ramazan davulu
- Red kit
- reklamlar
- resim
- resmi bayramlar
- Reşid Behbudov
- Rilke
- rin tin tin
- Roland Garros
- roman
- romantik
- romantizm
- röportaj
- ruh yorgunluğu
- ruhat mengi
- rüya
- saat
- sabah
- sadakat
- Sadettin Kaynak
- safiyet
- Sağanak
- sağlık
- sahur
- Samana
- samimiyet
- sanal
- sanat
- sanatçı
- sanatkar
- Saroyan
- Satürn
- schumann
- sebze
- seçkin
- seçme saçma sohbetler
- sel
- Selimpaşa
- Selmi Andak
- sergi
- sevdiğim şeyler
- sevgi
- sevgi soysal
- sevgili
- sevgililer günü
- sevinç
- seyahat
- seyirlik
- Seyyare
- Shakespeare
- Show TV
- sıcak
- sıkma
- sıradanlık
- Sidarta
- Sigara
- simit
- sinema
- sipariş
- sis
- soğuk
- sohbet
- sonbahar
- soru
- sorular
- spiker
- star
- still life
- su yücel
- suikast
- şablonlar
- şafak
- şans
- şarap
- şarkı
- şaşkınlık
- şeker
- Şeker Bayramı
- şerbet
- şermin
- şiddet
- şiir
- şikayet
- tabak
- tabletler
- tagore
- tanışma
- tansiyon
- tantuni
- tarif
- tartışma
- taşınma
- tatil
- tedavi
- teknoloji
- telaş
- telefon
- televizyon
- temizlik
- tenis
- tenis turnuvası
- terlik
- tevfik fikret
- Tırpan
- tiyatro sahne
- tokat
- toplantı
- Tövbeler Tövbesi.
- Transfer
- tren
- TRT
- TSM
- Ttv
- Tuna Huş
- tutsak
- tuvalet
- tüketim
- Tülin Oral
- Türkan Saylan
- türkü
- TV
- Uğur Mumcu
- umut
- unutma
- uyku
- Üç Hür El
- ülke meseleleri
- ümit
- üretmek
- ütü
- vahşet
- vakit
- Vasuveda
- vatan
- William Holden
- William Wordsworth
- Wimbledon
- yağlıboya resim
- yağmur
- yalnızlık
- yaprak
- yarışma
- yaşam
- yaşlılık
- yatak
- yaz
- yeğen
- yeğenlerim
- yeme-içme
- yemek
- yemekteyiz
- yeni yıl
- yeni yıl kartları
- yesterday
- yıl dönümü
- yılbaşı
- yıldız
- yıldönümü
- yoksulluk
- yol
- yolculuk
- yolculuk.
- yorgünluk
- Young at Heart
- yönetici
- yün
- yürüyüş
- zaman
- Zeki Müren