Büyüyorum

Lilypie Second Birthday tickers

16 Temmuz 2012 Pazartesi

Ordan Burdan


Uyumadan önce aramızda geçen dialoglardan bir demet
Yağmur: Anneciiiim zararlı, boyalı ve böcekli şekerlerden neden yiyemiyoruz? (kendisine gıda boyası olarak kullanılan kırmızı renk veren böcekten bahsettim de, markette alalım diye tutturması üzerine)
Anne: zararlı, boyalı ve böcekli olduğundan canım (üzeri  rengarenk boya tabakasıyla kaplı, holizonik şekerlerden bahsediyoruz, yoksa lolipop türünde olanlardan alıyoruz mecburen)  
Y: Ama daha önce almıştınız bana onlardan.
A: O zaman zararlı olduğunu bilmiyordum ben.  (O zaman sinir krizi geçiriyordun yavrucuğum, kendini yerlere atıp, hem böğürüp, hem çığlıklar atıyordun. Biz de mecbur kalmıştık diyemedim tabii ki)
Y:Pekiiiii bu böcekler kötü gözlü böcekler mi, mutlu böcekler mi
A: puhahahahahaa…  (kazara mutlu desem yemeye devam edecek sıpa, gülmekten bir şey söyleyemedim, konu da kaynadı zaten)

Geçenlerde evde takılırken babasını sormaya başladı ‘baba ne zaman gelcek’ diye belki 10 kere tekrarlamıştır. Babasına aşkı kabardı diye düşünürken, bir anda mevzuya uyandım. ‘oğlum sen babanı mı soruyorsun, yoksa I pad’i mi’ dedim. Kaşlarını çatıp azarlar gibi ‘soruyorum işte’ dedi. Artık niyeti ortaya çıktığı için gönül rahatlığıyla sordu birkaç dakika sonra ‘ne zaman gelcekler’ diye. Ben hala kondurmuyorum kek kek soruyorum tabi, kimler diye. Cevabı anında yapıştırdı ‘babamla ayped’
Evimizin 4. Bireyi olan televizyona, 5 numara olarak kardeş geldi ‘I pad’.  En sevdiği oyun da zuma. Yağmurun tabiriyle ‘kötü gözlü kuru kafa, topları yutup kurbaayı yemeğe çalışıyor.’ Kendisi oynadığında kaybettiği için, bize oynatıyor. Ne tesadüftür ki annenin de en sevdiği oyun bu olduğundan, yavrusunun isteğini genelde geri çevirmiyor.

Geçenlerde mutfakta birşeyler yaparken yanıma geldi ‘anneciiim bu oyunu benim için geçermisin’ dedi. Israr etmesin diye, o çok zor ben geçemiyorum dedim. ‘sen geçemiyosun ben geçemiyoyum, baba da yok, kim geçcek bunu’ diye isyan etti kuzum.  

Kıvılcım Yağmurla satranç oynayacakları günleri iple çekiyor sanırım. Bunun için de bir süredir uğraşıyor. Taşları tanıma faslını geçtiler, yerleştirme aşamasındalar. Çabuk sıkıldığı için uzun boylu çalışamıyorlar doğal olarak ama Yağmur oyunu eğlenceli hale getirmenin yolunu buluyor bir şekilde. Mesela geçen gün kaleleri eline alıp, göğsüne yaklaştırdı ve ‘ben kaleci oldum’ diye uzun uzun sırıtarak dolaştı. 

31 Mayıs 2012 Perşembe

Ne Alaka!


Nerden başlasam ki yeniden anlatmaya…  En iyisi sondan başlamak.

Dün gece yatmadan önce 2 kez okuduğum kitabı 3. kere okumam için yalvarıyordu ‘Noolur noolur yine oku yine oku’ diye.

Sabah 6.45’te uyanıp öğle uykusu uyumamış haliyle, gece uyumamak için her türlü taklayı atarken, bana aynı şeyi  3. kez okutmasından fenalık geldiği için çıkıştım. ‘Yağmurcum saat çoktan kollarını açtı (21.15) hatta kapattı, çok geç kaldık uyumak için’ dedim.
Onu bunu boşver de işine bak edasıyla,  bombayı patlattı sıpa.

‘Kapatsın, ne alakası var’ 

9 Nisan 2012 Pazartesi

Oyunlar

Yağmur’un  oyunları, kitapları …vs. hakkında yazayım bugün.  Bazen haftadan haftaya bazen de aydan aya değişkenlik gösterdi hep ilgilendiği şeyler ama aylar boyu bıkmadan usanmadan okuduğu ya da oynadığı şeyler de var.

Tamir aletleri hayatımıza gireli 1.5 yıldan fazla oluyor sanırım. En ufak bir şey de hemen alet çantasını döküp, başlıyor ağzıyla efekt yapa yapa tamire. Tornavida, pense, matkap…vs. gibi kelimeler öğrendiği ilk 50 kelime arasında yer alıyor sanırım ki ben  bazılarının arasındaki farkı orta okulda falan öğrenmişimdir herhalde. Bugün aletlerinden bazılarını başka oyuncakların kutularında buldu ve hemen azarladı beni sıpa ‘anneciim benim aletleyimin burda ne işi var’ kaşlarını da bir çatışı vardı ki tam yemelik. Evlere servise de gidiyor görüldüğü üzere. 


İçine oturup evin içinde gezdiği bir arabası var. Aslında gezmekten çok tv sehpasına çarptırmayı seviyor. Oyuna başlamadan arabaya kurulup elini uzatıyor ve ‘anneciiim bana bi ehliyetle bi ruhsat verirmisin’ deyince herhangi iki kartı veriyoruz eline. Kaptığı gibi tosluyor arabayı, sırıta sırıta ‘beeen  kaza yaptııım’ diyor ve şapkamı takıp, polis rolünde ona ehliyet ve ruhsat sormamı istiyor. Standart repliklerimizi söylüyoruz, ceza kesiyorum, bankaya gidip cezayı ödüyor. Banka memuru da benim bu arada. Sonra bir çekici geliyor.  Aslında bir itfaiye kamyonu ama arabasından sonraki evdeki en büyük taşıt o olduğu için ona bir ip bağlıyoruz ve arabayı servise götürüyoruz. Başlıyoruz ondan sonra tamire.




Bir de legolarımız var. Gerçek ebatlı olanları birkaç günlük bir deneme sürümü yapıp (görüldüğü üzere)  kaldırdık.  Büyük boy olanlarla oynuyoruz hep. Sadece Legolardan uçak, gemi, köprü vs. oluşturmak amacıyla oynadığımız gibi, başka oyunlarda da onları yardımcı oyuncaklar şeklinde kullanıyoruz. Araba yarışında kulvar yapıyoruz, bebeklerle oynarken masa, sandalye, duş  vs. oluyor.

Bebekler demişken… Başka caillou olmak üzere pepee, rozi, leo gibi çizgi karakterlerinin bebekleri, her evde olduğu gibi bizimkinde de baş köşede. (var di mi her evde, ben kendimi avutmuyorum di mi) Hatta hediye olarak gelmiş, caillou’nun dans eden, masal anlatan ve karnından çizgi film izleten olmak üzere 3 yazıyla üç versiyonu var. Bunları yediriyoruz, içiyoruz, yıkıyoruz, giydiriyoruz, diş fırçalatıyoruz, salıncakta sallıyoruz, uyutuyoruz  ve daha ne yapılabilirse yapıyoruz. Yağmur iyice moda girip konuşuyor da bebelerle ‘gel bakalım roziiii şimdiiii banyo yapman gerekiyooor’ falan gibi.  

Bir de doktor aletlerimiz var. Özellikle iğne konusunda hassasiyeti büyük.  Üst üste antibiyotik iğneleri yediği ve 1 hafta içinde 3 kez kan aldırdığı bir dönemde tavan yapmıştı. Önceleri hastası biz oluyorduk. Steteskopu takıp muayene edip,  ağzımıza kulağımıza bakıp, iğne yapıp, bir de acı acı ilaçlar içiriyordu (legodan ilaçlar) Sonra bebeleri dahil edince oyunumuza, onlara aynı muameleyi yapmaya başladı, biz yırttık. Çok da insafsız değil ama iğneden sonra popoyu güzelce ovalayıp, ‘ağlama pepe geçcek şimdi iyleşceksin, al bakalım sana şeker’ diyor.



Bu arada oyunlarından bağımsız olarak bir not: son iki hastaneye gidişimizde sadece kulağını boğazını gösterip şekeri kaptığı için, doktor fobisi nerdeyse tamamen bitmiş olacak ki, ‘anneciim ben öksürüyorum biraz,  doktora gidelim mi’ diye mızıklanıyor ara ara. Duyan da hiç şeker vermiyoruz sanacak.  Hafta sonları doktor numarası olmayınca ‘staabaksa gidelim, hadi annecim hazırla beni, staabaksa gitcem ben’ diye tutturuyor çünkü kasada duran şekerler tam da onun uzanabileceği bir noktada.

Bir başka ilgi alanı ise kamyonlar, iş makineleri, uçaklar, trenler…vs. her türlü taşıt. Özellikle kepçe merakı efsane olmuştu bir ara. Doğum gününde tam 4 farklı kişiden hediye kepçe gelmesi de sanırım bunun bariz bir kanıtı. 


Son günlerdeyse kesip yapıştırma işlerine sardık fena halde. Kreşte yapıyorlar bu tarz faaliyetler ama evde yapmak aklına gelmemişti, ta ki ‘bay becerikli’  (mr. Maker) hastası olana kadar. ‘Annecim biz de bay beceyikli gibi şunu yapalım bunu yapalım’ demesiyle kendimizi eve en yakın kırtasiyede bulmamız bir oldu. Hemen yapıştırıcı, tavşanlı makas, elişi kağıtları aldık. Kesme görevi şimdilik benim ve her seferinde beni uyarıyor kuzum ‘bay beceyikli dikkatli olun makas kullanırken dedi’  diyerek. Kestiğim şeyleri resim defterine yapıştırıyor istediği gibi. Renkli kağıtlar Yağmur’a yetmeyince, market insert’lerinden her türlü şeyi keserek, kendi reklam sayfalarımızı oluşturmaya başladık. Bilmiş bilmiş ‘eşya sayfasına yemekleri yapıştıramayız anneciiim’ demeyi hiç ihmal etmiyor. 

Tv merakı  tam gaz devam bu arada. Koltuğuna oturup tv’yi açmamı istedi bugün. Boşver dedim şunu oynarız bunu yaparız falan, yok dinlemedi. Kumandalar uzaktaydı, onları gösterip getirmesini söyledim, getirmem dedi. Valla benim için hava hoş, izlemek isteyen sensin dedim. ‘anneeciiimmm benim için getiriiir misiin lüütfeeenn’ dedi.   ‘anneeen kuuurrban olsuuun saanaa yaavvruum’ derken televizyonu açmıştım bile.


Üç kağıtçılık, posta koyma, akıl öğretme gırla bizim evde bu aralar. 

Tübitak yayınlarının şahane kitapları var, iş makineleri, kamyonlar, gemiler vs. ile ilgili +6 yaş ama Yağmur’un inanılmaz ilgisini çekiyor. Geçenlerde uçaklar kitabının +14 yaş versiyonunu almışım yanlışlıkla ama yine de çok ilgilendi. +6 yaş uçaklar ve helikopterler’i  bulunca  hemen kaptım.  Beni gören sıpa ‘uçaklar kitaplarımız vardı niye bi tane daha alıyosunki’ dedi. Kulaklarıma inanamadım. Bizim eve bi tane Kıvılcım yeter be oğlum ama sen şimdiden başladın ona buna laf söylemeye. 

Bugün dışarı çıkacaktık, ben çıkmadan duş almak istedim. Aramızdaki ağlak bir şekilde geçen  dialog ise şöyleydi.
Y: annecim kirlendin mi sen?
A: evet oğlum, banyo yapıcam.
Y: hayııır yapma, kirlenmemişsindiiiiir.
A: banyodan sonra çıkarız tamam mı Yağmurcum.
Y: parkta kirlenirsiin, dönünce yıkanırsıııın. 

Geçenlerde Kıvılcım yanımıza gelip oyunumuza katılmak istediğini söyledi. Yağmur’un cevabı ise ‘sen odana git de dota’nı oyna’  oldu. Bilmeyenler için dota, benim bildiğim aslında geçerken gördüğüm kadarıyla, ormanda türlü türlü gudubetleri kesme oyunu.

Bu akşam pijamalarını giydirirken, ‘ben babamla uyucam hem aypedini de gösterir belki’ dedi. Peki dedim. ‘iyi çağır o zaman da gelsin’ diye buyurdu sıpa. Yatarken I pad faslı bittikten sonra, gözlerin kapalı mı diye sormuş babası, malum karanlık. Cevap: ‘kontrol et’ 

Çok yazdım di mi. Okuduğumuz kitapları daha sonra yazarım artık.

11 Mart 2012 Pazar

Kısa Kısa


Araya zaman girince saçma bir  tutukluk oluyor insanda, yazmadıkça yazmıyor, yazıp yazıp siliyor. Duyan sanki ilk romanım best seller olmuş da, ikinciye başlarken, ya bu sefer olmazsa diye panik yapıyorum sanır. Altı üstü bizim sıpanın yaptıklarını not edeceğim, niye bu kadar  arayı açıyorum ben de bilmiyorum.

En güncel vukuat olarak Yağmur tv’den sonra dün de gözlüğümün sapını kırdı. Neyse ki kolayca tamir olabilen bir noktasıydı, hemen hallettik. 

Geçen ay suçiçeği geçirdi.  Haftalar hatta aylar süren iştahsız bir dönemin ardından yemek yemeğe yeni başlamıştı.  Hatta son zamanlarda günde 1 kiloya yakın süt ve kuru üzümle besleniyordu.  İştahı açılıp da yemek yemeğe başlayınca vücudundaki yağ oranı değişti de ondan sivilceler çıkmaya başladı diye düşündük saf saf anlamadık ne olduğunu. Bir iki gün içinde sivilcelerin içi su toplamaya başlayınca kendimizi acilde bulduk. Doktor yarın bütün vücudunu kaplayacak dedi. Neye benzeyecek diye hemen google’ın görsellerine bakma gafletinde bulundum. Neyse ki korktuğumuz başımıza gelmedi. Doktora götürdükten sonra max. 5 tane daha çıktı, totalde de 15-20 tane falan çıkmıştır sanırım. Çok hafif atlattık, ne ateşi çıktı ne de kaşındı. Bir hafta içinde kabuk bağladı ve döküldü, geriye hiçbir iz kalmadı. 

Yağmur kreşe gitmeyi çok seviyor. Hatta bazen ‘bugün okulda çok eğlendim ben’ diyor biz bir şey sormadan. Ama kreş saati gelip de, bakıcısı hazırlamaya başlayınca gitmiyorum diye tutturuyormuş, hatta ağlıyormuş. Kreştekiler orada çok mutlu olduğunu söylüyorlar, fotoğraflardan da belli oluyor zaten.  İstemediği günlerde bir şekilde kandırıyoruz, markete gidiyoruz diye evden çıkıp, okula kapıdan bir bakıp dönelim gibi şeylerle. Giderken huysuzlansa bile kapıdan girip de öğretmenlerini gördüğü anda değişiyormuş ruh hali. Bu yaştaki tüm çocuklarda, hatta daha büyük çocuklarda sürekli rastlanılan birşeymiş bu kreşle ilgili değişen modlar.

Tam bir yaramaz erkek çocuğu formatına girdi artık bizim sıpa. Her şeyin üzerine tırmanıyor, salıncağında barfiks çekiyor, oradan oraya atlıyor zıplıyor, hatta benim kucağıma çıkıp bacaklarımdan kayıyor kaydırak hesabı. Babası onu kucağına alıp atıp tutarken keyiften deliriyor.   En büyük keyfi bütün oyuncakları sepetlerinden yerlere döküp her yere dağıtmak. Toplamaya başlayınca da bağırıyor, yerine bırakmamız için.

Uykuları daha iyi durumda.  Öğle uykusu bazen uyuyor bazen uyumuyor.  Geceleri ise son zamanlarda haftada bir ya da iki gün hiç uyanmıyor ki bu mucize gibi birşey. İki ya da üç gün sadece bir kez uyanıyor, sütünü içip geri yatıyor. Geri kalan günlerde de iki ya da daha fazla sayıda uyanıp, genelde sütünü içip bizi çok zorlamadan geri uyuyor. Tabii istisnalar olabiliyor. Geçenlerde iki gece üstüste hacıyatmaza döndük bütün gece. Sabaha karşı babası benden önce davranıp yanına gidince (ki genelde öyle oluyor  Kıvılcım’ı ‘sen git annem gelsin’ diye gönderiyor) ‘biraz da sen yat yanımda’ diye almış yatağına. 

Geceleri bile bizi güldürmeyi başarıyor bu arada. Geçenlerde sütünü içerken  bana ‘anneciiim ışığı yakmama gerek var mı’ diye sordu. Gerek yok canım dedim, gülmemi tutarak. ‘tamam o zaman’ diyerek, boş süt kutusunu uzatıp yattı.

Sabahları kalkınca yine gözlüğümü elime tutuşturup beni uyandırıyor fakat tv açmamı talep etmiyor neyse ki, halbuki en sevdiği programlar sabah saatinde.  Sanırım unuttu. Kalkar kalkmaz kitap okuyoruz tamamen onun isteğiyle. Bana kalsa, sen oyna ben bakıyorum sana diyerek, kenarda uyuklamaya devam ederim. Son 10 gündür annem sayesinde yapabiliyorum bunu ama saltanatım bitmek üzere. 

Daha yazacak çok şey var. Yağmur’un en sevdiği çizgi filmler mesela. Aslında yazdım ama ben onu yayınlayana kadar çocuğun zevkleri değişti, sanırım yeniden yazacağım. En sevdiği oyunlar var ve tabii ki söylediği bomba laflar. 

En tazesini yazayım bari unutmadan. Oltanın ucundaki mıknatıs yardımıyla yine mıknatıslı balıkları tuttuğumuz bir oyuncağı var arada sırada oynadığımız, bugün baktım oltaları kaybolmuş. ‘Yağmurcum bütün oyuncaklarını dağıtıyosun, her yere saçıyosun, bak kaybolmuş oltalar, neyle tutcaz şimdi bu balıkları’ dedim. Cevabı anında yapıştırdı. ‘Anneciiim sen merak etme tamam mı yarın gündüz olunca buluruz oltaları hiç merak etme’    


25 Şubat 2012 Cumartesi

İlk Büyük Vukuat


Son aylarda Yağmur tam bir televizyon kuşu olmuştu. Kreşle beraber sürekli ve uzun süreli hastalanmaya başlayınca, (hatta bazı aylar evde kaldığı gün sayısı, kreşe gittiğinden daha çok oluyordu) yemek yemiyor ve bir şey yapmaya da enerjisi olmadığından, tv izlemesine izin veriyorduk biz de.  Çok büyük bir hata yaptığımızı iyileşmeye başlayınca anladık ama olay kontrolümüzden tamamen çıkmıştı artık. 

Uykudan uyanır uyanmaz yanıma gelip beni uyandırıyor, hatta gözlüğümü de elime tutuşturuyordu ‘anneciim al tak bunu’ diyerek. Sonra da koşar adım beni salona sürükleyip,  bu kez kumandayı elime tutuşturuyordu ‘bana bişey açiyymııısııın’ replik de bu. Sıkıyorsa açma bakalım. Daha gözümü açamamışken kıyametin kopmasıyla baş edemeyeceğim için, açıyordum ben de kuzu kuzu tv’yi. 

Kahvaltı, öğle ve akşam yemekleri de yine tv karşısında yeniyordu. Dikkatini başka şeylere çeksek bile, yarım saat sonra koltuğuna kurulup, standart repliğini söylüyordu. Her zaman boyun eğmeyip, ağlama krizleriyle baş etmeye çalışıyorduk falan ama yine de birkaç saat o televizyonun başında geçiyordu. 

Geçen gün, bu bittikten sonra kapanacak tv diye söz aldıktan sonra ofise gittim. Bir süre sonra, Yağmur’un henüz 1 yaşını bile doldurmamış plazma televizyonun camını kırdığının haberi geldi. Bol bol ‘hadi yaaa’ diyerek detayları dinledim bakıcısından ama içten içe bir sevinç de kapladı içimi, bunu da buradan itiraf ediyorum, hadi bakalım.   

Merak edenler için, Yağmur’a hiçbirşey olmadı. Zaten öyle cam kırığı gibi bir şey yok ortalıkta. Yine merak edenler için, olayın maliyeti çok fazla olsa da 2 yaşında bir çocuğa bu sebeple bağıracak, kızacak halimiz yok tabii ki. Akşam eve dönünce uzun uzun yaptığının yanlış olduğunu…vs. anlattık. Zaten bütün günü suçluluk duygusu ile geçirmiş. Önce bakıcısının bizi aramasına izin vermemiş. ‘Benim aletlerim var ben tamir edebilirim, arama anneyii’ diye ağlamış. Suç aleti de zaten bunlardan biri, ahşap bir çekiç. Bir süre uğraşmış da tamir etmek için. Sakinleşmeyince babaanne ve dede gelmişler, dışarı çıkarmışlar. Dönüşte eve (suç mahaline)  girmek istememiş falan.  

Yaptığının gayet farkında ama bize posta koymayı da ihmal etmiyor. Ertesi sabah, ‘niye hala camcı amcayı çağırmadınız, ben çizgi film izzlicektim ama’ diyerek kaşlarını da çatıp baktı bana. Öyle çok kolay değil bunu tamir etmek zaman ister, deyince ‘benim aletlerim var zaten, ben yapabilirim’ dedi yine.    

3 Şubat 2012 Cuma

Canavar

Dün gece beraberce yattık ve uyumadan önceki sohbetimizi ediyorduk Yağmur ile.
Y: Anneciiğiiim (artık annesi demiyor bu arada)
A: efendim canım
Y: Sence bu tavşan mı canavar mı? (yatarken elinden hiç bırakmadığı tavşanını havaya kaldırmış bana gösteriyor)
A: canavar diye birşey yok bitanem, o tavşanın senin.
Y: ama karanlıkta böyle bakınca canavar gibi görünüyooo…
A: puhahahahaaa
Bu tepkimle beraber, yattığımızdan beri geçen 30 dakika içindeki bütün çabalar, masallar, şarkılar, vs. boşa gitmiş oldu ve sıpa anında ‘hadi kalk oynayalım’ moduna girdi. 

3 Ocak 2012 Salı

Uyku Konusunda Nerede Kalmıştık

Yavru kuşumuz aşka geldi. Sürekli ‘annesiii (ya da babasııı ya da babannesii) seni çoook seviyoyum’ diyor. Geçen gece uyutma çabalarım sırasında yine sevgisini beyan ettikten ve karşılığını aldıktan sonra ‘ben babayı da çoook seviyoyum’ dedi. Daha ben, o da seni seviyor demeye kalmadan ‘ben bi bakıp geleyim  naapıyomuş’ diyerek üstümden atladığı gibi gitti yanına, şansını denemeye. Sevgi sözcüklerini oğlunun ağzından duyan baba da tabii ki hemen ikna oldu biraz daha kitap okumaya. Son haftalarda, bir korsan kitabı bebek koala’nın tahtını ciddi biçimde sallamakta. Geceleri bazen uykusundan ‘kiiitaap ookuyalııım’ diye uyanıyor.

Yazının bundan sonrası çok sıkıcı olacak, çünkü uykularıyla ilgili bir özet geçeceğim. Eğlenmek için okuyanlar geçebilirler buraları.   

Son zamanlarda uyumamak için elinden geleni ardına koymuyor Yağmur.   Bazı geceler Kıvılcım’a bırakıp, ben ondan önce yatıyorum. Yaklaşık 2 ay kadar önce, düzensiz sandığımız ama  aslında gayet de düzenli olduğunu sonradan anladığımız hayatımız  biraz değişti.
Önce öğlen uykuları kaydı. Hiçbir zaman belli bir saatte uykuya yatırmayı başaramadığımız malum. Yine de belli bir saat aralığında 11.00-14.00 arası 40 dak. ila 3.5 saat arası bir uyku uyuyordu.  1.5 yaşına kadar uyuduğu en uzun öğle uykusu 1saat 55 dak. idi. Tam 1.5 yaşında 3 saatlik bir uyku uyuyarak kendi kariyer rekorunu kırdı, Deniz’in doğum gününe bu sebeple geç kaldığımız için gayet iyi hatırlıyorum. Sonuçta Eylül başından beri kreşin başlama saati olan 15.30’dan önce bir şekilde uyanmış oluyordu öğle uykusundan. Derken araya kurban bayramı tatili girdi ve tüm düzen alt üst oldu. Tatil bitiminde, doğduğundan beri iki gün üstüste aynı saatte aynı miktarda uyumayan sıpa, 3 gün üstüste saat 15.15’te yatıp, yaklaşık 3 saat boyunca kütük gibi uyuyarak bir rekora daha imza attı ve tabii kreşe de gidemedi. Bu geç yatıp geç kalkmalar, gece uykusuna da geç yatma  ve de sabah geç kalkma olarak bize döndü.

Birkaç gün sonra da öğle uykusu tamamen ortadan kalktı. Öğlen uyumadığı ilk gün akşam 8 gibi sızdı. Biz de rahat bir nefes aldık. Öğle uykusundan 6’dan sonra kalkıp, enerjisini bütün gün atamamış bir çocuğun hızına yetişmek mümkün değil. Akşam kendimize ayırdığımız 1 dakika bile zamanımızın olmaması, uyusa da ben de gidip yatsam artık diye kıvranmalar, hele de saat gece yarısını geçince… Yağmur yattıktan sonra oturup bir film izlemek (çoğunlukla bitiremeyip 2 güne yaysak bile), internette takılmak, oyun oynamak, puzzle çözmek, kitap okumak, tv’de zap yapmak ya da abuk sabuk bir pograma boş boş bakmak… bunlar ne kadar kıymetli şeylermiş. Yoğun bir iş gününün ardından herkesin birşeyler yapmaya ihtiyacı oluyor.

Neyse konuya dönelim. Bu sızdığı akşamın ertesi sabahı nispeten erken kalktı ve buna rağmen yine öğle uykusuna yatmamış. Buraya kadar sorun yok. Ben de çocukken öğle uykusunu hiç sevmezdim (nasıl da salakmışım) Doktoru da 2 yaşından itibaren bazı çocukların öğle uykusunu kaldırdığını ve gece uyunan 10 saat uykunun yettiğini söyledi. Biz de ortalama 9 saati tutturuyorduk. Akşam biz yine erkenden sızacağını sanarken uyuması saat 10’u buldu. Bir sonraki gün öğle uykusuz haliyle 11.30’u gördük. Sonra da gece yarısını geçmeye başladı. Sabah ise 9 ile 10.30 arası bir saatte uyanıyordu.

Bazen de kreşten gelip, pepe ya da kayu izleme saatinde uyuyakalıyordu hem de kütük gibi. Bizim yatma saatimize yakın uyanıp gece 2’ye ya da 3’e kadar oturduğu günler oldu.
Bu arada babaannesine gittiği hafta sonları genelde de uyuyordu öğlenleri. Farkettik ki bebeklik salıncağına yatınca mayışıyor ve hemen dalıyor, hemen transfer ettik salıncağı bize. İşe de yaradı. Son 2 haftadır öğlen uyuyor, saati ve süresi hala değişken. Haftanın 1-2 günü yine öğlen uykusuna yatmamakta direniyor. Uyusa da uyumasa da akşam yatma işini hala çözemedik. Dün gece 1’de uyudu(muş) bu gece ise 10’da. Ben de bunları yazabilecek zaman buldum.  

Bu arada gece min. 2 kere,  max. çok kere uyanıp, genelde de süt içip geri uyumalar tam gaz devam ediyor.  

26 Aralık 2011 Pazartesi

Dumur Diyaloglar


Y: Annesi baba nereye gidiyooo?
A: Berbere gidiyor canım, saçını kestirip gelecek. Seninkini ne zaman kestircez Yağmurcum?
Y: Uzaasın da…

A: Yağmurcum gel bak çok güzel bir kabak tatlısı var burda, hadi yiyelim.
Y: Yemeğimi yedim mi ki ben?

A:Yağmurcum hadi beraber oynayalım, babaannenin işi var.
Y: Sen git yemek ye, ben babanneyle oynucam

Y: Aannesiii ben sana teşekküy etmişmiydim.
A: Ne için bitanem
Y: Bu müjik aletleeeyi için.
A: Bişey değil bitanem (içimden de yaavvvruuuummm annen kurban olsun sanaaa)

Y: çoocuuk çık ooodan, oooda ben oynuyodum. (starbucks’ta oyun evine giren bir çocuğa kızdı)
Ç: gel sen de oyna (Yağmur kadar bir çocuktu ama olgunluğuna diyecek yoktu)
Y: annneesiiii bana sen de gel dediiii (Yağmur bile şaşırdı bu olgunluğa)
A: Ne güzel işte, oynayın beraber. (o sırada annesi çocuğu çağırdı, o da arkasını dönüp gitti)
Y: kaaaadeeeş neeye gidiyosun, kaaaddeeeşşş neyeyeee (biraz yakınlık gören sıpa hemen ağız değiştirdi)
A: Annesi çağırdı bak evlerine gidiyolar, bay bay yap istersen.
Y:Baayyy baayyy (el de salladı ama çocuk dönmedi)
Y:kaadeeeşş baayy baayyy diyoyyuuum  (çocuk dönmedi)
Y:kkaaaddeeeşşş bay bay yapiiyy mısın, anneeesiiii kaadeş bana bay baayy yapmıyoooo.

A: Kıvılcım tost yapar mısın? (sabah Yağmur’un altını üstünü değiştirmek sandığımdan daha çok vakit alınca ve bir yere yetişmemiz gerektiğinden seslendim içeri,  yani yanlış anlaşılmasın)
Y: babaaasıııı bana daaa yaaapp (o da içeri seslendi, bu arada bana da laf yetiştiriyodu)
Y: ooofff çok kokuyoooo, at çöpe o beziii

A:Yağmurcum kreşi seviyor musun sen. (iyi ki sormuşum bir anda döküldü)
Y: Annesiii ben kıyeşi çoook seviiyooyuum ondan gidiyooyum. Çoookk özlüyoyum. Ööyetmenleeim de beni çoookk seviyolayy.

Y:aannesiii baba neyeye gidiyoo
A: işe gidiyor bitanem akşam gelecek.
Y: sen?
A:Ben de gidicem canım birazdan.
Y: banaaa kim bakcak o zamaaaan (dehşete düşmüş bir halde)
A: oğlum Ayşe teyzen gelecek  ya ben evden çıkmadan, tamam mı?
Y: taamaamm (rahatlamış bir şekilde, gülümseyerek)

Yumurtladıklarının haddi hesabı yok. Sürekli puhaaahaa ne dedi duydun mu modundayız hepimiz.

-Boşvey deeegi okumayalım, çizgi film izleyelim. (elimdeki dergiyi çekiştirip yere atıp, kumandayı elime tutuştururken)

  -Babannesiiiii burası sizin memleketiniz mi? (buzdolabında duran  San Diego silüeti magnetini göstererek)

-Sanki bu büyük biraz (Koca treni küçücük bir kutuya sokmaya çalışırken)

-Ben de büyüyünce itfayeci olcam (durduk yere, alakasız bir anda söyledi)

-Beni niye sallıyosun, uykum yok ki sallama boşuna (öğle uykusu uyutmak için son çare olarak kendisini salıncakta sallayan bakısına)



20 Aralık 2011 Salı

2 Yaş Kutlamaları


Biraz geç de olsa, Yağmur’un doğum günü kutlamalarından bahsedelim.  
Kreşte öğretmenleri ve arkadaşlarıyla , evde de ailecek  kutladık.  


 Kreşteki  kutlama Yağmur’un öğle uykularını bıraktığı ve sürekli yorgun gezdiği bir döneme denk gelmişti. (Bu ayrı bir yazı konusu anlaşılacağı üzere)   Fotograflarından gördüğüm kadarıyla, uykulu gözlerle de olsa gayet eğlenmiş.  Arkadaşları Yağmur için resimler yapmış ve bunu bir albüm haline getirmişler.  


Evde de inanılmaz keyifliydi Yağmur. İş makinelerine olan ilgisi herkesçe bilindiğinden, bir sürü hediye geldi. Sıpa da hangisini oynayacağını şaşırdı. ‘bu benim hediyem mi’ diyerek herkesin eline saldırdı. Paketi açtığı andan itibaren de ‘bu benim, elleme, dokunma, alma, bırak onu, oynama onla, binme, sürme onu’ diye emirler yağdırıp durdu. En çok da tek çocuk konuğumuz (ve daimi şeref konuğumuz) Denizcik aldı nasibini.
Çok sevdiği bir karakter olduğu  için, evdeki pastasını örümcek adam kafası şeklinde yaptırmıştım. Bir ay geçti hala aklına geldikçe söylüyor.
Y: anneeesiiii sen benim ööümcek adam pastamı boozduunn
A: ama oğlum pasta kesilip yenmek içindir. Kreşte de arkadaşlarının pastasını kesip yiyince bozulmuyor mu?
Y: bozuluyooo
A: eee gördünmü bak, bütün pastalar öyle.
Y: ama sen benim pastamı booozzduuunnn