Yağmur’un oyunları, kitapları …vs. hakkında yazayım bugün. Bazen haftadan haftaya bazen de aydan aya değişkenlik gösterdi hep ilgilendiği şeyler ama aylar boyu bıkmadan usanmadan okuduğu ya da oynadığı şeyler de var.
Tamir aletleri hayatımıza gireli 1.5 yıldan fazla oluyor sanırım. En ufak bir şey de hemen alet çantasını döküp, başlıyor ağzıyla efekt yapa yapa tamire. Tornavida, pense, matkap…vs. gibi kelimeler öğrendiği ilk 50 kelime arasında yer alıyor sanırım ki ben bazılarının arasındaki farkı orta okulda falan öğrenmişimdir herhalde. Bugün aletlerinden bazılarını başka oyuncakların kutularında buldu ve hemen azarladı beni sıpa ‘anneciim benim aletleyimin burda ne işi var’ kaşlarını da bir çatışı vardı ki tam yemelik. Evlere servise de gidiyor görüldüğü üzere.
İçine oturup evin içinde gezdiği bir arabası var. Aslında gezmekten çok tv sehpasına çarptırmayı seviyor. Oyuna başlamadan arabaya kurulup elini uzatıyor ve ‘anneciiim bana bi ehliyetle bi ruhsat verirmisin’ deyince herhangi iki kartı veriyoruz eline. Kaptığı gibi tosluyor arabayı, sırıta sırıta ‘beeen kaza yaptııım’ diyor ve şapkamı takıp, polis rolünde ona ehliyet ve ruhsat sormamı istiyor. Standart repliklerimizi söylüyoruz, ceza kesiyorum, bankaya gidip cezayı ödüyor. Banka memuru da benim bu arada. Sonra bir çekici geliyor. Aslında bir itfaiye kamyonu ama arabasından sonraki evdeki en büyük taşıt o olduğu için ona bir ip bağlıyoruz ve arabayı servise götürüyoruz. Başlıyoruz ondan sonra tamire.


Bir de legolarımız var. Gerçek ebatlı olanları birkaç günlük bir deneme sürümü yapıp (görüldüğü üzere) kaldırdık. Büyük boy olanlarla oynuyoruz hep. Sadece Legolardan uçak, gemi, köprü vs. oluşturmak amacıyla oynadığımız gibi, başka oyunlarda da onları yardımcı oyuncaklar şeklinde kullanıyoruz. Araba yarışında kulvar yapıyoruz, bebeklerle oynarken masa, sandalye, duş vs. oluyor.
Bebekler demişken… Başka caillou olmak üzere pepee, rozi, leo gibi çizgi karakterlerinin bebekleri, her evde olduğu gibi bizimkinde de baş köşede. (var di mi her evde, ben kendimi avutmuyorum di mi) Hatta hediye olarak gelmiş, caillou’nun dans eden, masal anlatan ve karnından çizgi film izleten olmak üzere 3 yazıyla üç versiyonu var. Bunları yediriyoruz, içiyoruz, yıkıyoruz, giydiriyoruz, diş fırçalatıyoruz, salıncakta sallıyoruz, uyutuyoruz ve daha ne yapılabilirse yapıyoruz. Yağmur iyice moda girip konuşuyor da bebelerle ‘gel bakalım roziiii şimdiiii banyo yapman gerekiyooor’ falan gibi.
Bir de doktor aletlerimiz var. Özellikle iğne konusunda hassasiyeti büyük. Üst üste antibiyotik iğneleri yediği ve 1 hafta içinde 3 kez kan aldırdığı bir dönemde tavan yapmıştı. Önceleri hastası biz oluyorduk. Steteskopu takıp muayene edip, ağzımıza kulağımıza bakıp, iğne yapıp, bir de acı acı ilaçlar içiriyordu (legodan ilaçlar) Sonra bebeleri dahil edince oyunumuza, onlara aynı muameleyi yapmaya başladı, biz yırttık. Çok da insafsız değil ama iğneden sonra popoyu güzelce ovalayıp, ‘ağlama pepe geçcek şimdi iyleşceksin, al bakalım sana şeker’ diyor.

Bu arada oyunlarından bağımsız olarak bir not: son iki hastaneye gidişimizde sadece kulağını boğazını gösterip şekeri kaptığı için, doktor fobisi nerdeyse tamamen bitmiş olacak ki, ‘anneciim ben öksürüyorum biraz, doktora gidelim mi’ diye mızıklanıyor ara ara. Duyan da hiç şeker vermiyoruz sanacak. Hafta sonları doktor numarası olmayınca ‘staabaksa gidelim, hadi annecim hazırla beni, staabaksa gitcem ben’ diye tutturuyor çünkü kasada duran şekerler tam da onun uzanabileceği bir noktada.
Bir başka ilgi alanı ise kamyonlar, iş makineleri, uçaklar, trenler…vs. her türlü taşıt. Özellikle kepçe merakı efsane olmuştu bir ara. Doğum gününde tam 4 farklı kişiden hediye kepçe gelmesi de sanırım bunun bariz bir kanıtı.

Son günlerdeyse kesip yapıştırma işlerine sardık fena halde. Kreşte yapıyorlar bu tarz faaliyetler ama evde yapmak aklına gelmemişti, ta ki ‘bay becerikli’ (mr. Maker) hastası olana kadar. ‘Annecim biz de bay beceyikli gibi şunu yapalım bunu yapalım’ demesiyle kendimizi eve en yakın kırtasiyede bulmamız bir oldu. Hemen yapıştırıcı, tavşanlı makas, elişi kağıtları aldık. Kesme görevi şimdilik benim ve her seferinde beni uyarıyor kuzum ‘bay beceyikli dikkatli olun makas kullanırken dedi’ diyerek. Kestiğim şeyleri resim defterine yapıştırıyor istediği gibi. Renkli kağıtlar Yağmur’a yetmeyince, market insert’lerinden her türlü şeyi keserek, kendi reklam sayfalarımızı oluşturmaya başladık. Bilmiş bilmiş ‘eşya sayfasına yemekleri yapıştıramayız anneciiim’ demeyi hiç ihmal etmiyor.
Tv merakı tam gaz devam bu arada. Koltuğuna oturup tv’yi açmamı istedi bugün. Boşver dedim şunu oynarız bunu yaparız falan, yok dinlemedi. Kumandalar uzaktaydı, onları gösterip getirmesini söyledim, getirmem dedi. Valla benim için hava hoş, izlemek isteyen sensin dedim. ‘anneeciiimmm benim için getiriiir misiin lüütfeeenn’ dedi. ‘anneeen kuuurrban olsuuun saanaa yaavvruum’ derken televizyonu açmıştım bile.
Üç kağıtçılık, posta koyma, akıl öğretme gırla bizim evde bu aralar.
Tübitak yayınlarının şahane kitapları var, iş makineleri, kamyonlar, gemiler vs. ile ilgili +6 yaş ama Yağmur’un inanılmaz ilgisini çekiyor. Geçenlerde uçaklar kitabının +14 yaş versiyonunu almışım yanlışlıkla ama yine de çok ilgilendi. +6 yaş uçaklar ve helikopterler’i bulunca hemen kaptım. Beni gören sıpa ‘uçaklar kitaplarımız vardı niye bi tane daha alıyosunki’ dedi. Kulaklarıma inanamadım. Bizim eve bi tane Kıvılcım yeter be oğlum ama sen şimdiden başladın ona buna laf söylemeye.
Bugün dışarı çıkacaktık, ben çıkmadan duş almak istedim. Aramızdaki ağlak bir şekilde geçen dialog ise şöyleydi.
Y: annecim kirlendin mi sen?
A: evet oğlum, banyo yapıcam.
Y: hayııır yapma, kirlenmemişsindiiiiir.
A: banyodan sonra çıkarız tamam mı Yağmurcum.
Y: parkta kirlenirsiin, dönünce yıkanırsıııın.
Geçenlerde Kıvılcım yanımıza gelip oyunumuza katılmak istediğini söyledi. Yağmur’un cevabı ise ‘sen odana git de dota’nı oyna’ oldu. Bilmeyenler için dota, benim bildiğim aslında geçerken gördüğüm kadarıyla, ormanda türlü türlü gudubetleri kesme oyunu.
Bu akşam pijamalarını giydirirken, ‘ben babamla uyucam hem aypedini de gösterir belki’ dedi. Peki dedim. ‘iyi çağır o zaman da gelsin’ diye buyurdu sıpa. Yatarken I pad faslı bittikten sonra, gözlerin kapalı mı diye sormuş babası, malum karanlık. Cevap: ‘kontrol et’
Çok yazdım di mi. Okuduğumuz kitapları daha sonra yazarım artık.