13.3.12

O Gün





Annem, Gustov Klimt’in meşhur Kiss tablosunu puzzle çeviriyordu

Faşist adelet “Sivas Katliamı”nda zaman aşımına karar veriyordu

Ülkemin  insanları bu duruma twitter'dan içerliyordu

..ve ben büyük üsta Nazım’ın dizelerine ayıp eder gibi


“Memleketim, memleketim, memleketim,
ne kasketim kaldı senin ora işi
ne yollarını taşımış ayakkabım,
son mintanın da sırtımda paralandı çoktan,
Şile bezindendi.
Sen şimdi yalnız saçımın akında,
enfarktında yüreğimin,
alnımın çizgilerindesin memleketim”


..memleketimden soğuyordum.



Devamını okuyun >>>

24.2.12

Peri Dövmeli Kız: Milenyum Hiçlemesi 1

Peri Dövmeli Kız, sele kapılmıştı herkesin uyuduğu bir saatte.  Üstüne tedirgindi ve korkuyordu.

Biliyordu bu sel hem çatı katını hem bahçesindeki çiçekleri götürecekti.  Biliyordu hüznünün karşılığında ödünç vermişti ayakkabılarını.  İçindeki hasta ülkeye yalın ayak sürükleniyordu.
Ve hiç bu kadar suskun kalmamıştı. İkna edici bir masal oluyordu ağzı dili. Kimseyi öpemiyordu büyümekten de korkuyordu.
Fazlasıyla özlüyordu onu. Belki son günlerde sık sık bir kitabın sonuna geldiğini hissetmesinden, belki annesinin bir ağıdın başını çekmesinden. Bulutlar geçiyor, kör bir şehrin karanlığına bırakıp kaçıyor, kimse ağlamıyordu.

Ondan önce birçok şehir geçmişti hayatından bunu bilmesini istiyordu.
Bir mektup nasıl yazılır soğuk bir çamurdan bilmesini istiyordu.
Gerçek yolculuğun hep kendine olan yolculuk olduğuna inanırdı. Bunu ona ilk söylediğinde ev yapımı cümleler ayakta alkışlamıştı. Uzun cümleler kurmaktan tiksinirdi ve para atılarak çalışan müzik kutularından da.
Bir konuşsa, önce aşka değmeden geçen bütün vagonları yakar sonra gider teslim olurdu. Bir kaç şarkı sonra hayatından inmesin istiyordu.  Ve ne zaman boy verse leş çiçekleri dünya gözlerinde bir çim biçme makinesi oluyordu.
Kendiyle arasındaki korkunç uçurumla yüzleşmesi zor geliyordu.
Bir kaç hafta önce sakladığı bir inancı boğarak atmışlardı önüne. Boş bir meydan kalmıştı sadece elinde ve hayalet evlerin inşa edildiği kuyruklu yıldızlar göçü. Bir flütün ağzından çıkan ateş parçaları. Anılar hızlı ve yanlış birikiyordu boş çerçevesinde. Bir kahpenin kırk yıl hatırı varken, hatırlamak için her gün mesai yapıyordu ruhundaki işçi arıları.
Istırabı çıldırıyordu içinde. Bir acı kemirmeyi bekliyordu bedenini ele geçirmek için. Sırf bu yüzden biriktirdiği düşler giderek çekiliyordu yarıştan.
Daha önce hangi aşkın yarabandıydı sormak istiyordu?
Biliyordu bunun onunla hiç bir ilgisi yoktu.
Bu bir "kendini teselli etme" girişimi isyan merkezinde. Kasten kullanıyordu bu cümleleri gri akşam vakitleri.
O, suskunlar ülkesine gittiğinden beri Peri Dövmeli Kızdan haber alınamıyordu.
Hiçsiz hava sahasında bile bulanamıyordu soruların kirli geçmişi. Upuzun bir yolu alıp kaçmak istedi. Unuttuğu düşleri için geri döndü. Gidemedi. Yalanlar çoğalıyordu gözünde ve hiç yalanı olmayan bir rüya yarıştan çekilmişti.
Bir mutlu son bir kitabın sonuna nasıl eklenirdi?  Bunu görmek isterdi.
Sabırla örttüğü yorganını üstüne geçirdi. Üşüyordu ve yalın ayaktı.
Üstüne tedirgindi ve korkuyordu. Biliyordu bu sel hem çatı katını hem bahçesindeki çiçekleri götürecekti.
Peri Dövmeli Kız sele kapılmıştı: Gece derindi, derindi uyku.


Devamını okuyun >>>

7.2.12

Kırk Yılda Bir Gibisiniz Bayım

'Galler prensesi olacağım, İşte hayat o zaman başlayacak
Hippi uzun kulak
Uzun şiirler yazmama kızıyorsunuz bayım
Biliyorsunuz. Darmadağın düşüncelerimi
gövdemin içinde saklıyorum
Soğukta oturuyorum. Işıkları yakmıyorum
Çalar saati hiç durmadan erteliyorum
Acı veren bir konuşmayı hatırlıyorum
Bir bıçağın gereksiz yere parlaması gibi
 Yıllardır kendini bulutlarda saklayan bir gökkuşağıyım
Bir çıksam çok pahalıya patlayacağım


Ben çatı katı kızıyım bayım
Tavan arasından başka giz taşımaz çatı katım
 Fakat korkuyorum. Birazdan da
42 numara ayakkabılarınızla
Bahçede gezen karıncaların üstüne basacaksınız
Bu hiç iyi olmaz bayım

Gün akşam oluyor
Ekmek kırıntıları bırakıyorum kuşlara
Cam kırıkları yiyorlar
Hayalimde bir şişe suyun içerisinde
Rengarenk yap-boz parçaları
Anlatmak istiyorum delicesine, dinlemiyorsunuz bayım

Hayır, sabahı bekleyemem
Bilmiyorum
İnsan düşlerini acilen anlatmalı

Bağıra bağıra dolaştım ben şehirleri
Çocuktum
Sıska bacaklarıma bile ıslık çaldılar
O ara uzun cümleler geçen bir mektup tarafından unutuldum
Sinemalarda da “orgazm bağırtıları” oynuyordu
Kaçmaya çalıştım. olmadı

Bu nedenle, kısa şiirler yazmayı
Ruhum açısından faydalı buluyorum bayım


Neyse işte
Ben her filmi hatırlarım
Filmlerin hiç bitmeyecekmiş gibi duran gecelerine sığındığım çok oldu
Mesela
“Benim Adım Sam”i seyrederken çok ağlamıştım
Öpüşen koalalarla ilgili bir film yapsalar
Onu da mutlaka hatırlardım bayım
Hangi insan içindeki ıslığın sesini unutur ki?
Hem ben hatırlamaya alışkınım
Ben ‘eskiciyim’ bayım

Eski vapurlar da yok artık bayım
Eski limanlar da
Eski kağıtları yakmak istiyor şimdi canım
İşte az önce bir deniz atı daldı suya
Bir süredir de kayıp
Dünyayı gezmiş olarak çıksa da ortaya
‘Dönüş’ çok iri bir sözcük değil bayım
Leş çiçeği kadar acı kokuyorum biliyorum
Ama siz sobada demlenen çayın güzelliğini bilir misiniz?

Bir çiçek, bir çiçeğe derdi yerimde olsa
“Kırk yılda bir gibisiniz bayım”
Yalan söylüyorum
Çiçekler konuşamaz bayım.

Devamını okuyun >>>

25.1.12

Bankta Oturan Adam

-Çok konuşmayacağım ama: lütfen dinle
Bir çok kitap okudu, farklı seferlerde
Kendini bulduğu o sahildeki bankta toplamını bilmediği insanla konuşmadı, sadece izledi
Hiçbir şeye güvenmedi ve ona bağlanmadı
Çünkü; anne ve babasının küçük yaşta ayrılmış olması etrafına duvar örmeyi kolaylaştırmıştı
Aşka inancı elbet vardı ama hiç kimse için sabredecek zamanı olmamıştı 
Çünkü aşk ayak bağıydı onun “içinde yanan tezgahlara”, ama aşk sabretmekti
Bu durumu bir kaç cümle ile açıklamak çok zor ama aşka hep ilk defa lunaparka gitmiş bir çocuğun heyecanıyla uzaktan bakıyordu
Derdi ya "aşk kime yetmektir, kime eksilmek?"
Mutlu bir tabloya bile imrenirken kendini sorgularken bulurdu
Bunu yaparken o hep yalnızdı
İnandığı gibi eksiliyordu
Bunlardan kendini soyutlamak için hayalindeki kadınlara inandı ve onlara hep uzaktan aşık oldu. Bir anlık, çok anlık
Farklı karakterler yarattı kafasında. Farklı huy, farklı göz ekledi her hayalinde doğurduğu yeni bir kadına
Çekilebilir nazları vardı üstelik her birinin J
Doğurduğu her aşkı böyle yalnızlığına sürüklemeye başladı
"bazen içimde birisi benim peşime düşüyor, sonra arkadasındaki onun peşine ve sonra diğeri onun peşine"
Nefes nefese kaldığı o sahildeki bankta
toplamını bilmediği kadar soluklanmıştı

Ve biliyorum abarttım
Ama hepsi hayal
Tarifsiz bir kederle anlattım bunu fark ettin mi?
Hayaldi..


Devamını okuyun >>>

16.1.12

Yetişebilme İhtimali

Soğuk ve şehirler arası otobüslerde vazgeçtim insan olmaktan
Ve ter kokusuydu yanımda oturan adam
Ben seninle bir gün Zincirlikuyu’da sıraya girebilme
ihtimalini sevdim
Pazartesi sendromlu, servisli iş yıllarında
İstanbul’da trafikli sonbahar yazlar yaşanırdı o zaman özlemeye başladım herkesi
Ve bu  yol öyle uzun sürdü ki, adam gibi servisleri özlemeye başladım sonra
Bizim Cezmi Ersöz’lerimiz vardı
Bir de Şizofren Aşka Mektup yazma imkanı
Tanımadığımız insanlarla paylaşılan otobüs duraklarında,
“en önce kim binecek” oynamaya başladık
Ben yer kapmaya çalışıyordum, sen yer vermeye geri kalanlar “itmesene kardeşim beee”
Kırmızı noktalı küfürler yazıyorduk akıllara ve Rtük’e inat sansürle
Teyzelerden öğrendik koca bir meme ile yolculuk etmeyi
İstanbul’a tıklım tıklım insan yağıyordu
Ve sırayı bozmamayı öneriyordu otobüs şoförleri
Oysa metrobüs'e hiç binememiştim ben
Kuyrukta tartışılan bir konumda olmadı benim
Sıra ile binilen otobüslerde bir kaç kendini bilmezle itişmelerimi saymazsak
İstanbul’a  usul usul zam yağıyordu
Ve son dakika ergenekon haberlerini öneriyordu haber bültenleri
Oysa hiç arabam olmadı benim
Ve hiçbir vergi ödeneğinde geçmedi adım
Trafiğin ortasında endişeli çocuk yüzüydüm sadece

Sana  ‘İstanbul Kart’ biriktiriyordum harita metot defterimde, ama sen yoktun
Ben, senin beni bulabilme ihtimalini seviyordum, suni otobüs saatlerinde
Piyangodan çıkmış  araba seni zamansız, amaçsız bir otoparka götürüyordu
Ben senin beni  “ışıklara kadar bırakabilme” ihtimalini seviyordum
Ben senin beni kalabalıktan
ayırabilme ihtimalini seviyordum
Yaz sıcağı ter çekiyor da klimanın çalışmayan gevrekliği
Sonra otobüs oluyordum, can çekişen trafiğin çare bilmez halleri
Ne yana baksam durak ve  akbil sanıyordum
Boğaz köprüsünün yalancı maviliğini
Metrobüs oluyordum bir süre
Yenibosana'dan- Mecidiyeköy'e
Yanımızdan geçen arabalarla yarışıyordum, yanağım metrobüs camının garantisinde
Metrobüs oluyordum
Bir ilçeden bir dış ilçeye
Evime yaklaştıkça seviniyordum
“Durak da inecek var” sesini başına koyuyordum söyleyeceklerimin listesinin

Korkuyordum
Sonra iniyordum otobüsten
Mecidiyeköy'den bizim eve giden, ömrümün en uzun
ömrümün en kısa, ömrümün en kalabalık
ömrümün en çekilmez yolunu koşuyordum

Çünkü sonunda evim oluyordum, odam kokuyordum sonunda
Soğuk ve şehirler arası otobüslerde vazgeçtim insan olmaktan
Ve soğuk ter kokusuydu yanımda oturan adam
Ben seninle bir gün İkitelli’deki sinema salonunda
Ben seninle sadece otogardan hareket eden bir otobüs güzergahında
Ben seninle Çamlıca’ya mistik ve demli bir çay kıvamında bakan

Kadıköy’ün herhangi bir teneke durağında
Ben seninle herhangi bir insan sesinin
kalabalık otobüsünde sürünebilme ihtimalimi sevdim
Ben senin, benim bulunduğum otobüse yetişebilme
ihtimalini sevdim


Devamını okuyun >>>