Jump to ratings and reviews
Rate this book

Transcription

Rate this book
From the “most talented writer of his generation” (The New York Times), a lightning flash of a novel that is at once a gripping emotional drama and a brilliant examination of the devices, digital and literary, we use to store―or to erase―our memories.

The narrator of Ben Lerner’s new novel has traveled to Providence, Rhode Island, where he is to conduct what will be the final published interview with Thomas, his ninety-year-old mentor and the father of his college friend, Max. Thomas is a giant in the arts who seems to hail “from the future and the past simultaneously” and who “reenchants the air” when he speaks. But the narrator drops his smartphone in the hotel sink. He arrives at Thomas’s house with no recording device, a fact he is mysteriously unable to confess.

What unfolds from this dreamlike circumstance is both the unforgettable story of the triangle formed by Thomas, Max, and the narrator, and a brilliant meditation on those technologies that enrich or impoverish our connection to one another, that store or obliterate memory. Haunted by Kafka (there are echoes of “The Judgement” and “A Hunger Artist”), but utterly contemporary, Lerner combines trenchant insight with lyric mystery. Ultimately, Transcription demonstrates what only a work of fiction can record.

144 pages, Hardcover

First published April 7, 2026

Loading...
Loading...

About the author

Ben Lerner

68 books2,020 followers
Ben Lerner is an American poet, novelist, and critic. He was awarded the Hayden Carruth prize for his cycle of fifty-two sonnets, The Lichtenberg Figures. In 2004, Library Journal named it one of the year's twelve best books of poetry. The Lichtenberg Figures appeared in a German translation in 2010, for which it received the "Preis der Stadt Münster für internationale Poesie" in 2011, making Lerner the first American to receive this honor.

Born and raised in Topeka, which figures in each of his books of poetry, Lerner is a 1997 graduate of Topeka High School where he was a standout in debate and forensics. At Brown University he earned a B.A. in Political Theory and an MFA in Poetry. He traveled on a Fulbright Scholarship to Madrid, Spain in 2003 where he wrote his second book, Angle of Yaw, which was published in 2006 and was subsequently named a finalist for the National Book Award, and was selected by Brian Foley as one of the "25 important books of poetry of the 00s (2000-2009)". Lerner's third full-length poetry collection, Mean Free Path, was published in 2010.

Lerner's first novel, Leaving the Atocha Station, was published by Coffee House Press in August 2011. It was named one of the best books of the year by The New Yorker, The Guardian, The New Statesman, The Wall Street Journal, The Boston Globe, and New York Magazine, among other periodicals. It won the Believer Book Award and was a finalist for the Los Angeles Times Book Award for "first fiction" and the New York Public Library's Young Lions prize.

In 2008 Lerner began editing poetry for Critical Quarterly, a British academic publication. He has taught at California College of the Arts, the University of Pittsburgh, and in 2010 joined the faculty of the MFA program at Brooklyn College.

Lerner's mother is the well-known psychologist Harriet Lerner.

Ratings & Reviews

What do you think?
Rate this book

Friends & Following

Create a free account to discover what your friends think of this book!

Community Reviews

5 stars
4,406 (23%)
4 stars
7,670 (41%)
3 stars
4,806 (25%)
2 stars
1,322 (7%)
1 star
389 (2%)
Displaying 1 - 25 of 25 reviews
Profile Image for Meliksah Altuntas.
11 reviews2,422 followers
July 12, 2026
Günümüz teknolojileri ile bellek arasındaki ilişkinin gerçeklikle olan bağıntısını ilk bölümde komik, ikinci bölümde ise insanın ufaktan sinirlerini bozan bir tartışmayla taçlandıran bu harika roman, belleğin yeniden şekillendirilmesi meselesine dair çok çarpıcı cümleler kuruyor.

Ailevi açmazların günümüzün etik değerleriyle yeniden inşasını, farklı jenerasyonlardan ebeveyn pratikleri ile gözden geçirdiği üçüncü bölüm ise hem biyolojik hem seçilmiş ailelerin kendine özgü çelişkilerini harika harmanlıyor.

Ben Lerner’ın diyalogları ve yaşları epey değişken karakterlerini nüvesine uygun konuşturabilme gücü hayranlık uyandırıcı. Romanın meselesine ayrı, ele alınıp söze dökülme şekline ayrı bayıldım. Başlarda yer yer gülerken üçüncü bölümde sürpriz gözyaşlarıyla beni beklemediğim yerlerden yakaladı.
Profile Image for Korcan Derinsu.
708 reviews557 followers
July 17, 2026
Transkripsiyon, Ben Lerner'in en sevdiğim romanı oldu. Hafızanın nasıl çalıştığına, geçmişin nasıl sürekli yeniden kurulduğuna ve kurgu ile hakikat arasındaki sınırın aslında ne kadar geçirgen olduğunu anlatıyor Lerner. Üçüncü bölümde değişen anlatıcı tercihi de boşlukları doldurma (ya da yeni boşluklar yaratma) adına çok zekice.

Lerner'ı uzun zamandır takip etsem de onu hiçbir zaman "benim yazarım" olarak görmüyordum ama bu romanla fikrim değişti gibi. Hatta tüm külliyatına tekrar dalsam mı diye düşünüyorum şu an.
Profile Image for Ezgi.
358 reviews30 followers
October 12, 2026
Ben Lerner günümüzün orta sınıf kentli hayatını iyi yakalayan bir yazar. Bu kitapla tüm kurgularını okumuş oldum ve hepsinde aynı ton mevcut. Seslendiği kitle değişmiyor. Karakterlerin sınıfı hiç değişmiyor. Bence en kötü yanı hiçbir şekilde eleştirel değil. Orta sınıftan kesitlere dönüşen bir yazarlık kariyerine sahip oldu.

Hep aynı sularda gezen yazarımız bu sefer neden bu kadar gündem oldu şaşırdım. Diğer kitaplarından tek farkı herkesin diline dolanan hafıza meselesi. Hafıza orta sınıfımızın çok sevdiği bir konu. Proust’tan bu yana takıntılılar. İnsanların kaybettiği günleri ve kimliklerini yeniden inşa etmesini sağlayan bir araç olmasını anlıyorum ama bunun sadece kurgulanmasında dikkate değer bir yan göremiyorum. Teknolojinin hatırlamamıza yardımcı olduğu günleri hatırlamanın çarpıklığını çok da başarılı anlattığını söyleyemem. Lerner’ın karakterleri neoliberal sistemdeki güvencesizliği umursamıyor. Teknolojinin daha iyi hayat vaadini yerine getiremeyişini de umursamıyor. Sadece yanlış hatırlıyoruz üzerine bir roman kurmak etkili ve yeterli mi artık?

Lerner’ın güvenilmez anlatıcısı da beni etkilemiyor. Pale Fire’da hafıza takıntısı ve güvenilmez anlatıcının uçlarda gezinmesini okuduk. The Remains of The Day’de alt sınıfların onurunu korumak için geçmişi kırpıp parçalar alarak hatırlamasını okuduk. Annie Ernaux’da kişiselin kolektif hafızaya dönüşmesini okuduk. Daha böyle onlarca kitap sayabilirim. Lerner bu saydıklarıma yaklaşabilecek hiçbir pırıltı göstermiyor. Çok akıllı ve becerikli biri olduğunu düşünsem de orta sınıfa hapsolmuş fikirleriyle okura daha fazlasını verebileceğini sanmıyorum. Okumak eğlenceli ve çok iyi detaylar yakalıyor ama sıkıştığı döngüden hoşlanmamaya başladım. 10.04 kurgudaki oyunlarıyla çok daha iyi bir roman bana kalırsa.
Profile Image for Yaprak.
640 reviews255 followers
August 6, 2026
Transkripsiyon, Ben Lerner ile tanışma kitabım oldu. 2026 Booker listesine girmesi kesin gözüyle bakılan fakat giremeyen romanın seveni de sevmeyeni de çok. Ben sevdim ama bayılan güruhtan değilim öncelikle onu söyleyerek başlayabilirim. Lerner, çok zeki bir yazar. Üç bölümden oluşan romanında sizden dikkatli bir okuma talep ediyor. 99 sayfalık bu incecik kitapta bence tıpkı şeytan gibi maharet ayrıntılarda gizli.

İlk bölüm isimsiz anlatıcımızın 90 yaşındaki üniversite hocası Thomas ile buluşmaya gitmesi ile başlıyor. Röportajdan bir gece önce telefonunu suya düşürüyor dolayısıyla konuştukları hiçbir şeyi kaydedemiyor. Buradan hareketle Lerner, hafıza kavramını masaya yatırıyor. Hafızalarımız bizi yanıltabilir mi? Sözün ne kadarı yazıya aktarılabilir ve aktarılanın ne kadar gerçektir diye soruyor. İkinci bölüm ise Thomas'ın ölümünden sonra gerçekleşen bir anma töreninde anlatıcımız kayıt almadan yaptığı söyleşinin bazı kısımlarını kendisinin tamamladığını itiraf ediyor. Bu da beraberinde bazı tartışmaları getiriyor. Son bölüm ise Thomas'ın oğlu Max'in covid döneminde babasıyla yaşadıklarını, yeme bozukluğu yaşayan kızını anlattığı bölüm. Burada da baba oğul ilişkilerinin kırılganlığına, hayatımıza hızlıca giren ekranların hayatımızdaki yerine dair sorgulamalar bulunuyor. Biraz Thomas Bernhard romanlarına benzettim bilmem okuyanlar bana katılır mı? Topeka Okulu'nu da mutlaka okuyacağım.
Profile Image for Zeynep Haktanır Eskitoros.
165 reviews81 followers
October 24, 2026
Ben sanırım pek anlayamadım metini. Birçok yorumda meselenin hafızanın nasıl oyuncu olduğu, kurgu ile gerçeklik arasındaki muğlaklık olduğu yazıyor. Ben nedense böyle bir mesele göremedim ya da gerçekten anlamadım. Dijital dünyaya olan bağımlılığımız, günümüz ebeveynlerinin çocuklarıyla olan hastalıklı ilişkisi ve ilişkiler üzerine bir metin olarak gördüm ve okudum. Güzel gözlemleri olduğu ve keyifli bir anlatımı olduğunu da söyleyebilirim ancak 3. bölümle diğer bölümler arasında organik bir bağ göremedim ve niye böyle bir kurgu yaptığını çok anlayamadım açıkcası.
Profile Image for Yagmur Selin.
64 reviews2 followers
August 8, 2026
Dolu dolu bir 100 sayfa, bayıldım.

İlk bölümde altını çize çize gidilecek, yoğun cümleler, son bölümde jet hızında akan bir monolog ile kitap boyunca tempo bir düşüyor bir yükseliyor.

Günümüz dertleri, yer yer canavarlaştırılan yer yer şifa yüzünü gösteren teknoloji, kuvvetli bir kalemle şiir gibi bir kurgu.

Bazen cevaplanan bazen ucu açık kalan sorularla, bittikten sonra dahi düşündürmeye devam ediyor.
Profile Image for övgü.
40 reviews2 followers
September 12, 2026
Kurgu ile gerçeklik arasındaki muğlaklığa dair, bir anı kayıt altına almak o anı korumak mıdır yoksa başka bir şeye dönüşmesine aracılık mı etmektir gibi sorular etrafında dönen ilginç bir kitap olsa da ben kitabın dünyasına tam olarak giremedim ve okurken zihnim çok gevezeydi. Kitabın hakkını yeterince veremediğimi düşünsem de şu an benim için iki yıldıza karşılık gelen bir okuma deneyimi oldu,
Profile Image for Sevim Tezel Aydın.
889 reviews58 followers
August 19, 2026
Ben Lerner'i severim, bana göre Transkripsion şimdiye kadar yazdığı en iyi kitap, çok beğendim…

İsimsiz anlatıcı, üniversiteden hocası, ünlü sanatçı Thomas ile bir söyleşi yapmak için onun yaşadığı kente gelir. Söyleşiyi kaydedececeği telefonu bozulur, yine de kayıt yapılıyormuş gibi davranır. Thomas hayatına ve sanata dair konuşurken, yaşının da etkisiyle anlatıcı ile oğlu Max'ı birbirine karıştırır, böylece geçmişe dair bir iç hesaplaşma da gün yüzüne çıkar. Bu söyleşinin yazıya dökülmesi sonrasında yaşananlar belleğe, kurmacaya, etiğe dair soruları beraberinde getirir…

Ben Lerner iyi bir anlatıcı, zekice bir kurguyla modern hayatın dayattığı teknoloji karşısında bireyin kuşatılmışlığını, belleğin insana oynadığı oyunları, ailenin ve insani bağların değerini, hikayenin, sesin ve zamanın hayatımızdaki yerini tartışmış. Covid salgını sırasında yaşanan çaresizlik, yeme bozukluğu, çevre gibi sorunları da anlatıya harmanlayarak yaşadığımız döneme dair edebiyata bir not düşmüş. Bu kadar kapsamlı meseleyi yüz sayfada bir potada eritmek ve okuyucuyu sıkmadan anlatmak büyük başarı. Kitapla ilgili iki şey beni özellikle etkiledi; babalar ve çocuklarla ilgili kısımlar ile ses ve zamana metnin içinde verdiği rol…

Lerner'in hem Amerikan hem de dünya edebiyatında benzeri az görülür bir ses, yetenek ve zeka olduğunu, önümüzdeki yıllarda onu daha çok konuşacağımızı düşünüyorum…

"Last but not least":) Tercümeyi çok iyi bulduğumu söylemek ve Hakan Toker'i candan tebrik etmek isterim. Tercüme konusunda aşırı huysuzum, okurken "acaba orijinalinde bu cümle nasıl?" diye durup düşünmediğim nadir metinlerden biri oldu...
Profile Image for övgü.
40 reviews2 followers
September 12, 2026
Kurgu ile gerçeklik arasındaki muğlaklığa dair, bir anı kayıt altına almak o anı korumak mıdır yoksa başka bir şeye dönüşmesine aracılık mı etmektir gibi sorular etrafında dönen ilginç bir kitap olsa da ben kitabın dünyasına tam olarak giremedim. Okurken zihnim çok gevezeydi. Kitabın hakkını yeterince veremediğimi düşünsem de şu an benim için iki yıldıza karşılık gelen bir okuma deneyimi oldu,
Profile Image for ozgurluk kurdu.
346 reviews32 followers
August 7, 2026
Bu benim Ben Lerner'dan okuduğum ilk kitap. Yayınevinin Kadıköy'deki satış yerinde dolanırken dikkatimi çekmiş, arka kapak yazısını okuyup büyük bir merakla almıştım. Sonrasında Booker kısa listeye de girdi. Beklentim iyice yükseldi. Ancak, ben ne yazık ki beklediğini çok da bulamayan bir tarafta kaldım. Neden mi?

Buradan sonrasında biraz spoiler olabilir zira sebebini anlatmak için biraz kurgudaki unsurlara değinmem gerekiyor. Ve bu konuda da kendimi tutabileceğimi pek sanmıyorum.

Evet, başlıyorum...

Arka kapakta şöyle bir yorum var: "İnceliğine rağmen, bugün yüz yüze olduğumuz en büyük ve en kalıcı felsefi soruları ortaya çıkaran bir kitap." Üstelik bir The New York Times alıntısı.

Şimdi...

Neymiş bu "en büyük ve en kalıcı felsefi sorular"? Vay efendim covid pandemisi sonrasında toplumsal olarak ilişkiler ve insanların bireyselleşmelerinde değişiklikler olmuş. İnsanların tavır, tutum ve davranışları değişmiş. Kimse eskisi gibi değilmiş. Teknolojiler de cabasıymış, GenZ öyleymiş böyleymiş, yeme b*zuklukları, ASMR videoları izlemek ilişkiliymiş, ebeveynler zor durumdaymış vs. vs. Bunu ilk keşfedip dile getiren mi Ben Lerner? Vov. İddialı. Yani çok düşündünüz mü bu yorumu yaparken gerçekten? Af buyurun ama Ben Lerner mıymış bu soruları ilk ortaya atan veya "ortaya çıkaran"? Sanırsınız Ben Lerner bunları ilk defa bulup soran ve düşündürten kişi. Böyle bir yorum yapmadan önce madem konudan bi' habersiniz şu çok sevdiğiniz yapay zekaya iki kelam soruverseydiniz de böyle bir yorum yapmaktan imtina etseydiniz. Çünkü belli ki kurgu dışı okumak veya uzmanları dinlemek zor gelmiş.

Neyse. Ben Lerner bunun sorumlusu değil elbette.

Kitapta tek sevdiğim kısım isimsiz anlatıcı ile ünlü bir sanatçı olan ancak bugün oldukça yaşlanmış ve belli ki demans hastası olan Thomas arasında geçen diyalog. Thomas'ın hafızasına dair ve günceldeki sağlık durumuna ilişkin detayları evdeki eşyalardan anlıyoruz. Bu örtük anlatı hali hoşuma gitti.

Hafızanın zayıflaması ile ilişkilendirilen kafa karışıklığı anlarında kişinin aslında içten içe vicdan azabı çektiği durumların üst üste binmesiyle ortaya çıkan çok katmanlı bir diyaloga tanıklık ediyoruz. Kimi yerde Thomas karşısındaki kişiyi kendi oğlu sanıyor kimi yerdeyse öğrencisi olduğu bilincince anlatısına devam ediyor. Zihninde sıçramalarla, kimi zaman ucu veya sonu gelmeyen bir yol yürüyerek devam eden bir söyleşi bu. Anlatıcının "geçmişe dönük" tren yolculuğu ile başlayan ve yine geçmişe dönük bir diyalog ile biten bölüm Hotel Providence. "Sen buna kurmaca diyorsun, ama bu daha fazlası" diyor bölümü kapatırken. Bu bölüm kesinlikle böyle bir bölüm. Diyalog içerisinden diyalog doğuran aslında insanlığın kaybettiği bütün inceliklere ve zarafete dikkat çeken bir bölüm.

İkinci Bölüm, [Hotel Villa Real], Thomas'ın vefatı sonrasında cenaze törenine ve burada yapılan kısa konuşmaları kapsıyor. Bunların ana meselesi şu: Birinci bölümde yer verilen ve sözde "transkripsiyon"a konu olan diyalog. Bu diyaloğun ne kadarı gerçek ne kadarı gerçek değil? Ortada sesli veya yazılı bir kayıt yokken "transkripsiyon"da ne oranda gerçeğe sadık kalındı? Hiçbir zaman bilemeyeceğiz. Hepsi isimsiz anlatıcının bir hayal ürünü ve öğrencisi olarak hocasına bir saygı duruşu mu, yoksa gerçekten yaşandı mı bilmiyoruz. Sonuçta herkesin kendine göre bir vicdan muhasebesi var ve temize çekmek için çeşitli araçlar tercih edilebiliyor. Bu da onlardan biri pek âlâ olabilir. Aslında kitabın ana konularından biri de tam olarak bu. Neyin ne düzeyde aktarıldığı, hatırlandığı, doğruluğu, güvenirliği, söylemin nasıl doğduğu, sınırlar, belirsizlik gibi gibi...

Ve Üçüncü Bölüm... Hotel Arbez. Yarısı Fransa'da yarısı İsviçre'de olan o otel. Otelde çekilen bir fotoğraf. Thomas'ın bir yanında isimsiz anlatıcı diğer yanında oğlu. Bu iki arada kalmışlık, o tarafta olma durumu tam da Thomas'ın hayatının özeti gibi. Üçüncü bölümde beni en etkileyen kısım bu otel detayı ve hikayenin burada bütünleşmesi oldu. Onun dışında bu bölümde arka kapakta keşfedildiği iddia edilen güncel konuların hiçbiri bana yeni bir şey söylemediği gibi fazla çiğnenmiş ve tadı kaçmış sakız hissi verdi. Bu kısımlara gerçekten gerek var mıydı? Bunlar olmadan da bu anları tamamlanmış olmaz mıydı? Nesiller boyu baba-evlat ilişkisi bu şekilde anlatılmasa da anlamaz mıydık mesela? Bana çok klişe geldi... Ya da ben çok sıkıldım bu tür anlatılarının tekrarından.

Kötü bir kitap mı değil. Anlatımı kötü mü değil. Sadece ilk bölümünü okumak için bile alınabilir. Ama bu kadar iddialı arka kapaklardan ve içerik örtüşmemesinden çok sıkılmaya başladım. Sırf kitap ilgi çeksin diye böyle şeyler yapmaya gerek yok. Anlatı kendi okurunu elbet bulur.

Hakan Toker'in akıcı çevirisiyle.

Kitaplarla kalın!
Profile Image for ineklibakkal.
43 reviews8 followers
August 5, 2026
Bu kısacık roman bu sene okuduklarım arasında en iyisi diyebilirim. Teknolojinin gündelik hayatımızda oluşturduğu mekanik (ve artık beyin hücrelerimize kazınmış) alışkanlıkları, suya düşen bir cep telefonu ve alınması gereken bir röportaj kaydı üzerinden anlattığı ilk bölümü su içer gibi okudum. Kendimden, günümüz insanından o kadar çok şey buldum ki. Şimdiyle geçmişi birbirine bağlayış şekli, usulca her karakterin kısa hikayesini anlatabilmesi, biçemdeki kusursuzluk; bayıldım.
Profile Image for Anıl Boydağ.
7 reviews
September 28, 2026
Lerner'ın ustalık eseri olabilir, yaşlanan bir hafızanın labirentlerinde, kendi kişisel hayatının en önemli şehirlerinden ilham alarak muazzam bir aile draması oluşturuyor aynı zamanda hatırlamanın katmanlarına, insanın kendi kişisel geçmişine nadide bir kapı aralıyor, çok sevdim.
Profile Image for skyozlem .
237 reviews1 follower
July 4, 2026
karmaşık, esrarengiz ve bazen nefes kesici derecede gerçekçi bir roman,
Profile Image for zeynep.
19 reviews
September 1, 2026
ilk bölümdeki söyleşinin temposu bana o kadar anın içerisinde hissettirdi ki
sanki bir kamera ikili arasında gel git yapıyor ve ben nefesimi tutup izliyormuşum gibi
Profile Image for Sena Imer.
166 reviews66 followers
July 5, 2026
Ba yıl dım! Bu kısacık, ufacık tefecik kltap ilk bakışta akıllı telefonların, ekran sürelerinin, mavi ışıkla yenilen yemeklerin somatik ve boş hazlarının bir analizi gibi. Teknoloji bizi ne kadar ayırır ve ne kadar bir araya getirebilir? Ana soruları bunlar. Anlatının yan dallarında ise konu baba oğul ilişkisi, jenerasyonlar arası aktarılan bilgi gibi duygusal konulara akıyor. Gövdesinde ise kurmacanın ta kendisi var. Kurmacanın bize ait olmayan bakışların izlerini taşıyan, kişisel ile edebi tarihin iç içe geçtiği bir “aktarım” (transcription) mekanizması olduğu meselesi burada hayat buluyor.

Üç otelden üç kısa bölüm. Bir hikayeyi anlatırken onlarca başka hikaye anlatabilmek… Daha önce Atocha İstasyonu’ndan Ayrılış isimli romanını okuduğum Lerner, teknik olarak da müthiş bir iş çıkarmış. İlk ve son bölümlerin birbirini aynalaması, karakterler arasındaki ikilik (Thomas’ın oğlu ve Thomas’ın öğrencisi, bu adamların benzer sorunlarla boğuşan kızları) de yazarın alameti farikası gibi.

Çok çok çokbeğendim. Tekrar okuma ihtiyacı doğuran o benzersiz kitaplardan biri. Bu kadar hızlı tercüme edildiği için de YKY’na teşekkürler.
Profile Image for Gulnihal.
56 reviews4 followers
July 13, 2026
Uff uff. Sonra derin bir nefes..

Spoiler vermeden özetlemek gerekirse, romanın merkezinde genç bir yazar bulunur. Bir gün, yıllar önce yapılmış bir ses kaydının çözümünü (transkripsiyonunu) yapma işiyle karşılaşır. Ses kayıtları, konuşmalar ve bunların yazıya geçirilmesi, romanın yalnızca konusu değil aynı zamanda yapısının da temelidir.


Ancak hikayede ilerledikçe fark edilir ki insan, yaşadığı hayatı değil; anlatabildiği hayatı bilir.

Transkripsiyon, bir olay romanından çok hafızanın nasıl çalıştığını inceleyen felsefi bir roman olarak okunabilir. Sonunda çözülmesi gereken bir bilmece değil, kabul edilmesi gereken bir hakikat vardır: Dil, gerçekliğe yaklaşabilir ama onu hiçbir zaman bütünüyle ele geçiremez.
Profile Image for Berrak Savaş.
30 reviews
September 8, 2026
Yazarla ilk temasımız. Diğer kitaplarındaki hikayeleri merak ettim.

Bir kitabı çok beğenme sebebim hep yazarın dili ve zekası oluyor, bu kitabıysa hikayesi ve samimiyeti için sevdim. Yazarın dilinde farklı bir durum yok. İlk bölüm değişik, nereye varacağını merak ediyorsunuz, ikinci bölüm kısa ve ani bir şok etkisi yaratıyor, üçüncü bölüm ise çözülme gibi. Ama bambaşka bir karakter üstünden.

Enteresan bir akış, samimi bir hikaye anlatıcılığı.

Değişikti, kısa ve rahat okunacak kurgu arayanlar için efsane.
Profile Image for Hazal.
3 reviews
August 26, 2026
Ben galiba en çok Thomas’ın Max’le olan ilişkisine üzüldüm. Thomas’ın onu sevdiği çok belli ama bir yandan da ona gerçekten ulaşamaması, kendi hayatının ve geçmişinin ağırlığını istemeden Max’e taşıması çok acı geldi. Max sanki Thomas’ın hem en çok sevdiği hem de kendisiyle en çok yüzleşmek zorunda kaldığı kişi. Üç bölüm içinde bende en çok kalan da bu ilişki oldu.
This entire review has been hidden because of spoilers.
219 reviews
October 17, 2026
Üç bölümde aynı karakterleri farklı perspektiflerden devamlılıkla anlatma tekniğine ve bunu yaparken yaratılan tekinsizliğe bayıldım. Konu, baba-oğul meselesi, dijitalleşmenin içimizi boşaltması, telefonun ipad’in yoksunluk sendromu yaratacak denli bağımlılık unsurları olması kısacık romanda anksiyete tetikleyecek kadar etkili anlatılmış. Nefis, yine okurum!
Profile Image for Eylem Duymaz.
2 reviews
September 10, 2026
Anlatım dilini gerçekten beğendim, akıcı ve kendine has bir havası vardı. Ancak olay örgüsü yer yer karışık geldi ve bazı yerleri takip etmekte zorlandım.
Pandemi döneminde geçen kısımları okumak da ilginçti.
Profile Image for Gamze Emine.
12 reviews
October 16, 2026
Yüz sayfalık bir kitaptan çok büyük beklentilerim olmak ama beklediğim bu muydu pek emin de değilim.

Sevmedim diyemem keyifle okudum, pandemi dönemi, dijital dünyanın gerekliliği ve işleri karmaşıklaştırdığı yerler hepsini bir şekilde anlatmayı başarmış. Ve aşk onu da es geçmiyor yazar.
Profile Image for Emirhan Aydın.
Author 24 books73 followers
September 3, 2026
"Duyduğun şey bir hayalet." ........ "Bu yüzden insanlar aniden neyi yeniden ürettiğini merak etmeye başladılar."...... "Bir aynanın yanlış tarafındaydım."
Profile Image for Funda Çınar.
119 reviews1 follower
October 16, 2026
Hiç alakasız gibi gözüken iki kısa hikayeden nasıl deriin bir baba, evlat anlatısı çıkarırsın ve metni kendine hayran bırakırsın?
Displaying 1 - 25 of 25 reviews