22 Ağustos 2017 Salı

Merhaba, nasılsınız?




4 yıl olmuş tek satır yazmayalı, dört… Mirza 4,5 yaşında oldu Kaan 11...
Mirza  anaokuluna başlayacak bu yıl  Kaan 6. sınıfa…
Evde biri 4 diğeri 11  yaş ergeni iki  erkekle  savaşıyorum…
Bu süre zarfında babam kalp krizi geçirdi, By-pass oldu, kardeşim evlendi...
Öyle işte...
Hani uzun zaman gitmediğin, görmediğin arkadaşınla buluşunca neyi neresinden nasıl anlatacağını bilemezsin ya, o durumdayım.
Bir yerden başlamak lazım ama sanırım.
Merhaba diyerek başlayayım.
Merhaba, nasılsınız?



20 Ağustos 2013 Salı

Mehmet Mirza Nasıl Doğdu:))

Kaan'ı doğurduğumda uzuunnn uzun yazmışım doğum hikayesini. İlk çocuk ya. Koca ile tanışma faslına kadar varmış durum. İkinci çocuk olunca öyle olmuyor sanırım. Kısa ve öz. Gittim doğurdum geldim:)) Ha ha..Yok yok  o kadar kolay değil:) Hem büyüyüp te Mirza bey okuduğunda "Anne bu mudur yani? " demesin dimi? Öyleyse geniişşş geniş yazayım.

Efendim malumunuz üzere çok ama çok istedik Mirza bey'i Allah'tan. Rabbim kimseyi aratmasın çok şükür ki nasip etti bize. İş yerinde iki dakika boş kalınca kafamdaki tilkiler dolaşmaya başladı " hıımmm kaç gün geçti, bende hala tık yok, acaba hamile olabilirmiyim ki? " derken işe dalıp yine unuttum her şeyi. Sonra iş çıkışı eczaneye uğrayıp 2 tane test aldım. Garanticiyimdir biraz evet:) Ama o gün tekrar yoğunluktan koşturmacadan bir türlü fırsat bulup testi yapamadım. Zaten ramazan, orucum, Kaan bey'in bileği kesilmişti O'nun nazı niyazı fırsat olmadı işte. Neyse ertesi gün işe gittim tekrar çantamda bir şey ararken testleri fark ettim. Kalk dedim Dilek. Olmayacak böyle . Yap bakalım şu testleri. Yaptım. Önce nutkum tutuldu, nefesim kesildi, başım döndü şöyle bir sendeledim. Gözlerimi ayıra ayıra bir daha baktım elimdeki plastik zımbırtıya. Evet iki tane çizgi görünüyordu. Acaba dedim ben mi çift görüyorum. İş arkadaşımı çağırdım. Gösterdim. Yok ben çift görmüyormuşum O da çift görüyormuş:) Allah'ım bir sevinç, bir heyecan, bir mutluluk, bir şaşkınlık anlatamam. Mesainin bitmesine daha 5 saat var. Duramıyorum. Gittim müdür'e benim eve gitmem lazım çok önemli dedim. Adam yüzümde nasıl bir fırtına gördüyse artık tamam dedi. Eve giderken eşimi aradım. O'da eve gidiyormuş. Buluşalım beraber eve gidelim dedim. Olur dedi. Metro durağında buluştuk. Metro bekliyoruz ama adam bir terslik olduğunu anladı. Her 20 saniyede bir "Ne oldu, neyin var? " diye soruyor. Eve kadar sabredemedim. Metro beklerken " Hamileyim" dedim. Yüzünün rengi önce beyaza, sonra kırmızıya, sonra bordoya dönüştü. Yutkundu. Deriiinnn bir nefes aldı. Emin misin? dedi. Eminim testi iki defa tekrarladım dedim. Tamam hadi doktora gidelim dedi. (O da garanticidir:)) Zaten akşam olmuş ne doktoru eve gidelim yarın gideriz dedi. Yüzüne bir gülümseme takıldı taaaki ilk doktor ziyaretine kadar. Tabii ben içimde tutamam eve gittik annem, babam, kardeşim bizde. 1 saat sonra hepsi aldı güzel haberi. Herkes hem mutlu hem endişeli. Ertesi gün doktora gittik. Evet hamileyim. Ama hem hamileliğim benim içim çok riskli hem doğum. Hadi diyelim hamileliği bir şekilde geçirdik doğum çok ama çok riskli. Daha önce geçirdiğim ameliyatlar, omuriliğimin durumu, kalçamın kırığı her şey engel. 3 günde bir insan ne kadar çok doktora gidebilirse gittik. Hepsi yok şu hastaneye git, yok bu uzmana görün, yok yok en iyisi alalım, taşıyamazsın, doğuramazsın dedi. En son Sevgili doktorum Murat KADIOĞLU ile tanıştık. Zor olacak ama olacak Allah'ın izniyle içini ferah tut güzel düşün dedi. Öyle yaptık. 9 ay hemen her hafta doktora gittim. Bir ara 1 hafta kadar hastanede yattım. Amniyosentez isteyen başka bir doktor yüzünden kafamız karıştı ve bir ara dünyayı kendimize zehir ettik, karnım burnumda işe giderken araba kullanırken sancım başladı, yanımda arkadaş, alt geçitte kaldım. Gidemiyorum. Hastaneye nasıl gittiğimizi bilemedik. Zor bela sancıları durdurduk, bir kere de evde sancılarım başladı eşimle nasıl gittiğimizi bilemedik hastaneye. Her seferinde iğneler, ilaçlar, serumlar derken biraz daha kalsın, biraz daha dursun diyerek 1 nisan'ı ettik.

Doktor'um artık Mirza bey'i içeride tutamayacağımızı anlayınca 1 nisan pazartesi günü gel bebeği sezeryan ile alalım dedi. Pazar günü heyecandan ve korkudan resmen ruhumu teslim ediyordum. O gece malumunuz uyumadım, uyumadık. Sabah kalktım duşumu, abdestimi aldım, namazımı kıldım, Annem, kardeşim, Kaan, kocam yola çıktık. Sezeryan saati belli olmadığı için Kaan'ı kayınvalidemlere bıraktık. Ben yatış işlemlerini falan yapınca kayınvalidem Kaan'ı da alıp gelecek. Hastaneye vardık. Doğumda benim için erişkin yoğun bakım gerekli görüldüğünden üniversite hastanesinde doğum yaptım. Doktorların aylık tabloları var hangi gün muayene, hangi gün ameliyathane, hangi gün acil falan. Bizim doktor o gün muayene de. Saat 09.00 da muayene başlıyor. Muayenehane kapısında bekliyorum. Bana yatış yaptıracak Allah Kerim ne zaman fırsat bulursa öğle arasında falan ameliyatımı yapacak. Neyse doktor geldi gayet neşeli, O gayet olağan bir gün yaşıyor. Yatış dosyamı imzalayıp verdi. " Sen yatış yap ameliyathaneye not bırakalım ne zaman müsaitseler o zaman ameliyatını yapalım" dedi. Ameliyathaneyi arayıp not bıraktı. Bana da " belki bugün olmaya bilir doğum, ama sen hiç bir şey yiyip içme olmazsa yarın alırız " dedi. Benim yüzümden düşen bin parça. Bugün olsa da hepimiz rahatlasak. Ölücem mi kalıcam mı? bir baksak:) Neyse ben çıktım muayenehaneden adamın kapısının önünde resmen 100 kişi var. Dedim bugün hayatta olmaz bu iş. Kocam, annem, kardeşim kapıda. Dedim durum böyle. Hadi çıkıp yatış yapalım. Odaya yerleşelim. 3. kata çıktık bankonun önünde bekliyoruz elimde dosya evrak falan imzalıycam, damar yolu falan açılacak oda verilecek yatıcaz işte. Bir baktım karşıdaki büyük kapıdan bir hastabakıcı sedye ile geliyor. içimden dedim ki " yazııkkkk biri kesilmeye gidecek şimdi kesin. Kim acaba?" Adam sedyeyle bankonun önünde, yanımızda durdu. "Dilek ......" dedi. Kocamda bende şoka girdik. Eşim " Kim???" dedi. Adam tekrar ismimi söyledi. Başladı bende bir titreme. Doktorun odasından çıkıp 3. kata gelmemiz 5 dakika sürmedi ki. Ameliyathane tüm gün sadece o saat boşmuş. Doktora haber vermişler. Ameliyathane ekibi de hazırmış acilen ameliyata alınacak mışım. Üstümde halen evden geldiğim elbiselerim, Kaan yok, odamıza girmedik, hastane çantası bile arabada hala. Durmadan ama daha Kaan yok diyorum. Niyeyse Kaan'la vedalaşma çabası içerisindeyim sürekli. Hemşire önüme bir sürü kağıt dizdi hepsini hızlı hızlı anlatıyor ben hiç birşey anlamıyorum. titremekten imza atamıyorum. Sürekli aynı şarkı. Kaan yok. Bir sürü evrak imzaladık eşimle, beni nst odası gibi bir yer var hemen bankonun yanında oraya aldılar, ameliyathane önlüğü giydirdiler, sonda taktılar, damar yolu açtılar sedyeye bindirdiler. Hemşire annemden bebeğin kıyafetlerini istedi, bavul arabada. Neyse ben ameliyathaneye gidiyorum annem, eşim ben hepimiz şoktayız. Bu kadar oldu bittiye getirilmemiştim hiç. Bana birşey olursa Oğlanlar sana emanet deyiverdim kocama ve girdim ameliyathane kapısından. Hiç böyle olacağını düşünmemiştim. Kameraya çekilecektim son bir kez. koca göbişimi sallayacaktım şöyle bir. Duygu ve düşüncelerimizi paylaşacaktık tek tek. Kardeşim ben kamerayı alayım siz yatış yapın diye bizimle yukarı bile çıkmamıştı.

Neyse efendim girdim ben ameliyathaneye kocamaannn yer. Bir sürü salon. Hepsinde ameliyat var. Boş bir salona geçtik sonunda beni ameliyat masasına aldılar. Ben canımla boğuşuyorum millet günlük hayatında işte. Akşam kim kime misafirliğe gidecekmiş, birisi izne ayrılmış, onun yerine kim bakacakmış falan filan. Hem konuşuyorlar hem karnımı batikonluyorlar, kalp monitörü, tansiyon aleti falan filan sağıma soluma elli tane şey takıyorlar. Onlar için o an orada yokum, ben onların işiyim. Doktorum geldi Dedim Murat bey ne oluyoruz? Bu ne hız? Hiç hazırlıklı değildim. Böylesi daha iyi oldu dedi. Aşağıda bırakmış onca koca göbişi acil sezeryan var deyip çıkmış. Dedim şimdi aşağıdaki kadınlar bana ne sayıyorlardır. Dedim çok korkuyorum, elinizden geleni hatta fazlasını yapın tamam mı? O an anestezi uzmanı geldi. Ben dedim haydi Dilek uykuya. Murat bey'le fısır fısır 2 dakika konuştular dediler otur bakalım spinal anestezi ile olacaksın ameliyatı. Al sana bir şok daha. Ben kendimi aylarca dinleyip uyanıkken ameliyat olamayacağımı anlayınca genel anestezi istemişim adam ameliyatta uyanık olacaksın diyor. Nasıl yalvarıyorum "ne olur beni uyutun" diye. İkisi birden uyanık olmak mecburiyetindesin ciğerindeki sıkıntı genel anestezide problem çıkarabilir dedi. Daha önceki ameliyatlarımdan dolayı karnımda kesiler çok olduğu içinde bebeğe ulaşmak zaman alabileceğinden genel anestezi bebeğe de zarar verebilirmiş. Sanırım şoka girmiştim. Çünkü hem reddediyor, hemde ne denilirse yapıyordum. Oturdum, kambur durdum, anestezist boyumu sordu, söyledim, OOo uzunmuşsun deyip ilaç değiştirdi, kıpırdamamı telkin etti ve iğneyi sapladı. Hiç acı duymadım . Hiç bir şey duymadım. Kesin şoktaydım. Sonra önce sağ bacağım sonra sol bacağım önce ısındı sonra kayboldu. resmen göğsümden aşağısı ile bağlantım kesildi. Her dokunulanı duyuyor ama hareket komutu veremiyorum. doktor karnıma dokunuyor sonra yüzüme bakıyor ben hissediyorum ama o kadar. Bir bayan doktor daha geldi sonra bir erkek doktor daha gelen gelene. Başımda bir sürü insan. Doktorum "eveetttt Dilek sen nereliydin bakalım "dedi ve karnımda uzuunn bir dokunuş hissi. Anladım ki kesildim ama acı yok. Allah'ım ne konuştum ne konuştum anlatamam. Doktorlar spinal/epidurali bulan şahısa lanet etti kesin. Tek saniye susmadım. Ne iş yaptığımı, nereli olduğumu, sülalemi, kazayı,  Antep'i, kocamı, oğlumu, Antep yemeklerini...anlattım da anlattım. Doktorum bir ara sen evde de mi böylesin dedi. Evet deyince hepsi kocama acıdı. İçimde bir şeyler oluyor ,  kaburgalarıma dokunuyolar, nefes alışımda bir problem var ama iyiyim. Sonra Doktorum "eveettt bir tosuncuk mu geliyor ne?" dedi ve meleğimi çıkardılar içimden. Havaya kaldırdı. Tertemiz, pespembe ve çığlık çığlığa ağlıyan bebeğim. Benim bebeğim. O meşhur yeşil ameliyathane bezine sarıp yanağıma dayadı hemşire gözler açık, elleri, parmakları açık ağzına sokmaya çalışıyor, acıkmış belli ki, deli gibi ağlıyor. İyi. Sağlıklı değil mi diye sordum Doktorum gayet iyi merak etme dedi. ve Benim direncim düştü. Nefes almakta gerçekten problem yaşamaya başladım. Monitörler falan ötmeye başladı. 2-3 tane doktor geldi. birisi seruma bir iğne karıştırdı, birisi diğer kolumdaki damar yolundan iki farklı iğne yaptı, anestezi doktoru hep başımda sağolsun hiç gitmedi başımı oksayıp iyi olacaksın, bitti bile,deyip durdu. Dua ettim içimden hep bir sürü Allah'ım ölmeyeyim ne olur diyorum. Baktım kimse panik değil tamam dedim. bir sorun yok Dilek Sakinleştikçe nefes alışlarım düzeldi yeniden başladım konuşmaya. Doktor baktı susmayacağım radyoyu açtırdı....Tek hatırladığım adamın tekinin "kısa keessss , kısa keessss" diye birşeyler söylediği:)) Ve bitti. Herkese plakalarına ceza gelmeyeceği, tüm ameliyathane ekibine Antep'ten lahmacun getirteceğim, fıstık, baklava getirteceğim, hepsine tek tek plaket gönderteceğim vaatleri ile ameliyat bitti. Mİrza bey'i zaten 1 dakika bile görmedim toplamda . Kontrollerin yapmak için başka bir yere götürdüler. Beni tekrar sedyeye aldılar zaten vücudum üstünde hükmüm yok. Hiç bir şey hissetmiyorum. Başka bir salona aldılar anestezi uzmanı hala başımda, göğüs cerrahı geldi falan monitörden değerlere falan bakıyorlar , maske taktılar oksijen falan verdiler sanırım yarım saatten kadar kaldım orada. Sonra haydii odama. Ameliyathaneden çıkarken ilk önce Kaan'ımı gördüm. Sonra eşimi, annemi. Nasıl şükrettim bir bilseniz. Aylarca taşıyamayacağımı, taşısam da ameliyatı kaldıramıyacağımı düşünüp kendimi bitirmiştim. Hep ameliyatta ölecekmişim gibi geliyordu. Eşim annem nasıl şükrediyorlar anlatamam. Odaya geçtik, 1 saat sonra Mirza bey geldi. Pamuğum, yakışıklım, mucizem hayatımıza girdi. 

Böyle işte. 5 aylık olmak üzere. Hala 2 çocuk annesi olduğum gerçeğine alışmaya çalışıyorum:) Ve şükrediyorum binlerce, milyonlarca kere. Allah isteyen herkese nasip etsin inşallah:)


Ve ne idiiikkkkkk...

Ne olduk:)) 
( Burada Mirza bey 5 günlük:))

6 Ağustos 2013 Salı

Benim ben...Dilek:)

Bir arkadaşım var-dı. Dı diyorum çünkü farklı illere tayin olalı epey oldu. Hayat meşgalesi koptuk gittik. 7-8 yaşlarında bir kızı vardı. 2. çocuğu da deli gibi istiyordu. Gel zaman git zaman hatun hamile kaldı. Ay ne sevindik ne sevindik. Sonra ilk doktor kontrolünden geldi yüzü lunaparkta hız trenine binmiş gibi. Ne oldu dedik. Üçüzlere hamileymiş. Hatun sorunsuz, yatmadan, nazlanmadan, son güne kadar çalışarak üçüzleri doğurdu. 3 erkek. 20 günlük falandı bebeler. Hayırlı olsuna gittik. Bir dur ne acelen var kadın kendine gelsin dimi? Yok acelemiz neydi bilmem gittik. Bir tane bebek karyolasına üçünü enlemesine yan yana yatırmış. Ah dedim, ne uslu bebeler. 10 dakika sonra biri uyandı, sonra diğeri, sonra diğeri. Hepsi aç. Hepsi ağlıyor. Kadın birini emzirmeye durdu. Diğerine mama yaptık. Bebeler küçük Cuk diye bir dakkada emip bitirmiyorlar ki. Çeneler yoruluyor , uyuyorlar, bekliyorlar. Diğerini de beraber gittiğimiz diğer arkadaş aldı. Uyuyanın ağzından biberonu alıp diğerine veriyoruz. Kayınvalidesi bir ay kadar kaldı gitti. Kadın 4 çocuğa tek başına baktı. 

Şimdi ne oluyor da anlatıyorum dimi? Arkadaş biri 7 yaşında biri 4 aylık bebe iki oğlan canıma okudular, pestilimi çıkarıp üstümde zafer çığlıkları atıyorlar bildiğin. O arkadaşım gözümde var ya, hani filmlerde olur böyle ışıklar içerisinde, ruhani, meleğimsi, hatta süper kahraman...İşte öyle.  

Aslında küçüğümün eziyeti yok diyebilirim. Bebek işte. Acıkır, altını kirletir, kucak ister, uykusu gelir, uyumaz, mızırdanır da mızırdanır. Hepsi kabulüm. Veren rabbime binlerce kere şükür olsun. Ama Kaan bey canımıza okuyor valla. 7 yaş sendromumudur, ikinci kardeş buhranımıdır bilmiyorum. Benim o şeker şerbet oğlum gitti yerine dikkafalı, ben bilirim, ben yaparım, siz ne yapıyorsanız bende yaparım, benim isteklerim, benim kararlarım ben, ben, ben diyen bir oğlana dönüştü. Sitede kalk saatiyle birlikte yüksek ses yayınım başlıyor, yatana kadar:( Tamam kabul Kaan doğduğundan beri hep hareketli, hep yaramaz denilebilecek bir çocuktu, hiç bir zaman akıllı, uslu, sessiz bir çocuk olmadı ama bu halini gören bana acıyan gözlerle bakıp " Allah yardımcın olsun canıımmmm"  demekten kendini alamıyor. Ne yapsak bilemedik. Ödül sistemi de getirdik, ceza sistemi de, olmadı eski usul "bak popoya terlik geliyo haaaa" sistemi de getirdik, Öptük sevdik şımarttık gene olmadı olmadı olmadı. En sonunda bir çocuk psikoloğuna gitmeye karar verdik ki, duydumu ne yaptı bilinmez 2 gündür az biraz duruldu.  Ama ben bu arada bildiğin delirdim. Kaşım gözüm ayrı hareket ediyo. Tik sahibi falan oldum. Önce katılana kadar gülüp, sonra böğüre böğüre ağlıyorum:))Kafayı yedim anlayacağınız. Sosyal medyada paylaştığım resimleri gören de hayat günlük gülistanlık zanneder. Gel sen bir resmin arkasına bak kardeeşş:) 

Hal böyle olunca Mirza bey zaten doğru dürüst emmiyordu bende süt falan kalmadı.Bunda doğru dürüst oturup iki lokma yiyemememinde etkisi büyük tabii. Zor bela ittire kaktıra biraz alıyor. O da deli gibi yediğim çikolataların, tatlıların, meyve sularının, etkisiyle olan azıcık sütle. Şimdi bana tatlı, hamur işi süt yapmıyor dengeli beslen demeyin, dengeli yaşamıyorum ki dengeli besleneyim. 

Neyse siz benim bu kadar dert yandığıma bakmayın. Her birisine bakıp ayrı ayrı şükrediyorum Allah'a. Bİnlerce kere. Milyonlarca kere şükür olsun. Öyle büyük bir aşk kı anlatabilmem mümkün değil. Çok seviyorum işte çok:) Babalarını ayrı oğullarımı ayrı seviyorum. Maşallah diyorum tabii. Sizde deyin olurmu.?

Dipcik not:

1-Bloğun adı, sanı değişti, profil resminde uçan bir hatun var bu kim ki demeyiniz. Benim ben. Kaanlayaşamak...Dilek:)) 2 erkek annesi olunca bloğun ismi değişmek zorunda kaldı:)

2- 200. Yazım olmuş. Aslında Mirza bey'in doğum hikayesini , yada 200. yazı şerefine ilk defa bir çekiliş yapayım küçük naçizane bir hediye vereyim dedim ama öyle doluymuşum ki fırsat bulup bilgisayarın başına oturunca bu post çıktı.


17 Temmuz 2013 Çarşamba

Dilek'ten dünyaya...Deneme..1..2...:))

Dikkat: Uzun, karman çorman, birbiri ile alakasız konulardan oluşan bir post beklemektedir sizi. Baştan uyarayım. Demedi demeyin:))

2 erkek annesinden herkese selaammm:))) 4 ay olmuş ya neredeyse yazmayalı.Fark etmemişim. Zaman benim için ışık hızında geçiyor yeminle:) Nasıl gün başlıyor nasıl bitiyor anlamıyorum. Evde oradan oraya koşturup duruyorum. Biz bu zaman zarfında neler yaptık onları anlatayım. Aslında İg ve facebooktan takip edenler biliyorlar ama ben birde aklımda kalanlardan özet geçeyim.....

- Malum, Doğurdum:)) Bu ayrı bir post hikayesi olmakla beraber özet geçmem gerekirse; 01.04.2013 günü küçüğüm, evimizin minik adamı Mehmet Mirza UĞURLU dünyaya geldi. Nasıl olduğunu bile anlamadan kucağımda buldum paşayı.

- İlk iki ay deli gibi ağladı, ağladı, ağladı. Öyle çok ağladı ki bir gece pijamalarla hastane yoluna bile düştük. Arabaya bindik adam sustu ve uyudu. Hastaneye vardık, tirajdaki dr neyiniz var diye sordu, kucağımda mışıl mışıl uyuyan bir bebek. " Dr hanım aslında öyle çok ağladı ki sesi, nefesi kesildi bizde kendimizi arabaya attık buraya gelmek için, araba çalışınca sustu ve uyudu" dedim. Dr güldü tabii. Normaldir, bebeğiniz muhtemelen koliktir deyip sıra numarası verdi elimize . Bizde beklemeyip eve döndük. Sabah gözünü açar açmaz yine bastı yaygarayı. Bu sefer acile değil çocuk doktoruna götürdük baktı, ölçtü, biçti, dinledi "bebeğiniz kolik" dedi. 1 ilaç ve sabırlı olmamızı telkin ederek eve gönderdi. Ne ilaç fayda etti 2 ay ne başka bir şey. Odanın ortasında kucakta bebek koştuğumuzu bile biliyorum. Lohusalık bir yandan, sezaryen yaralarımın ağrısı bir yandan, Kaan'ın kıskançlıkları -ki bu da ayrı bir post konusu- bir yandan resmen bunalıma girdim. Her hafta dr gidiyoruz, kaç çeşit ilaç denedik oğlana hiç bir şey kar etmiyor. Hepsi sabırlı olun bir gün bıçak gibi kesilecek ortalama 3 ay sürüyor diyor. Sabrettik. Gerçekten geçiyormuş. Şimdi herkese, her şeye gülen, sadece çok acıktığında azıcık ağlayan bir paşa oldu...Çok şükür:) (Maşallah deyip, tahtalara vurup dilimi ısırıyorum:))

- Kaan'ım ilk göz ağrım zor geçiriyor bu süreci ama. Kardeşini çok seviyor. Her fırsatta gayet samimi söylüyor. Zarar vermiyor hiç ama beni ve babasını aşırı derecede kıskanıyor. Şimdiye kadar tüm ilgi onun üzerindeyken birden  (Mirza bey'in kolik olması sebebi ile de katmerlenmiş şekilde) herkesin bebekle ilgilenmesini kabullenemiyor. Bir de sanırım 7 yaş sendromu ile mücadele ediyor ki hakikatten çok zormuş yahu. Ben bilirim, ben yaparım, benim kararlarım dönemi. Ana baba gece yarısı bile oturup bu konu ile ilgili bir sürü yazılar okuduk. Üstesinden gelmeye çalışıyoruz. İnşallah atlatıcaz bu dönemi de:)

- Paşam 1. sınıfı bitirdi. Ne zaman büyüdü ben anlamadım ki. Okula başladı, başlayacak, ne yapıcaz? derken 1. sınıf bitti bile. Karne tabii hepsi 5. Hatta başarı belgesi bile getirdi. Akıllı oğlum benim. 

- 8 yaşına girdi. İstediği gibi kalabalık bir doğum günü yaptık bu sene. Hatta evi süsleyelim dedi. Süsledik. Bir sürü hediye geldi. Çok ama çok mutlu oldu. 

- ig takip edenler videosunu görmüştür hatta bir haftalığına tatile bile kaçtık. Biri 3 aylık bebe 2 çocukla nereye gideriz diye düşünürken teyzem vereyim yazlığın anahtarını gidin zaten boş duruyor dedi sağolsun gittik. Kaan inanılmaz mutlu oldu. Sabahtan akşama kadar sudan çıkmadı. Kapkara bir adam oldu 1 hafta sonunda. Balığım benim. 

-  Geçen hafta "hocaya" gitmeye başladı paşa. Sitenin tüm çocukları sabah dokuzda toplanıp bir yere gidiyorlar. Sordum hayırdır nereye dedim Hocaya dediler. Gittim konuştum kursla bizimkini de yazdırdım. Şimdi her sabah tüm sitenin çocuklar bir heves hocaya gidiyor:) Hatta hafta sonu Sübhaneke'yi bile ezberledi.  Şimdi hoca Ettehiyatü'yü vermiş. Nasıl ezberleyecek bilmiyorum ama:)


İşte benim erkeklerim. Allah Acılarını eksikliklerini göstermesin. 

İşte böyle ...2 çocukla hayat nasıl diye sorarsanız?.Nasıl anlatsaammmmm? Zor:)) Yani birşeylerin ucundan bırakıversem birazcık daha kolay olacak ama yapamıyorum. Ev tertemiz olsun, sepette ne yıkanacak, ne ütülenecek çamaşır olmasın, yemeğim tatlım salatam her akşam dört dörtlük olsun, Kaan'la ilgileneyim, O'nunla kitap okuyayım, oyun oynayayım, sohbet edeyim, Mirza ile kesintisiz ilgileneyim bu arada kocacığımı da ihmal etmeyeyim ilk gün ki gibi aşkla yaşayalım diye çırpınıp durunca olmuyor. Bunların yarısı ancak gerçekleşiyor. Öyle olunca da ben mütemadiyen " yetemiyorum, yetişemiyorum, olmuyor" diye kendimi paralıyorum. Hepsine yetişmeye çabalarken hem ruhen hem bedenen savaştan çıkmışa dönüyorum...Geçenlerde kuzenimle telefonda konuşuyoruz, tokam düştü kafamdan şöyle bir elimi saçıma geçireyim dedim el kafada kaldı. ilerlemiyor. Düşündüm düşündüm kaç gündür saçımı taramadığımı bulamadım. :)) Ama evdeki 3 erkeğinde buna rağmen bana aşık gözlerle bakması her şeye değiyor. Evlat sevgisi bambaşka. Kaan'ı bambaşka seviyorum Mirza'yı bambaşka. E tabii kocamı da:)  Şükrediyorum Her gün..Binlerce kere. 

Sevgiyle:)

Dipcik not:1- Kendime yeni bir blog ismi arıyorum...Ne ile değiştirsem ki? Siz ne dersiniz? 
 2-Şu postu yazmak için tam 6 kere bilgisayarın başına geçtim. Kaan eve sitenin çocuklarını toplayıp geldi ( her gün yaptığı gibi) Mirza bu seste uyumuyor, Kaan tüm savuşturmalara rağmen bahçeye gitmiyor. Başı sonu belli olmayan karman çorman bir post oldu işte:))İdare ediverin:))

31 Mart 2013 Pazar

son gün:))

Hamilemiyim ? Değilmiyim? derken, doktor doktor gezip doğurmam da sakınca var mı acaba diye endişelendiğim, 1 hafta süre ile hastanede yattığım, ardından iki ay evde yattığım, her gün " Allah'ım bugün de doğmasın, biraz daha beklesin" diye dualar ettiğim günler haftalar sona erdi. Gün itibari ile 37 hafta 4 günlük oldu beyimiz. Yarın sabah ise kavuşacağız inşallah. Hamileliğimin son günü bugün:) Korku, heyecan, mutluluk, endişe hepsini aynı anda yaşıyorum. Kabıma sığmıyorum bugün. Hamileliğin en güzel yanı olan tekmelerini çok ama çok özleyeceğim biliyorum. İnşallah hayırlısı ile, sağlıkla kucağımıza alırız. Dualarınızı bekliyoruz....Sevgiyle...


14 Mart 2013 Perşembe

Fotoroman tadında:)))

Yine ve yine uzuuuunnnnn zaman olmuş yazmayalı...Günün başlaması ile bitmesi bir oluyor sanki...Ya da artık ben kaplumbağa hızında hareket ettiğimden işleri yetiştiremiyorum:)))
2 ay olmuş neredeyse yazmayalı...Biz bu iki ayda neler yaptık fotoroman tadında şöyle bir özet geçeyim:)

İlk karnemizi aldık 25 ocak 2013 günü:) Hepsi 5 çok şükür:) Öyle heyecanlandı öyle heyecanlandı ki anlatamam. Tabii bizde. Ben karne alırken bu kadar heyecan yapmamıştım belki:) Allah hep böyle mutlu günlerini göstersin inşallah:)

 15 tatilde aslında hiç bir şey yapamadık. Çünkü babamızın bel fıtığı tuttu...Adamcağız resmen ızdırap çekiyor. E zaten benim halim malum. Bir yerden bir yere yürümek bile zorla olunca çocuğumu sadece bir kere Bilim ve Teknoloji müzesine götürebildik. Şahane bir yer bence. Tüm mekanizmayı kurmuşlar, sen gidip deneyi yapıyorsun. Sürekli olarak seninle ilgilenen , anlatan görevlilerde var- ki sanırım üniversite öğrencileriydi. Çok beğendik. Kaan beyde çok mutlu oldu:)







 Ve tabiii 15 tatilin 2. yarısında Sünnet oldu Kaan bey:)  5 Şubat 2013 günü lokal anestezi uygulanarak sünnet olmak için hastaneye gittik. Giydirdik, hazırladık, bizimle beraber 4-5 çocuk daha vardı. Ameliyat önlüğünü falan giydirirken ağlamaya başladı ufak ufak. "Korkuyorum anne" dedi. Sonra tüm çocuklarla beraber ameliyathaneye gittik. Ameliyathane sayısı çokmuş aynı anda başka başka doktorlar sünnet yapıyormuş...Toplu kesim töreni!!!! Neyse girdi Kaan bey içeri biz kapıda kaldııkkk..Yarım saat geçti giren çocukların hepsi çıktı bizimkinden ses yok. Sonra hemşire çıktı ameliyathane kapısına " oğlunuz kıyameti koparıyor içeride, lokal anestezi uygulayamıyoruz, genel anestezi verelim mi? " dedi. " E buraya kadar geldik, verin dedik" 10-15 dakika sonra yarı baygın, yarı uyanık çıktı...
 Yaklaşık 7 yıldır heyecanla beklediğimiz olay bitti:) Şimdi hayırlısı ile kardeşi de doğunca sonbaharda sünnet düğünlerini yapmayı planlıyoruz Allah nasip kısmet ederse.


Mudanya kaçıyoruz arada. Havayı güzel bulunca:)

"Mantılara" simit atmaya:))

 Vee sona gelmek üzereyiz:)


 Tam 35 haftalık hamileyim bu resimde:) Mecburen sezeryanla doğum yapacağım için pazartesi günü sezeryan günü alıcaz. Dün kontrolde oğlumuzun açısından her şey yolundaydı.  (Maşallah) Ben ise böbreklerimi iltihaplandırmayı başarmışım. İlaçlar verdi. İnşallah sorunsuz oğlumuzu kucağımıza alırız. Dualarınızı bekliyoruz tabii:)


 Bunlarda anneanne ile oturup 2 gecede yaptığımız bebek şekerlerimiz... İsim etiketleri eksik bir tek...İsim koyabilirsek inşallah onu da ekliycez:)) Lokum kutularımızda hazır, kapı süsümüz, yatağımız, bebek arabamız...Tam tekmil hazır bekliyoruz. Ama onlar başka bir post konusu:)) Aslında her şey boş...Yeterki sağlıkla gelsin:) 1 yada en geç 2 haftaya bekliyoruz bakalım paşayı:) 

21 Ocak 2013 Pazartesi

28. hafta...ve biz:)


Arayı uzatmadan yazayım bu sefer:) 18 yaşıma gelene kadar geçmeyen zaman su gibi geçiiippp gidiyor:) Daha geçen hafta hamile olduğumu öğrenmişim gibi geliyordu sanki, ne zaman 28 hafta bitti anlamadım:) Hatta Kaan daha geçenlerde doğmuştu ne zaman büyüdü onu bile anlamadım:) 

Neyse efendim. Biz rutinimizi de yaşıyoruz çok şükür. Kaan bey yaramazlıkları ve şu ara bitmek bilmeyen istekleriyle günümüzü dolduruyor. Her gördüğünü, hatta görmediğini istemekle meşgul şu aralar. Her istediğine sahip olamayacağını anlatsak ta ne fayda, O istiyor da istiyor. 
Evin birinci kaptanı olma takıntısı var şu ara. Babası geçen gün bu evin birinci kaptanı benim ben olmadığım zaman evin erkeği sen olacağın için evin birinci kaptanı sen olursun , Anne ve Gözde ne istersen yapmalılar diye bana takılmak maksatlı Kaan'la konuşuyor. Ertesi gün babamız gece göreve gitti, Kaan efendi attı bacak bacak üstüne " anneeeee bana su getiiirrrrr". Oğlum suyunu kendin alabilirsin dedim, " Ben bu evin birinci kaptanıyım bana su getir, emirlerimi yapman gerek" dedi. Kalkıp getirdim ama gülmemek için kendimi sıkıyorum. Babası geldi anlatıyorum, gördün mü marifetini, oğlun bunu yaptı diyorum babamız gülmekten kırılıyor. Dün akşam babamız bu geminin sahibinin ben olduğumu kamuoyuna duyurdu da konu kapandı...sanırım:))
 Geçen hafta sonu gidip küçük oğlumuzun yatağını ve şifoniyerini almıştık ikea'dan. Dün sabahta kahvaltıdan sonra 1 saatlik uğraş sonucu şifoniyeri kurduk. Darısı yatağın başına:) Sonra Kaan bey tutturdu beni dağa götürün diye. Oğlum hava rüzgarlı, bu havada ne dağı dediysek de anlatamadık. Bursa'da inkaya denilen bir yer var. Uludağ milli parkının hemen altı. Kocaman ama gerçekten kocaman bir çınar var burada. Tam 600 yıllık diyor tabelada:) Oraya gittik. Çok şaşırdı. Ayrıca  yüksekten korkan Kaan bey şehri bayağı bir yüksekten görünce biraz korktu ama güzeldi:)

Bu da koca göbek ben:) 28 hafta bitti:) 8 kilo aldım:) Geçen hafta dr kontrolümüz vardı. Her şey yolunda görünüyor dedi doktorumuz maşallah:) Biz neredeyse her şeyi tamamladık. Erken gelme ihtimalimize karşın. Yıkanıp ütülenip yerleşmesi kaldı, bir de bebek arabası. O kadar çok seçenek var ki hangisini alsak diye araştırıp duruyoruz:) Kendi arabamızı alırken bu kadar bakmadık:) Birde bebek şekerleri kaldı, onu da gidip görüp beğendik, ama halen babamız isim koyamadığı için şekerlerimizi yaptıramıyoruz:) 
Geçen hafta evime şahane bir arkadaş geldi bu arada:) Sevgi-Sİtare alıp küçük prensesini çıktı geldi. Öyle çok konuştum öyle çok konuştum ki anlatamam. Hatta tek kare fotoğraf çekilmemişiz gittikten sonra fark ettim. Azıcık sussaydım da iki kare foto ile günü ölümsüzleştirseydim dimi:) Ama çenem nasıl düştüyse unutmuşum:( Neyse bir daha ki sefere:)

Veee Maşallah diyerek başlıyayım:) Küçük erkeğimle tanışın:)) İsim düşünürken artık resmine bakıp düşünüyoruz:) Delimiyiz? Evet:))
Dualarınızı esirgemeyin olur mu? Sevgiyle:)