Kayıtlar

ruhunakitap etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Osman ve Yeniden Kitap Kulübü

Resim
 Pandemi başladıktan sonra hayatım ve gündemim çok değişti. Sürekli haberleri, canlı yayınları, açıklamaları takip eder; hasta sayılarına, grafiklere, dünyada ve memlekette olup bitene çılgınca kafa yorar oldum. Evden çalışma, hayatın değişen ritmi, ne olup bittiğini anlamaya çalışma derken okumak hayatımda daha az yer kaplar oldu. Canım okumak istemedi. Aylarca hiç kitap okumadım. Edebiyat ve kurmacadan özellikle kaçtım sanki. Sonra hasta oldum. Yine gündemim ve hayatımın ritmi değişti. İyileşme sürecinde internetten birkaç kitap sipariş ettim. Daha evvel kitaplarını okuduğum, sevdiğim yazar Ayfer Tunç 'un yeni kitabı Osman da sepetteydi. Siparişlerim gelince niyeyse ilk onu aldım elime. İyi ki öyle yapmışım! Osman'ı bir solukta, içer gibi, hikâyenin içinde akarak okudum. Aylar sonra, yoğun bir iştahla kitap okuyordum. Sabah erken saatlerde, gece yarılarında mumlar yakıp ve çok sevdiğim yeşil koltukta oturup Osman'ın hayatı içinde dolandım. Birkaç günde bitti. Osman'ı...

#KitapTavsiyesi Stefan Zweig'ın Son Günleri

Resim
" Bütün dostlarımı selamlarım. Umarım, uzun gecenin ardından gelecek olan sabahın kızıllığını hâlâ görebilirler! Ben, çok sabırsız olan ben, onların önünden gidiyorum. " yazmıştı  Stefan Zweig , özenle geride bıraktığı veda mektuplarının birinde. Karısı Lotte ile birlikte, 23 Şubat 1942’de zehir içerek intihar ettikleri odada, masanın üzerine bırakılmış, pulları dahi yapıştırılmış pek çok mektup kalmıştı geride. Ve Stefan Zweig’in, çağını ve sonrasını oldukça etkileyen eserleri, kitapları, düşünceleri… Stefan Zweig, dünya edebiyat tarihinin en önemli ve en güçlü kalemlerinden biri.  Laurent Seksik  ise bir doktor-yazar. Tıp eğitimini aldıktan sonra doktorluk yapmaya başlayan, 1999 yılında ise ilk romanı yayınlanan yazar, 2010 yılında yayınlanan  Stefan Zweig’in   Son Günleri ’nde Nazi işgali altındaki Avusturya’dan kaçan ve Londra ve New York’tan sonra Belçika’ya giden Zweig ve ikinci eşi Lotte’nin son 6 ayını anlatıyor. Stefan Zweig’ı, çağının önemli y...

#OkumaNotları Hevesle Beklenen Kitaplar

Resim
·        Murat Gülsoy Yalnızlar İçin Çok Özel Bir Hizmet   Murat Gülsoy’un aklımdaki ve kalbimdeki yeri ayrıdır. Üniversite yıllarında kendisinden ders almış; kafasına, kalemine ve duruşuna hayran kalmıştım. Ders aldığım dönemde kitaplarını peş peşe okudum. Okulu bitirdim; ama Murat Gülsoy okuru olmaktan hiç vazgeçmedim. Murat Hoca, her kitabında beni şaşırtmaya ve kalemine hayran bırakmaya devam etti. Her hikâyede başka bir teknikle, farklı bir tarzla çıktı okurunun karşısına. Geçtiğimiz sene Sedat Simavi Ödülü’nü kazanan romanı Gölgeler ve Hayaller Şehrinde ‘yi bitirdiğim anda yeni kitabında ne ile karşılaşacağımı merak etmeye başlamıştım bile! :) Yalnızlar İçin Çok Özel Bir Hizmet ’i de çıktığı gün aldım; akşamına Boğaziçi Üniversitesi’ndeki söyleşiye koşup bir imza kaptım ve gece de okumaya başladım. Ve bir kez daha şaşırdım. Murat Gülsoy , yeni kitabında da farklı bir şey yapıyor. Bugünün dünyasına fantastik öğeler ekleyerek gerçe...

Okur Olmak…

Resim
“Benden okumak için kitap önermemi isteyenlerin kalbimi de istediklerini sanıyordum, hâlâ öyle!” Barış Bıçakçı Geçenlerde, birkaç arkadaşımla, bir buluşma öncesi, kocaman bir kitapçıda geziyoruz. Ben “ Çok Satanlar ” rafının önünde durmuş etrafa bakıyorum. Listedeki kitaplardan birini elime alıp kurcalıyorum. Arkadan iki arkadaşım geliyor, küçümseyerek bakıyorlar. “Merak ediyorum ben bu kitabı ya; alsam mı acaba?” diyorum. İnanmaz, şaşkın bir biçimde “Ciddi misin?” diye soruyorlar. Sonra sohbet, “Yok artık, sen bunu okuyacak olamazsın.”larla devam ediyor. Neden, diye düşündüm; neden ben o kitabı okuyacak olamam? Çünkü, “okur olmak” da diğer rollerimiz gibi toplumsal bir kisveye büründü galiba son yıllarda-ya da belki hep öyleydi de ben yeni idrak edebiliyorum-. Birikiminin, sosyal sınıfının, politik veya sosyal duruşunun bir gölgesi, bir parçası olarak devam ettirmen gereken bir sorumluluk sanki kitap okumak. Okuyorsan, toplumsal rollerine ait çizgilerde tercihlerin olmalı. ...

Gölgeler ve Hayaller Şehrinde...

Resim
“Onları kıskanıyorum. Kendinden emin insanları. Herkesin bir evi, bir toprağı var. Ben gökyüzünde uçan kimsesiz bir tohumum. Bütün rahimler ölü benim için.” Murat Gülsoy , aynı çağda yaşadığımız için kendimizi şanslı hissetmemiz gereken bir yazar. Her kitabıyla, kurmacanın sınırlarını zorladığını hissettiren, metnin matematiğine kafa yoran güçlü ve yaratıcı bir kalem. Gülsoy, yeni romanı, Gölgeler ve Hayaller Şehri ’nde yine okurunu şaşırtıyor, evvelki kitaplarından farklı bir deneyime davet ediyor. Bu kez, yaşamadığı bir çağdan sesleniyor bize; 1908 yılında geçen bir hikâye anlatıyor.   Gölgeler ve Hayaller Şehrinde ’nin kahramanı Fuat Chausson veya diğer adıyla Franck Chausson dokuz yaşında Fransız annesiyle İstanbul’dan Fransa’ya gitmiş; Türk olan babası ise kendisi doğmadan evvel ölmüş bir genç adam.   Fuat’la, II. Meşrutiyet günlerinde, Fransa’dan İstanbul’a yol alan bir gemide arkadaşı Alex’e yazdığı ilk mektupta karşılaşıyoruz. Dokuz yaşına kad...

Meraklısı İçin Öyle Bir Hikâye...

Resim
"Nereden gelirse gelsin dağlardan, kuşlardan, denizden, insandan, ottan, böcekten, çiçekten. Gelsin de nereden gelirse gelsin! Bir hişt sesi gelmedi mi fena. Geldikten sonra yaşasın çiçekler, böcekler, insanoğulları. Hişt hişt!” Sait Faik Abasıyanık , Türk öykücülüğünün en önemli isimlerinden biridir. Her hikâyesinde insanı, doğayı ve hayatı alabildiğine yalın ve olabildiğince derin anlatır. Zaman zaman bir Sait Faik öyküsü okumak isterim. Pek çok hikâyesini tekrar tekrar okumuşumdur. Birkaç sezondur, İstanbul Şehir Tiyatroları ’nda sahnelenen Sait Faik seçkisine gitmeye niyetleniyor ancak aksilikler, ertelemeler sebebiyle bir türlü oyunu izleyemiyordum. Birkaç bilet yakmışlığım var bu oyun için. En çok da (rahmetli) Savaş Dinçel’den izleyemediğim için üzülürüm… Kısmet geçtiğimiz Cumartesi gününe, Naşit Özcan yorumuna imiş. Şehir Tiyatroları’nın Sait Faik seçkisi, Meraklısı İçin Öyle Bir Hikâye ’yi yağmurlu bir İstanbul öğleden sonrasında, Kadıköy Haldun Taner sahnesin...

Hayat İşte...

Resim
Ne zaman zorlu bir döneme girsem kitaplara kaçıyorum. Su içer gibi kitap okuduğum günler hep büyük telaşlarıma, şaşkınlıklarıma ve acılarıma denk gelir… Uyku ve hikayeler dışında kaçacak yerim olmadığından belki; belki de başkalarının cümlelerinde teselli bulduğumdan… Yine çok okuduğum günler… Masamda birikmiş kitapların sayısı azalıyor, yürüyüş yaparken uğradığım kitapçıdan alıp çıktığım hikayenin sonu geliyor bir iki fincan kahvede. Şiirle, öyküyle, sözcüklerle tutunmaya çalışıyorum işte… Şu an elimde Bangır Bangır Ferdi Çalıyor Evde var. Mahir Ünsal Eriş ’in çocukluğa dair, eski-mesin istediğimiz- güzelliklere dair sıcacık, naif öyküleri. Çocukluğa, büyümeye ve hayalkırıklığına dair. Barış Bıçakçı ve Emrah Serbes’in yanında bir yer edindi aklımda Mahir Ünsal Eriş. Tam da büyümek üzerine kafa yorduğum şu günlerde, nasıl da vaktinde geldi Bangır Bangır Ferdi Çalıyor Evde. Ruh durumuna göre kitap tavsiyelerinin yer aldığı bir blogda kitap önerileri yazmaya başladım bu...