İsyan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İsyan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Eylül 2018 Cumartesi

Öfke Kontrolü

Çocuklukta edindiğimiz ve yıllarca omuzlarımızda taşıdığımız travmaların izleri ve kişiliğimize etkileri kolay kolay terk etmiyor benliğimizi. Çocukluğum ailevi sorunların içinde savrularak geçti. İlk başlarda sakin ve ürkek olsam da zamanla isyankârlaştım. İsyan edip "Neden biz?", "Neden ben" sorularına bir türlü cevap bulamamak içimi öfkeyle doldurdu. Çok uzun zamandır öfkenin esiriyim. En ufak olayda öfkeme yeniliyorum. İşler yolunda gitmeyince -bir şeyler tam istediğim gibi olmayınca- her şey gözümde büyüyor, büyüyor, büyüyor... 

İş hayatımda nispeten dizginlediğim öfkem özel hayatımda patlamalar halinde ortaya çıkıyor sıklıkla. Annemi kaybettiğimde insanların gündelik, ufak tefek sıkıntıları yüzünden sürekli ağlamalarına dayanamaz hale gelip katil olmadan önce zor bela bir doktorun yanına atmıştım kendimi. Son yıllarda ise tam da benzer gündelik sorunlar yüzünden öfke patlamaları yaşıyorum. Zamansızlık, plansızlık, son dakika çıkan aksaklıklar, ekstra işler, sorumluluklar, istemesem de yapmak zorunda olduğum şeyler... Tüm bunlar kendimi patlamak üzere olan bir volkan gibi hissetmeme yol açıyor. Bir yere kadar tutup bir yerde büyük patlıyorum. Sonra gelsin pişmanlıklar... Sakin kalmam gerektiğini biliyorum ama kalamıyorum.

Öfke patlaması yaşamamak için o noktaya gelmeden önce duruma müdahale etmeye, zorlu durumlardan uzak kalmaya çalışıyorum. Mesela beklentilerimi düşük tutuyorum. Karşılaşabileceğim aksaklıkları önceden düşünüp kendimi buna hazırlıyorum. Sürtüşmelerden kaçınmaya çalışıyorum. İşe yarıyor mu? Bir yere kadar evet ama maalesef %100 çözüm değil bunlar. Mesela tam şu anda kurutma makinesi bitme sinyali veriyor. Zar zor vakit bulup yazdığım şu yazıyı bırakıp makineyi kapatmadığım sürece defelarca kez durup durup çalacak ki o ses beni delirtiyor. Yine ona benzer kemer ikaz sesi de beni çileden çıkarıyor ve eşim dahil birçok kişi kemeri takmamakta (neymiş? yakın mesafeymiş zaten?!) ısrarcı davranıyor. Sonra da ben "durduk yere"(?!) delirmiş oluyorum. O ses beni delirtiyor ve o sesin sorumlusu kemeri takmayan kişi! Bu durumda ben durduk yere mi delirmiş oluyorum acaba? Tamam aşırı tepki veriyor olabilirim ama bu konudaki hassasiyetimi açıkladıktan sonra biraz anlayış beklemek hakkım değil mi?

İçimdeki öfkenin kaynağını sorguladığım zaman mevzu çok derinleşiyor. Derinleştikçe kendimi mutsuz hissediyorum. Hâlâ cevabını bulamadığım "Neden" soruları, "keşke"ler, hatalar, hayaller, gerçekler... Geçmişten gelen o öfkeye odaklanmak yerine şu ana odaklanmak istiyorum. Mevcudu değiştirerek öfkeden uzaklaşmak istiyorum. Bu, sorunu çözmeden sorundan kaçmak gibi görünebilir ama kaçabildiğim sürece sorun yok bence :P






30 Ağustos 2018 Perşembe

Hayat Kitaplarda Anlatılanlara Hiç Benzemiyor

Hamile misiniz?

"Gözünüz aydın!" demek isterdim ama hiç içimden gelmiyor numaradan tebrik etmek.

Şu saatten sonra hayatınız artık sadece sizin değil. Hatta artık "siz" diye bir şey yok! Geçmiş olsun! Kontrolden çıkmış bir rollercoaster gibi düşünebilirsiniz artık hayatı. Hep inişli çıkışlı, tam bitti durdu derken yine en tepeye tırmanıp alt üst olacaksınız.

Bir sürü kitap alıp okuyabilirsiniz. Çok güzel öneriler var içinde. Ben hâlâ okuyorum ama spor olsun diye(!) Çünkü gerçekler kitaplarda anlatılanlara hiç benzemiyor. Bin tane kitap da okusanız elinizdeki ile kitaptaki birbirini tutmuyor. Tüm yöntemleri uygulasanız da sizdeki çocuk kitaptaki tepkileri vermiyor. "Sabırlı olun", "Zaman tanıyın" "Kendinizi onun yerine koyun" ifadeleri bitip tükenen enerjinizi ve sabrınızı sihirli bir değnek gibi bir anda fullemiyor maalesef. Es kaza bazı yöntemler bazı günler işe yarıyor gibi olsa da bir sonraki gün bir öncekiyle aynı olmuyor. Dünkü gibi 10 dakikaya sakinleşir diye beklediğin çocuk, bugün 10 dakikada sinir krizi geçirebiliyor.

Çocuk dediğin yaratığın (evet yaratık! boş yere hiç üstüme gelmeyin!) zaman kavramı yok! Dur durak bilmiyor! "Az sonra" ne demek, "yarın" ne demek, "şimdi olmaz çünkü..." ne demek hiçbir fikri yok onun. O şimdide, tam şu anda yaşıyor. Ne istiyorsa şu anda yapılmalı.

Karnı acıktı, makarna istiyor. Su kaynayacak, makarna 9-10 dk.da pişecek, süzülecek, tabağa konulacak ve yenecek sıcaklığa gelecek. Siz öldünüz! Çünkü o bekleyemez! Ne dersen de!

- Tamam annecim, yapalım beraber.
- Bekleyemem şimdi istiyorum.
- Annecim makarna çiğ, pişmesi lazım.
- Hemen pişir o zaman.

...

-Hâlâ pişmedi mi???? (3 dk bile olmadı henüz) Niye pişmiyooooorrrr yaaaaa!!!! Acıktııııım!!! Daha fazla dayanamıcam amaaaa!!!
-Annecim az sonra hazır olacak. Hadi o pişerken biz de şunu yapalım.
-Ama benim karnım aç. Şimdi yemek istiyorum.
-Hazır olan şu var, ondan vereyim.
-HAYIIIIIR! Ben makarna istiyorum.

...

-Parka gitmek istiyorum.
-Annecim, hava çok sıcak. Hava serinleyince, akşamüstü gidelim.
-HAYIR! Ben şimdi gitmek istiyorum. Canım çok sıkılıyor. Dayanamıcam artık!!!
-Hadi şunu yapalım.
-HAYIR
-Bunu yapalım.
-HAYIR!

...

Hasta olmuş. Burnu tıkalı.

-Nefes alamıyorum yaaaaa!!!
-Sprey sıkalım, burnun açılsın.
-HAYIIIR! Ya dayanamıcam burnum geçsin artık yaaaa!!!

...

Burnu açılmış, bu kez de sürekli akıyor.

-Offff ya niye akıyor sürekli? Akmasın artık! Dayanamıcam artık of yaa!!!
-Annecim gel silelim güzelce, akmaz o zaman.
-HAYIIIIR!!!

...

Gece uyumak istemiyor, sabah yataktan kalkamıyor. Okula zamanında gitmek için Arya'yı en geç 8'de evden çıkarıp anaokuluna bırakmam gerekiyor. Kendi dersim 08.25. Her sabah 7'de başlıyorum Arya'yı uyandırmaya çalışmaya.

-IIIIIhhhhhh! Uykum var yaaaa!
-Tamam annecim 10 dk daha uyu.

Neredeyse saat 8'e kadar devam ediyor bu durum. Zorla kalkıyor; tuvalete girmesi dert, dişini fırçalaması dert, giyinmesi dert, evden kreşe yürümesi dert... Tam gitmeden önce 07.45 gibi uyandırsa diyeceksiniz değil mi?  Onu da denedim tabi ki. Yine kalkmıyor ve kesinlikle işe geç kalıyorum. Gece erken uyusa değil mi? 8'de uyku saati diyorum 9,10,11... Uyumamak için her şeyi yapıyor. 9'da uyku saati diyorum yine aynı... Sürekli inatlaşıyor. Yorulup kalması için her şeyi deniyorum. Tüm gün okulda yorulmuyor gibi bir de okul çıkışı saatlerce parkta oynuyor, evde oynuyor. Ama yok enerji bitmiyor! Okullar açılacak, bana şimdiden stres basıyor. Her sabah aynı çile...

Her şeye "HAYIR"! Hep onun istediği olsun, onun istediği saatte olsun. Olmuyor tabi ki. Her defasında alıp karşıma anlatıyorum ama dinlemiyor bile o sadece mızıklanıyor, söyleniyor, zırlıyor. Sonunda "Peki sen burda ağlamaya devam edebilirsin" diyerek uzaklaşıyorum ama peşimden geliyor. Bir noktadan sonra sabrım tükeniyor, kendimi odaya kapatıp kulaklık takarak video izliyorum. Yoksa ya ona ya kendime zarar vereceğim.

Peki, odadan hiç çıkmayacak mıyım? Çıkınca n'oluyor. Genelde Arya sakinleşmiş ve kendi kendine takılıyor oluyor. Sorun çözüldü mü peki? HAYIR! Çünkü 10 dk sonra başka bir şey yüzünden yine en başa dönüyoruz. Her defasında anlamsız bir inatlaşma. Tepki versem de aynı zırlama modu tepki vermesem de aynı. Konuşup anlatsam da aynı, görmezden gelsem de aynı.

Sakin bir zamanda yanına gidip "Biraz konuşalım mı?" deyip davranışlarıyla ilgili onu suçlamadan kendi hissettiklerimi anlatarak konuşmaya çalışıyorum. Her isteğinin hemen o anda yapılamayacağını, bazı isteklerinin ise hiç yapılamayacağını örneklerle, sebepleri ile anlatıyorum. İnatlaşıp kavga ettiğimizde çok üzüldüğümü söylüyorum. "Tamam annecim. Bir daha yapmıcam" diyor ama yine yapıyor. "Hani söz vermiştin?" diyorum. "Unutuyorum" diyor. "Bu son" diyor. ama hiçbiri son olmuyor. Çok yoruldum. Sadece televizyonu açıp karşısına bırakıp gitmek istiyorum. Ama bu da uzun vadede daha çok zarar veriyor. TV izledikçe daha da şımarık, saldırgan ve mızıkçı oluyor. İzletmeyince sürekli onunla oynamamı istiyor. Ben birlikte anlamlı, faydalı bir şeyler yapmak isteyince kabul etmiyor, sıkılıyor, bırakıyor.

Kitaplar, başkalarının deneyimleri, tavsiyeler, farklı yöntemler, konuşmak, anlatmak, dinlemek, oynamak, istediğini yapmak ya da yapmamak... Hepsini denedim. OLMUYOR. Maalesef gerçek bu. Hayat çoğu zaman cehennem azabı gibi. Sürekli çocuk odaklı. Ben yok, biz yok. Tek rahat olduğum anlar Arya okuldayken (ki orda da rahat durmuyor), Arya uyurken, Arya yüzerken, Arya parktayken. Bu anlar dışında her an bitmeyen bir çatışma. Onu yemem, bunu içmem, onu giymem, yıkanmam, uyumam... Uzayıp gider.

Güzel anlar yok mu? Var ama oldukça az. O anlar da onun işine gelen şeylerse güzel ve sorunsuz. Anlayacağınız çocuklu hayat toz pembelikten çoooook uzakta.

Arya şu anda odanın dışında flüt çalıyor, tüm sesli müzikli oyuncaklarını topladı gürültü yapıyor. Ama artık cidden tükendim ve şu saatten sonra insani yollarla Arya ile iletişim kurup sorunları çözebileceğimi sanmıyorum. Önümde "Bir Kurbağa Gibi Sakin ve Dikkatli" kitabı (çocuklar için anne-babalarıyla meditasyon kitabı ve CD.si),  Arya'yı değil kendimi sakinleştirmeye çalışıyorum. Yani okuyun işte siz de ama işe yarar diye umutlanmayın boş yere. Tabi şu an içinizden "Sorun sizde olabilir, bir şeyleri yanlış yapıyorsunuz demek ki" diye düşünebilirsiniz. Aynen o kafayla devam edin ki kendinizi avutmak kolay olsun. Çünkü ben de başlarda "Ben kesin bir yerde yanlış yapıyorum. Başka türlü yaparsam düzelecek, kabus bitecek" diyordum kendime. Başa gelmeden anlaşılmaz. Hani diyoruz ya "Anlatılmaz, yaşanır" ama inşallah siz her şeyi farklı yaparsınız da benim durumuma düşmezsiniz.

20 Aralık 2017 Çarşamba

Deneyimli Ama Mutsuz Bir Anne...

Bloğu açarken "Acemi Ama Mutlu Bir Anne" ismini seçmiştim. Şu anda ise başlığı "Deneyimli ama Mutsuz Bir Anne" olarak değiştirmek geçiyor aklımdan.

Yorgun, bezgin, kızgın, kırgın, çaresiz hissediyorum çoğu zaman. Yaz sonunda başladım çökmeye sanırım. Önce sağlıklı beslenmenin ipini bıraktım; sonra sporu bıraktım. Derken kendim için yaptığım her şeyi bıraktım. Aldığım kitaplar raflarda tozlanıyor, bloga kaç aydır tek yazı yazmadım. Kendimi bıraktım yolda bir yerde. Aynaya bakmak gelmiyor içimden, es kaza denk gelirsem aynada kendime, iyice sıkılıyor canım çünkü giderek çöktüğümü yaşlanıp yok olduğumu hissediyorum. 

Sürekli geçiştiriyorum. İyiyim, iyiyiz, her şey yolunda, sağlık problemimiz yok, iş problemimiz yok, ev problemimiz yok... Eee daha ne olsun? Her şey yolunda işte!

Öyle mi gerçekten?

Maalesef değil!

Ben benden gidiyorum. İstediğim kişi olmaktan giderek uzaklaşıyorum. En sevdiğim şey yazmak, aylardır yazmıyorum. Hikaye yazmayı geçtim, bloga bile yazmıyorum. Beni besleyen, geliştiren, yeni dünyalara açılmamı sağlayan şey okumak ama çoğu zaman oturup doğru düzgün 1 sayfa bile okuyamıyorum. 

Geçen sene birçok şeyi Arya uyuduktan sonra yapıyordum. Ama bu sene Arya uyumuyor. Gündüz kreşte uyuduğu için gece 10-11 hatta 12'ye kadar uyumuyor. Yatağına yatsa bile yüz tane masal okumamı istiyor, o uyumadan odadan çıkarsam da kıyamet kopuyor. 11'den, 12'den sonra da benim hiçbir şey yapacak halim kalmıyor. Hatta çoğu zaman Arya'nın odasında sandalyede uyuyakalıyorum.

Geçen sene Evrim'in çalışma saatleri birçok şeyi paslaşarak yapmamıza olanak tanıyordu, bu yıl öyle değil. Bu yıl her şey karman çorman, çorba gibi. Spor yapacak vakit yaratamıyorum, sağlıklı beslenecek yemek düzenini oturtamıyorum. En önemlisi de yorgun ve mutsuz olduğum için neyi nasıl yapacağımı düşünemiyorum bile. Her şey gözümde büyüyor, büyüyor, dağ gibi oluyor, dev gibi üzerime üzerime geliyor. Kaçmak istiyorum. 

İstediğim şeyleri yapamıyorum! Evet derdim bu! Hep istemediğim şeyleri yapmak zorundayım! Oysa ben biraz da bencillik yapmak istiyorum.

Huzurla oturup yemek yemek, lafım bölünmeden konuşmak, on kere kalmak zorunda olmadan film izlemek, kitap okumak, çocuğu kreşten kim alacak, kim bakacak diye dert etmeden sinemaya, spora, markete, arkadaşıma gidebilmek istiyorum. Akşama çocuk ne yiyecek diye planlama yapmak zorunda olmak, yorgunluktan ölürken yere dökülen çorbaları, yemekleri, kırıntıları, oyuncakları toplamak, her gün çamaşır yıkamak, o uyusun diye her gece aynı masalları yüz kez okumak, çocukla "kaliteli zaman" (?!) geçirme zorunluluğunu hissetmek İSTEMİYORUM! 

Rol yapacak, yalan söyleyecek değilim. Çok yoruldum, ANNELİK görevlerimden çok yoruldum. Evet, biliyorum, tüm bunları çocuk yapmadan önce düşünmeliydim. Evet, biliyorum kendi özgür irademle çocuk yapmaya karar verdim. Evet, bir anne olarak sorumluluklarım var. Evet, biliyorum dünyada ne kadar büyük sorunları olup da yerimde olmak için her şeyini verecek anneler var. AMA tüm bunları bilmek kendimi daha iyi hissettirmiyor işte!

Ne yapacağımı, bu depresif halden nasıl çıkacağımı bilemiyorum. Sinirlendikçe, üzüldükçe çikolataya, tatlıya, kahveye saldırıyorum. Geçici olarak rahatlamamı sağlıyor ama yediklerim olduğu gibi vücuduma kilo olarak ekleniyor. Bir şekilde daha iyi hissetmenin düzgün bir yolunu bulmam gerekiyor. Sanırım bir süreliğine yemek pişirmek, temizlik yapmak, ev toplamak gibi görevlerimi (?!?) askıya alacağım. "Yapmak zorunda" hissettiğim her şeyi görmezden geleceğim bir süreliğine...