Hayaller etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hayaller etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Ocak 2019 Pazar

Hayal Kırıklıklarımızın Sebebi Hayallerimiz

Şöyle bir düşünelim, niye mutsuz oluyoruz acaba?

Kafamızda bir senaryo yazıyoruz, işler o senaryoya göre gitmezse mutsuz oluyoruz. Hayal kırıklıklarımızın sebebi hayallerimiz. Hiç hayal kurmayalım demiyorum tabi ki! Hayal kurarken gerçekleri tamamen gözardı etmeyelim demek istiyorum.

Çok yakın zamanda şahit olduğum bir tartışmanın sonucunda mevcut koşullardan mutsuz olanların, başkalarının hayatlarına gıpta edenlerin, hatta şiddetle bu fikre karşı çıksalar da başkalarını kıskananların genellikle kendi hayallerindeki dünyada yaşayamadıkları ve belli beklentileri karşılanmadığı için hırçınlaştığını fark ettim. Karşılıklı ilişkilerimizde de durum aynı. Bizi mutsuz eden karşımızdaki kişinin tavırları değil aslında. Bizim ondan beklediğimiz tavırları, davranışları, sevgiyi, ilgiyi göremiyor oluşumuz asıl neden. Yani kendi beklentilerimiz bizi mutsuz ediyor. Oysa karşımızdaki insanın özünü anlayıp ondan asla olmadığı ya da asla olamayacağı biri gibi davranmasını beklemek yerine mevcudu kabullensek her şey çok daha basit ve kolay olacak. Ama biz işi karmaşıklaştırıyoruz. Karşımızdaki bizi anlasın, ona göre davransın istiyoruz ama aynısını biz yapmıyoruz. Önce biz karşımızdakini anlasak, biz ona göre davransak... Ona göre davranmak derken herkes karşısındakinin istediğini yapsın demek istemiyorum.



Örnek vermek gerekirse; ben çok dik kafalı, inatçı, dediğim dedik biriyim ve önerilere pek de açık değilim. Bana "Bunu şöyle yapalım mı? diye sorup "Hayır" cevabını aldıktan sonra ısrar etmenin hiç bir faydası olmayacağı gibi bir iki seferden sonra epeyce zararı olabilir. Bunu bilen -açık açık anlatıp durumu izah ettiğim- birinin defalarca kez aynı şeyi yapıp ben ters tepki verince de kırılması, bozulması garip geliyor bana. Demem o ki karşımızdakini iyi tanırsak vereceği tepkileri bilerek davranırsak alacağımız karşılık yüzünden mutsuz olma olasılığımız epeyce düşer.

Her konuda, her ilişkide beklentilere sarılıyoruz. Mutluluğumuzu mevcut üzerine değil de kafamızdaki beklentiler üzerine inşa etmeye çalışıyoruz. Beklentilerimiz karşılanmayınca, hayallerimiz suya düşünce de saldırmaya, can yakmaya başlıyoruz. Hayal kırıklığına, haksızlığa uğradığımızı düşünürken asıl biz haksızlık ediyoruz karşımızdakine.  Aynı kural ebeveyn-çocuk ilişkisi için de geçerli.



Acaba bugün kaçımız biz büyürken anne-babalarımızın bizler için hayal ettikleri geleceğe sahibiz? Eminim birçoğumuz farklı yönlere gittik. Herkes doktor, avukat, öğretmen vb. olmadığına göre :) Peki bu yüzden kaçımızın ailesi mutsuz? Kaçımızın ailesi sadece bizim yaşıyor oluşumuz, sağlıklı oluşumuz, seviyor ve seviliyor oluşumuzla yetinip mutlu oluyor ve bizi eleştirmiyor? Sayıları cidden merak ediyorum.


Anne-baba olunca ister istemez hayaller kurup beklenti içine giriyoruz. Önce uysal bebekler hayal ediyoruz, sonra uslu çocuklar, akıllı ergenler, başarılı bireyler... Evlensinler, bizi torun torba sahibi yapsınlar. Yaşlanınca bize baksınlar. Liste uzar gider. Aslında anne-baba olarak dünyaya yeni bir nesil getirmek için basit birer araçken, beklentilerimize kapılıp evrenin merkezi olmak, çocuklarımızın sahipleri, efendileri olmak istiyoruz. Çocuklarımız bizim malımız değil, biz onların sahibi değil ancak koruyucuları ve bir yere kadar yol göstericileri olabiliriz. Bir yere kadar diyorum çünkü boynuz kulağı geçmeli ki ilerleme gerçekleşsin. Bir yerde onları bırakmalıyız ki dünyayı kendileri keşfetsin ve bizden ileri taşısınlar.


Hayal kırıklıklarımızı süpürüp mevcuda yer açarsak söz veriyorum daha mutlu bir hayat yaşayacağız hep birlikte :)

29 Eylül 2018 Cumartesi

Öfke Kontrolü

Çocuklukta edindiğimiz ve yıllarca omuzlarımızda taşıdığımız travmaların izleri ve kişiliğimize etkileri kolay kolay terk etmiyor benliğimizi. Çocukluğum ailevi sorunların içinde savrularak geçti. İlk başlarda sakin ve ürkek olsam da zamanla isyankârlaştım. İsyan edip "Neden biz?", "Neden ben" sorularına bir türlü cevap bulamamak içimi öfkeyle doldurdu. Çok uzun zamandır öfkenin esiriyim. En ufak olayda öfkeme yeniliyorum. İşler yolunda gitmeyince -bir şeyler tam istediğim gibi olmayınca- her şey gözümde büyüyor, büyüyor, büyüyor... 

İş hayatımda nispeten dizginlediğim öfkem özel hayatımda patlamalar halinde ortaya çıkıyor sıklıkla. Annemi kaybettiğimde insanların gündelik, ufak tefek sıkıntıları yüzünden sürekli ağlamalarına dayanamaz hale gelip katil olmadan önce zor bela bir doktorun yanına atmıştım kendimi. Son yıllarda ise tam da benzer gündelik sorunlar yüzünden öfke patlamaları yaşıyorum. Zamansızlık, plansızlık, son dakika çıkan aksaklıklar, ekstra işler, sorumluluklar, istemesem de yapmak zorunda olduğum şeyler... Tüm bunlar kendimi patlamak üzere olan bir volkan gibi hissetmeme yol açıyor. Bir yere kadar tutup bir yerde büyük patlıyorum. Sonra gelsin pişmanlıklar... Sakin kalmam gerektiğini biliyorum ama kalamıyorum.

Öfke patlaması yaşamamak için o noktaya gelmeden önce duruma müdahale etmeye, zorlu durumlardan uzak kalmaya çalışıyorum. Mesela beklentilerimi düşük tutuyorum. Karşılaşabileceğim aksaklıkları önceden düşünüp kendimi buna hazırlıyorum. Sürtüşmelerden kaçınmaya çalışıyorum. İşe yarıyor mu? Bir yere kadar evet ama maalesef %100 çözüm değil bunlar. Mesela tam şu anda kurutma makinesi bitme sinyali veriyor. Zar zor vakit bulup yazdığım şu yazıyı bırakıp makineyi kapatmadığım sürece defelarca kez durup durup çalacak ki o ses beni delirtiyor. Yine ona benzer kemer ikaz sesi de beni çileden çıkarıyor ve eşim dahil birçok kişi kemeri takmamakta (neymiş? yakın mesafeymiş zaten?!) ısrarcı davranıyor. Sonra da ben "durduk yere"(?!) delirmiş oluyorum. O ses beni delirtiyor ve o sesin sorumlusu kemeri takmayan kişi! Bu durumda ben durduk yere mi delirmiş oluyorum acaba? Tamam aşırı tepki veriyor olabilirim ama bu konudaki hassasiyetimi açıkladıktan sonra biraz anlayış beklemek hakkım değil mi?

İçimdeki öfkenin kaynağını sorguladığım zaman mevzu çok derinleşiyor. Derinleştikçe kendimi mutsuz hissediyorum. Hâlâ cevabını bulamadığım "Neden" soruları, "keşke"ler, hatalar, hayaller, gerçekler... Geçmişten gelen o öfkeye odaklanmak yerine şu ana odaklanmak istiyorum. Mevcudu değiştirerek öfkeden uzaklaşmak istiyorum. Bu, sorunu çözmeden sorundan kaçmak gibi görünebilir ama kaçabildiğim sürece sorun yok bence :P






20 Şubat 2016 Cumartesi

Neler Oluyor Hayatta...

Son günler, daha doğrusu son haftalar çok hareketli ve çok stresliydi. 

Sömestr tatilinin ilk haftası çok güzel geçti. Bol bol dinlendik, eğlendik, gezdik. 2. hafta ise kâbus gibiydi çünkü öğretmen atamaları için tercihler o günlerde yapıldı.

Geçen yaz sadece son 1 hafta çalışarak (kış aylarında bir heves epeyce matematik çalışmış ama sonra çalışmayı tümden bırakmıştım) girdiğim KPSS sonuçları ummadığımız kadar iyi geldi. Tercih yapsaydım sene başında atanmam mümkündü ama Kağan'ın üniversiteye hazırlanması, okuldaki son yılı olması ve yüksek ihtimalle Doğu'ya atanma olasılığım yüzünden tercih yapmadım ama Şubat atamalarında yeni düzenlemeler ve stajyerlik uygulaması getirilince tercih yaptım. Çok araştırdım, yazdım çizdim, tanıdıklar aracılığı ile birçok ilden birçok kişiyle konuştum. Uykusuz kaldım, defalarca tercih listesi oluşturup defalarca değiştirdim. Sonunda ilk sıralarda Artvin ve Zonguldak, sonra sırasıyla İstanbul, Hatay ve Antep işaretleyerek tercihlerimi onaylattım.

Oldukça zor geçen tercih sürecini, sonuçların açıklanmasını beklediğimiz günler takip etti. Bu esnada çalıştığım özel okul, atanırım diye yerime öğretmen aldığı için istifa etmem için üzerimde baskı oluşturmaya çalıştı. Atanmam kesinleşmeden istifa etmeyeceğimi söyledim ve derslere benim yerime yeni gelen öğretmenler girdiği halde okula gitmeye devam ettim. Neyse ki sonuçlar açıklanınca bu sorundan da kurtuldum. 2. tercihim olan Artvin Hopa Karadeniz Ortaokuluna atandım!

Evet, artık İstanbul'daki günlerimiz sınırlı. Mart itibari ile İstanbul'da bir okulda stajyer eğitimim başlayacak okullar kapanana dek devam edecek. Okullar kapandıktan sonra da Ağustos ortasına kadar eğitim seminerleri var. Ağustos sonu, Eylül başı Artvin'de olacağız ve ben 1 Eylül itibari ile Hopa'da öğretmenliğe başlayacağım.

Önümüzde yepyeni bir macera uzanıyor :) Uzun zamandır hayalini kurduğum, kalbimin en derininde hep arzuladığım yeni bir başlangıç fırsatı sonunda kapımıza gelip dayandı :) Ailecek çok heyecanlı ve istekliyiz. İstanbul'dan, trafikten, kalabalıktan, kargaşadan, beton yığınlarından, kirlilikten uzakta doğayla daha içiçe bir yerde yaşama fikri bile içimizi kıpır kıpır yapıyor. Hafta içi çalışsak da hafta sonları şehirden kaçabileceğimiz doğa harikası yerler var Artvin'de :) 






Hayatımızda yeni bir sayfa açacak olan bu macerada endişelendiğim birkaç konu var ki bunlardan ilki Arya'nın kreşe, öğretmenlerine ve arkadaşlarına olan sevgisi, düşkünlüğü :( İstanbul'dan ayrılmak sevdiklerimizden, tanıdıklarımızdan, alışkanlıklarımızdan da ayrılmak demek tabi ki. En yakınlarımız İstanbul'da... Gitmek artık bir zorunluluk olduğu için bu durumu mecbur kabulleneceğiz. Allah'tan artık her yere uçakla kısa sürede ulaşılıyor. Kreş ve Arya konusuna gelince tek umudum ve tesellim Arya'nın fazlasıyla sıcak kanlı ve sevecen bir çocuk olması. Gittiği yerde yabancılık çekmeyen, insanları tanıdığı an seven ve kolay kaynaşan bir yapısı var Arya'nın. Bu yüzden başlarda zorlansa bile bir süre sonra Artvin'e ve oradaki yeni hayatımıza da alışıp uyum sağlayacaktır minik kuzum inşallah.

Bakalım zaman neler gösterecek. Şimdilik, Ağustos'a kadar İstanbul'da kalan sayılı günlerimizi en iyi şekilde değerlendirip sevdiklerimizle bol bol vakit geçirmeyi planlıyoruz :)

Not: Arya'nın gelişimini, kreşten aldığı ilk karneyi, kreşimizin düzenlediği anne-çocuk kahvaltısını başka bir yazıda anlatsam daha iyi olacak sanırım :)

11 Ocak 2016 Pazartesi

Eş, Anne, Abla, Arkadaş, Öğretmen... Hepsi Bir Arada Olur Mu? - Keep Calm and Use the Force!

Yeni yıl telaşını atlattık. Yıl oldu 2016! 

Şöyle bir değerlendirme yapacak olursak;
  • 17 yıldır ablayım (Kardeşim 2 yıldır bizimle, yani son 2 yıldır tam zamanlı ablayım :)
  • 10 yıldır Evrim'le beraberiz,
  • 4 yıldır evliyiz,
  • 2,5 yıldır anne-babayız,
  • 5 aydır çalışan bir anneyim.
  • Arkadaşlık mevzuna girmiyorum bile :D
Hepsini bir arada yürütmek hiç kolay değil maalesef. Ama imkansız da değil :) Gelelim nasıl idare ettiğimize.

Her şeyden önce mükemmellik takıntısından vazgeçmek gerekiyor. Hepsi olacak, hepsi de dört dörtlük, mükemmel olacak diye inat etmeye kalkınca hiçbir şey olmuyor ya da her şeyde bir sorun çıkıyor. Ben eskiden de pek öyle mükemmeliyetçi biri değildim ama şimdikinden çok daha takıntılı olduğumu inkar edemem. Ama Arya'ya hamile kaldıktan sonra birçok şeyi olduğu kadarıyla kabullenmeye başladım. Özellikle işe başladıktan sonra değerlendirme kriterlerimi azalttım, beklentilerimi minimuma indirdim. Her şeye yetişmeye çalışmak yerine en önemlileri seçip gerisini akışına bırakmaya çalışıyorum artık. Nasıl mı? İşte şöyle :
  • Evde iş bölümü yaptık. Tüm işleri paylaşıyoruz. Kendim yapsam daha iyisini yaparım dediğim şeyler olmuyor mu? Oluyor tabi ki ama olsun. Her şeyi ben yaparım deyip kendimi paralamak yerine yapılanı kabul ediyorum.
  • Eskiden tencere ya da salata tabağı gibi şeyleri elde yıkıyordum. Artık elde bulaşık yıkamaya son verdim. Küçük büyük ayırt etmeden her şey bulaşık makinesine gidiyor.
  • Eskiden her şeyi kendim yıkayıp kendim ütülüyordum; şimdi kumaş pantolonları kuru temizlemeye, gömlekleri de ütü için terziye veriyorum (arada 1-2 tanesini ben ütülüyorum tabi ki :)
  • Camları her gün / her hafta değil; gerçekten ihtiyaç olduğunda siliyorum.
  • Zaman zaman Arya'yı babasına ya da dayısına bırakıp kendime nefes alıp tazelenecek zaman yaratıyorum.
  • Giyim tarzımı mümkün oldukça sadeleştirdim, giyeceklerimi geceden seçiyorum ki sabah zaman kaybetmeyelim. Aynı şey Arya için de geçerli; geceden tüm giysilerini ve kreş çantasını hazırlıyorum. 
  • Sabahları Arya uyanmadan evden çıkıyorum ki bu bana çok zaman kazandırıyor. Arya'yı kreşe genelde babası bırakıyor :)
  • Evde her gün 3 çeşit değil 1 çeşit yemek pişiyor, yanına da yoğurt ya da salata oluyor. Bazen o bile yok, dışarıdan söylüyoruz :)
  • Ertesi günün yemeğini akşamları Arya uyuduğunda hazırlıyorum. Hem Arya ayak altında dolaşıp sağı solu kurcalayıp beni oyalayamıyor hem de işten geldiğimde tek yapmam gereken yemeği ısıtmak oluyor.
  • Hafta sonları Arya öğle uykusundayken 2-3 günlük yemek hazırlayıp dolaba / buzluğa atıyorum ki hafta için aşırı yorgun olduğumda bir de yemek derdi çıkmasın.
Evet ben de yazarken fark ettim ki en büyük sorun yemek! Her ne kadar Evrim de ben de yemek konusuna takılmayıp ne bulsa yiyen insanlar olsak da evde biri bebek biri ergen iki çocuk olunca yemek hazırlamak mecburi oluyor maalesef :( Ama dediğim gibi her şey her zaman dört dörtlük olmak zorunda değil. Bir çorba bir salata ya da makarna ile de geçiştirdiğimiz akşamlar oluyor :)

Yukarıda yazdıklarım dışında ekstra zaman kazanmak için bıraktığım alışkanlıklarım da var.
  • Artık neredeyse hiç televizyon izlemiyorum. Evrim'le takip ettiğimiz dizileri gece Arya uyuduktan sonra netten izliyoruz. Her gece 1-2 bölüm dizi, haftada 1-2 film. Onun dışında ailecek izlediğimiz 1-2 şey var ama o da olmazsa olmaz değil. 
  • Eskisi kadar aktif blog yazmıyorum - yazamıyorum maalesef :( Artık ayda 1 yazı yazıp arada bir de takip ettiğim bloglara göz atıyorum.
  • Twitter'ı hiç kullanmıyorum. Facebook'a çok nadir gönderi yazıyor, önceden takip ettiğim birçok sayfayı artık takip etmiyorum. Instagram'a arada bir göz atıyorum. Pinterest mi? O da ne ola ki acaba?
Bir de takıntılı annelikten daha az evhamlı anneliğe geçiş sürecim var :)
  • Arya'nın önüne bırakıyorum yemekleri kendi döke saça yiyor çoğu zaman. Hiç bakmıyorum sırtımı dönüp diğer işlerle ilgileniyorum ki deliye dönmeyeyim. Arya doyunca bitirdim diyor ve kalkıyor masadan. Arkasında bıraktığı daha doğrusu sağa sola saçtığı yemek/ekmek/içecek artıklarını toplamak banma kalıyor tabi ki ama en azından yemek yedirme stresi yaşamamış oluyorum.
  • Eğer bu şekilde yemek yemiyorsa hiç zorlamıyorum; iyice acıkana kadar bekliyorum. Acıkınca süt istiyor ben de önce yemeğini yemesi gerektiğini ancak yatarken süt içebileceğini söylüyorum. Biraz zırlasa da sonunda razı olup yiyor yemeğini :D
  • Önceleri aman yere oturdu, ay soyundu, bak yine çorabını çıkardı diye sürekli peşinde dolanıyordum artık başka yöntemler kullanıyorum. Yere oturunca önce "Oturma annecim yere" diyorum o da benle inatlaşmak için "Oturcam" diyor. Ben bu kez "Tamam, otur oraya, sakın kalkma annecim" diyorum. Arya da hemen "Kalkcam" diyerek yerden kalkıyor :D Çorap giymek ya da yelek giymek istemeyince hiç zorlamıyorum kalkıp kendim yelek ya da çorap giyiyorum. O da peşimden gelip "Ben de giycem" diyor. Yazarken bile kıs kıs gülüyorum Arya'nın bu haline :D
Çalışan anne olmanın zorlukları ise apayrı bir mevzu. Yeterince ilgileniyor muyum, yetersiz miyim, birlikte geçirdiğimiz vakit Arya için yeterli mi gibi soruları mümkün oldukça düşünmemeye, yapamadıklarımızdan çok birlikte yapabildiklerimize yoğunlaşmaya çalışıyorum. 
  • Her fırsatta sarılıp koklaşıyoruz,
  • Hafta sonları yatakta sabah keyfi, yastık savaşı, gıdıklamaca oynuyoruz,
  • Akşamları yeni oyuncak mutfağımızda (Şehnaz ve Oky'nin hediyesi) evcilik oynuyoruz,
  • Uyumadan önce birlikte kitap okuyoruz ya da müzik dinleyip dans ediyoruz.
  • Birlikte Pepee izliyoruz ki tüm Pepee şarkılarını ezbere biliyorum :D
  • Kreş çıkışı haftada en az 2-3 kez parka gidiyoruz.
  • Hafta sonları yürüyüşe / alışverişe / parka gidiyoruz.
Tabi ki tüm bunlara rağmen cinnetin eşiğine geldiğim zamanlar oluyor. Avazım çıktığı kadar bağırmak istediğim, kapıyı vurup çıkmak, kaçıp gitmek istediğim anlar oluyor. Hatta bazen çocuğu Evrim'in kucağına atıp, kapıyı da çarpıp gidiyorum da ama en fazla köşedeki kafede Derya'yla bir kahve içip kuzu kuzu eve dönüyorum tabi ki :) Bazen de Arya uyuyana dek sabredip, onu dayısına emanet ediyoruz ve karı-koca şöyle bir hava almaya çıkıyoruz gece 10'dan sonra. 

Kısacası çocuklu hayat zor, hem eş, hem anne, hem ev hanımı, hem iş kadını olmak zor. Ama devam etmeye yetecek kadar dengeyi bulmak mümkün. Siz de en çok zorlandığınız alanları belirleyin ve yardım isteyin. Sizin yapacağınız gibi olmasa da, sizin istediğiniz gibi yapılmasa da gelen yardımı kabul edin ve kendinize nefes alacak alan yaratın. 

Umarım dengeyi bulursunuz :) 

May the force be with you :)



9 Ağustos 2015 Pazar

Gerçekleşeceğini Hissettiğim Bir Hayalim Var :)

Öğrencilik yıllarımda düzenli olarak günlük tutar, özenle seçip aldığım defterlerime hayallerimi, hislerimi yazardım. Epeydir günlük tutmuyorum ama bloglar da bir nevi günlük zaten. Bugün içimdeki karşı konulamaz yazma ihtiyacımı yazıya dökmem gerekli. Çünkü içim kıpır kıpır, aklımda tazecik hayaller var :)

Bugün durduk yere ansızın gözümde bir ev canlandı. Bir köy evi! Yemyeşil bir bahçe içinde, 2 katlı şirin bir ev. Bahçesinde 3 tane kocaman ağaç var: ağaçlardan birinin altında minik bir köpek kulübesi, diğer ikisinin altında bahçe salıncağı ve bambu koltuklar. Her yerde kelebekler, çiçekler ve kaçınılmaz olarak arılar var :)





Çok uzak zamanda geçmiyor bu hayal. Kendimi görüyorum o bahçede, hâlâ gencim :) Evin yanında bir garaj var, içinde bisikletler. Arya bahçede köpeğimizle oynuyor.

Emeklilik hayali değil bu! Dedim ya yakın zamanda geçiyor. Nasıl anlatsam bilemiyorum, içimde çok da uzak olmadığına, yakın zamanda gerçekleşeceğine dair bir his var. Yakın zaman derken? Biz atanıp kadrolu öğretmen olduğumuz, Kağan da üniversiteye başlayıp yeri yurdu belli olduğu zaman olabilir belki :) Yani belki de önümüzdeki 1-2 yıl içinde! 

Peki, nasıl olacak? İşte o henüz pek net değil :) Ama yine de zihnimde birden canlanıveren bu görüntü, içime doğan bu umut basit bir hayalden öte bir şey sanki. Belki bugüne dek hiç gitmediğimiz, aklımızın kıyısından bile geçmeyen, hatta belki de hiç duymadığımız bir köyde olur; belki istemeye istemeye mecburiyetten gideceğimiz bir yerde olur. Olsun! Olsun da nerede nasıl olursa olsun. Nasılsa her işte bir hayır vardır :)

İşten eve koşarak gelmeyi, güzel havalarda bahçede Arya'yla yoga yapmayı, Evrim'le mum ışığı ve şarap eşiliğinde müzik dinleyip o salıncakta sohbet etmeyi dört gözle bekliyorum :) Tahmin edileceği üzre tüm sevdiklerimizi ağırlayacağımız mangallı, bol eğlenceli, temiz hava partileri vereceğimizden ayrıca bahsetmeme gerek yok sanırım. Yani inşallah bu komşuda pişecek, size de düşecek :) 




Zihnimde bir anda canlanan o ev yüreğime yeni bir aşk gibi düştü, umarım hayırlısıyla kaderimize de yazılmıştır :)


*Fotoğraflar temsili  :)

Foto 1:  emlakwebtv  sitesinden alınmıştır.
Foto 2:  gezialemi sitesinden alınmıştır.
Foto 3:  evdekorasyon  sitesinden alınmıştır.
Foto 4: misshappy.ro sitesinden alınmıştır.