Sayfalar

ada etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ada etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Ocak 2011 Cumartesi

Sevgili Günlük- Ada'ya Minik Tepsi Boyadım

       Adacığıma tam bir yıl önce Sportacus figürlü transfer yapmak için aldığım tepsiyi nihayet bu akşam boyadım. Artık Sportacus aşkı bittiği için, ayıcıklı desenli peçete dekopajı çalıştım.
Önce tepsiyi zımparaladım. Sonra her kat arasında tekrar zımparalayarak 2 kat beyaza boyadım.
Beyaz boyaya biraz çivit mavi katarak pastel bir mavi elde ettim. İki kat ta yine her kat arasında zımparalayarak maviye boyadım.
Kullanacağım desenin etrafından istediğim şekilde kestiğim peçetenin en üst yüzeyini diğer katlarından ayırdım.
        Peçetenin yapışacağı kısma tutkalı sürdüm. Peçeteyi dikkatlice yapıştırdım. Yine çok hassas bir şekilde tutkalı tepsinin tüm iç yüzeyine sürdüm. Tutkalın kurumadan önceki hali böyle görünüyor. Kurudukça şeffaflaşıyor.
 Peçete dekopajın kenarlarını koyu maviyle tamamladım. Verniğim yoktu, henüz verniklemedim, yarına kaldı. Sırada bekleyen bir de büyük şımarık tepsi denilen bir tepsisi var Ada'nın. Bu akşamlık bu kadar yeter, dedim. O da birdahaki "ne yapsam, ne yapsam" akşamına kaldı.

:)
            Kuzucuğum akşam hastalanmış, Kan ve idrar tahlili yaptırmışlar. Kanında yüksek miktarda mikrop bulunmuş.Telefonda "teyzoeee benim kanımı çektiler (aldılar)" diye mızıldadı. Acilde, idrar tahlili için verilen bardağa çişini yaptıktan sonra, bardaktakini içmesi gerektiğini sanıp, korkup ağlayıp yanındakileri bayağı güldürmüş.

9 Kasım 2010 Salı

Sevgili Günlük- Birkaç Günlük Rapor

       Kışlık evi geçen hafta temizlettim. Burayı yavaş yavaş topluyorum. Ayakkabı kutularından bir dağ öbür eve gitmek üzere misafir yatak odasında yer kaplıyor. Yatakların üzeri oraya gidecek giysilerle dolu. (Nedense çoğu da bana ait) Malzemelerimin birçoğunu götürdüm. Sadece bu haftaki siparişlerim için gerekli olanları bıraktım. Az önce son siparişimi de tamamlayıp, paketledim. Gitmeye hazırız. Eşim yarın sabah İtalya'ya gidiyor. O dönünce gitmeye karar verdim. Yoksa altından kalkamayacağım.
       Cumartesi günü Bostancı Gösteri Merkezi'nde, Candan Erçetin konserindeydik. Açıkçası bu kadar eğleneceğimi sanmıyordum. Sahnesi çok iyiydi. Hasta olmasına rağmen sesi pürüzsüz ve hatasızdı. Bir ara playback yaptığından bile şüphelendim ne yalan söyleyeyim. Konuşurken çatallı, kısık çıkan o ses, şarkı söylerken nasıl da güzelleşiyordu.
       Konserden önce havanın güzel oluşundan faydalanıp biraz yürüdük...
    
       Üzerimdeki saks mavi tuniği geçen hafta aniden aklıma gelip, 1 saat içinde diktim. Bir ara detaylı fotoğraflarım. Çok pratik kesimli ve az dikişli bir model. Dikmekten çok püskül kesmekle uğraştım diyebilirim.

      Ne zamandan beri bu kadar çok bağıra bağıra şarkı söylememiştim, sesim kısıldı. Grubumuz zaten çok uyumlu ve eğlenceli, yolculuğumuz da çok güzel geçti.


       Şimdiye kadar yediğim en berbat balığı pişiren restaurant. Balıklar neredeyse doğal renkleri ve yumuşaklıklarındaydı. Sushi yedik sayılır. Bostancı sahilinde buraya yolunuz düşerse bu yazdıklarımı dikkate alın ve burada balık yemeyin.
       Pazar günü Naz'ımın 2. doğum günüydü. Naz daha çok ve sadece balonlar, mumlar ve maytaplarla ilgilendiği için olayın tadını Ada çıkardı. Bütün hediyeleri o açtı. Teşekkürlerini sundu :) Zaten biz de dahil herkes ikisine de ayrı ayrı hediye almıştı. Aksi takdirde çok kıskanıyor.

8 Nisan 2010 Perşembe

Ada'ya Keçe Baykuş ve Son Durum Raporu...

       Yeğenim Ada, baykuşlardan küçüklüğünden beri çok korkuyor. Özellikle gece duyduğu baykuş sesleri buna sebep oldu sanırım. Yapı olarak ta sebebini bilmediği seslere karşı hep tedirgin. Baykuşun görüntüsüyle sesi pekişince korkusu daha da arttı. Ağaçta canlısını da görmüş çünkü.

       Hep aklımdaydı ona baykuş yapmak. Annesi ve babası vize işlemleri içim İstanbul'a gidince Ada da Pazartesi akşamından beri bizdeydi. Salı sabahı kahvaltıdan sonra, karıştırmaya bayıldığı çalışma odama girdik. Takı penselerine "küçük tamirler" diyor. O küçük tamirlerle oynarken ben de ona bu baykuşu diktim. Arada bana yardım etti. Kanadının elyafını o doldurdu minik elleriyle. Gövdeye yapışacak kareleri yapıştırmama yardım etti. Silikon tabancasını o kullandı. Renk seçimi ona ait. Mor ve kapalı maviyi(koyu mavi) çok seviyor. Yaptığımız andan beri baykuşuyla yatıp kalkıyor, konuşuyor.

       El becerisi 15 yaşındaki oğlumdan neredeyse daha fazla. Makası çok güzel kullanıyor. Alet çantasının içindeki aletlere çok kıymetli bir mücevhere dokunur gibi dokunuyor ve bakıyor. Yapı marketlerin broşürlerini saatlerce elinden düşürmüyor. Bir de küçüklüğünden beri benim pilates topumla aşk yaşıyor. Onlara gidince ya da telefonda resmen topun halini hatırını soruyor. Bu gelişinde onu nasıl patlatabileceği konusunda yaratıcı önerilerde bulundu. Yazlık ev için, "öbür eve giderken topunu götürmeyi unutma", dedi. Giderken de kulağıma, "bir dahaki gelişimde topunu indirebilir miyim?" diye sordu. Koca gözlü, mis kokulu, akıllı bıdığım benim. Gider gitmez özledik onu. 

       Sabahın 7 sinde "günaydın teyzeee" diyen capcanlı sesini, gülen yüzünü, playboy pijamalarını gözüm arayacak yarın sabah. Bu gelişinde abisinin odasında, karşısında yattı, havalara girdi ben de abi oldum, diye...

       Bu akşam aldılar Adacığımı. Ev bomboş kaldı. Eve gider gitmez telefon etti. Unuttuğu bazı oyuncakları için ağladı, sızladı.
Fotoğraflar dün sabaha ait... Baykuşumuz tam bir günlükkken :)

        Dün o öğlen uykusunu uyurken Etsy siparişlerime başladım. İki gün arayla Amerika'ya satılan kuşlu nazarlıklarımın biri baby shower hediyesi olacakmış. Bir kız bebeğin odasını süsleyecekmiş.
       Cuma gününden beri yatılı misafirlerim vardı. Pazartesi gittiler. Alttaki tombul şeker eve mis kokularını bırakıp gitti. Onlar gitti Ada geldi hatta. Hamile kolyesi ve bebek odası yazılarımda bahsettiğim kuzenim bendeydi.Fotoğraf  işte o zaman beklediğimiz Arda'mıza ait. Ona bir kez ben banyo yaptırdım. Çok özlemişim bebek banyosunu. Suyu da çok seviyor. Orada yüzme kursuna gidiyormuş bu şahsiyet :) Henüz 5 aylık...
       Bu aralar internette az zaman geçirip daha çok kitap okumaya gayret ediyorum. Okunacaklar birikti. Oğlum kızıyor bana. Bu aralar hiç kitap okumuyorsun, diye... Hep ben ona derdim, intikam alıyor sanırım :) Pazartesi günü kuaföre gittim. Genelde benim boya faslım 3-3,5 saat sürüyor. Organik boya ve zor kapanan beyazlar söz konusu olunca gelin saçı yaptıracak kadar bekliyorum.(Bu eşimin tanımı) Bu sefer kitabımla girdim. Hiç canım sıkılmadı. Yoksa kuaförde beklemek bana zulüm geliyor.
Benden 5-6 günlük rapor... Çarşamba gecesi taslak hazırladım. Siz Perşembe sabahından itibaren okuyacaksınız..

17 Aralık 2009 Perşembe

Sevgili Günlük- Tu Ken Se :)

       Siparişlerim bitti, yarın gündüz gözüyle fotoğraflayıp kargoya vereceğim. Kargodan kargoya alışverişe gider oldum. Evden çıkmak istemiyorum. Bugün kartvizit için çıkacaktım, giyinmeye diye kalktım, balkona çıktım, bir sigara yaktım, içeri girdiğimde vazgeçmiştim. Amaaaan yarın kargo için çıkınca hallederim, dedim. Yarın bir çıkarsam eve zor dönecek kadar çok iş birikti.

    Nohut ısladım, yarına etli nohut yapacağım. Karar verince yapmış kadar oluyorum. Zaten ana yemek olunca gerisi kolay. Canım çok taze fasulye istiyor, mevsimi değil ama istiyor işte. 3 kilo aldım, sinir oluyorum. Cumartesi günü annem, babam ve  kardeşim gelmişti. Annem dönünce aradı. Yüzüme niye söylemediyse... Yüzün çok güzel geldi bana, dedi. Eeee kilo alınca güzel oluyor tabii yüzümüz.

       O gün Ada'yla Naz'ı mıncıkladım. Fakat Ada'nın hali bir başka. Onu daha çok mıncıkladım. Naz henüz saftirik modunda, ne yapsan gülüyor o kadar. Aaaa bir de yürüyor. Sanki yıllardır bu işi yapıyormuş gibi özgüvenle 6-7 adım atıyor. Ada' ya gülmekten yüzüm kırıştı. Öğlen uykusuna yatacaktı. Doğduğundan beri müzikle uyuyor ve kulağı çok iyi. Ebru (kardeşim) telefon elinde onu yatırmaya gitti.  "Anne tu ken se yi aç", dedi Ada ??? Ebru' ya da ilk söylediğinde o da şaşırmış. Telefondaki bütün parçaları tek tek çalmış, "hah bu demiş Ada"... Enya' nın Only Time 'ından bahsediyormuş bizimki :)
Şarkıda geçen "Who can say" kısmına kendince "tu ken se" olarak yorumlamış. Zevkli çocuğum benim. Çok özledim seni.

       Bir de eşimin laptopundan yazıyorum şu anda. 3 gündür dikkat ettim, trafikte beni hep İzmir'den geliyor gösteriyor. Allah Allaaah...

11 Kasım 2009 Çarşamba

Oyuncaklara Devam



Bu bebeklerden kalan çorapları en küçük parçasına kadar değerlendirdim. Komşumuzun bebeğine hediye ettim. Bu seferkinin başlığını biraz büyük yapmışım. Yukarıdan toplayıp içine elyaf doldurdum. Toplu model oldu. Kedi ve balığı özellikle ince çalıştım. Bbeklerin elleirne kolayca alıp, rahatça kemirmeleri için...
En son kalan elyafla da pazen arabayı yaptım.
Fotoğrafa tıklayın, büyüsün.

9 Kasım 2009 Pazartesi

Çoraptan Bebek Yaptım

       Cumartesi günü akşam üzeri alelacele yaptım bu bebekleri. O akşam Naz' ın doğum günü kutlaması vardı, hediyesini önceden almıştım ama gitmemize 2 saat kala aklıma düştü bu bebekler. Geçen hafta sırf bu proje için çorap almış ve yıkamıştım. Annem de "artık bebeklerle çok ilgileniyor", demişti telefonda. Yapmam lazımdı acilen...

       El yapımı oyuncakları hep çok sevdim, oğlum için de çok oyuncak yapmıştım. O zamanlar böyle herşeyin fotosunu çekme alışkanlığım yoktu, arşivleyemedim. Erkek çocuklarına yapacağınız oyuncaklar sınırlı. Hazır kızımız varken tüm giyim, süsleme, aksesuar, bebek vs... heveslerimizi alalım. ( Naz için bu konuda çok hayalim var. İlk ojesini ben alacağım, ilk aşkını bana anlatacak, vs... Aannesiyle anlaştık bu konuda, o da tamam, dedi :) )



       Konuyu dağıttım yine... Neyse işte ilk önce pembe bebeği yaptım. Sonra aklıma Naz' ın kuzeni  Duru geldi.  O da 4 yaşında. Mavi çoraptan bir bebek te ona yaptım.

       Bebeklerin kafasında görünen saç, başka bir çorabın burun kısmı. Pembe bebeğin totosu çorabın topuk kısmı. Mavide o kısmı içten diktim. Şapkalar çorapların burun kısmı. Pembede bacakları ayrı çalıştım, mavide birleşik, sadece dikiş geçtim. İçlerine silikonlu elyaf doldurdum.

       Boyun kısmını birleştirmekte zorlandım biraz. Bu akşam bir bebek daha yaptım. Onda başka bir teknik uydurdum, daha kullanışlı ve kolay oldu.

      Yüzünü işledim.

      Bebeklere paket bile yapmaya fırsat olmadan eşim geldi ve gittik. Ada meraklısı çantanın üst kısmında duran bebekleri görünce aklıma kıskanabileceği geldi. Neyse ki, "aaa bebekmiş", diyerek ilgilenmeden çekti, gitti. Naz' ın bütün hediyelerini o açtı. Çoğuna sahip çıktı. Pastanın mumlarını 10 kez yaktırıp, üfledi. İlgiyi Naz' a kaydırmamak için elinden ne geliyorsa yaptı. Ada' yı evindeyken daha bir seviyorum ben. Evinde çok daha tatlı oluyor nedense. Evine çok yakışıyor, diye tabir ediyorum ben bunu. En sonunda yoruldu, cdyi takıp Caillou izlemeye kuruldu. Dedeler, amcalar, babalar, abiler, halalar, teyzeler, anneanneler, babaanneler vs... herkes mecburen tüm gece Caillou izledi :)




       Aslında bun lar geri dönüşüm projeleri ama bizde böyle renkli çorap yoktu. Ben genelde düz renk patik çorap kullanıyorum. Evde olsa da kullanmayı düşünmezdim, çünkü bebek oyuncağı olacağı için kullanılmış materyal kullanmak istemezdim. Çorapları yeni aldım ve yıkadım. Naz her bulduğunu ağzına sokuyor çünkü.

       İkisi de bebeklerini çok sevdiler. Naz' ın yüz ifadesi çok komikti. "Ayyyy", diye diye sarıldı bebişine...

21 Ekim 2009 Çarşamba

Sevgili Günlük- Seçmeler...

       Hafta sonu annemlere mangala gittik. Annemle babamın da 40. evlilik yıldönümleriydi. Biz orada olduğumuz için çıkamadılar tabii :) Babam, "olsun hanım, ben de seni yarın yemeğe götürürüm", dedi, bize nispet yaparcasına. Hepimiz oradaydık. Erkek kardeşim de gelmişti. Güldük, eğlendik...

Bu sözü unutan ben, dün akşam üzeri annemleri aradım. Sonra yine aradım, yine aradım, evde yoktular. Cepten arayacaktım ki aklıma yemeğe çıkmış olabilecekleri geldi. Oğluma bu tahminimi söyleyince, bu ara sık sık hastalanan anneannesi ve dedesi için, " aman acile gitmiş olmasınlar da" deyip, içime kurt düşürdü. O arada kardeşim aradı, annemlerin yemeğe çıktıklarını teyit etti, ben de "ohh" dedim.

       Biz onlara bir sürü romantik yer tavsiye etmiştik. Annem babama ben gezmek istiyorum deyince, alışveriş merkezine gitmişler. Yapı market gezmişler :) Sultanahmet Köftecisi'nin romantik  :) ortamında babam anneme tektaş hediye etmiş. Geçen anneler gününde babamın aldığı yüzüğü kaybedip, ona hala söyleyemeyen annem, bunun acısıyla "bunu yapmayacaktın", demiş. Babam da annemin bu sürprize bayıldığını düşünerek gurur olmuş.
(Babacım blogumu okumuyorsundur umarım.)

       Neyse hafta sonu Ada' yla bol bol oyun oynadık. Oyunu bizzat rol alarak oynamayı çok seviyor. Sen şimdi şusun, şimdi busun denildiğinde, anında rolden role giriyor. Hayal gücü çok geniş, şimdiki tüm çocuklar gibi. O kadar güzel rolüne adapte oluyor ki, ondaki heyecanı gördüğümde içim kımıl kımıl oluyor. Ne güzel şey çocuk olmak. Ne güzel şey Ada' nın teyzesi olmak. Artık büyük tuvaletini de sorunsuz yapabiliyor. 3-4 gün saklıyordu, kakasından korkuyordu. İki haftadır normal insanlar gibi vaktinde ve tuvalete yapabiliyor. Bu alışkanlığın tam kreşe başlamasıyla eş zamanlı edinilmesi de ayrıca sevindirdi hepimizi.

       Neyse işte hafta sonu Ada'yla masal oynadık. Masal oynarken o masalı tiyatro şeklinde oynuyoruz ve bu onun çok hoşuna gidiyor. Geçen sefer onun deyimiyle "Kalpli Kurttan (kötü kalpli kurt) Kaçan 3 Küçük Civcivi" oynamıştık. En hoşuna giden civcivlerin evlerinin yıkılması olayıydı. Yerlere yattı gülmekten. Sonunda kurt bacadan girip kaynar suya düştüğünde, "artık arkadaş olalım, yeme bizi, kurdu öpelim" diye olayı mutlu sona bağladı kendiliğinden. :)

       Bu seferki masalımız Hansel ve Gretel' di. Berkehan oduncu babamızdı. Ada Hansel, ben de Gretel'dim. Ebru (Ada'nın annesi-kardeşim) karşı koltukta Naz'ın yemeğini yediriyor, Naz gözlerini kocaman açmış bizi izliyordu. Oduncu babamız odunlarını keserken, biz Hansel' le sarılıp uykuya daldık. Oduncu babamız saklandı ve ben telaşla uyanıp "Hansel uyan uyan babamız yok" diyerek onu uyandırdım. Ada etrafına müthiş heyecanla bakıp, annesini gözüne kestirip sevinçle bağırdı:

"OLSUN ANNEMİZ VAR" :) :) :)

       Hepimiz koptuk, yerlere yattık. Bu sahneyi defalarca oynayıp, odadaki anneyi, babayı, dayıyı vs... gelen geçeni binbir güçlükle yok sayıp, nihayet pastadan, çikolatadan yapılma evin içine girip, cadı kadına kendimizi kafese kilitlettik. Babamız bizi kurtarmaya geldi ama Ada inatla kafesten ve pastadan evden çıkmak istemedi :) Bu masal da bu şekilde bitti. :)

HAMDİCİK :)

       Geçenlerde aldığım bilekliği görünce oğlum, "aaaaaa hamdicikli kolyenle takım olmuş", dedi. "Hönkkk" diye kaldım. Sonradan anlaşıldı ki, 2 yıl önce eşimin aldığı yusufçuklu  kolyeden bahsediyormuş.
Hamdicik = Yusufçukmuş yani :)
(Bu arada oğlum 14 yaşında :) )

27 Eylül 2009 Pazar

Sevgili Günlük- Ada Sözlüğü 1


yer mantarı ADA



şöfor ADA

tatilci ADA

Kornavida = Tornavida

Yektup = Mektup

Baynu = Banyo

Tulelet = Tuvalet

Devkuşu = Devekuşu

muzur ADA

Bişey olmaz = Bişey değil (teşekküre karşılık)

Önemli olmaz = Önemli değil (özür dilerime karşılık)

Teefon = Telefon

Güzel ev = Yazlık ev

Çirkin ev = Kışlık ev

Vuulu fırça = Pilli diş fırçası

Vuuu = Şarjlı süpürge, saç kurutma makinası

Sükürbe = Süpürge


Bisalak = Bilgisayar

yaramaz ötesi ADA


bebek ADA

uyku mahmuru ADA

Civiti = Tweety

Moonez = Mayonez

Meeme susu = Meyve suyu

Güzel kaave = Nescafe

Çirkin kaave = Türk kahvesi

Adampazarı = Adapazarı

İngilbus = İstanbul- İngiltere arası birşey


abisinin ADA' sı

30 Temmuz 2009 Perşembe

Sevgili Günlük- Ada, Börülce, Sütaş Yarışma...



(Ada kreşin girişinde, gösteri saatini beklerken- Haziran 2009)
       Bugün kardeşimin sabah bir iş görüşmesi varmış. Sabah erkenden iki dumanı tüten ekmek eşliğinde Ada'yı bize bıraktılar, gelir gelmez yatağa sokup mıncıkladık onu. Doyamadım Adacığıma. Pek te akıllıydı bugün. Pazara da onunla gittik. Dönüşte arabada uyuyacaktı neredeyse. Bahçede pestili çıkana kadar oynadı, ıslandı, ıslattı, tadı damağımızda kaldı, alıp yazlığa gittiler. Şimdiden özledim. Normalde giderken ağlar, deniz olayını duyunca bizi sattı, güle oynaya ayrıldık.
       Bizim buralarda börülce pek bulunmaz. Başka yerlerde yediğim, çok sevdiğim bir sebze ama henüz kendim alıp, pişirmek nasip olmadı. Bugün ilk kez bizim pazarda gördüm ve sevine sevine aldım. Geçen haftada taze dağ kekiği bulup aynı böyle olmuştum. Tüm hafta yediğimiz tatlı hariç herşeye kekik doğradım :) Evdekileri biraz baydım sanırım. En güzeli de sabah kahvaltısında zeytinyağlı kekikli domatese, zeytine ekmek bandırıp yemekti. Az önce nette börülce tariflerini inceledim. Ne çok şey yapılmış börülceden. Ben daha önce salatasını ve zeytinyağlı kavurmasını yemiştim. Tarifine güvenen varsa bana yazsın. Yarına başka planlarım var, ertesi güne sanırım börülce pişireceğim.
       Kaç akşamdır açık havada sinema izlemek güzeldi de evimi özlemişim. Son iki akşamdır da hava çok serin. Kışlık montlarla oturuyoruz dışarıda. Otururken daha da üşüyor insan. Bu akşam birkaç kişi eksiğimiz vardı ara verelim dedik, teşkilatı kurmadık. Yemeği yedikten sonra üşüyerek içeri girdik, mutfağı kırkladım 1 saat kadar. Kaç akşamdır alelacele toplamaktan biraz ipin ucu kaçmıştı. Şu an mis gibi domestos kokuyor mutfak. Eldiven kullandığım halde ellerim yine kaşınmaya başladı :( Sonra eşimle 2 parti tavla oynadık. Gerçekten evimde oturmayı özlemişim.

      



Börülce tarifi ararken bu duyuruya rastladım, belki ilgileneniz olur --
Sütaş yoğurtlu tarifler yarışması düzenlemiş. Ayrıntılar burada...

16 Temmuz 2009 Perşembe

Naz'a Elbise...

Bu etekleri teyzem Hollanda'dan getirmişti. Pastel tonlarda tüm renkleri mevcut. İncecik lycralı havludan yapılmış. Naz' ın bunları etek olarak giymesi için önünde 4-5 yıl daha vardı. Ben de birini çaktırmadan alıp aklıma ilk geleni uygulamak istedim.
Önce yo-yolar hazırladım. Fotoğraftakinden daha küçük daireler hazırladım. Bunlar ilk kestiklerim. Gözüme büyük gelince küçülttüm çaplarını.
Bahçeye kurmuştum çilingir soframı :) Komşularım da masamın bir köşesine sıkışıp dergi kıvırdılar. Onlardan yaptıklarımızı da daha sonraki günlerde görebilirsiniz.
Yo-yoların üzerine keçeden daireler kesip, dikip süsledim. Çiçeğin birini keçeden yaptım. Sapları zincir işi tekniğiyle işledim. Beni görünce kaçan bir de kelebek kondurdum keçeden...
Askılarını neyden yapsam, neyden yapsam diye süslediğimden daha fazla düşündüm. Narin omuzlarını acıtmasın istedim tatlışımın. Yo-yoları yaptığım kumaştan kulaklı bantlar hazırlayıp diktim. Fotoğraf çekerken bağladım. Üzerinde ölçüp, düğme dikerim belki diye düşündüm. Geçen akşam kardeşime gittiğimizde giydirip fotoğraflamak istedim ama diş çıkarıyor sanırım, çok keyifsizdi. Yormak istemedim. Kısa süre sonra da uyudu zaten. Altına da renkli, fırfırlı, komik şortlarından giyerek kombinler sanıyorum.

8 Mart 2009 Pazar

Ada'ya Çoraptan At Yaptım...

Bu atı 10marifette görmüştüm. Ada için yaptım. Henüz görmedi, görünce ne tepki verecek çok merak ediyorum:)
Asıl örnekte sadece kukla şeklinde kafa yapılmıştı. Ben altına oklava ekleyip daha nostaljik bir oyuncak yaptım:)
Evde kahverengi çorap bulamadım. Eşim genelde siyah-lacivert giyer. Bu nedenle dün bir çift çorap ve oklava alıp heyecanla eve geldim. Çorabı elyafla doldurup ağız dikişlerini yaptım. Kulak, burun ve gözleri keçeden yaptım. Yeleleri için evde olan yapay kürk kumaşı kullandım. Dizginleri için oğlumun dün kazayla çıkarıp bir kenara attığı eşofman ipini kullandım. Oklavayı içeriye sıkıca montelemek için etrafına bolca silikon sıkıp o şekilde çoraba yerleştirdim. Çorabın bitim yerini temizlemek için yuvarlak bir keçe parçası kesip, ortasına delik açıp oklavaya geçirdim ve silikonla bitim yerine yapıştırdım.
Bu akşam telefonda "teyzoşum sana at yaptım, adını ne koyalım? ", dedim. "Naz" dedi. Kardeşini at yaptı küçük-minik fesatım benim:))
Çok sevdim onu:)