30 Haziran 2013 Pazar

Filling the blanks..

Bu sene ne çok ayrı kaldık biz.. Baba-kız, anne-baba, baba-çocuklar.. Babası önce hastalanmıştı, kış henüz bitmemişti.. Hastanede kaldığımız sürede ayrı kaldık, biz hastanedeyken o can dostumuzun evindeydi.. Keyfi gayet yerindeydi, hatta telefonla bile konuşmak istemiyordu ki gelip onu almayı teklif etmeyelim. Sonra iyileştik, evimize döndük.. Babacık 1 haftadan az da olsa umreye gitti.. Hem ziyaret hem ticeret gibi.. Bu sefer kardeşi ve ben evde kalıp zaman zaman birbirimizi yiyince kıymetli oldu ayrılıklar. Normalde de yapmasına izin vermeyeceğim herhangi bir şey için babası yokken "hayır" dediysem "babaaaaa" "babamı özledim" diye aglamayı ögrendi mesela.. Çok sinir bişeydi kesinlikle. Başlarda ben bile bir durup düşünüyordum, "Rabbim, ne kadar da gaddar bir anneyim" dediğim bile oluyordu. Ama sonra bunu pek bir güzel kullandığını görünce sökmedi bu numara.. Uzun sürmedi neyse ki.. Sonra döndü babacık, pek sevinçle karşıladık dönüşünü..

Babacık yokken beklediğim kadar çok yoğun bir "özledim" durumu olmadı. Birkaç ufak birkaç da büyük kriz.. Fotograf da onlardan iki tanesine örnek.. Babası yokken akşamları AliMahir uyuduğunda onu ve en çok da beni rahatlatan yegane aktivitemiz resim yapmaktı. Sayısız resim çizdik birlikte ve boyadık.. Bu onlardan biri. Baba-kız resmi.. "Sen çok güzel çiziyorsun anneciğim" deyip tarif ettiği resim. O tarif etti ben çizdim. Çizim bittiğinde de; "Hah! Tam hayal ettiğim gibi olmuş" dedi.. İkinci fotograf ise yine babasını çok özlediğini söylediği bir gece uyumadan önce ona gece uykusunda babasının gelip kulağına birşey fısıldayacağını ve hatta avucuna bişey koyacağını söyledim. Bunu yaparken yüzüm kızarmadı değil hani ama nasıl heyecanlandı ve inandı anlatamam..Gece oldu ve ben de bu minik kalpçiği çiziverdim. Sabah uyandığındaki tatminkar ve bir o kadar babasının verdiği sözü tutacağına dair gururlu duruşu görülmeye değerdi. Kesinlikle. Gözlerini kocaman açıp "baaak gördün mü, babam gelmiş gece. avucuma ne yapmış baksanaaa! " deyişini unutamayacağım sanırım. Hele ki dağınık biri olarak çocugun avucuna çizdiğim kalemi yatagın hemen yanıbaşına bırakıverme hatama bile kendince bir kılıf bulmuştu. "Baak hem de benim boyamı kullanmış annecim, kalemi de yatagımın baş ucunda unutmuş, baksanaaa.." :) çok güldük çok duygulandık.. pek acıdık sardık sarmaladık. İnanılmaz motive oldu tatlım benim.. 
Elbette bunların dışında en önemli  yardımcımız evlatlarına hiç ama hiç kıyamayan anneannecik ile dedeciğin gelmesiydi..  Onlar olmasaydı eminim ki daha sancılı geçerdi bu süreç zira ben her ikisine de enerji olarak yetemeyebilirdim. Onların gelişi hayatımıza renk kattı diyebilirim.. 
Babası gittikten sonra bir hafta kadar başbaşa kaldık. AliMahir henüz pek minnak ve az huysuz... Daha az zorluyordu nitekim.. Okuldu, gezmeydi tozmaydı hallettik. Sonra da anneanne ve dedeli hayatımız başladı. Bazen okula bizimle geliyordu annem ama genelde evde bizi bekliyor oluyordu. Ya taze süten yapılmış yogurtla, ya yerleştirilirken gördüğümüz pazar poşetleriyle ya da mis gibi tertemiz evde leziz yemekleriyle bekliyordu bizi. Sagolsun... Bazen rahat yemek yiyeyim diye tam sofraya oturdugumuzda uyanan AliMahir ile ilgilenmesi.. Bazen biz anne-kız başbaşa vakit geçirelim diye evde sağdığım sütü içirip "Acele etmeyin, keyfinize bakın.." diye rahatlatması... Akşam üstü yorgun argın geldiğimden itibaren SalihaBetül'ün tüm sorumluluğunu kendiliğinden alıp sabırla sakin sakin her dilediğini getirmesi.. Otoritemi sarsmamaya dikkat ederek... Kendilerini SalihaBetül'ün babasının yokluğunu hissettirmemeye adayan iki güzel yürektiler.. Her gece yatmadan önce sabırla 2-3-5 hatta 7 kitap okudugunu bilirim.. Allah her ikisinden de razı olsun.. Sayelerinde BilgeEce ve teyzemize de doyduk. Onlar da en az anne-babam kadar kendilerini bize o yokluğu hissettirmemeye çalışmaya adamışlardı. Sık sık görüştük, hasret giderdik. Bir oluverdik. Onlar da çok çok sağolsunlar.
Babamız geldikten sonra doğum izni biten ve tekrar işe başlayan kardeşime destek için gitti fedaka anne-babam.. Kardeşim okulu köy okulu oldugundan rahatlıkla BilgeEce'yi yanında götürebiliyordu. Biraz da orada kalıp tekrar bize geldiler. Çünkü SalihaBetül'ün erteleyip durduğumuz geniz eti operasyonu vardı.... O konuda da yardım ve desteklerini sonuna kadar gösterip bu akşam evlerine döndüler. Geniz eti, bademcik, sünnet konusunda da ayrı bir kayıt yazacağım.. Umarım fazla uzamaz :)
Yazının anafikrine gelirsem; duygularını sözlü olarak ifade etmekte epey zorlanan biri oldugumu 30 yaşımdan sonra farkettim.. İnatçılığımı ve zaman zaman huysuzluk ettiğimi farketmem de çok fazla olmadı.. Ama şunu çok iyi biliyorum ki ailem bu dünyada sahip olabileceğim en büyük zenginliğim. Umuyorum ki bir ömür boyu bu zenginliğimin kıymetini bilen, evlatlarımı da bu zenginliği farkeden insanlar olarak yetişrtirebilirim. Hayatımda çok büyük bir boşluğu doldurdukları için hepsine çok teşekkür ederim. Allah kötü niyeti ve niyeli insanları bizden uzak tutsun.. amin..

21 Haziran 2013 Cuma

Önce bir kısa teaser, sonra ayrıntılı haberler...

Bitti sandınız di mi.. Bitti evet artık yazmayacak.. Yoo yok öyle bişey. Sadece son günlerde epey yogun günler geçirdik,  biraz yorulduk, genellikle eğlendik, nadirattan canımız sıkıldı, daraldık... Nerden başlayacağız bilemiyorum ama tek derdimiz bu olsun deyip hatırda kalması istenenlerle devam edeceğim.. Çocuklarımın günlüğü hatrına.. Bana 4 seneden sonra salmışsın koyvermişsin demesinler diye :) İstikrarı korumak adına...

Daha dedecik ve anneannecikle nasıl güzel günler geçirdiğimizden bahsetmedim.. Babacığı özleme krizlerinde uyguladığımız terapilerimizden de.. Sonra bol bol piknik yaptık. Hani ayrıntı veremesek de bazı güzel kareleri paylaşmalı bence.. Derken sonra babacık gelecek. Babacık gelir gelmez SalihaBetül su çiçeği çıkaracak. O su çiçeginde henüz 4. gündeyken çok çok önceden planladığımız ama kendi adıma istemeye istemeye gidip pek keyif aldığım Ürdün seyahatimiz var.. SalihaBetülsüz ilk seyahatimiz...Dönüp 1 hafta sonra yıl sonu gösterisinde nasıl duygulandığımı da anlatmadım henüz. Babasının nasıl keyifle seyrettiğinden de bahsetmedim. Ah hele hemen 1 hafta sonra küçük AliMahir'in abi oluşu var.. ki hep neşeli olmadığımız anlarımızdan olur kendisi. 3 gün 3 gece uykusuz kaldığımız sünne mevzuusu.. Aah ah. Velhasıl devamının en en en kısa zamanda geleceğinden emin olabilirsiniz :)

15 Mayıs 2013 Çarşamba

Şükür..




Hiç üstüne düşmedim, evde çalıştırmadım, ne durumda diye öğretmeni ile görüşmedim.. O ise usul usul çalıştı, devamsızlık yaptığı günlerde kendi kendine fazladan okumak isteyip kimseyle arayı açmamaya çalıştı.. Hele son gün, yani sınıf arkadaşı AyşeHafsa cüzünü bitirip Kuran okumaya geçince, "bugün iki sayfa okuyalım, ben artık Kurana geçmek istiyorum" diye hırs bile yaptı. Kendi tabiri ile öğretmeninin ağzını açık bırakarak şaşırttı.. Benim ağzım mı; gögsünün üzerine yapıştırdıkları yıldızla içeri girince epey bir süre kapatamadım. Şaşırdım çünkü gerçekten hiç beklemiyordum.
Sonrasında günler geçti, kitabın yüzüne biraz daha ısındı gözleri, gönlü.. sıra partiye geldi. Hiç bir özel isteği olmadı, sigara böreği ve kurabiye yapmam hariç :) Yaptık sigara böreğini de kurabiyesini de. Pastasını da o güne özel yaptırdık. Keyfine diyecek yoktu. Babası olmadığı için üzülecekti ama teknoloji sağolsun, bir ekran kadar uzağımızdaydı. Aramızdan birinin görevi babaya telefondan canlı yayın yapmaktı. Başı hariç tüm programı izleyebildi. Anneanne, babaanne, dede, teyzesi, BilgeEce ve AliMahir ile maaile hazırdık. Hepimizi yanında görmek eminim ki onu çok mutlu etti. Bir ayet okudu, ardından ne anlama geldiğini söyledi. Sonra gayet uzunca bir şiir okudu, ve hemen ardından babasının en en en sevdiği küçücük örümcek şarkısını söyledi. Babasını her koşulda ağlatabilen en sevdiği şarkısını.. Mutluydu, özellikle herkesin onun için hazırladığı hediyeleri açarken. En çok da teyzesinin hediyesi pembe Kuran ı sevdi, okşadı, sayfalarını sevdi.
Okuma merakı sevgisi hala yüksek dozda devam ediyor. Şimdi heceleyerek de olsa okuyor. Okuyor olması ile pek ilgilenmiyorum esasen, ama Kuranını keyifle kucaklamasından, içinde yazılanlarla ilgili gözleri pırıl pırıl konuşmak istemesinden dolayı ziyadesi ile mutluyum. Umutluyum..  Diliyorum ki içinde yazılanlarla ilgili merakı hiç bitmesin, hayatını onu okumaya, anlamaya ve anladıkları ile de yaşamaya adasın. Okuduklarının değiştirdiği örnek insanlardan olsun.

14 Mayıs 2013 Salı

Detoxification

Günlerin akıp gidiyor olmasından şikayet etmeyeceğim artık. Ne yapalım, bazen böyle oluyor.. Geçtiğimiz haftalarda ne güzel günler geçirdik, ne güzel yerlere gittik unutmadan bahsedeyim de, en azından hatıralarımızda kalsın..
Mesela bir hafta sonu günlerin tüm zehrini akıttık, attık üzerimizden.. Harun'un babaannesinin köy evine gittik. Aman ne eğlendik, ne dinlendik, ne keyif aldık anlatamam..C.tesi Eşme sahilinde yenilen mis teyze yemeklerinin ardından güne yeşillikler içinde devam ettik. Adapazarı Kuzuluk civarında içinden buz gibi bir dere geçen, mis gibi havası olan, anneannenin kahvaltıya yaptığı gözlemeler vesilesi ile de epey lezzetli bir köydü.. SalihaBetül fotografta görüldüğü gibi yer sofrasının başına geçti, eline aldı oklavayı hamur açtı ve börek yaptı. Gayet başarılıydı bence. Çok keyif alması da cabasıydı. Sonra afiyetle yemesi de bana armağanıydı.. Her nedense yemekle ilgili sorunu olmasa da yediğini görmek keyif veriyor bana da, her anneye oldugu gibi.. Neyse işte günümüz yemek yemek, yemek hazırlamak, mis havayı içimize çekmek ve midi boy bir trekking yapmakla geçti. En keyiflisi annem duymasın ama gözlemeler değil derenin içinden yürüyerek yaptığımız yürüyüştü.
Varolduğu söylenen ama neredeyse 1 saat yürümemize rağmen bir türlü ulaşamadığımız şelaleye giderken neler görmedik ki.. Kaplumbağa, kirpi, kurbağa ve hatta yengeç.. Aldığımızdan beri giymekten pek keyif almadığı crocs ayakkabılarını ayağından hiç çıkarmadı ve ayakkabıları alan babasına şarkılar mırıldandı. Benim babam çok tatlıdır,
herkesin ayağına taş batarken benim ayağıma hiç taş batmaaaaz,
çünkü benim tatlı babam bana bu tatlı ayakkabıları almıştııııır..
lay lay lom :)
AliMahir de slingte gayet keyifliydi. Bu bizim ilk bu kadar uzun sling gezimizdi, son da olmadı. Pek severek geziyoruz hala .. Yol boyu etrafı inceleyip kıpırdayan yapraklara baktı, sonunda yorgun düşüp uykuya daldı. Ne güzel bir haftasonuydu. Sayesinde haftaya da güzel başladık. Haftaya güzel başlamamızın 1 mayıs vesilesi ile hafta ortasında tatil olması ile de alakası vardır belki bilemiyorum. Resmi tatil olmasından dolayı çalışmayacaktık, fakat biz ne yaptık ne ettik doldurduk o günü de.. Sabah tiyatro gösterisi vardı okulda, tüm çocuklar çok keyifle seyrettiler, pek tabi AliMahir'e anneannecik bakarken ben de keyifle seyrettim. Sonra doluştuk arabaya, şehirden kaçarcasına attık kendimizi Sapanca taraflarına. Uçsuz bucaksız sarı çiçeklerin olduğu kırlarla bezenmiş yollardan geçerken daha fazla dayanamayıp durakladık.. Ne güzel bir havası vardı oraların. Çoluk çocuk yayıldık çimenlere, hiç ayrılmak istemedik. Geze dolaşa daha önce gittiğimiz balık çiftliğine vardık. Akşam kovana kadar da oturduk. Bir o kadar keyifli eğlenceli dinlendirici ama benim için bir o kadar da yorucu bir gündü.. SalihaBetül ilk kalici diz yarasını edindi malesef, yine ata bindi. Kendi istegi ile doyamadan üstelik.. Çok eğlendiler çoluk çocuk, tam detoks oldu bize.

Bahar hatta artık yaz geldi ya, doyamayız çayır çimene.. Daha nice güzel detoksların,babacığa kavuşmanın, SalihaBetül için çok önemli olan Kur'an partisi ve anne katılım gününün yazılarında buluşmak üzere hoşçakalın, hoşçakalalım..

25 Nisan 2013 Perşembe

Uzun Özet

İlk hafta göz açıp kapayıncaya kadar geçmişti demiştim, ilerleyen haftalar da fena değildi. İyi idare ettik, ediyoruz. Buraya yazdığımın haftasonu anneannecik ve dedecik geldiler.  Sürpriz olsun şaşırsın diye söylememiştim SalihaBetül'e. Görünce inanılmaz sevindi. Sabah erkenden henüz yataktan kalkmamışken onları karşısında görünceki sevinci unutulmazdı. Biz hoşgeldin sohbeti yaparken İstanbul'dan çok sevdiğimiz arkadaşım Duygu ve oğlu HakanDeniz geldiler. İnternette başlayıp dostluğa dönüşen bir ilişkiydi bizimki. Her yüzyüze görüşmelerimizde daha da iyi hissediyor ve tespitimde yanılmadığımı görüyorum. Gözleri pırıl pırıl Deniz ile de ilk kez tanıştık. Nasıl tatlı bir çocuk, Allah hepsini iyi insanlarla karşılaştırsın.. Biz oturup sohbet ettik, çocuklar odada vakit geçirdiler. SalihaBetül ilk defa tanıştığı insanlara karşı pek misafirperver ve girişken, pek çekici ve eğlenceli bir çocuk değil. İş kaynaşana kadar, kaynaştırıldıktan sonra gayet uyumlu ve eğlenceli olabiliyor.. Yine farklı olmadı. Biraz kız-erkek oyunları ve oyuncaklarının farkı sebebiyle, biraz az evvel bahsettiğim bizim kızın halleri sebebiyle başta sıkıntıya girdiler. Neyse ki dedecik imdada yetişip ikisini de parka götürdü. Park yeni tanışan ve kaynaşmak isteyen çocuklar için en ideal mekan bence.. Bir kere paylaşmak diye birşey yok.. Yani oyuncaklar hiç kimsenin değil, hiç kimse bir diğerinden fazla sahibi değil park oyuncaklarının. Hatta bence oksijenin ve bastıkları toprağın bile olumlu etkisi var.. Velhasıl bizim bıdıklar parkta epey oynadılar kaynaştılar, Allah dedelerinden razı olsun. Anneannecik de biz sohbet ederken bize yemek yaptı, hep birlikte çocuklar parktan gelince oturup sohbet ede ede yedik. Ne güzeldir yemek sohbetleri. Ben çok severim, yine pek güzel sohbet ettik. Dedecik sağolsun bu kez bebeleri odadaki kara tahtanın önünde eyledi. Sonradan öğrendim ki 62 den tavşan yapmayı öğretmiş; gülümsedim:) Sonra Derya Teyze geldi, biraz da onlarla oturduktan sonra SekaPark'a doğru yol aldık. Klasik misafir turumuz:) Biz kahvelerimizi içip sohbet ederken AliMahir mışıl mışıl uyudu; çok şükür.. Çocuklar da lalelerin içinde yeşilliklerde koşup durdular. Çok kalabalıktı, meğer sonradan öğrendim ki lale şenliğinin oldugu günmüş.Ayrılık vakti geldiğinde ise çocuklar çok yorgundu. Ben ise çok güzel bir gün geçirmenin verdiği mutluluk içindeydim. Ne iyi olmuştu görüşmemiz, ne mutlu olmuştuk. Eve döndüğümüzde BilgeEce ile biraz oynadık, epey geç saatte uyuduk. Neyse ki anneaanecik vardı, krizsiz ya da az krizli atlattık günü. 
Günler anneanne ile güzel geçiyor. Ne de olsa kahvaltıda sohbet edebiliyorlar. Araya bir AliMahir mızıldaması girmiyor. okuldan gelince parka gidebiliyorlar, biz okuldayken yemekler pişiyor, evin işleri bitmiş oluyor. Hele akşam kitap okumaları, anne ile 2 olan bazen en fazla 3 e çıkan kitap okuma seansı, anneanneciğin bu işten epey keyif alması sayesinde birsürü kitaba çıkabiliyor. Kikirdeyerek uykuya dalana kadar anneanneciğin ona yatakta eşlik etmesi de cabası. Keyif alınmayacak gibi değil yani.. Hal böyleyken pek ballı lokma araları.. 10 nisan anneanneciğin doğum günü için biz de mis kokulu frezyalarla geldik eve. Çiçekleri arkamızda saklayıp anneanneye verdik, sonra dooooğru mutfaga girdik. Mis gibi tiramisu yapıp dolaba attık. O kadar hızlıca yaptık ki anneanne neredeyse farketmedi bile. Yemekten sonra da mum bulamayıp tealight ile pastayı içeri getirdik, bir üfleye bir söndüre kutladık doğum gününü.. O hafta içi klasik okuldan eve evde okula modundaydı, şükrettik.. 
C.tesi maaile babaannecik de dahil olmak üzere Sakarya'ya gittik, Derya teyzeye. Eşme'de Sapanca gölünün kıyısında Harun'un da anne-babasıyla çok güzel bir piknik yaptık. Sağolsunlar çok güzel yedik içtik güldük sohbet ettik. SalihaBetül top istedi, top oynadı, çimenlerde yalın ayak gezdi, fakat bence bu pek iyi bir fikir değildi.. Yakındaki parka gitti, çocuklarla kaynaştı, hertürlü evcil ya da sokak köpeklerinden korktu. AliMahir ise maşallah mışıl mışıl uyudu açık havada. Çok yakın mescit vardı, arada gidip emzirme molası verdik teyze ile. Akşam da Sakarya'da kaldık. Salihaçok keyifliydi. BilgeEce'nin yatağında onun kitabı ile uyudu. Pazar teyzenin ekşi maya ekmeğinin başrolü oynadığı enfes kahvaltısının etkisinden bir türlü çıkamadık, akşam evimize döndük.. Döndük ama Pazartesi sabahı felaket bir bademcik ağrısı ile uyandım. Tam 1 haftada atlatamadım. İlk iki gün ateşim dahi çıktı. Neyse ki annem vardı ve bana bomba gibi bakıp, beni ayaga kaldırdı. Yeniden..
Ayrıca günler hızlıca geçmekte.. SalihaBetül her gün babasının ne zaman geleceğini sormakta. Bazen hasreti depreşiyor mesela.. Kombinin üzerindeki birlikte çekildikleri fotograflara bakıp "babamla baska fotograflarımız var mı?" diye soruyor.. Onu özlediğini dillendiriyor. Biraz daha depreşirse hasreti günleri sayacağı bir liste hazırlamayı planlıyorum. Neyse ki hemen her gün görüntülü konuşuyorlar. Saat farkı sebebiyle genelde okulda öğle yemeğinden çıktıkları vakitte müsait oluyor babası ve bu da bizim işimize geliyor. AliMahir ise günden güne büyüyor. Nasıl hızlı geçiyor zaman demeden edemiyorum. Önüne birşey uzattığımızda tutmak istiyor mesela. Yere yorganını atıp yatırdıgımızda ise dönmek.. Şimdilik sadece saat yönünde dönüyor ve bazen yarım dönmeye yelteniyor. Uykusunun geldiğini haber veren sinyalleri var mesela. Ee ee diyerek mızıklıyor. Ağlamadan ziyade mızıklama şeklinde .. Ağlarken hala ıngaa diyor, o halleri çok güldürüyor.Sabah uyandığı vakitlerde ve gün içerisinde altı temiz karnı tokken pek neşeli pek keyifli.. Ben de burdayım der gibi sürekli çığlık kıyamet.. Büyüyor velhasıl. Babası bu duruma pek içerliyor ama tutamıyoruz ki zamanı; akıp gidiyor ve büyüyor.. Büyüyorlar.

Her ne ise biraz daha yazarsam rekor kıracağım herhalde..Bir daha bu kadar ara vermeden biriktirmeden devam etmek gerek yola.. Kaldı 31 gün

5 Nisan 2013 Cuma

Babasız İlk Hafta Raporu

Babacık gitti. neredeyse 1 hafta olacak. Günler geçmek bilmez endişesi yaşarken nasıl da geçiverdi bu hafta.. bir çırpıda.. Saatlerin ileri alınmasının etkisi var mı bilmem.
Babasını ugurladığımız akşam eve dönüp uyku öncesi  hazırlıklarımızı yaptık. Kitap olarak baba-kız en birlike en severek okudukları Tostoroman ı seçti. "Çünkü Tostoroman bana babamı hatırlatıyor" dedi. İkinci bir kitap seçmedi, ki her akşam kaç kitap okunacağı üzerine uzun müzakereler yapılıyor.. Tostoroman ı okuduk, "ikinci kitap seçmeyecek misin" diye sordum. "Bir kere daha Tostoroman okuyalım" dedi. peki dedim. Daha ilk sayfada "babam gibi okuyamıyorsun sen" deyip aldı elimden. Bir yandan da hüngür hüngür ağlamaya başladı.. şaşkınlıktan bakakaldım. Sarılıp teselli ettim. Neyse ki ne zamandır istediği kitabı sipariş etme fikri bir süre de olsa uzaklaştırdı bu hüzün halinden.. Hala ara ara krizleri tutuyor ama ben henüz bunları kriz olarak algılamıyorum. Günler bize güzel şeyler getirsin, ne diyelim...
 Zavallı iki numaranın henüz hiçbir şeyden haberi yok. Ablası ile her türlü maymunluğa gayet uyumlu... SalihaBetül'ün içinde olduğu her işte zaten bir muziplik var.. Öğretmeni onu kısaca "muzip bir çocuk" olarak tanımlıyor. Fotografta da görüldüğü gibi ablasının izinden emin adımlarla gidiyor AliMahir.. Yani bakmayın üstteki fotografta somurtuk çıktıgına. Bu somurtuk fotografı çekene kadar göbegimiz çatladı.  Objektifi her gördüğünde ya kafasını çevirdi ya da ağzını aça aça güldü :) 3 aylık bebeken biyometrik fotograf isteyen zihniyete diyecek lafım yok, gereksiz masrafları bir yana, minik taze gözlerine gereksiz patlayan flaşlar... Başa gelen çekildi velhasıl.. Bunların yanı sıra hemen herkesi bir türlü tamamen terketmeyen sebepsiz öksürenler kervanına kısa bir süreliğine AliMahir de katıldı.. Erken farkedilen geniz akıntısını bitirebilmek için 3 ayını henüz doldurmuşken ilk şurubunu da içti AliMahir. İki numaralar bu konuda biraz şanssız mı ne.. Şimdi daha iyi.. her ikisi de.. Günler böyle geçerken babacıkla internet sıkıntısı yaşamadan istediğimiz zaman her türlü iletişimi kurabilmek hasretimizi azaltıyor. Elbette kucaklamaya benzemiyor ama en azından birbirimizi görebiliyoruz. Geçen seyahatinde telefonunu çaldırdığını hatırlayıp binlerce şükrediyoruz... Dört kişi sığamadığımız yatağımızda 3 kişi yayılmanın keyfini çıkarıyoruz. Meğer ne büyük yer kaplıyormuş babacık :)) Şaka elbette... 51 gün kaldığını düşünürsek o ohooo bitmiş bile diyebiliriz.. miyiz? kazasız belasız atlatığımız ilk haftamızın kısa özetini geçtim. Saygılar sunarım :) Programımıza bundan böyle tekrar bir araya gelen geniş ailemiz ile devam edeceğimizi bildirmekten gurur duyarım.. Pazar günü sürpriz var yani ;)

29 Mart 2013 Cuma

İçimden geldiği gibi

Babasının valizine girip isyan eden bebek!
Günler nasıl da hızlı ilerledi benim için son günlerde. Zamanı tutamamak diye bir şey var gerçekten. Eşimin gimesine sayılı günler kaldı. Dönmesi epey uzun sürecek, o günler sayılacak gibi değil. 57 gün.. Bol sabır çekeceğe benziyoruz. Allah sağlıkla sıhhatle dönmeyi bize kavuşmayı nasip etsin.
Daha fazla tatsız konulara değinmek istemiyorum. Abla-kardeş araları pek ballı lokma tatlısı son günlerde. Bin şükür.. Sabah okula giderken evden çıkmamız epey zaman alıyor, cünkü bıcırık AliMahir sabahları öyle mutlu uyanıyor ki, oyun seansını bir türlü bitiremiyoruz. Bize de aguluyor, gülücükler veriyor ama ablasını görür görmez yüzünün gülleri açıveriyor. Başlıyor çığlık çığlığa sesler çıkarmaya.. Bırakıversen konuşacak sanki.. Ayrıca ilk sesli kahkahasını da duyurdu geçtiğimiz hafta. Ablası gibi 3 aylık olmasına birkaç gün kala yine ablası gibi bir hapşırık sesine güldü kahkahalarla. Biz de güldük onunla birlikte. O gün bu gündür hapşırıyoruz :) Dil çıkaranlara da dil çıkararak karşılık veriyor.
AliMahir de ablası gibi çok mutlu ve sorunsuz bir bebek çok şükür. Gaz problemi yaşamadan, pek ciddi uykusuzluk sorunları çekmeden geçti, geçiyor günlerimiz. Sabah kurulu saat misali hep birlikte 08:30 gibi kalkıyor bol yatakta oynaşmalı, ardından ipin ucunu kaçırıp geç kalmamızdan dolayı "hadiii" li anlar yaşıyoruz. Bazı günler okula geç bile kalıyoruz. Hele evden arabaya kadar yürümemiz kabus gibi. Kendi çantam, AliMahir'in çantası, bilgisayar çantam kucagımda da AliMahir. Botlarımı nasıl giyiyorum sormayın.. hayal edin... Okula gidince sıcak odamızda alıyoruz solugu, merdivenlerden herkese günaydın diye diye çkıyoruz en üst kata. Herkese verdiği gülücüklü pozlar sebebi ile çoktan kendini alıştırmış durumda minik bey. Odaya çıkıp alelacele emzir uyut seansı başlıyor. Neyse ki epey uzunca bi ikinci sabah uykusu var. Aynı istikrar malesef öğleden sonra sürdürülemiyor. Daha kuş uykusu kıvamında biraz bölük pörçük oluyor öğleden sonra uykuları. Bu durum akşama kadar böyle devam ediyor. Yemek yaparken mutfakta, iş yaparken bazen ablası ile agulamada bazen ise salonda bizim yanımızda duruyor, fakat sürekli laf bekliyor. Asla yalnız kalmaktan hoşlanmıyor. Kucak değil kasdetiğim, istediği sürekli birilerinin onunla konuşması, laf yetiştirmesi..Yemekte de mutfakta bizimle, mama sandalyesini eğik pozisyona getirip 4 kişi yiyoruz yemeğimizi epeydir. Bu zamanlarda SalihaBetül biraz daraltıyor beni çünkü sürekli onu konuşturma güldürme durumunda. Yemek yemeyi unutturacak kadar.. İdare ediyoruz işte birbirimizi.
Sonra akşam uyku öncesi ritüelleri.. En son pijamaları da giyip kitap okumaaya geldiğinde sıra kuş uykulu AliMahir mutlaka ve mutlaka uyanıp kendini dahil ettiriyor o kitap okuma seansına. ve öyle güzel dinliyor ki bizi.. Her akşam iki kitap okuyoruz SalihaBetül'e. ardından o bize okuyor illa. Bazen kandırıyorum itiraf edeyim, ama bu uyku öncesi ritüelleri uzadıkça uyuma zorlaşıyor malesef. İkisi de gece uykusuna geçiyorlar böylelikle deyip tatlıca bitirmek isterdim bu hikayeyi ama kuş uykulu AliMahir bir uyuyup bir uyanıyor. Buna da şükür, neyse ki 11:00 gibi gece uykusuna geçebiliyor. SalihaBetül ne zaman düzenli uykulara geçti anımsayamıyorum cünkü bunları yazmamışım ama bir dönem gece tam 04:00 de uyanıp aglamadan agulayarak bizi uyandırdıgını iyi hatırlıyorum. Geçti gitti unutuldular birer birer. AliMahir cephesinden şimdilik bahsedeceklerim bu kadar. Yarın 3. ay kontrolü yapılacak. Büyümüş oldugundan eminim çok şükür, umarım sağlığı da iyidir. Ha bir de mayıs sonunda yapacağımız minik bir seyehat için pasaport çıkarmamız gerekecek. ilk fotografı üstelik biyometrik fotografı da yarın çekilecek. Nasıl olacak şimdiden gülümsetiyor gireceği haller :)
Yeni hobimiz ailecek dil çıkarmak
SalihaBetül cephesinde ise neyse ki olumsuz birşey yok. Okulda gayet mutlu. Artık Kur'an ı arapça harflerle okuyabiliyor. Epey şaşırtıcı bir gelişme oldu bizim için çünkü hiç beklemediğim birşeydi. En kısa sürede partisini de yapacağız inşallah. puzzle aşkı yerini çıkartmalı kitaplara bıraktı. Bir de farklı kültürler, coğrafyalar ve diller.. "Dünya çocukları atlası" isimli farklı kültür ve ülkelerin çocuklarından bahseden bir kitap almıştım. Hergün birkaç sayfa okuyup ülkeler dünyamız yaşadığımız ülke hakkında konuşuyoruz. Bence başarılı bir yayın, keşke boyuu biraz daha büyük olsaymış.. Hepimizin kardeş oldugundan farklılıklardan zevk alarak da barış ve güven içinde yaşamamızın mümkün oldugundan konuşuyoruz. Dünya seyahati isimli çıkartma kitabından birkaç tane çocuk giydirip konuşmamıza devam ediyoruz. Kardeşi olmadan kardeş olmak da bahsettiğimiz konulardan biri. Büyüdükçe beni daha iyi anladıkça paylaşımlarımızın keyfine diyecek yok. Elbete hep güllük gülistanlık değil hallerimiz.. Hırımız gürümüz hiç mi yok; olmaz mı? Kamufle ediyoruz unutuyoruz oluyor bitiyor. Unutmadan yazmalıyım ki ilk kez kuaföre gidip saçlarını kestirdik. Doğdugundan beri uçlarından birkaç sefer kesmiştik ama malesef hala çok sağlıksız ve cansızdı saçları. Pek kolay olmasa da ikna edip kestirdik saçlarını. Kuaförde zıp zıp zıpladı heyecandan. Zor ikna oldu ama çok sevdi yeni saçlarını. Arkadaşları da begenilerini dile getirince keyfi hiç kaçmadı; neyse ki... Bunların yanı sıra bazı geceler o yattıktan sonra odasındaki yazı tahtasına sabah uyandıgında onu mutlu edecek bişeyler çiziyorum ve "günaydın" "seni seviyorum" "sen okuldayken seni çok özlüyorum" gibi kısa mesajlar yazıyorum. O kadar seviniyor ki, bu gece bana ne çizeceksin/bişey çizecek misin anne? diye kikirdeyerek yatıyor. Sabah da benim çizdiklerime illa bir ekleme yapıyor kendinden. Kolye çanta taç gibi :) Süs konusunda bana çekmediği kesin ;) Epeydir bu kadar uzun bahsetmemiştim çocuklardan,  blog yazmak zahmetli ve emek isteyen bir iş. Böyle baştan savmaymış gibi olunca içime sinmiyor, birikince ve yazamayınca ise çok üzülüyorum. Neyse başımdan savmıyor hissederek yazıyorum diyerek avutuyorum kendimi.  Yazdım rahatladım işte..


19 Mart 2013 Salı

Oyuncak vs.

Kardeşi oyuncak etmeyi konuşmuştuk evren'in blogunda. Bizim evde de en en favori oyuncak elbette ki AliMahir.. Bu fotografı çekeli epey olmuştu ama yazamamıştım bir türlü..  




















Ben mutfakta yemek yaparken yavrular da yanımda oyalanıyorlardı; biri mama sandalyesinde aguluyor, bazen mızıklıyor.. diğeri de kah bebekleriyle oynuyor, kah mutfak masasında resim yapıyordu.. Bazen bana yardım edip bazen de mızıklayan minik kardeşinin yanağını baş parmağı ile okşayarak sakinleştiriyordu. -Evet en güzel ablası sakinleştiriyor onu; çok güzel bence..- Ben de yemek yaparken harala gürele arada onları seyredip keyifleniyordum. Bazen de "in kızım kardeşinin tepesinden" adlı bir milyonuncu uyarımı tekrarlıyordum. Derken arkamı döndüğümde gördüğüm bu manzara sesli bir şekilde kahkaha atmama sebep oldu. Pek sevgili rapunzelin saçlarından peruk yapmış kel kardeşinin saçlarına.. Nasıl kikirdediğini anlatamam.. Bunun dışında hatıra olsun, ileride hatırlayalım.. Kardeşi dışında en en sevdiği oyuncağı tüm zamanların değişmez ahşap blokları.. Özellikle babası ile mahalleler, şehirler inşa etmeye bayılıyor.Hatta hafa sonu dışarı çıktıysak mutlaka "artık eve gidelim. babamla evde ahşap bloklarımla oynamak isiyorum" marazası çıkarıyor. İkinci sırayı ise puzzle alıyor. Ben bebeklikten çocukluğa geçtiken sonra puzzle almayı ihmal etmişim aslında, ama neyse ki dayısı bizi ziyarete geldiğinde akıl edip almış. Armağanını verir vermez bir çırpıda ve çok büyük bir heyecanla yapınca hemen ben de bir tane aldım. Onu da keyifle yaptı ve oyalandı. Son olarak babası da Arabistandan gelirken puzzle almıştı, keyfine keyif kattı. Böylelikle bebekler ve evcilik oyunlarına olan ilgisi farklı alanlara kaydı. Yazı yazmaya, uydurmasyon ve bazı kitaplarını ezberden okumaya pek meraklı. Bense okuyup yazmaması için elimden gelen herşeyi yapıyorum. ki okula gittiğinde benim çektiğim sıkıntıları çekmesin. Zaman geçerken iki numara da oyuncak ister hale geldi.. Hatta çoktan gelmişti ama ilk çocuğunda oyuncak alma manyaklığına kapılan şapşal anne birazcık da olsa akıllanmıştı. Bu sefer abartmamıştı. Ya da abartmış mıydı acaba; bu sefer de hiç oyuncak almayarak :) Eve gerçeken çevreden gelen tüm oyuncak al bu çocuga baskılarına rağmen yeni birşey almayıp ablasının bebekleri, parmak kuklaları ve diş kaşıyıcısı ile idare etme kararı aldım. Okuldaki odamızdaki yatagına da AhmetYusuf kardeşin dönencesi miras kaldı, geldi tepemize kondu. Dönencedeki hayvancıklara agular şu günlerde şarkı türkü çığırmalara bırakı yerini. Anlayacağınız pek renkli pek keyifli bir çalışma arkadaşım var okuldaki ofisimde:) İstemesem de enerjime enerji katıp gayet keyifle başlamama vesile oluyor onun gülücükleri, şarkı söyleyen dilleri..
2,5 aydır hayatımızda olan bu minik insan artık bizim aile düzenimize alıştı .. Hatta 4 yaş 2 aylık ablası da onun varlığına alıştı. Gerçekten artık daha az kavga eder olduk. Pek ballı lokma, sarmaş dolaşız. Ne kadar şükretsem azdır bu duruma. Daha güzel olsun günlerimiz...




14 Mart 2013 Perşembe

Ve kavuşma...

Salı sabah babacık döndü.. Görüldüğü üzre.. Giderken alana biz bırakmıştık, dönüşte uçak sabah erken vakitte olacağı için babacık iki çocukla beklememi istemedi.. Bu sebeple yakın bir arkadaşından onu almasını rica etti. Fakat ben sırf bu tabloyu görebilmek için arkadaşımızla iş birliği yapıp kendim gittim. Planım 07:00 de uçağı ineceği için 05:30 da kalkıp 06:00 gibi yola çıkmaktı. Öyle mi oldu elbette hayır. Nasıl mı oldu; ben uyuyakaldım :) çok komik değil mi, böyle önemli bir günde nasıl uyuyakalır insan.. Ama malesef gece 03:00  gibi emmek için kalkan AliMahir öyle bir çiş yapmıştı ki beline kadar ıslanmıştı. Mecbur altını üstünü değiştirdim, sonra emzirdim derken 1 saat geçmişti. Daha vakit var diye vurdum kafayı yattım, 1 saat uyusam kardır diyerek.. Sabah alarm sesi diye duydugum şey arkadaşımızın gelen çağrısıydı. Saate baktığımda ise 07:10 du.. Nasıl uyumuşum nasıl dinlenmişim anlatamam.. Ama tabi bizim bey inmiş pasaport kontrolündeymiş bile.. Çocukları kaptığım gibi arabaya koştum, elimi yüzümü bile yıkamadan.. Hız sınırını aşmadan tam 40 dk da varmıştım alana.. Neyse ki bagaj bekleme pasaport kontrol derken o sürede rahat rahat gelebildik alana Üstelik hiç de zor olmadı, en azından bekleme yapmadık gereksiz, sadece Onu 10 dk kadar beklettik. Ayrıca plan da tıkır tıkır işliyordu. Sadece arkadaşımız 10 dk bekletmek için biraz takla atmak zorunda kaldı :) Ben biraz streslendim belki ama elinde valizleriyle şu kucaklama anını görmek hem bana hem babacıga hem de babası yokken duygusala bağlayan SalihaBetül'e iyi geldi.. AliMahir'in henüz hiçbirşey umurunda değildi, fosur fosur uyumaya devam etti :) En komik olanı da yavrumun üzerinde anneannesinin diktiği pazen pijama ile babasına koşmasıydı bence.. hem gülüp hem ağlayabiliyor insan işte:)
SalihaBetül eve döndüğümüzde belki de ilk kez okula gitmek istemediğini söyledi. Ama okuldu bu, oyuncak değildi; elbette gitti. Birlikte kahvaltı edip, biraz geç gidebileceğini söyleyip ben okula bıraktım..Geldiği günden beri de babasına yapışık gezmekte, pek duygusal triplere girmekte. Hergün bu akşam babam gelecek mi diye soruyor, Allahım ne edeceğim ben 2 ay.. kaldı şurda 2 hafta.. Sonumuz hayrola..

10 Mart 2013 Pazar

Sağlıktan öte var mı bu dünyada...


Resmettiği rüyası.. Sonradan hastane odasında
bize moral verdi, özlem gidermemize vesile oldu.








Güzel bir hafta sonu olacaktı, emindik sanki..  Epeydir başbaşa kalamamış, çokça özlemiştik birbirimizi; ailecek.. Bunun için c.tesi baba-oğul koyun koyuna uyurlarken biz erkenden kalkmıştık anne-kız. Evimizin içini geceden makineye koyduğumuz domatesli kekikli ekmeğin kokusu sarmıştı.. Müzik dinlemeyi unutacak kadar kendimi unuttugumu hatırlayıp güzel de bir fon yaptım bizim için.. Kızım elini yüzünü yıkayıp gözlerini kocaman açarak yanıma koşup geldiğinde, susmadan aralıksız gece gördüğü rüyasını anlatmaya başladı. Öyle heyecanlı ve coşkuluydu ki aralarından aklımda kalanlar bizim anne kız çiçeklerin arasında dans ettiğimiz, gökkuşağı..vs idi. Sonra hemen kağıt ve boyalarını getirip masaya kuruldu. Rüyasının resmini yapacakmış, yoksa unutuyormuş diye... 


Beykoz hatırası.. o kadar çok sevdi ki;
lütfen bu köprüde fotografımı çek dedi.


Tatlı tatlı kahvaltımızı hazırladık, o da resmini yaptı.. Sonra evin erkek ahalisini uyandırdık.. Epeydir uzun kahvaltıya, çekirdek aile sohbete hasret kalmıştık ya, çok keyif aldık.. Epeydir gezmiyorduk da; haftasonunu İstanbul'da geçireceksek c.tesi ögleden sonrasını da kendimize ayıralım o vakit dedik... Vurduk kendimizi yola, Beykoz taraflarına. Biraz boğaz havası dedik, iyi gelir dedik, belki dedik .. ama birden babacığı bir titreme bir üşüme içten içe ateş aldı. Amcanın evine zor attık kendimizi. Gerisi zaten babacığın acilde gecelemesi, gece de sabaha kadar uyuyamaması ile son buldu.. Aslında son buldu demek isterdim ama meger herşeyin başlangıcı imiş bu anlatttıklarım. C.tesi gece çok uykusuz ve yorgun geçince nispeten daha iyi olan ben evimize getirdim ailemizi. Eşim gelir gelmez yataga girdi zaten, titrer vaziyette. Bende de hafiften bişiyler vardı ama, bana yatmak pek mümkün değildi. Altı değişecek emzirilecek bir masum bebe, bir tas çorba bekleyen bir de çocuk vardı. Velhasıl ağrı sızı otur kalk derken bir unut bir hatırla modunda geçiyordu günüm. Akşam üstü iğnesini vurdurmaya gittiğinde dr. göndermemiş eşimi. Hemen bir serum bağlamışlar, sonra da yatışına karar vermişler. Biz sonra bazı eksiklerini götürmek amaçlı gittik yanına, ama sonra eve geri döndük. Eve döndüğümüzde titremekten kaslarım, eklemlerim ağrıyordu artık. Nasıl uzun geldi o hastane yolu, eve sağ salim ulaşabildiğime şükrettim.. O gece iki çocukla en zor imtihanımı yaşadım. Çocuklarım beni üzmediler ama o gece bana bişey olursa -ki aslında olan olmuştu; ateşim 39.9 u görmüştü- ne yaparım diye çok düşündüm.. 2 saat aralıkla da olsa alabildiğim o tek ağrı kesiciyi yine aldım, çift doz.. Öyle böyle sabahı ettik. SalihaBetül'ü okula gönderip hastaneye bir geçtik, geçiş o geçiş. 2 gece refakatçi koltugunda da olsa ben de hastanede kaldım. Eşimin ateşini ölçmeye geldiklerinde benimkini de ölçtürüyorduk. Birbirimizden geri kalır yerimiz yoktu. Sadece benim tedavim çok sınırlıydı emzirdiğim için .. SalihaBetül 2 gün aile dostumuzda kaldı. Zaten sınıf arkadaşı olan MeryemNur la okula gitti geldi, akşam erken yatıp sabah erken kalktı, çokça eglendi. Telefonlara bazen çıkmak istemedi, çoğu zaman da kısa kesti. Gelir onu alırız diye düşündü. Bizim sağlığımızın ciddiyetinin farkında oldugunu pek sanmıyorum. AliMahir ise odanın bir köşesinde bebek arabasında yattı. Ortam onun için hiç sağlıklı değildi kesinlikle biliyordum ama hem geçmeyen ateşim çokça yükseldiğinde hastanede olmanın güveni beni rahatlatıyordu, hem sıcak yemek, iyi bakım sunuluyordu, hem de SalihaBetül'e hastalığımızı bulaştırmıyorduk. Hal böyle olunca anne sütünün korudugunu düşündüğüm AliMahir'i "feda etmek" durumunda kaldık.. İlk iki gün birbirimize su verecek takatimiz yoktu, sürekli yüksek ateş ve ağrılarla savaştık.
Havalimanı hatırası. Bu fotografa bakıp bakıp çok duygulandım dedi SalihaBetül..
 Ücüncü gün artık yavaş yavaş toparladık kendimizi. Ve üçüncü günün sonunda evimize kavuştuk. Sağlık elde iken pek kıymeti bilinmiyor evet,bunu sıkça tekrarlarız her birimiz belki.. Ama gerçekten bu sefer hastayken çok tatsız, mutsuz ve üzüntülüydük.. Kızımızı çok özledik. Allah bir daha hiç ayırmasın bizi diye dualar ettik. Şimdi iyiyiz; çarşamba hastanenin çıkışının ardından evde hemen hazırlıklara başladık. Perşembe babacığı Mekke'ye gönderdik. Abi kardeş olur mu olmaz mı derken ticari vizelerini alıp Mekke'ye girmeyi başardılar. Hatta umre bile yaptılar.Tabi malesef sadece 5 gün kalabilecek olmaları onları üzüyor ama en azından deneyip gördüler.
İki çocukla iyi idare etim sayabilirim kendimi; sanıyorum... Dün ve bugün gezmeye bile gittik 3 kişi.. İnernet vesilesi ile babacık ile sürekli haberleşebilmek ve bilgi alışverişi yapmak da rahatlattı bizi. Şimdilik  asayiş berkemal.. Fakat aynı şeyi 3 hafta sonra 2 aylığına bırakıp gittiğinde söyleyebilecek miyim acaba, bakalım..

25 Şubat 2013 Pazartesi

Uyku Sersemi Doğa, Yat sen Biraz Daha..

Kolajdaki ilk fotografı yayımlayalı 8 hafta kadar olmuş.. İkinci fotograf ise 2 hafta kadar önce... 8 hafta önce ben henüz doğurmamıştım, hatta kocaman karnımla hala okul için değişik ne yapabiliriz, çocuklara nasıl faydalı olabiliriz diye düşünüyordum. Derken çevre ve geri dönüşüm konusunu öğreniyorduk..  tevafuken Tema vakfı ve Minik Tema ile tanıştık. Elbette kendilerini biliyorduk ama vesile ile onları okulumuza davet edip daha yakından tanıma fırsatı bulduk.
Çocuklara ağaç dikmenin, ormanlarımıza sahip çıkmanın ne kadar önemli oldugunu anlattık, şarkılar söyledik, bir kaç kısa film izledik. Sonra upuzun bir masa hazırlayıp minik ellerimizle toprağı avuçlayıp meşe palamutlarını minik saksılara ektik. Minik meşe palamudu tohumu için önce saksının içine topraktan bir yatak yaptık. Sonra kışın uyuması için meşe palamudunu toprağa yatırdık. Öncesinde ellerine alıp tohuma kendilerini tanıttılar yavrular. Bundan sonra ona kendilerinin bakacağını, şimdi kış boyunca topragın altında uyuyup bahar geldiğinde uyanacaklarını fısıldadılar. Yatırdıkları meşe palamudunun da üstünü bir güzel toprakla örttüler. Sonra kış boyu susamasınlar diye can sularını içirdiler. güneş alan güzel bi köşeye koyduk hepsini ve uyanmalarını bekledik haftalarca. Derken birer birer uyandı minik meşe palamutları. Tohumu filizlenen 3 şanslı çocuktan biri SalihaBetül'dü.. Nasıl sevindiğini anlatmama gerek yok sanırım. O günden beri bahar geldi türküleri dilinde. Bahar gelmiş ona göre, doğa uyanmış.. Gerçekten de pek farklı değil durum. Mevsim Şubattan beklenmeyecek kadar sıcak, güneşli.. Şu sıralar cemreler de birer birer düşerken, bu baharın erken gelişi ürkütüyor beni. Çünkü bu kış pek kar yağmadığı geliyor aklıma ve dertleniyorum.. Bakalım kazmayı küreği ne zaman yaktıracak... Leylekler bari aceleci davranmasa... Hayırlsıyla..

18 Şubat 2013 Pazartesi

Sabır

Babam neden burada değil derken akşamları işten geç gelmesinin sebebini anlatıyordum çocuklarıma yahu... Nereden çıktı bu iki aylık Kore seyehati.. Her günümüz yaz gelince yapacaklarımızın hayalini kurmakla geçerken, babaları yokken iki çocukla benim ne yapacağımı konuşmakla geçer oldu.. Gerçekten çok merak etmekteyim ne yapacağımı.. Neyse daha 1,5 ayımız var bunu düşünmek bol bol sözünü etmek için... Çok düşünceliyim be günnük...
Ayrıca bu bir numara çok üçkağıtçı çıktı.. "Kardeşimle bizi böyle yan yana çeksene" dediğinde güzel güzel gülümseyecek sanmıştım. Nerden bilebilirdim aslında hiç de asık suratlı olmayan iki numaraya böyle müdahele edeceğini.. benimse bu anı fotograflayabilmem çok ilginç oldu.. Sabır diliyorum kendime.. Belki de ok eğleniriz yaa, belli mi olur...

12 Şubat 2013 Salı

İyiyim iyi..



Bizde film koptu.. Babacık bir süreden fazladır yoğun çalışmakta, gerçekten çok yorulmakta.. babaanne katarakt ameliyatı olduğundan bir süredir bizimle kalmakta, babaannenin varlığı ile şımarıklık ve daha önemlisi kuralsızlık hat safhada..  her iki boy için de.. Biri kucakta uyumaktan pek hoşlanır gözükmekte, beriki iyice bizim odaya yerleşmenin keyfini çıkarmakta.. Fotografta; üzerinde anneanneciğin sandığından çıkardığı pazen ile hepi topu 1 saatt kesip biçtiği pijama, en sevdiği şeyi yapmakta.. Gördüğünüz gibi artık 2 ile sınırlandığımız ve kimsenin bozmaya güç yetiremeyeceği uyku oncesi kitap okuma ritüelimize yeni bir adam da katılmakta.. Dinleyişteki ciddiyete bakılırsa fena halde ablasının izinden gitmekte.. Anne ise kafayı yemekte..
Delirmenin sınırlarındayım, sabrımı sınıyorum, oysa tek istediğim tek zevkim kahvemi sıcak içebilmek, duş alabilmek için eşimin işten gelmesini beklemek zorunda olmamak.. ha bir de her ne olursa olsun dengede olsa herşey, orta yerde yani, vasat.. hani derler ya Az verip azaltmasın çok verip azdırmasın hesabı... Hadi bu da günün özlü sözü olsun benden :)

7 Şubat 2013 Perşembe

Biraz Kafası Karışık

Karneleri aldık, 1 hafta tatil yaptık. Bolca dinlendik, yanı sıra gezdik.. Bir gün MeryemNurlarda maaile toplandık. Sakarya'dan anneanne dede ve teyze tayfası da geldiler.. Gelirken bir su kaplumbağasıyla gelmişti teyzesi. Plastik ağacı olan plastik kabına koyduk zavallıyı. SalihaBetül görür görmez "geri götür bunu, aldığın denize geri koy" dedi." Artık çok geç" dedim "onu sevmeli ve yemeğini düzenli vermelisin" dedim. "Teyzen sana armagan almış" demek istemedim, hayvanları bir hediyeleşme aracı olarak tanıtmaktan imtina ettim. Teyzesi de gayet güzel duygularla almıştı aslında. Belki biraz oyalanır ve kardeşine yönelen ilgisini bu vesile ile farklı yönlere çekebiliriz diye düşünmüştü. Her ne alanda olursa olsun hayvanların pazarlanmasından, eğlence aracı olarak kullanılmasından ya da doğal ortamından alınıp fıtratına uygun olmayan yerlerde bakılmasından ..vs dolayı çok üzülüyor ve bu gibi oluşumları desteklememek adına uzak duruyorum. SalihaBetül'e de hep bu yönde açıklamalar yapmıştım yeri geldikçe. İlk verdiği tepki o açıdan çok memnun etmişti beni. Fakat şimdi alışmış görünüyor, zira her sabah elini yüzünü yıkar yıkamaz "tosbanın kahvaltısını veriyim" diyor. Akşam yemeğinde de hatırlıyor mutlaka. Ara ara havuzun içinde ne yaptığını incelerken görüyorum. Bir türlü anlayamıyor neden orada oldugunu. Yemeğini veriyor, havuzuna bakıyor ve sonra "şimdi ne yapmam gerekiyor" diye soruyor bana. Hangimiz zavallıyız hiç bilmiyorum. Kendime ve kızıma verdiğim bakış açsından farklı davranmaya pek müsait görünen ben mi, plastik havuzunda biz verirsek granül yemini yiyen, daracık havuzda volta atıp duran kaplumbagacık mı yoksa bununla ne yapacağını bilemeyen SalihaBetül mü? Çıkamadım ben bu işin içinden. Şimdilik tosba bizimle, her nedense gözüme pek mutsuz görünmekte. Belki benim mutsuz bakan gözlerimdir sorun.. SalihaBetül ise "Benim Minik Kırmızı Balığım" kitabından esinlenerek acaba büyümüş müdür, büyüyüp kabına sığmamış mıdır? diye uyanıyor her sabah.. Veletler birken iki oldu, şimdi de üç.. Hey Allahım...
Her ne ise hafta sonuna doğru anneanne ve dedeyi yolculadık, bu sebeple sakarya ya teyzeye gittik, geldik. BilgeEce tombiğini de sevdik. Aman bir tatlı oldu bir minnoş.. tam köşe yastığı kıvamında. Daha çok özler olduk. Fakat görüyoruz ki kalabalıklaştıkça birlikte kaliteli vakit geçirmek cidden çok kolay olmuyor. Bu bir yandan çok tatlı bir yandan zaman zaman sıkıntı veren/verecek bir durum.
Haftasonu ise Mayıs ayından hallice bir hava vardı. C.tesi de Pazar da tam onun istediği gibi geçti. Bol parklı, bol farklı çocuklarla kaynaşmalı.. Hatta pazar  babacık ateşlenince baba-oğul onları evde bırakıp evin karşısında bulunan ama mahallenin kınayıcı teyzelerinden korkup 4 senede belki 4 defa birlikte gittiğimiz parka bile gittik. Hatta ben bazı anneler ile ayaküstü bizim zamanımızda sokaklar güvenliydi muhabbeti bile çevirdim.. C.tesi bazı çocukların scooter sürdüğünü görüp aşka gelince biz de çıkardık, kendimiz sürmekten ziyade kardeşlerle paylaştık..Sek sek bile oynadı birkaç tur.  Herşey çok süperdi, ah bir de piknik yapabilseydik.. O da olacak deyip ikna ettim, o da şimdiden eğlenceli hayaller kurmaya başladı bile. Ama umarım bu bahar halleri fazla uzun sürmez, yoksa tüm ağaçların filizleri uyanacak..
Bu hafta okul açıldı. Çalışan veya dileyen veliler çocuklarını okula gönderdikleri için nöbetleşe okulda kalma kararı aldık. E haliyle anne okulda olunca bizimki de okula gitmek zorunda kaldı.Bu konuda kafası da epey karıştı aslında. Yani okul var mı yok mu deyince "isteyenler gelebiliyor istemeyenler evde biraz daha dinlenmeye devam ediyorlar" demiştim. Gayri ihtiyari "Biz dinlenmek istemiyoruz o yüzden okula geldik di mi annecim" deyip cevap verdi. Gayet anlamış görünmeye çalışıyorken aslında bu dediğine kendisinin de anlam veremediği çok açıktı. Ona bu hafta da okulun tatil oldugunu fakat bazı anne ve babalar çalıştıkları için çocuklarını okula emanet ettiklerini anlattım. Evde olan anneler ve babalar dilerlerse bu hafta da bazı planlar yapabilirler ve okula gelmek istemezlerse gelmezler. Mesela benim okulda çalışmamdan dolayı , okula gelmem gereken durumlarda onu emanet edecek başka bir yakınımız olmadığı için okula geldiğini anlattım. Sanırım bu sefer anladı. Yani en azından bu sabah neden okula gitmedik biz diye sormadı.. Ah ah her gün bir kafa karışıklığı, her gün bir keşmekeş..

29 Ocak 2013 Salı

"İlk"ler ile Dolu Bir Yazı..

Zaman pek de hızlı geçmiyor demiştim bir kere; o iş pek öyle değilmiş. Evden çıkmazken, anne yemek yapıp tüm ev işleri ile ilgilenirken ve bunun yanı sıra ablanın kahvaltısını yaptırıp okula gönderirken sana yapacak tek iş olarak emzirmek ve bol bol dinlenmek düşünce vakit yavaşmış gibi görünüyormuş.. İş başa düşünce ev, yemek, bir de üstüne gezme tozma kıvamında da olsa işe gitme eklenince hafta göz açıp kapayıncaya kadar geçiverdi. Bu arada birkaç misafir ağırlama, miniğin ilk aşısı, ablanın karne heyecanı, onun heyecanına ortak olup günün anısına bebek ve çocuklu ilk gezmemizi de yaptık. Çok şükür şimdilik asayiş berkemal. Bir ara çuvallar mıyım acaba diye endişe etmiştim aslında ama öyle ya da böyle bir düzen oturttuk gibi, hadi hayırlısı..
Ayrıntılara deyinecek olursam Perşembe günü ilk kez iki çocukla evden dışarı çıktım. Dışarı dediğim de okuldu ama bizim için önemliydi. Aylar sonra ben ilk kez okula gittim; göbeksiz halimle.. SalihaBetül beni uzun süreden sonra okulda gördü. Her gördüğünde gelip öpmek istedi. Gelemiyorsa da öpücük gönderdi. Onun için zordu elbette, ne de olsa kucağımda kardeşi vardı, ve belki kim bilir bizimle olmak istiyordu canı.. Okuldaki diğer minikler için de epey değişik bir gündü. Hepsi önce göbeğime sonra da kucagımdaki bebegime bakıp kikirdediler. O gün adını çok sıcak olmasından mütevellit arkadaşların Ağustos koydukları odayı bebege göre düzenlemekle, yokluğumda olup bitenleri dinleyip kah gülüp kah sinirlenmekle geçti. Epey özlemişiz birbirimizi. İyi geldi...



Ertesi gün miniğin 1. ay kontrolü vardı.. Tam 1. ayında ortalama 1 kg artmış kilosu ve neredeyse 8 cm uzamış boyu. Sağlık ocağında kilosu tamam ama boyu bu kadar uzamış olamaz dedi bebek hemşiresi. Muhtemelen doğumda yanlış ölçmüşlerdir deyip konuyu kapattık. İlk ay aşısı olan hepatit aşısı da yapıldı. Yanımda kimse olmadığından gayet metanetli davranıp tavan yapan hormonlarımla birlikte o ağlarken ağlamamayı başarabildim. Belki de iş başa düşünce bir güç geldi kim bilir. İki çocuklu olmak aynı zamanda kontrolü elde tutmakla ilgili epey katkı sağladı bana.. yani sanırım... Ertesi gün de doğum doktoruna kontrole gittik. Tüm ölçümler, sonuçlar, öneriler...vs aynıydı. 1. ayı güler yüzle 4600 kg 59 cm boy ile kapattık, istikrarlı olmasını diliyoruz ;) 1.ayı bitirirken daha uzun süre uyanık kalan, uyanık kaldığında kendi kendine sesler çıkaran, özellikle yanaklarına, burnuna ve çenesine minik dokunuşlar yapılınca ve yumuşak ses tonu ile konuşunca gülücükler veren bir bebek oldu AliMahir. Gazı pek yok neyse ki, çok şükür... Emzik alması için bir gayret çalışıyoruz ailecek. SalihaBetül'e oranla daha performanslı bu konuda.. En azından 1 dk dan fazla tutabiliyor ağzında emziği..  Aramız iyi şimdilik...

Kızımın ilk karne heyecanından bahsedecek olursam;  okulda her sınıf için bir pasta hazırlandı, sınıf sınıf salona inip önce sohbet edildi, sonra pastalarını yediler. Ardından da tek tek karnelerini alıpeğlenip dans ettiler.. Tüm yüzler neşeliydi. Karne olarak verilen belgede çocukları üzecek hiçbir değerlendirme yapmama kararı almış ögretmenleri. Herkese bol gülenyüzlü bir karne hazırlandı. Veliler için ise gercekci olarak düzenlenmiş gözlem raporu hazırlandı. Bir de bunları koydukları bir dosya vardı ki içerisinde bazı kişisel sorular vardı. En sevdiğin renk, yemek, oyun, oyuncak, hayvan, meyve..vs. Bir de büyüyünce ... gibi olmak istiyorum sorusu vardı ki okuduğunda insana ne absürd bir soru bu böyle diye düşündürmeden edemiyordu. Fakat sonra ögrendim ki bizimki bu soruya verdiği cevapla herkesi şaşırtmış. Herkes olmak istediği mesleği söylerken SalihaBetül "annem" gibi olmak istiyorum demiş. Artık o kadar çocuk içinden bir SalihaBetül mü doğru anladı soruyu yoksa fazla düşünmeden her kız çocugunun vereceği klasik anne rol modelinden yola çıkıp tembellik mi etti bilmem ama şu bir gerçek ki beni çok duygulandırdı. Eve giderken bu soru üzerine biraz konuştuk ve bana senin gibi güzel işler yapabilmek istiyorum anlamında bişiyler söyledi.Hatalarının farkında olan, kah düzeltmeye çabalarken kah bu konuda çok tembel davranan annesini çok utandıran, düşündüren, biraz üzen çokça mahçup eden kızım; dilerim ki iyi insan olursun.. Karneyi aldıktan sonra onun isteği üzerine sahile gittik. AliMahir pusetinde sıcacık mışıl mışıl uyurken önce biraz yürüyüş yaptık,sonra parkı görüp dayanamayıp salıncakta sallandık. Salanırken laf arasında AliMahir olmadan önce de hep parka geldiğimizi, o olduktan sonra da benim onu parka götürdüğümü söyledi. Fazla üzerinde durmadım, elbette deyip uzun açıklamalar yapmadım. Olacak böyle tespitler, bunlar beklediğimiz şeyler :)Fakat sunu söylemeden geçemeyeceğim; AliMahir 1. ayını bitirmişken SalihaBetül eskiye oranla daha iyi durumda. Evren demişti  en fazla 3 hafta diye, inanmak istemiş inanamamıştım. 3 haftadan fazla sürmüş görünebilir ama ilk birkaç hafta benim sağlık durumumdan dolayı kayıp haftalar olarak sayılırsa değişim için tam yeri tam zamanı diyebiliriz :) Birlikte daha çok vakit geçirmeye ihtiyacımız var; adım Hıdır bunca yaşanandan anladığım budur. Daha çok ve daha kaliteli vakit...

Bu arada c.tesi günü SalihaBetül'ü farkettiğim bazı sıkıntıları sebebi ile kbb uzmanına götürdük. Çok yoğun sinüziti oldugunu, bunun kulak içi dengesini bozup duyma ile ilgili de sıkıntı verebileceğini ama kesin sonucun ancak tedaviden sonra yapılacak ölçüm ile değerlendirileceğini, bademcik ve geniz etinin çok büyük oldugunu, uygulayacağı tedaviden sonraki değerlendirmeye göre geniz eti operasyonu ve belki bademcik küçültme yapılması gerekeceğini öğrendik. Biraz vicdan azabı ile karışık hallerdeyim. Biliyorum ki sinüzit insanı geren ve asabiyeti arttıran bir hastalık. Aynı zamanda kulak da vücudun denge merkezlerinden biri..  Hasta görünmezken bunları duymak bir de üstüne tedavi başlatmak epey şaşırttı bizi.. Umarım gerginliği, asabiyeti, duymazdan gelmeleri bununla ilgili değildir.Belki geçmek bilmeyen kuru öksürüğü bile buna bağlayabilirim. Evet suçlu bulundu...

23 Ocak 2013 Çarşamba

Mutluluğun Resmi?

Nasıl tatlı görünüyorlar değil mi? Gerçekten çok tatlılar. Bakmaya, seyretmeye doyamıyorum. Ama birkaç saniye sonra kardeşini öpecek, biliyorum... Büyütecek birşey değil, onu da biliyorum.. Büyütmüyorum da.. Sonra yanağına dokunup ikinci, üçüncü hatta onuncu öpücük geliyor. Bakıyorum artık öpücükler masumiyetini kaybetmiş, miniğin yanaklar ıslanmaya başlamış.. O zaman "eh bari sesleneyim" deyip "SalihaBetül" diyorum.. En yumuşak ve en tatlı sesimle.. Bakıyor mu, tepki veriyor mu; hayır.  Niye bakmıyor? "Efendim" demesin, varsın en kaba haliyle "hö?" desin ne biliyim "ne?" desin.. Ama demiyor. Beni dinlemiyor. Neden oralı olmuyor? Hal böyle olunca  ben de ikinci hatta onuncu seslenişimi yapıyorum ve bakıyorum ki artık seslenmelerim masumiyetini kaybetmiş, tonu artıp beraberinde hatırlamak istemediğim cümleler devamında geliyor.. İşte orada ne yapacağımı bilmiyorum.. Zıvanadan çıkmak aklı selimliğimi kaybettiğim anda bile tercih etmeyeceğim bişey, yani en azından yapmamam gerektiğini biliyorum.. Sabır ne çok gerekli bana.. ve geniş bir yürek..
Ah sonra tekrar bu fotografa bakıyorum. Elde var hüzün.. Biliyorum bir aya kalmayacak bitecek..o zaman bu yazıyı okuyup kızıcam kendime.. neyse ki fotograf yazıların hemen üstünde olacak gene, kızdıktan sonra yine bu fotografa bakıcam. Evin her köşesine koysam bu fotograftan adam olur muyum acaba? 

10 Ocak 2013 Perşembe

Kardeşli Hayat.. Kardeşle Hayat..

Kardeşli hayat pek de hızla geçip gitmiyor bence. Sonuna kadar her günün her anın tadını çıkarıyoruz. Ve belki bu defa SalihaBetül'deki aceleciliğim yok. Epey yavaşlatmış hissediyorum kendimi. 11. gün itibariyle göbeği düştü AliMahir'in ve evdeki ilk banyosunu yaptırdık. Altı alınırken dahi temizlik mendilinin serinliğinden haz etmeyen, üreperip kimi zaman ağlayan nazlı oğlan, küvetine girince de bastı yaygarayı. Evet, pek uzun sürmedi ama banyodan çıkınca ağlayan kızımı düşününce "çok" ağladı demek yerinde oldu.. Kendimizi sürekli SalihaBetül böyleydi/böyle değildi, o severdi/sevmezdi, yapardı/yapmazdı derken buluyoruz. Kıyaslama değil elbette, fakat sürekli bir mukayese durumu sözonusu oluyor.. İstesek de istemesek de... Bir de insan çok çabuk unutuyormuş, iyi ki yazmışım dedim şimdi tekrar tecrübe ederken.. Hatta keşke daha çok yazsaymışım  diye hayıflandım.. Neresinden tutarsam kardayım deyip avuttum kendimi..
Şimdilik daha çok uyku modunda geçiyor günlerimiz.. ve emme modunda geçiyor gecelerimiz. SalihaBetül sanki daha mı çok uyanık kalıyordu diyoruz birbirimize. Ama yok 1. aydan sonraydı o halleri diye düzeltiyoruz sonra. Altını değiştir, emzir, uyusun, uyurken sev biraz.. Ha bir de ablası var ki önceleri müdahele etmeyelim de kıskanmasın derken artık elleme kızım, o oyuncak değil, öpüp durma dediğim oluyor. Çünkü o kadar çok öpüyor ve o kadar çok dokunmak istiyor ki.. Fakat kendi kendimi de çelişkilere düşürmüyor değil onun bazı halleri. Okuldan gelince ayakkabılarını bir hışımla çıkarıp kardeşim napıyor diye yatagının başına koşuyor ya.. Hele ellerini yıkayınca ellerini ve hatta bazen agzını kalorifer radyatorune dayamıyor mu? Kardeşim soğuktan hoşlanmıyor, elimi agzımı ısıtıyım da öyle öpiyim diye.. Vicdan vicdan... Ne zor dengede tutmak..Bugün itibariyle 2. haftayı bitirdi AliMahir.. 2. haftasını bitirirken daha çok uyanık kalıyor.. Hatta etrafı incelerken görüyoruz kendisini. Anneannesi altını açık bırakıyor bazen, çok rahatlıyor, kendi kendine sesler çıkarıyor. Keyifli oldugu her halinden belli.. Ama bezini bağlarken hele de temizleme mendili kaloriferde ısıtılmadan popoya sürüldüyse basıyor yaygarayı :) Neyse ki SalihaBetül var; hemen hızlı çarçabuk bir çözüm buluyor. Fotografta görüldüğü gibi kardeşinin minik  çoraplarından kukla show yapıp gercekten de sakinleştiriyor AliMahir'i..

Derken, oğluş 2 haftalık olmuşken kış mevsimine de girmiş bulunduk beraberinde. Yılın belki ilk karı değildi ama bayagı tutan ilk karı yağdı bu hafta. Hatta 2 gün okullar tatil oldu. Oysa durum o kadar da vahim değildi kanımca, neyse... Kar tatilinin neyse ki tadını çıkardı SalihaBetül. Anneannesi ile kar yürüyüşü yaptılar, alışverişe çıktılar. akşam dedesi ve babası ile kartopu oynamaya çıktılar. Bir keyif bir keyif. Çok mutlu oldu, onu mutlu görmek bizi de mutlu etti. Ama işte söyle bir sorun var ki aşacağız diye ümit ediyorum; mutluluklarının ardından mutlaka bir maraz çıkarıyor.. Ya bir memnuniyetsizlik, ya bir şımarıklık. Neyse neyse, kötü düşünceler olumsuz hisler kış kış.. Evde kaldığı süre boyunca birlikte çok geç kalmış bir hediye paketi süslemesi yaptık. Birlikte vakit geçirirken "AliMahir dogunca benimle hiç ilgilenmezsin diye düşünmüştüm biliyor musun annecim" diye minik bir itirafta bulundu. İşte o günden beri neler düşündüğüm, neler hissettiğimi ne siz sorun ne ben söyleyeyim.. o kadar farklı ki.. Ve 4 senedir yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmezken birden annesinin onunla alışverişe gelememesi, kartopu oynayamaması, ve hatta karnın acır annecim deyip koynuna sokulamamasının hissettirdikleri o minik kalbine.. Güzel kalbine.. Eminim herşey çok çabuk, çarçabuk yoluna girecek. Zaten yoldan çıkmayan sadece yavaşlayan hayatımıza sonradan dahil olan AliMahir yalnızca biraz daha eğlence ve renk katacak. Bu noktada bana düşen bol sabrı ve geniş yürekliliği diliyorum Allah'tan..

5 Ocak 2013 Cumartesi

Dört Kişilik

26 Aralık 2012 Çarşamba günü dört kişilik bir aile olduk biz. Oğlumuz, AliMahir katıldı aramıza.. Çok sevdiği, görmeden özledim dediği kardeşine kavuştu SalihaBetül.. Sağlığımız, sıhhatimiz ve nihayet yavaş yavaş psikolojimiz iyi.. Ne maceralı olacak bu 4 kişilik yaşam kim bilir.. Şimdiden pek çok güzelliğe, zaman zaman komediye zaman zaman krize gebe.. Yeni serüven başladı hasılı.. Hayrlara vesile olsun bakalım...

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...