baba etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
baba etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Haziran 2013 Pazar

Filling the blanks..

Bu sene ne çok ayrı kaldık biz.. Baba-kız, anne-baba, baba-çocuklar.. Babası önce hastalanmıştı, kış henüz bitmemişti.. Hastanede kaldığımız sürede ayrı kaldık, biz hastanedeyken o can dostumuzun evindeydi.. Keyfi gayet yerindeydi, hatta telefonla bile konuşmak istemiyordu ki gelip onu almayı teklif etmeyelim. Sonra iyileştik, evimize döndük.. Babacık 1 haftadan az da olsa umreye gitti.. Hem ziyaret hem ticeret gibi.. Bu sefer kardeşi ve ben evde kalıp zaman zaman birbirimizi yiyince kıymetli oldu ayrılıklar. Normalde de yapmasına izin vermeyeceğim herhangi bir şey için babası yokken "hayır" dediysem "babaaaaa" "babamı özledim" diye aglamayı ögrendi mesela.. Çok sinir bişeydi kesinlikle. Başlarda ben bile bir durup düşünüyordum, "Rabbim, ne kadar da gaddar bir anneyim" dediğim bile oluyordu. Ama sonra bunu pek bir güzel kullandığını görünce sökmedi bu numara.. Uzun sürmedi neyse ki.. Sonra döndü babacık, pek sevinçle karşıladık dönüşünü..

Babacık yokken beklediğim kadar çok yoğun bir "özledim" durumu olmadı. Birkaç ufak birkaç da büyük kriz.. Fotograf da onlardan iki tanesine örnek.. Babası yokken akşamları AliMahir uyuduğunda onu ve en çok da beni rahatlatan yegane aktivitemiz resim yapmaktı. Sayısız resim çizdik birlikte ve boyadık.. Bu onlardan biri. Baba-kız resmi.. "Sen çok güzel çiziyorsun anneciğim" deyip tarif ettiği resim. O tarif etti ben çizdim. Çizim bittiğinde de; "Hah! Tam hayal ettiğim gibi olmuş" dedi.. İkinci fotograf ise yine babasını çok özlediğini söylediği bir gece uyumadan önce ona gece uykusunda babasının gelip kulağına birşey fısıldayacağını ve hatta avucuna bişey koyacağını söyledim. Bunu yaparken yüzüm kızarmadı değil hani ama nasıl heyecanlandı ve inandı anlatamam..Gece oldu ve ben de bu minik kalpçiği çiziverdim. Sabah uyandığındaki tatminkar ve bir o kadar babasının verdiği sözü tutacağına dair gururlu duruşu görülmeye değerdi. Kesinlikle. Gözlerini kocaman açıp "baaak gördün mü, babam gelmiş gece. avucuma ne yapmış baksanaaa! " deyişini unutamayacağım sanırım. Hele ki dağınık biri olarak çocugun avucuna çizdiğim kalemi yatagın hemen yanıbaşına bırakıverme hatama bile kendince bir kılıf bulmuştu. "Baak hem de benim boyamı kullanmış annecim, kalemi de yatagımın baş ucunda unutmuş, baksanaaa.." :) çok güldük çok duygulandık.. pek acıdık sardık sarmaladık. İnanılmaz motive oldu tatlım benim.. 
Elbette bunların dışında en önemli  yardımcımız evlatlarına hiç ama hiç kıyamayan anneannecik ile dedeciğin gelmesiydi..  Onlar olmasaydı eminim ki daha sancılı geçerdi bu süreç zira ben her ikisine de enerji olarak yetemeyebilirdim. Onların gelişi hayatımıza renk kattı diyebilirim.. 
Babası gittikten sonra bir hafta kadar başbaşa kaldık. AliMahir henüz pek minnak ve az huysuz... Daha az zorluyordu nitekim.. Okuldu, gezmeydi tozmaydı hallettik. Sonra da anneanne ve dedeli hayatımız başladı. Bazen okula bizimle geliyordu annem ama genelde evde bizi bekliyor oluyordu. Ya taze süten yapılmış yogurtla, ya yerleştirilirken gördüğümüz pazar poşetleriyle ya da mis gibi tertemiz evde leziz yemekleriyle bekliyordu bizi. Sagolsun... Bazen rahat yemek yiyeyim diye tam sofraya oturdugumuzda uyanan AliMahir ile ilgilenmesi.. Bazen biz anne-kız başbaşa vakit geçirelim diye evde sağdığım sütü içirip "Acele etmeyin, keyfinize bakın.." diye rahatlatması... Akşam üstü yorgun argın geldiğimden itibaren SalihaBetül'ün tüm sorumluluğunu kendiliğinden alıp sabırla sakin sakin her dilediğini getirmesi.. Otoritemi sarsmamaya dikkat ederek... Kendilerini SalihaBetül'ün babasının yokluğunu hissettirmemeye adayan iki güzel yürektiler.. Her gece yatmadan önce sabırla 2-3-5 hatta 7 kitap okudugunu bilirim.. Allah her ikisinden de razı olsun.. Sayelerinde BilgeEce ve teyzemize de doyduk. Onlar da en az anne-babam kadar kendilerini bize o yokluğu hissettirmemeye çalışmaya adamışlardı. Sık sık görüştük, hasret giderdik. Bir oluverdik. Onlar da çok çok sağolsunlar.
Babamız geldikten sonra doğum izni biten ve tekrar işe başlayan kardeşime destek için gitti fedaka anne-babam.. Kardeşim okulu köy okulu oldugundan rahatlıkla BilgeEce'yi yanında götürebiliyordu. Biraz da orada kalıp tekrar bize geldiler. Çünkü SalihaBetül'ün erteleyip durduğumuz geniz eti operasyonu vardı.... O konuda da yardım ve desteklerini sonuna kadar gösterip bu akşam evlerine döndüler. Geniz eti, bademcik, sünnet konusunda da ayrı bir kayıt yazacağım.. Umarım fazla uzamaz :)
Yazının anafikrine gelirsem; duygularını sözlü olarak ifade etmekte epey zorlanan biri oldugumu 30 yaşımdan sonra farkettim.. İnatçılığımı ve zaman zaman huysuzluk ettiğimi farketmem de çok fazla olmadı.. Ama şunu çok iyi biliyorum ki ailem bu dünyada sahip olabileceğim en büyük zenginliğim. Umuyorum ki bir ömür boyu bu zenginliğimin kıymetini bilen, evlatlarımı da bu zenginliği farkeden insanlar olarak yetişrtirebilirim. Hayatımda çok büyük bir boşluğu doldurdukları için hepsine çok teşekkür ederim. Allah kötü niyeti ve niyeli insanları bizden uzak tutsun.. amin..

25 Nisan 2013 Perşembe

Uzun Özet

İlk hafta göz açıp kapayıncaya kadar geçmişti demiştim, ilerleyen haftalar da fena değildi. İyi idare ettik, ediyoruz. Buraya yazdığımın haftasonu anneannecik ve dedecik geldiler.  Sürpriz olsun şaşırsın diye söylememiştim SalihaBetül'e. Görünce inanılmaz sevindi. Sabah erkenden henüz yataktan kalkmamışken onları karşısında görünceki sevinci unutulmazdı. Biz hoşgeldin sohbeti yaparken İstanbul'dan çok sevdiğimiz arkadaşım Duygu ve oğlu HakanDeniz geldiler. İnternette başlayıp dostluğa dönüşen bir ilişkiydi bizimki. Her yüzyüze görüşmelerimizde daha da iyi hissediyor ve tespitimde yanılmadığımı görüyorum. Gözleri pırıl pırıl Deniz ile de ilk kez tanıştık. Nasıl tatlı bir çocuk, Allah hepsini iyi insanlarla karşılaştırsın.. Biz oturup sohbet ettik, çocuklar odada vakit geçirdiler. SalihaBetül ilk defa tanıştığı insanlara karşı pek misafirperver ve girişken, pek çekici ve eğlenceli bir çocuk değil. İş kaynaşana kadar, kaynaştırıldıktan sonra gayet uyumlu ve eğlenceli olabiliyor.. Yine farklı olmadı. Biraz kız-erkek oyunları ve oyuncaklarının farkı sebebiyle, biraz az evvel bahsettiğim bizim kızın halleri sebebiyle başta sıkıntıya girdiler. Neyse ki dedecik imdada yetişip ikisini de parka götürdü. Park yeni tanışan ve kaynaşmak isteyen çocuklar için en ideal mekan bence.. Bir kere paylaşmak diye birşey yok.. Yani oyuncaklar hiç kimsenin değil, hiç kimse bir diğerinden fazla sahibi değil park oyuncaklarının. Hatta bence oksijenin ve bastıkları toprağın bile olumlu etkisi var.. Velhasıl bizim bıdıklar parkta epey oynadılar kaynaştılar, Allah dedelerinden razı olsun. Anneannecik de biz sohbet ederken bize yemek yaptı, hep birlikte çocuklar parktan gelince oturup sohbet ede ede yedik. Ne güzeldir yemek sohbetleri. Ben çok severim, yine pek güzel sohbet ettik. Dedecik sağolsun bu kez bebeleri odadaki kara tahtanın önünde eyledi. Sonradan öğrendim ki 62 den tavşan yapmayı öğretmiş; gülümsedim:) Sonra Derya Teyze geldi, biraz da onlarla oturduktan sonra SekaPark'a doğru yol aldık. Klasik misafir turumuz:) Biz kahvelerimizi içip sohbet ederken AliMahir mışıl mışıl uyudu; çok şükür.. Çocuklar da lalelerin içinde yeşilliklerde koşup durdular. Çok kalabalıktı, meğer sonradan öğrendim ki lale şenliğinin oldugu günmüş.Ayrılık vakti geldiğinde ise çocuklar çok yorgundu. Ben ise çok güzel bir gün geçirmenin verdiği mutluluk içindeydim. Ne iyi olmuştu görüşmemiz, ne mutlu olmuştuk. Eve döndüğümüzde BilgeEce ile biraz oynadık, epey geç saatte uyuduk. Neyse ki anneaanecik vardı, krizsiz ya da az krizli atlattık günü. 
Günler anneanne ile güzel geçiyor. Ne de olsa kahvaltıda sohbet edebiliyorlar. Araya bir AliMahir mızıldaması girmiyor. okuldan gelince parka gidebiliyorlar, biz okuldayken yemekler pişiyor, evin işleri bitmiş oluyor. Hele akşam kitap okumaları, anne ile 2 olan bazen en fazla 3 e çıkan kitap okuma seansı, anneanneciğin bu işten epey keyif alması sayesinde birsürü kitaba çıkabiliyor. Kikirdeyerek uykuya dalana kadar anneanneciğin ona yatakta eşlik etmesi de cabası. Keyif alınmayacak gibi değil yani.. Hal böyleyken pek ballı lokma araları.. 10 nisan anneanneciğin doğum günü için biz de mis kokulu frezyalarla geldik eve. Çiçekleri arkamızda saklayıp anneanneye verdik, sonra dooooğru mutfaga girdik. Mis gibi tiramisu yapıp dolaba attık. O kadar hızlıca yaptık ki anneanne neredeyse farketmedi bile. Yemekten sonra da mum bulamayıp tealight ile pastayı içeri getirdik, bir üfleye bir söndüre kutladık doğum gününü.. O hafta içi klasik okuldan eve evde okula modundaydı, şükrettik.. 
C.tesi maaile babaannecik de dahil olmak üzere Sakarya'ya gittik, Derya teyzeye. Eşme'de Sapanca gölünün kıyısında Harun'un da anne-babasıyla çok güzel bir piknik yaptık. Sağolsunlar çok güzel yedik içtik güldük sohbet ettik. SalihaBetül top istedi, top oynadı, çimenlerde yalın ayak gezdi, fakat bence bu pek iyi bir fikir değildi.. Yakındaki parka gitti, çocuklarla kaynaştı, hertürlü evcil ya da sokak köpeklerinden korktu. AliMahir ise maşallah mışıl mışıl uyudu açık havada. Çok yakın mescit vardı, arada gidip emzirme molası verdik teyze ile. Akşam da Sakarya'da kaldık. Salihaçok keyifliydi. BilgeEce'nin yatağında onun kitabı ile uyudu. Pazar teyzenin ekşi maya ekmeğinin başrolü oynadığı enfes kahvaltısının etkisinden bir türlü çıkamadık, akşam evimize döndük.. Döndük ama Pazartesi sabahı felaket bir bademcik ağrısı ile uyandım. Tam 1 haftada atlatamadım. İlk iki gün ateşim dahi çıktı. Neyse ki annem vardı ve bana bomba gibi bakıp, beni ayaga kaldırdı. Yeniden..
Ayrıca günler hızlıca geçmekte.. SalihaBetül her gün babasının ne zaman geleceğini sormakta. Bazen hasreti depreşiyor mesela.. Kombinin üzerindeki birlikte çekildikleri fotograflara bakıp "babamla baska fotograflarımız var mı?" diye soruyor.. Onu özlediğini dillendiriyor. Biraz daha depreşirse hasreti günleri sayacağı bir liste hazırlamayı planlıyorum. Neyse ki hemen her gün görüntülü konuşuyorlar. Saat farkı sebebiyle genelde okulda öğle yemeğinden çıktıkları vakitte müsait oluyor babası ve bu da bizim işimize geliyor. AliMahir ise günden güne büyüyor. Nasıl hızlı geçiyor zaman demeden edemiyorum. Önüne birşey uzattığımızda tutmak istiyor mesela. Yere yorganını atıp yatırdıgımızda ise dönmek.. Şimdilik sadece saat yönünde dönüyor ve bazen yarım dönmeye yelteniyor. Uykusunun geldiğini haber veren sinyalleri var mesela. Ee ee diyerek mızıklıyor. Ağlamadan ziyade mızıklama şeklinde .. Ağlarken hala ıngaa diyor, o halleri çok güldürüyor.Sabah uyandığı vakitlerde ve gün içerisinde altı temiz karnı tokken pek neşeli pek keyifli.. Ben de burdayım der gibi sürekli çığlık kıyamet.. Büyüyor velhasıl. Babası bu duruma pek içerliyor ama tutamıyoruz ki zamanı; akıp gidiyor ve büyüyor.. Büyüyorlar.

Her ne ise biraz daha yazarsam rekor kıracağım herhalde..Bir daha bu kadar ara vermeden biriktirmeden devam etmek gerek yola.. Kaldı 31 gün

5 Nisan 2013 Cuma

Babasız İlk Hafta Raporu

Babacık gitti. neredeyse 1 hafta olacak. Günler geçmek bilmez endişesi yaşarken nasıl da geçiverdi bu hafta.. bir çırpıda.. Saatlerin ileri alınmasının etkisi var mı bilmem.
Babasını ugurladığımız akşam eve dönüp uyku öncesi  hazırlıklarımızı yaptık. Kitap olarak baba-kız en birlike en severek okudukları Tostoroman ı seçti. "Çünkü Tostoroman bana babamı hatırlatıyor" dedi. İkinci bir kitap seçmedi, ki her akşam kaç kitap okunacağı üzerine uzun müzakereler yapılıyor.. Tostoroman ı okuduk, "ikinci kitap seçmeyecek misin" diye sordum. "Bir kere daha Tostoroman okuyalım" dedi. peki dedim. Daha ilk sayfada "babam gibi okuyamıyorsun sen" deyip aldı elimden. Bir yandan da hüngür hüngür ağlamaya başladı.. şaşkınlıktan bakakaldım. Sarılıp teselli ettim. Neyse ki ne zamandır istediği kitabı sipariş etme fikri bir süre de olsa uzaklaştırdı bu hüzün halinden.. Hala ara ara krizleri tutuyor ama ben henüz bunları kriz olarak algılamıyorum. Günler bize güzel şeyler getirsin, ne diyelim...
 Zavallı iki numaranın henüz hiçbir şeyden haberi yok. Ablası ile her türlü maymunluğa gayet uyumlu... SalihaBetül'ün içinde olduğu her işte zaten bir muziplik var.. Öğretmeni onu kısaca "muzip bir çocuk" olarak tanımlıyor. Fotografta da görüldüğü gibi ablasının izinden emin adımlarla gidiyor AliMahir.. Yani bakmayın üstteki fotografta somurtuk çıktıgına. Bu somurtuk fotografı çekene kadar göbegimiz çatladı.  Objektifi her gördüğünde ya kafasını çevirdi ya da ağzını aça aça güldü :) 3 aylık bebeken biyometrik fotograf isteyen zihniyete diyecek lafım yok, gereksiz masrafları bir yana, minik taze gözlerine gereksiz patlayan flaşlar... Başa gelen çekildi velhasıl.. Bunların yanı sıra hemen herkesi bir türlü tamamen terketmeyen sebepsiz öksürenler kervanına kısa bir süreliğine AliMahir de katıldı.. Erken farkedilen geniz akıntısını bitirebilmek için 3 ayını henüz doldurmuşken ilk şurubunu da içti AliMahir. İki numaralar bu konuda biraz şanssız mı ne.. Şimdi daha iyi.. her ikisi de.. Günler böyle geçerken babacıkla internet sıkıntısı yaşamadan istediğimiz zaman her türlü iletişimi kurabilmek hasretimizi azaltıyor. Elbette kucaklamaya benzemiyor ama en azından birbirimizi görebiliyoruz. Geçen seyahatinde telefonunu çaldırdığını hatırlayıp binlerce şükrediyoruz... Dört kişi sığamadığımız yatağımızda 3 kişi yayılmanın keyfini çıkarıyoruz. Meğer ne büyük yer kaplıyormuş babacık :)) Şaka elbette... 51 gün kaldığını düşünürsek o ohooo bitmiş bile diyebiliriz.. miyiz? kazasız belasız atlatığımız ilk haftamızın kısa özetini geçtim. Saygılar sunarım :) Programımıza bundan böyle tekrar bir araya gelen geniş ailemiz ile devam edeceğimizi bildirmekten gurur duyarım.. Pazar günü sürpriz var yani ;)

29 Mart 2013 Cuma

İçimden geldiği gibi

Babasının valizine girip isyan eden bebek!
Günler nasıl da hızlı ilerledi benim için son günlerde. Zamanı tutamamak diye bir şey var gerçekten. Eşimin gimesine sayılı günler kaldı. Dönmesi epey uzun sürecek, o günler sayılacak gibi değil. 57 gün.. Bol sabır çekeceğe benziyoruz. Allah sağlıkla sıhhatle dönmeyi bize kavuşmayı nasip etsin.
Daha fazla tatsız konulara değinmek istemiyorum. Abla-kardeş araları pek ballı lokma tatlısı son günlerde. Bin şükür.. Sabah okula giderken evden çıkmamız epey zaman alıyor, cünkü bıcırık AliMahir sabahları öyle mutlu uyanıyor ki, oyun seansını bir türlü bitiremiyoruz. Bize de aguluyor, gülücükler veriyor ama ablasını görür görmez yüzünün gülleri açıveriyor. Başlıyor çığlık çığlığa sesler çıkarmaya.. Bırakıversen konuşacak sanki.. Ayrıca ilk sesli kahkahasını da duyurdu geçtiğimiz hafta. Ablası gibi 3 aylık olmasına birkaç gün kala yine ablası gibi bir hapşırık sesine güldü kahkahalarla. Biz de güldük onunla birlikte. O gün bu gündür hapşırıyoruz :) Dil çıkaranlara da dil çıkararak karşılık veriyor.
AliMahir de ablası gibi çok mutlu ve sorunsuz bir bebek çok şükür. Gaz problemi yaşamadan, pek ciddi uykusuzluk sorunları çekmeden geçti, geçiyor günlerimiz. Sabah kurulu saat misali hep birlikte 08:30 gibi kalkıyor bol yatakta oynaşmalı, ardından ipin ucunu kaçırıp geç kalmamızdan dolayı "hadiii" li anlar yaşıyoruz. Bazı günler okula geç bile kalıyoruz. Hele evden arabaya kadar yürümemiz kabus gibi. Kendi çantam, AliMahir'in çantası, bilgisayar çantam kucagımda da AliMahir. Botlarımı nasıl giyiyorum sormayın.. hayal edin... Okula gidince sıcak odamızda alıyoruz solugu, merdivenlerden herkese günaydın diye diye çkıyoruz en üst kata. Herkese verdiği gülücüklü pozlar sebebi ile çoktan kendini alıştırmış durumda minik bey. Odaya çıkıp alelacele emzir uyut seansı başlıyor. Neyse ki epey uzunca bi ikinci sabah uykusu var. Aynı istikrar malesef öğleden sonra sürdürülemiyor. Daha kuş uykusu kıvamında biraz bölük pörçük oluyor öğleden sonra uykuları. Bu durum akşama kadar böyle devam ediyor. Yemek yaparken mutfakta, iş yaparken bazen ablası ile agulamada bazen ise salonda bizim yanımızda duruyor, fakat sürekli laf bekliyor. Asla yalnız kalmaktan hoşlanmıyor. Kucak değil kasdetiğim, istediği sürekli birilerinin onunla konuşması, laf yetiştirmesi..Yemekte de mutfakta bizimle, mama sandalyesini eğik pozisyona getirip 4 kişi yiyoruz yemeğimizi epeydir. Bu zamanlarda SalihaBetül biraz daraltıyor beni çünkü sürekli onu konuşturma güldürme durumunda. Yemek yemeyi unutturacak kadar.. İdare ediyoruz işte birbirimizi.
Sonra akşam uyku öncesi ritüelleri.. En son pijamaları da giyip kitap okumaaya geldiğinde sıra kuş uykulu AliMahir mutlaka ve mutlaka uyanıp kendini dahil ettiriyor o kitap okuma seansına. ve öyle güzel dinliyor ki bizi.. Her akşam iki kitap okuyoruz SalihaBetül'e. ardından o bize okuyor illa. Bazen kandırıyorum itiraf edeyim, ama bu uyku öncesi ritüelleri uzadıkça uyuma zorlaşıyor malesef. İkisi de gece uykusuna geçiyorlar böylelikle deyip tatlıca bitirmek isterdim bu hikayeyi ama kuş uykulu AliMahir bir uyuyup bir uyanıyor. Buna da şükür, neyse ki 11:00 gibi gece uykusuna geçebiliyor. SalihaBetül ne zaman düzenli uykulara geçti anımsayamıyorum cünkü bunları yazmamışım ama bir dönem gece tam 04:00 de uyanıp aglamadan agulayarak bizi uyandırdıgını iyi hatırlıyorum. Geçti gitti unutuldular birer birer. AliMahir cephesinden şimdilik bahsedeceklerim bu kadar. Yarın 3. ay kontrolü yapılacak. Büyümüş oldugundan eminim çok şükür, umarım sağlığı da iyidir. Ha bir de mayıs sonunda yapacağımız minik bir seyehat için pasaport çıkarmamız gerekecek. ilk fotografı üstelik biyometrik fotografı da yarın çekilecek. Nasıl olacak şimdiden gülümsetiyor gireceği haller :)
Yeni hobimiz ailecek dil çıkarmak
SalihaBetül cephesinde ise neyse ki olumsuz birşey yok. Okulda gayet mutlu. Artık Kur'an ı arapça harflerle okuyabiliyor. Epey şaşırtıcı bir gelişme oldu bizim için çünkü hiç beklemediğim birşeydi. En kısa sürede partisini de yapacağız inşallah. puzzle aşkı yerini çıkartmalı kitaplara bıraktı. Bir de farklı kültürler, coğrafyalar ve diller.. "Dünya çocukları atlası" isimli farklı kültür ve ülkelerin çocuklarından bahseden bir kitap almıştım. Hergün birkaç sayfa okuyup ülkeler dünyamız yaşadığımız ülke hakkında konuşuyoruz. Bence başarılı bir yayın, keşke boyuu biraz daha büyük olsaymış.. Hepimizin kardeş oldugundan farklılıklardan zevk alarak da barış ve güven içinde yaşamamızın mümkün oldugundan konuşuyoruz. Dünya seyahati isimli çıkartma kitabından birkaç tane çocuk giydirip konuşmamıza devam ediyoruz. Kardeşi olmadan kardeş olmak da bahsettiğimiz konulardan biri. Büyüdükçe beni daha iyi anladıkça paylaşımlarımızın keyfine diyecek yok. Elbete hep güllük gülistanlık değil hallerimiz.. Hırımız gürümüz hiç mi yok; olmaz mı? Kamufle ediyoruz unutuyoruz oluyor bitiyor. Unutmadan yazmalıyım ki ilk kez kuaföre gidip saçlarını kestirdik. Doğdugundan beri uçlarından birkaç sefer kesmiştik ama malesef hala çok sağlıksız ve cansızdı saçları. Pek kolay olmasa da ikna edip kestirdik saçlarını. Kuaförde zıp zıp zıpladı heyecandan. Zor ikna oldu ama çok sevdi yeni saçlarını. Arkadaşları da begenilerini dile getirince keyfi hiç kaçmadı; neyse ki... Bunların yanı sıra bazı geceler o yattıktan sonra odasındaki yazı tahtasına sabah uyandıgında onu mutlu edecek bişeyler çiziyorum ve "günaydın" "seni seviyorum" "sen okuldayken seni çok özlüyorum" gibi kısa mesajlar yazıyorum. O kadar seviniyor ki, bu gece bana ne çizeceksin/bişey çizecek misin anne? diye kikirdeyerek yatıyor. Sabah da benim çizdiklerime illa bir ekleme yapıyor kendinden. Kolye çanta taç gibi :) Süs konusunda bana çekmediği kesin ;) Epeydir bu kadar uzun bahsetmemiştim çocuklardan,  blog yazmak zahmetli ve emek isteyen bir iş. Böyle baştan savmaymış gibi olunca içime sinmiyor, birikince ve yazamayınca ise çok üzülüyorum. Neyse başımdan savmıyor hissederek yazıyorum diyerek avutuyorum kendimi.  Yazdım rahatladım işte..


19 Mart 2013 Salı

Oyuncak vs.

Kardeşi oyuncak etmeyi konuşmuştuk evren'in blogunda. Bizim evde de en en favori oyuncak elbette ki AliMahir.. Bu fotografı çekeli epey olmuştu ama yazamamıştım bir türlü..  




















Ben mutfakta yemek yaparken yavrular da yanımda oyalanıyorlardı; biri mama sandalyesinde aguluyor, bazen mızıklıyor.. diğeri de kah bebekleriyle oynuyor, kah mutfak masasında resim yapıyordu.. Bazen bana yardım edip bazen de mızıklayan minik kardeşinin yanağını baş parmağı ile okşayarak sakinleştiriyordu. -Evet en güzel ablası sakinleştiriyor onu; çok güzel bence..- Ben de yemek yaparken harala gürele arada onları seyredip keyifleniyordum. Bazen de "in kızım kardeşinin tepesinden" adlı bir milyonuncu uyarımı tekrarlıyordum. Derken arkamı döndüğümde gördüğüm bu manzara sesli bir şekilde kahkaha atmama sebep oldu. Pek sevgili rapunzelin saçlarından peruk yapmış kel kardeşinin saçlarına.. Nasıl kikirdediğini anlatamam.. Bunun dışında hatıra olsun, ileride hatırlayalım.. Kardeşi dışında en en sevdiği oyuncağı tüm zamanların değişmez ahşap blokları.. Özellikle babası ile mahalleler, şehirler inşa etmeye bayılıyor.Hatta hafa sonu dışarı çıktıysak mutlaka "artık eve gidelim. babamla evde ahşap bloklarımla oynamak isiyorum" marazası çıkarıyor. İkinci sırayı ise puzzle alıyor. Ben bebeklikten çocukluğa geçtiken sonra puzzle almayı ihmal etmişim aslında, ama neyse ki dayısı bizi ziyarete geldiğinde akıl edip almış. Armağanını verir vermez bir çırpıda ve çok büyük bir heyecanla yapınca hemen ben de bir tane aldım. Onu da keyifle yaptı ve oyalandı. Son olarak babası da Arabistandan gelirken puzzle almıştı, keyfine keyif kattı. Böylelikle bebekler ve evcilik oyunlarına olan ilgisi farklı alanlara kaydı. Yazı yazmaya, uydurmasyon ve bazı kitaplarını ezberden okumaya pek meraklı. Bense okuyup yazmaması için elimden gelen herşeyi yapıyorum. ki okula gittiğinde benim çektiğim sıkıntıları çekmesin. Zaman geçerken iki numara da oyuncak ister hale geldi.. Hatta çoktan gelmişti ama ilk çocuğunda oyuncak alma manyaklığına kapılan şapşal anne birazcık da olsa akıllanmıştı. Bu sefer abartmamıştı. Ya da abartmış mıydı acaba; bu sefer de hiç oyuncak almayarak :) Eve gerçeken çevreden gelen tüm oyuncak al bu çocuga baskılarına rağmen yeni birşey almayıp ablasının bebekleri, parmak kuklaları ve diş kaşıyıcısı ile idare etme kararı aldım. Okuldaki odamızdaki yatagına da AhmetYusuf kardeşin dönencesi miras kaldı, geldi tepemize kondu. Dönencedeki hayvancıklara agular şu günlerde şarkı türkü çığırmalara bırakı yerini. Anlayacağınız pek renkli pek keyifli bir çalışma arkadaşım var okuldaki ofisimde:) İstemesem de enerjime enerji katıp gayet keyifle başlamama vesile oluyor onun gülücükleri, şarkı söyleyen dilleri..
2,5 aydır hayatımızda olan bu minik insan artık bizim aile düzenimize alıştı .. Hatta 4 yaş 2 aylık ablası da onun varlığına alıştı. Gerçekten artık daha az kavga eder olduk. Pek ballı lokma, sarmaş dolaşız. Ne kadar şükretsem azdır bu duruma. Daha güzel olsun günlerimiz...




14 Mart 2013 Perşembe

Ve kavuşma...

Salı sabah babacık döndü.. Görüldüğü üzre.. Giderken alana biz bırakmıştık, dönüşte uçak sabah erken vakitte olacağı için babacık iki çocukla beklememi istemedi.. Bu sebeple yakın bir arkadaşından onu almasını rica etti. Fakat ben sırf bu tabloyu görebilmek için arkadaşımızla iş birliği yapıp kendim gittim. Planım 07:00 de uçağı ineceği için 05:30 da kalkıp 06:00 gibi yola çıkmaktı. Öyle mi oldu elbette hayır. Nasıl mı oldu; ben uyuyakaldım :) çok komik değil mi, böyle önemli bir günde nasıl uyuyakalır insan.. Ama malesef gece 03:00  gibi emmek için kalkan AliMahir öyle bir çiş yapmıştı ki beline kadar ıslanmıştı. Mecbur altını üstünü değiştirdim, sonra emzirdim derken 1 saat geçmişti. Daha vakit var diye vurdum kafayı yattım, 1 saat uyusam kardır diyerek.. Sabah alarm sesi diye duydugum şey arkadaşımızın gelen çağrısıydı. Saate baktığımda ise 07:10 du.. Nasıl uyumuşum nasıl dinlenmişim anlatamam.. Ama tabi bizim bey inmiş pasaport kontrolündeymiş bile.. Çocukları kaptığım gibi arabaya koştum, elimi yüzümü bile yıkamadan.. Hız sınırını aşmadan tam 40 dk da varmıştım alana.. Neyse ki bagaj bekleme pasaport kontrol derken o sürede rahat rahat gelebildik alana Üstelik hiç de zor olmadı, en azından bekleme yapmadık gereksiz, sadece Onu 10 dk kadar beklettik. Ayrıca plan da tıkır tıkır işliyordu. Sadece arkadaşımız 10 dk bekletmek için biraz takla atmak zorunda kaldı :) Ben biraz streslendim belki ama elinde valizleriyle şu kucaklama anını görmek hem bana hem babacıga hem de babası yokken duygusala bağlayan SalihaBetül'e iyi geldi.. AliMahir'in henüz hiçbirşey umurunda değildi, fosur fosur uyumaya devam etti :) En komik olanı da yavrumun üzerinde anneannesinin diktiği pazen pijama ile babasına koşmasıydı bence.. hem gülüp hem ağlayabiliyor insan işte:)
SalihaBetül eve döndüğümüzde belki de ilk kez okula gitmek istemediğini söyledi. Ama okuldu bu, oyuncak değildi; elbette gitti. Birlikte kahvaltı edip, biraz geç gidebileceğini söyleyip ben okula bıraktım..Geldiği günden beri de babasına yapışık gezmekte, pek duygusal triplere girmekte. Hergün bu akşam babam gelecek mi diye soruyor, Allahım ne edeceğim ben 2 ay.. kaldı şurda 2 hafta.. Sonumuz hayrola..

10 Mart 2013 Pazar

Sağlıktan öte var mı bu dünyada...


Resmettiği rüyası.. Sonradan hastane odasında
bize moral verdi, özlem gidermemize vesile oldu.








Güzel bir hafta sonu olacaktı, emindik sanki..  Epeydir başbaşa kalamamış, çokça özlemiştik birbirimizi; ailecek.. Bunun için c.tesi baba-oğul koyun koyuna uyurlarken biz erkenden kalkmıştık anne-kız. Evimizin içini geceden makineye koyduğumuz domatesli kekikli ekmeğin kokusu sarmıştı.. Müzik dinlemeyi unutacak kadar kendimi unuttugumu hatırlayıp güzel de bir fon yaptım bizim için.. Kızım elini yüzünü yıkayıp gözlerini kocaman açarak yanıma koşup geldiğinde, susmadan aralıksız gece gördüğü rüyasını anlatmaya başladı. Öyle heyecanlı ve coşkuluydu ki aralarından aklımda kalanlar bizim anne kız çiçeklerin arasında dans ettiğimiz, gökkuşağı..vs idi. Sonra hemen kağıt ve boyalarını getirip masaya kuruldu. Rüyasının resmini yapacakmış, yoksa unutuyormuş diye... 


Beykoz hatırası.. o kadar çok sevdi ki;
lütfen bu köprüde fotografımı çek dedi.


Tatlı tatlı kahvaltımızı hazırladık, o da resmini yaptı.. Sonra evin erkek ahalisini uyandırdık.. Epeydir uzun kahvaltıya, çekirdek aile sohbete hasret kalmıştık ya, çok keyif aldık.. Epeydir gezmiyorduk da; haftasonunu İstanbul'da geçireceksek c.tesi ögleden sonrasını da kendimize ayıralım o vakit dedik... Vurduk kendimizi yola, Beykoz taraflarına. Biraz boğaz havası dedik, iyi gelir dedik, belki dedik .. ama birden babacığı bir titreme bir üşüme içten içe ateş aldı. Amcanın evine zor attık kendimizi. Gerisi zaten babacığın acilde gecelemesi, gece de sabaha kadar uyuyamaması ile son buldu.. Aslında son buldu demek isterdim ama meger herşeyin başlangıcı imiş bu anlatttıklarım. C.tesi gece çok uykusuz ve yorgun geçince nispeten daha iyi olan ben evimize getirdim ailemizi. Eşim gelir gelmez yataga girdi zaten, titrer vaziyette. Bende de hafiften bişiyler vardı ama, bana yatmak pek mümkün değildi. Altı değişecek emzirilecek bir masum bebe, bir tas çorba bekleyen bir de çocuk vardı. Velhasıl ağrı sızı otur kalk derken bir unut bir hatırla modunda geçiyordu günüm. Akşam üstü iğnesini vurdurmaya gittiğinde dr. göndermemiş eşimi. Hemen bir serum bağlamışlar, sonra da yatışına karar vermişler. Biz sonra bazı eksiklerini götürmek amaçlı gittik yanına, ama sonra eve geri döndük. Eve döndüğümüzde titremekten kaslarım, eklemlerim ağrıyordu artık. Nasıl uzun geldi o hastane yolu, eve sağ salim ulaşabildiğime şükrettim.. O gece iki çocukla en zor imtihanımı yaşadım. Çocuklarım beni üzmediler ama o gece bana bişey olursa -ki aslında olan olmuştu; ateşim 39.9 u görmüştü- ne yaparım diye çok düşündüm.. 2 saat aralıkla da olsa alabildiğim o tek ağrı kesiciyi yine aldım, çift doz.. Öyle böyle sabahı ettik. SalihaBetül'ü okula gönderip hastaneye bir geçtik, geçiş o geçiş. 2 gece refakatçi koltugunda da olsa ben de hastanede kaldım. Eşimin ateşini ölçmeye geldiklerinde benimkini de ölçtürüyorduk. Birbirimizden geri kalır yerimiz yoktu. Sadece benim tedavim çok sınırlıydı emzirdiğim için .. SalihaBetül 2 gün aile dostumuzda kaldı. Zaten sınıf arkadaşı olan MeryemNur la okula gitti geldi, akşam erken yatıp sabah erken kalktı, çokça eglendi. Telefonlara bazen çıkmak istemedi, çoğu zaman da kısa kesti. Gelir onu alırız diye düşündü. Bizim sağlığımızın ciddiyetinin farkında oldugunu pek sanmıyorum. AliMahir ise odanın bir köşesinde bebek arabasında yattı. Ortam onun için hiç sağlıklı değildi kesinlikle biliyordum ama hem geçmeyen ateşim çokça yükseldiğinde hastanede olmanın güveni beni rahatlatıyordu, hem sıcak yemek, iyi bakım sunuluyordu, hem de SalihaBetül'e hastalığımızı bulaştırmıyorduk. Hal böyle olunca anne sütünün korudugunu düşündüğüm AliMahir'i "feda etmek" durumunda kaldık.. İlk iki gün birbirimize su verecek takatimiz yoktu, sürekli yüksek ateş ve ağrılarla savaştık.
Havalimanı hatırası. Bu fotografa bakıp bakıp çok duygulandım dedi SalihaBetül..
 Ücüncü gün artık yavaş yavaş toparladık kendimizi. Ve üçüncü günün sonunda evimize kavuştuk. Sağlık elde iken pek kıymeti bilinmiyor evet,bunu sıkça tekrarlarız her birimiz belki.. Ama gerçekten bu sefer hastayken çok tatsız, mutsuz ve üzüntülüydük.. Kızımızı çok özledik. Allah bir daha hiç ayırmasın bizi diye dualar ettik. Şimdi iyiyiz; çarşamba hastanenin çıkışının ardından evde hemen hazırlıklara başladık. Perşembe babacığı Mekke'ye gönderdik. Abi kardeş olur mu olmaz mı derken ticari vizelerini alıp Mekke'ye girmeyi başardılar. Hatta umre bile yaptılar.Tabi malesef sadece 5 gün kalabilecek olmaları onları üzüyor ama en azından deneyip gördüler.
İki çocukla iyi idare etim sayabilirim kendimi; sanıyorum... Dün ve bugün gezmeye bile gittik 3 kişi.. İnernet vesilesi ile babacık ile sürekli haberleşebilmek ve bilgi alışverişi yapmak da rahatlattı bizi. Şimdilik  asayiş berkemal.. Fakat aynı şeyi 3 hafta sonra 2 aylığına bırakıp gittiğinde söyleyebilecek miyim acaba, bakalım..

18 Şubat 2013 Pazartesi

Sabır

Babam neden burada değil derken akşamları işten geç gelmesinin sebebini anlatıyordum çocuklarıma yahu... Nereden çıktı bu iki aylık Kore seyehati.. Her günümüz yaz gelince yapacaklarımızın hayalini kurmakla geçerken, babaları yokken iki çocukla benim ne yapacağımı konuşmakla geçer oldu.. Gerçekten çok merak etmekteyim ne yapacağımı.. Neyse daha 1,5 ayımız var bunu düşünmek bol bol sözünü etmek için... Çok düşünceliyim be günnük...
Ayrıca bu bir numara çok üçkağıtçı çıktı.. "Kardeşimle bizi böyle yan yana çeksene" dediğinde güzel güzel gülümseyecek sanmıştım. Nerden bilebilirdim aslında hiç de asık suratlı olmayan iki numaraya böyle müdahele edeceğini.. benimse bu anı fotograflayabilmem çok ilginç oldu.. Sabır diliyorum kendime.. Belki de ok eğleniriz yaa, belli mi olur...

30 Ekim 2012 Salı

Güzel şeyler

Güzel şeyler yazmak istiyorum.. Güzel şeyler yaşamak, kavgasız, gürültüsüz, patırtısız.. Güzel bir bayram geçirdik mesela, SalihaBetül'ün ani duygu değişimleri olmadı hiç, gönlümü yormadı hiç, hatta ağlatmadı beni, üzmedi.. Hem yaptıkları ile, hem de yaptıklarının sonucunda benim yaptıklarımın pişmanlığı ile.. Sanki bir düğmesine basılmış gibi davranmadı hiç, asla yapmaz dediğim hiç bir şey yapmadı, beni şaşırtmadı.. Hele de bazı çocuklar gibi dakikalarca sebepsiz ağlamadı.. Dedim ya gerçekten olmadı böyle şeyler.. Hatta yanı sıra ilk kez parlak rugan ayakkabıları oldu. Bi de topukları var deyip kandırdık, nasıl havalara uçtu anlatamam.. Eteklerinin altı tüllü bir bayram elbisesi vardı. Valize koyma bahanesi olmasaydı sarılıp yatacaktı. Her sabah bugün bayram mı diye uyandı anneanne evinde. İkinci gün gece teyzesigiller de gelince sevinci katlandı.. BilgeEce'ye kavuşma heyecanı ile 20:00 de kendiliğinden uyumayı teklif etti, yoksa gece onlar geldiğinde haberim olmaz uyuyakalırım diye.. Uyuyakalmadı, uyandı gerçekten. Bayramı yaşadık her hali ile.. Gitme günü gelince "ama daha çok az kaldık. ben yüz gün kalacaktım" dedi. Gitmek istemedi, çocukların yanı annelerinin yanıdır, hem okula da gideceksin deyince ikna oldu, zaten ikna olacaktı da.. Yol boyunca anneannemi çok özledim deyip durdu. Gerçekten söylüyor gibiydi, laf olsun diye değil. Eve gelince tatilde yapsınlar diye gönderilen ilk ev ödevini tamamlayıp babasıyla uyudu. Yarından sonra evde hummalı bir çalışma başlayacak, boya badana..vs. sonra belki onun yatagı gelir, dolabı filan.. Tatlı tatlı onları yerleştirip anne kız barışır gönüllerimiz. Güzel olur herşey, hayal ettiğimizden daha güzel.. Ben de o güzellikleri yazarım sevinçle..

24 Ekim 2012 Çarşamba

Biraz da O'nun Kaleminden

Okuldan gelip kendimizi doğru yatağa attığımız bir ikindi vakti idi.. Gardrobun aynasından batmakta olan akşam güneşi yansıyordu. Işığın kırılması ile oluşan gökkuşağı benim yüzüme konmuştu onun tabiri ile. Gökkuşağı nasıl oluşur, hadi internetten öğrenelim dedi. Koca youtube da içimize sinen bir video bulamadık, onun da anlayacağı şekilde hazırlanmış.. Derken iş başa düştü, ben anlatmaya çalıştım biraz. Sonra laf gökkuşağının renklerine geldi. Biz de ingilizce bir şarkı dinledik, birlikte tekrar ettik. Kikirdedik.. Sonra mecbur mutfaga geçmiştik ki her zaman birlikte yapardık yemeği. Bu sefer resim yapmak istediğini söyledi kucagında defteri ve boyaları ile.. Benim hatırladığım ve gördüğüm kadarı ile ilk defa kardeşini resmetti... ablası.. Bir gökkuşağının altından birlikte geçerlerken. Onun kocaman kolları, kardeşinin minicikmiş. 

 .
.      .

Bir sabah uyandı, rüyasında kendisinin gelin olduğunu gördüğünü söyledi. Damatı da Tamay'mış.. Yani babası. Fakat benim eşim olan değil, babası olan Tamay.. Peki dedim ben kiminle evliydim. E sen de babamla dedi. Anlamamış gibi baktım; gerçekten ne demek istediğini anlamamıştım. O da başladı anlatmaya; "dünyada iki tane Tamay varmış, biri babası biri eşiymiş. Onlar da tıpkı resmettiği gibi böyle mutluymuşlar. O kabarık etekli bir gelin babası da pantolonlu olan bir damat." Gelinin elinde de bir buket çiçek var en afillisinden. Resim bittikten sonra bana boşluğa "Seni çok seviyorum Babacım" yazar mısın dedi. Kıskanarak yazdım. 

22 Ekim 2012 Pazartesi

Bayram arefesi

Bir pazar daha böyle geçti.. Haftalardır geçip giden günler gibi.. Ve epeydir elime fotograf makinamı almadan, tembel işi telefon fotografları ile de geçip gidiyor. Belki biraz soluklanma molasıdır bu; benim adıma, kim bilir.. Hani gebelikte bol bol uyumak isteyince, kişinin bedeni doğum sonrasına kendini hazırlıyor diye yorum yapılır ya.. O misal.. Sık sık blog yazacağım, hatta bayacağım günler gelecektir belki.. Belli mi olur..
Çarşamba yolculuk var bize, inşaAllah. Ama hazırlık havasında hiç değilim henüz.. Bir an önce toparlanmaya başlamalı. Bayramda 6 gün tatil olunca, babacık çok çalışıp da tedbil-i mekan isteyince henüz evlerine yeni uğurlamış da olsak anneanne ve dede ile geçirmek istedik bu uzun (!) tatili.. Zira bayramlarda tatil yapmayı pek doğru bulmayıp sıkılacaksak da ailecek sıkılmayı tercih ediyoruz.. hala.. İki çocuk olunca nasıl olur fikrim yok, erkenden ve emin konuşmak istemem :) Babaanne de bize eşlik edecek olunca bu pazar ailemizin diğer yarısı amca yenge ve kuzenlerle görüşelim dedik. Teyze ve ailesi zaten bayramda bize eşlik edecekler inşaAllah.. Kuzular çok çabuk büyüdüler, MerveEce ve SalihaBetül çok güzel vakit geçiriyorlar artık.. Ve Ömer, resmen büyüme atağı geçirdi kuzucuk. Kızların peşinden bir an ayrılmadan, sürekli onların oyunları tatlı ekşi bozdu durdu mesela. Bir ara Ömer'den kaçıp babaannelerinin yatak odasında sessiz sessiz oynamakla çözüm bulan kızları göremeyince; "kızlar nerde?" lafını bile duyduk ve çok güldük :)
Artık birlikteyken çok daha tatlılar, çok daha eglenceliler.. Arada hala ergenlik krizlerini atlatamasa da herşey onlar varken daha güzel, daha eğlenceli SalihaBetül için. Babaaneleri kızları alıp parka götürünce önce babamız coştu.. Ömer'i bisiklete bindirmeyi teklif etti, babası ile indiler arkalarından. Biz balkonda onları seyretmeye karar verip de havanın pek de masum esmediğine karar verip elimizde montlarla peşlerinden gittik. Ömer'e niyet kızlara kısmet oldu bisiklet işi.. Ömer parkın tadını çıkarırken, kızlar da bisikletin ve birlikte eğlenmenin tadını çıkardılar. Gerçekten çok güzel görünüyorlardı, fotograflara bakınca gözüme daha da güzel görünüyorlar. Artık anlıyorum ki birlikteyken oyun oynamak da yemek içmek de sohbet etmek de çok keyifli çok farkındalar. Son salatalığı tek başına yemeyi tercih etmeyip paylaşacak kadar da birbirlerine karşı merhametli.. Daim olsun kardeşlikleri inşallah.. Yemekten sonra çayımızı SekaPark'ta içelim deyip çocukların park keyifleri sebebi ile çay içemeyen de bizdik. Daha önce bir kere daha deneyip mutluluktan havalara uçan kızlar, salıncak senin, kaydırak benim koşan Ömer peşinde bitap 5 yetişkin biz.. Bugünden dudagımın kenarında kalan gülümseme. Aklımda mı? Ah ah, çarşambaya kadar hazırlanacak valizler, henüz alınmamış minik kızın bayramlığı ve gidilecek dr.kontrolü..

13 Eylül 2012 Perşembe

Okullu

Malumunuz okulumuz açıldı 10 Eylül itibariyle. Bizim kız da bu sene okullu oldu.. Oldu olmasına da annesinin okulu hazırlama, velileri organize etme telaşında kendisine vakit ayıramamasından mütevellit pek havaya girememişti. Bunun yanı sıra hafta sonunu Sakarya'da geçirmiş olmamız ve okulun ilk günü sabahı kahvaltı etmeden hatta pijamalarını bile çıkarmadan arabada uyumaya devam etmiş olmasının da etkisi var mutlaka.. Okulun kapısının önünde yine arabanın içinde giydirdim onu. Gece erken yatmak istemediğinden yine, sabah da uyanmak istememişti haliyle.. Uykuluydu çok.. Yanında ne okulda giymesi için aldığımız yeni ayakkabılar vardı ne de saçını tarayabilmiştik. Oradan çok ayrıntılara düşkün ve hatta gereksizce abartıyor görünüyor olabilirim, kabulümdür. Fakat takdir edersiniz ki 25. haftayı devirmiş üstelik bu en zorlu haftada eşini yine tekrar binlerce km ötelere, GüneyKore'ye göndermiş duygusal bir gebeyim.. Allah sağlık versin, ne diyelim. 
Neyse ki bizim bu bücürler durumlara sandığımızdan daha da kolay adapte oluyorlar ve kabulleniyorlar. Kılığını kıyafetini, uykusuzluğunu ..vs hiç dert etmedi. Antremanlı oldugu okulun merdivenlerinden bu kez ögretmeninin elini tutarak ışıl ışıl gözleriyle çıktı sınıfına. Gerçekten mutlu görünüyordu, beni de mutlu etti bu halleri. İlk günden çoğu arkadaşının ismini ögrenmişti, yine elbette sorunca bir bir anlattı neler yaptıklarını..Ertesi gün nispeten daha erken uyanmak zorunda olmak dışında daha kolay geçmişti. Hatta biz arabayı parkederken annesi ile gelen sınıf arkadaşını heyecanla gösterip "bak bu benim sınıf arkadaşım Kerem" deyip şaşırttı.. "Şimdi ona gidip Günaydın Kerem diyeceğim" diyerek de gülümsetti.
Okul boşaldıktan sonra biraz daha kalıp çalışmak zorunda kalmamız dışında gayet iyi geçiyor onun adına okul.. Servise binip eve geleceği günü heyecanla bekliyor. Onu evde beklediğim, ögretmenine el sallayıp bana koştugu.. Yazdığı senaryo bu, şimdilik.. Sanırım ben de bu günü heyecanla bekliyorum :)

22 Ağustos 2012 Çarşamba

Vitamin Niyetine

Bugüne gelene kadar daha pek çok şey vardı aslında anlatacak.. Gerçekten.. Beyin ölümü gerçekleşmemiş ama can çekişen bilgisayarımın yerine koyamadığım her türlü teknolojik alet beni blog yazma konusunda motive edemiyor mesela. Sonra koca ramazan geldi, geçti.. bayramı bile ettik. Babaanne umreden döndü. Büyükler olmadan bayram bayram değilmiş. 4 yetişkin de olsak "bayram günü yatılmaz" otoritesi kurmayan büyükler olmayınca alalade bir gün oluveriyormuş bayram. Allah başımızdan eksik etmesin. Sonra yapacak birşeyin olmamasından şikayet edip durduğumuz 2.ve ardı günler; baba çalışınca daha da katlanılmaz oluyormuş. Neyse ki teyze gelip yüzümüzü güldürdü. Fakat pek uzun sürmedi zira gülümseyen yüzler yerini; 3. günü hep birlikte İstanbul'da fıtı fıtı gezerken acilen, apar topar eve dönmek zorunda kalan endişe ile karışık heyecanlı yüzlere bıraktı.. Şu anda hastanede, tedbiren.. Minik BilgeEce mizin gelmeye niyeti var ile yok arasındaymış.. Sağlıkla gelsin inşallah.
Ayrıca bugünün diğer anlam ve önemi ise evliliğimizin 7. senesini arkamızda bırakmış olmamız. 7 senenin şerefine eşim normalde akşam 19:00'da evde olurken 23:00 de evde olabildi. Evet bayramın 2. günü olduğu gibi 3. günü de çalıştı.. Kısmet.. Kafamızı takmadık, evde yaptık minik kutlamamızı. Eski albümleri çıkardık. O saatte hala ayakta olan SalihaBetül bizim düğün fotograflarımıza bakarken tanıdıklarının 7 sene önceki hallerini tanıyıp tek tek isimleri saydı. Sonra birden bire "Ben nerdeyim ?" diye sordu. Kendimce aslında gayet mantıklı açıklamalar yapacaktım ve cümleleri birkaç saniyeliğine kafamda toparlıyordum ki "Portakalda vitamin miydim, he?" deyiverdi. Yerlerde yattım gülmekten, ne yapabilirdim ki başka.

6 Ağustos 2012 Pazartesi

Yola Devam...

Haziran dı çıktıgımızda yola.. Temmuz bitti de Ağustos geldi bile.. Ne kadar uzun sürdü toparlanmam. Toparlanabildik mi onu da bilmiyorum ya hoş! Başlamalı bir yerden dedim, fotograflara bakıp hatırda kalanları bari not edeyim dedim. Yolculuğumuz, tatilimiz çok güzel geçti. Deniz, havuz, kumda oynama, akşama kadar kudurup tam gaz hareket neticesinde akşam yemeğinden sonra anne-babaya bir bardak çay içecek kadar fırsat verip odamız gidelim, uykum geldi diyen yine gayet uyumlu bir çocuktu .. Oda numarasını ilk günden ezberleyen oda kartını elimizden kapıp kapıp "bil-bil1üç" numarasını arayan ve hatta olur da bizi kaybederse başkalarına söyleyebilsin diye babasının telefon numarasını ezberleyen bir çocuktu tatilde.. Çoğu çocukla sıkıntısız oyun kuran, sonra da sevinçle "biz kardeşle tanıştık annecim, oynadık." deyip heyecanını paylaşan.. Havuzda türlü artistik hareketleri deneyen, yine yetişkin havuzlarına gizli kaçamak girip çocuk havuzlarında sıkıldım diyen, fakat denizde daha temkinli, kumda ise önce pek narin nazenin sonra battı balık yan gider modundaydı.

Her akşam üstü illa ki sahile inildi, iskelede oturulup günün batışı izlendi, kuma yazılar yazıp dalgaların silmesine kızıldı.. Giderken verdiği sözü hatırlayıp ögretmeni için taş topladı, yarı beline kadar suya girdi çıktı.. Baba-kız mütemadiyen deniz kıyısı yarışı yaptılar, kazanma hırsı ile bilenip bu yolda herşey mübahtır deyip birbirlerinin önüne geçip kendilerini suya bile düşürdüler. Neyse ki hep güldük, güldüler :)
 Tam 1 hafta gayet güzel, gerçekten dinlenmeli, eğlenmeli güzel bir tatil geçirdik.. Ardından tatilin Aydın ayagı gerçekleşti.. hasret giderdiğimiz, bol yemeli içmeli gezmeli bir hafta oldu.. Hatta biraz fazla hareketli bir haftaydı.. Aydın' geldikten birkaç gün sonra babasının baba memleketi olan Çivril'e gittik günü birlik. Yolda bir sürü günebakan tarlaları vardı. Öyle güzel bir manzaraydı ki.. Daha evvel de gitmiştik Çivril'deki akrabalarımıza.. Meyve bahçeleri olan akrabalarımızla yine daldık kayısı bahçesine.. Bizim şehirli hatun başta biraz yadırgadı damla sulamanın oluşturduğu yumuşak toprağa ayakları batınca ama alışması hiç zor olmadı. Bir baktık ki ağaç tepelerinde kayısı yemelerde..
Akşama kalmadan tekrar döndük Aydın'a çünkü ertesi gün Kocaeli'den arkadaşlarımız, dostlarımız gelecekti. MeryemNur ve ailesi geldiklerinde SalihaBetül anneanneyi de dedeyi de unuttu. Az sürede gezebileceğimiz kadar gezip eğlendik. Bir gün Kuşadası, deniz, turistik gezi yaptık. Sabahtan Selçuk'ta denize girdik. Onlar genelde kenarda kum oynayıp koşuşturdular ama neticede çok eğlendiler. Sonra Kuşadası gezisi derken geceyi bitirdik. Ne yorulduk ama..








 Sayılı gün çabuk bitmişti, dönüşte bir de Aliağa'da eski arkadaşlarımızdan birini ziyaret edip son kapımızı da kapattık. Herşey iyi güzel geçti.. Hatta dönüşte dayı da bizimle döndü. Aydın kısmı hasret giderme açısından pek doyurucu olmadığından yaz bitmeden gene geliriz deyip vedalaştık anneanneyle.. Öyle de oldu gerçekten. Keşke farklı olsaydı dedik ama yapacak birşey yoktu.
Eve döndük, tam 1 hafta oldugunda
anneanneciğimin aniden rahatsızlandığını ögrenip SalihaBetül dayı ve ben apar topar Aydın'a gittik. Zaten izinlerini geçirmek üzere orada olan teyze de oradaydı fakat hepimizin keyfi kaçıktı. Önce yoğun bakıma aldılar anneanneciğimi, sonra çıktı dediler. Servise alındığından tüm torunlarını tekrar gördü, bilir bilmez sohbet etti, yine dualar etti bize.. Fakat henüz 1 günü geçmeden yeniden yoğun bakıma girmişti. Pazar kardeşimin dönüş gününe kadar bekledik, güzel bir haber alırız diye. Fakat ne kötü ne iyi bir haber alamadık. Tüm tetkikleri normaldi fakat doktoru benim yapabileceğim birşey yok diyordu. Tam yola çıktıktan birkaç saat sonra aldık kötü haberini. Her ikimizde bebek bekliyorken, daha fazla o kederin içinde yer almayalım deyip epey yol almışken geri dönmedik. Zaten vedalaşmıştık.. Ama her ne olursa olsun biliyorduk ki çok büyük bir boşluk açmıştı içimizde. En çok da anneciğimin yüreğinde. 4  kuşaktık en büyüğümüz gitmişti. İnşallah nurlar içindedir..
Aranın kısa özeti buydu. Tabi henüz okulu taşımamızdan, Ramazan hallerinden, SalihaBetül'ün yeni maceralarından, kaygıları ve mutluluklarına karşı bizim bulduklarımızdan, teyzoşun gelecek minik kızı ile ilgili hissettiklerimizden ve hazırlıklarımızdan, babaannemizi umreye göndermemizden ve evimize gelecek minik erkeğimizin son durumundan bahsetmedim bile ama toparlanabilmem gerekiyordu.. Blog işi de burada bitti dedirtmemem gerekiyordu. Hayır efendim blog işi bitmedi inşallah:) Kah gülüp kah ağlıyoruz ama kızıma ve belki de onun kardeşine şimdiden notlar bırakmaya devam inşallah..

31 Ocak 2012 Salı

Felsefe Pazarı

Pazarları ve Pazar günleri evde olmayı sever olduk.. Bizim kız babasının çalışma saatlerinden şikayet edeli beri evde maaile olmaktan, vakit geçirmekten ekstra haz alır olduk ailecek.. Bu pazar da evdeydik.. C.tesi geç atmamdan kaynaklı Pazar çoook geç kalkmalarım meşhur oldu benim.. Tabi bunda pek sevgili eşimin buna imkan oluşturmasının ve hazırlanmış sofraya uyandırmaya alıştırmasının da katkısı büyük.. Epey güzel bir kahvaltı ardından her zamankinden farklı hiç ama hiç söylenmeden ben işlere giriştim, SalihaBetül ve babası da onlara hazırladığım oyun masasına.. Ben bulaşıkları yerleştirdim, evi dertop edip çamaşır filan hallettim çok büyük bi hızla.. onlar da pek keyifle oyun hamurlarına daldılar.. Ben işleri çok büyük bir huzurla bitirmiştim ki; artık değil onlara ilişmek, yanlarına gidip rahatsız bile etmek istemedim. Süper anne hazzının gazı ile hayatımda ilk defa hazır paket suflelerden -markette süper indirimdeydi, dayanamayıp almıştım- yaptım.. Zaten hepi topu pişmesiyle filan yarım saat oldu.. O esnada bi yandan suflenin bulaşıklarını hallederken öte yandan da makineye kahveyi koydum.. Çok pis gaza gelmiştim, çıkardım en sevdiğim ama hep üşengeçlikten kullanmayı unuttuğum kahve fincanlarımı ve katıldım aralarına.. Sufle kaplarınn rezilliğini görmezden gelin artık..

Geldiğimde hamurlar kalkmış kitaplarla uğraşıyorlardı... Ne güzeldi.. Ben coşmuştum, e bizim bey de coştu, hadi yemege gidelim deyip hepimizi coşturdu :) Kendimden utanarak yazıyorum ki diyetin içine ettim. AntakyaSofrası adında yeni keşfettiği çok zararlı biryere gittik. Neler yediğimizden filan asla bahsetmeyeceğim, o sebeple bu konuyu hemen kapatıyorum.. Ha buraya nereden gelmiştik.. Yemege giderken bizim kız birden bizi sustururcasına bir ses tonu ile "Anne, biz bugün uyumadık mı?" diye soruverdi.. "Ee şey kem küm -neden sordu acaba??- evet uyumadık kızım. Ne oldu, niye sordun?" diyebildim.. "Bugün neden uyumadık ki biz?" deyip sanki hani bi de "cık cık cık" dedi gibi geldi bize ama bilemedik işte.. Neyse ki dünün hikmeti bugün çıktı meydane.. Sabah uyanır uyanmaz; "annecim, dün çok güzel bir gündü di mi.. Ben hiç uyumak istemedim" dedi.. Gülsem mi ağlasam mı.. En iyisi biraz ağlayayım, biraz sevinçten, biraz üzüntüden biraz da huzurdan..

23 Ocak 2012 Pazartesi

Annelere Özgürlük..


** Biraz sonra anlatacaklarım çok kişiseldir, abartmalarımdan dolayı da sıkılacak olanlardan af dileyeyim öncelikle.. 
Anlatacaklarım dün gece gördüğüm bir rüya değil.. Hayalim hiç değil.. Kendiliğinden gelişen, belki hayalini kur desen bu kadarını benim bile beceremeyeceğim bir tatlı Pazar günü işte...
Sabah babası ile erkenden kalkıp bisikletle mahalle berberi klasiklerini gerçekleştirmişler. Geldiklerinde hala uyuyordum ki uyanıp saate baktığımda ben bile utandım, ne yalan söyliyim.. Sonra yola çıktık, önce onları tiyatroya bırakıp, çıkış saatini beklemek üzere kuruldum bir sıcak kafe koltuguna.. İçimi nasıl bir özgürlük duygusu kapladı, nasıl da hafiflemiştim.. Benim özgürlüğümün özetiydi bunlar pek tabii..  Günler değil, haftalar, aylar da değil dile kolay 3 yıldan fazladır eline bir "roman" (kitap demiyorum yalnız, roman.. durum o kadar vahim değil anlaşılsın diye:)) almadıysan, hele de okudugun sayfalar süresince kimseyle hiç birşey konuşmadan safi, tertemiz sessizlikte bulduysan kendini...Tıpkı benim gibi... Sonra yine müsade isteyip masana kurulan bir ton ton teyze ile sohbetin dibine vurup memleketi kurtarmaya çalışırken diğer yandan bir çocugun peşinden koşmadıysan benim gibi... Masadaki şekerler hiç etrafa saçılmadı ise... Bu minik ayrıntılar bile kendine getirir seni..  Az mı şeylerdir bunlar..
Ya sonra??  Sonra baba kız eve giderlerken babanın torpili ile arabaya atlayıp başlamasına az bir süre kala ışık hızı ile vardım avm ye.. arabayı kalabalıktan ötürü park edemeyip yetişemeyeceğimi düşünürken, normalde bir çocukla asla olamayacağım kadar hızla biletimi alıp kuruldum salona.. Ben bile inanamadım kendime .. Çok mu abartyorum. Yok abartmıyorum, düşündükçe "Dur kızım, biraz sessiz olalım....vs" cümleleri kurmadan ve neredeyse 3 saat boyunca hiç ama hiç konuşmadan efendi gibi izledim filmimi.. Ses tellerim artık konuşmamaktan, laf anlatmamaktan dolayı bir minik öksürüğe bile ihtiyaç duydu.. Sonra eve geldiğimde dışarıdan evin yanan ışığının içimi ısıtması.. Kapıyı açtığımda heyecanla bana bensiz iken yaptıklarını anlatmaya kurulu bir çocuk ve gülümseyerek onu seyreden güleryüzlü bir eş.. Peki daha üstünü başını çıkarmadan; miniğinin sana sürprizlerini sıralaması mı, yoksa eşinin bişeyler içer misin diye sorması mıdır en keyif veren...
İşte benim istediğim bundan fazlası değil-miş-.. Bir çocugu mutlu etmenin yolu onun annesini mutlu etmekten geçermiş.. Sanırım hayatımda aldığım en güzel en manalı karne hediyesi oldu benim için.. Teşekkürler... (Karne hediyesi dediğim şey elbette mecazi anlamda)
**Ben yokken neler yaptıklarını çok merak etmedim açıkçası.. Mutlu olduklarından pek emindim.. Hiç kıskanmadım... Önce Robinson dans öğreniyor u seyretmişler. Sonra da evde mimarinin, fantastik oyunların dibine vurmuşlar.. Ee alan memnun satan memnun, biz çıkalım kerevetine :) 

7 Ocak 2012 Cumartesi

Baba özlemi

Bir akşam bahçe kapısından girerken yol boyu daldan dala atlayan sohbetlerin bir yenisi başlamıştır. Anne başına geleceklerden bihaber.. SalihaBetül ise heyecanını artırarak.. 
"Keşke ben bu evde yaşamamış olsaydım annecim"
"Neden öyle dedin güzel kızım?"
"Keşke babamla yaşasaydık, sen de bu evde yaşasaydın.. Bizi ziyarete gelseydin"
Anne oldukça üzülmüş, ne cevap vereceğini bilemeden boynunu eğip apartman kapısını açmak için egilmiştir. Annesinin üzüntüsünü gören SalihaBetül ise pişman olmuş mudur bilinmez ama fikrinden dönmüştür..
"Tamam tamam üzülme, sen de bizle yaşasaydın"
"Ama biz zaten üçümüz bu evde yaşıyoruz ya"
"Biz bu evde üçümüz yaşamıyoruz ki.." "Senle ben yaşıyoruz annecim"
"Babacık da bizimle yaşıyor güzel kızım neden böyle dedin"
"Haayır, babam işyerinde yaşıyor, bu evde yaşamıyor"
Anne artık sohbeti kesip konuyu değiştirmiştir. Kafasında peydahlamış kuyrukları birbirine değmeyen tilkileri ile başka soruların cevaplarını vermeye çalışmıştır.
O günden beri düşünmeden duramıyorum.
Düşünmeden duramayacak bişiy yok da ben abartıyormuşum gibi görünüyor olabilirim.. Fakat bu olayların üstüne bi de şu olay yaşanınca..
Bu cuma okuldan sene başlarken aldığımız klasörle geldi minik kuş.. İçi resimleri, faaliyetleri ve çer çöp dolu.. Yani teşbihte hata olmaz.. Resimlerini inceledik, üzerinde konuştuk, uzun uzun anlatmasnı istedik.. Her birinde bir anne bir de kız var mutlaka.. Bir de arabamız.. Kah derede yüzüyormuşuz, kah uçurtma uçuruyormuşuz.. Babası ben nerdeyim kızım diye sorduğunda ise "Ee sen iştesiin?" deyiverdi. Tabii karşı savunma hep bir ağızdan çocugun üstüne üstüne "ama ben/baba hep işte değil ki!!" deyivermişiz. O zaman da kıvırtgan mode = on hesabı "sen işten geliyosun babacım işte, bak arabanın içindesin" diye kıvırdı..

Eveet al sana bir mesela daha..... İyi ki ben çalışırken onu yanımda götürebiliyorum diye şükrediyorum.. Çalışan anneciklerime de kendime istediğim sabır ve dış mihraklara dayanma gücünden fazlasıyla diliyorum.. Çünkü insan çocugu olunp çalışınca onun üzüntülerinde, eksikliklerinde-kendince-, hoşa gitmeyen ifadelerinde zaten hep kendini görüyor, hatayı hep kendinde arıyor. Çalışınca, arada yoğun çalışınca bu suçluluğu daha da katlanıyor.Birşey yapılmalı mı, yapacak mıyız.. Ne yapmalı.. Hayat mükemmel değil, ne de olsa. ve her şeye rağmen biz onun bu dünyada en sevdiği annesi ve babasıyız.. kendi deyimiyle.. bu dünyayı ne kadar anladıysa artık.. ve başka anne babası varmış gibi..


21 Kasım 2011 Pazartesi

Durum Raporu I ve Sapanca'da Sonbahar

Haftalar önce alıp montajlamıştık bu bisiklet koltugunu. Kaskı ise daha öncesinde alınıp odasındaki yerini almştı. Gelene gidene heyecanla takıp gösteriyordu. Babasının gideceği gün test etmek kısmet oldu. Biraz güneş varken ve ben yine evde son hazırlıkları planlarken babası ile mahalle berberine gidip geldiler, ve biraz da park.. Fotograflarda görüldüğü gibi hep ağzı kulaklarındaydı o gün. Kış gelmeden ilk siftahı da yapmış oldular böylelikle.. 
Babası gidene kadar hiçbirşeyin farkında değildi SalihaBetül; şöyle ki o arabadan bavulunu alıp servis aracına binene kadar her hali normal seyirde idi. Hatta babası araca binmeden önce onu birkaç kere öptü, o yine de uğurlar gibi değildi işte. Ta ki o ve ben dışarıda kalıp, babası bize içeriden el sallayana kadar. Tam bir film sahnesi  gibi ilerliyordu ve SalihaBetül de sanki rolünü süper oynuyordu. Başını hareket ettirmeden sadece dudakları "babam onlarla gitmesin" dedi.. Kırptığı gözünden de yaşı damlayıvermişti, yani çok içtendi söyledikleri.. Sonra ben onu aldım, yol boyu sohbet etmeyi teklif ettim. "Sohbet Edelim mi?" sorusunu hiç "hayır" olarak geri çevirmemişti ki, o zamanda çevirmedi. Babasının iş için Kore'ye gittiğini anlattım. O bana "Kore neresi?" diye sordu. Daha evvel de birçok kez söylemiştim aslında ama ilk defa neresi oldugu ile ilgilendi. Ne de olsa evvelinde soyut bir kavramdı ve babasının gidişi ile birden bire gerçek oluvermişti işte.. Bu sorusuna karşılık ben de daha evvel anlattığım japonlardan dem vurarak o civarda biryerlerde oldugunu ve insanların çekik gözlü olduklarından bahsettim. O da enteresan bir biçimde "Bence onlar babamı aralarına almak istemeyebilirler" dedi bilmiş bir ifade ile. "Nassı yani" deyivermişim. "Hani Müzisyen İnek Sırma kitabında da İnek sırmayı bazı inekler aralarına almak istemiyorlardı ya, onun gibi mesela" dedi uzun uzun. Öyküyü bilmeyenler ve merak edenler için burada.. Kısa bir şoktan sonra asıl konuya kanalize olmasını sağladım. O gecemiz çok zor geçmedi, vaktinden biraz geç uyuyup sabah da vaktinden biraz geç kalktık.
 Hava harikaydı, biz de hazırlandık Sakarya'ya doğru yola koyulduk. Amacımız aslında evde oturup craftingin dibine vurmaktı abla-kardeş. Ama sonra havanın güzelliği bizi caydırdı ve göle doğru sürükledi. Kırkpınar ve Sapanca civarında yürüyüş yaptık, kuru yaprakların içinde yürüdük.. Babamızın yoklugunu hep ama hep hissettik. Neyse ki gezintinin ortasında sesini duyduk, yanımızdaymış gibi hissettik, sevindik. Teknolojiyi sevdik.. SalihaBetül ise çok keyifliydi. Tek derdi şırıl şırıl akan burnu ve onu çok yoran öksürükleri idi. Ama teyzesi ve Harun'la birlikte olmak, bir de mis gibi böğürtlenlerin tadını çıkarmak iyi gelmişti.  Akşam eve dönerken bir ara babasının evde mi olduğunu sordu. Belki babam evde uyuyordur da dedi. Ben yine hatırlattım. "hmm tamam anladım" deyip onu çok özlediğini ekledi. İlk günü teyzesi ve Harun sayesinde mutlu mesut atlattık. Darısı gelene kadar .. 

Yalnız Sapanca sonbaharda ne kadar güzelmiş Allahım. Enfesti hem hava, hem doğa.. Herşey...

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...