49. Ay etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
49. Ay etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Mart 2013 Pazar

Sağlıktan öte var mı bu dünyada...


Resmettiği rüyası.. Sonradan hastane odasında
bize moral verdi, özlem gidermemize vesile oldu.








Güzel bir hafta sonu olacaktı, emindik sanki..  Epeydir başbaşa kalamamış, çokça özlemiştik birbirimizi; ailecek.. Bunun için c.tesi baba-oğul koyun koyuna uyurlarken biz erkenden kalkmıştık anne-kız. Evimizin içini geceden makineye koyduğumuz domatesli kekikli ekmeğin kokusu sarmıştı.. Müzik dinlemeyi unutacak kadar kendimi unuttugumu hatırlayıp güzel de bir fon yaptım bizim için.. Kızım elini yüzünü yıkayıp gözlerini kocaman açarak yanıma koşup geldiğinde, susmadan aralıksız gece gördüğü rüyasını anlatmaya başladı. Öyle heyecanlı ve coşkuluydu ki aralarından aklımda kalanlar bizim anne kız çiçeklerin arasında dans ettiğimiz, gökkuşağı..vs idi. Sonra hemen kağıt ve boyalarını getirip masaya kuruldu. Rüyasının resmini yapacakmış, yoksa unutuyormuş diye... 


Beykoz hatırası.. o kadar çok sevdi ki;
lütfen bu köprüde fotografımı çek dedi.


Tatlı tatlı kahvaltımızı hazırladık, o da resmini yaptı.. Sonra evin erkek ahalisini uyandırdık.. Epeydir uzun kahvaltıya, çekirdek aile sohbete hasret kalmıştık ya, çok keyif aldık.. Epeydir gezmiyorduk da; haftasonunu İstanbul'da geçireceksek c.tesi ögleden sonrasını da kendimize ayıralım o vakit dedik... Vurduk kendimizi yola, Beykoz taraflarına. Biraz boğaz havası dedik, iyi gelir dedik, belki dedik .. ama birden babacığı bir titreme bir üşüme içten içe ateş aldı. Amcanın evine zor attık kendimizi. Gerisi zaten babacığın acilde gecelemesi, gece de sabaha kadar uyuyamaması ile son buldu.. Aslında son buldu demek isterdim ama meger herşeyin başlangıcı imiş bu anlatttıklarım. C.tesi gece çok uykusuz ve yorgun geçince nispeten daha iyi olan ben evimize getirdim ailemizi. Eşim gelir gelmez yataga girdi zaten, titrer vaziyette. Bende de hafiften bişiyler vardı ama, bana yatmak pek mümkün değildi. Altı değişecek emzirilecek bir masum bebe, bir tas çorba bekleyen bir de çocuk vardı. Velhasıl ağrı sızı otur kalk derken bir unut bir hatırla modunda geçiyordu günüm. Akşam üstü iğnesini vurdurmaya gittiğinde dr. göndermemiş eşimi. Hemen bir serum bağlamışlar, sonra da yatışına karar vermişler. Biz sonra bazı eksiklerini götürmek amaçlı gittik yanına, ama sonra eve geri döndük. Eve döndüğümüzde titremekten kaslarım, eklemlerim ağrıyordu artık. Nasıl uzun geldi o hastane yolu, eve sağ salim ulaşabildiğime şükrettim.. O gece iki çocukla en zor imtihanımı yaşadım. Çocuklarım beni üzmediler ama o gece bana bişey olursa -ki aslında olan olmuştu; ateşim 39.9 u görmüştü- ne yaparım diye çok düşündüm.. 2 saat aralıkla da olsa alabildiğim o tek ağrı kesiciyi yine aldım, çift doz.. Öyle böyle sabahı ettik. SalihaBetül'ü okula gönderip hastaneye bir geçtik, geçiş o geçiş. 2 gece refakatçi koltugunda da olsa ben de hastanede kaldım. Eşimin ateşini ölçmeye geldiklerinde benimkini de ölçtürüyorduk. Birbirimizden geri kalır yerimiz yoktu. Sadece benim tedavim çok sınırlıydı emzirdiğim için .. SalihaBetül 2 gün aile dostumuzda kaldı. Zaten sınıf arkadaşı olan MeryemNur la okula gitti geldi, akşam erken yatıp sabah erken kalktı, çokça eglendi. Telefonlara bazen çıkmak istemedi, çoğu zaman da kısa kesti. Gelir onu alırız diye düşündü. Bizim sağlığımızın ciddiyetinin farkında oldugunu pek sanmıyorum. AliMahir ise odanın bir köşesinde bebek arabasında yattı. Ortam onun için hiç sağlıklı değildi kesinlikle biliyordum ama hem geçmeyen ateşim çokça yükseldiğinde hastanede olmanın güveni beni rahatlatıyordu, hem sıcak yemek, iyi bakım sunuluyordu, hem de SalihaBetül'e hastalığımızı bulaştırmıyorduk. Hal böyle olunca anne sütünün korudugunu düşündüğüm AliMahir'i "feda etmek" durumunda kaldık.. İlk iki gün birbirimize su verecek takatimiz yoktu, sürekli yüksek ateş ve ağrılarla savaştık.
Havalimanı hatırası. Bu fotografa bakıp bakıp çok duygulandım dedi SalihaBetül..
 Ücüncü gün artık yavaş yavaş toparladık kendimizi. Ve üçüncü günün sonunda evimize kavuştuk. Sağlık elde iken pek kıymeti bilinmiyor evet,bunu sıkça tekrarlarız her birimiz belki.. Ama gerçekten bu sefer hastayken çok tatsız, mutsuz ve üzüntülüydük.. Kızımızı çok özledik. Allah bir daha hiç ayırmasın bizi diye dualar ettik. Şimdi iyiyiz; çarşamba hastanenin çıkışının ardından evde hemen hazırlıklara başladık. Perşembe babacığı Mekke'ye gönderdik. Abi kardeş olur mu olmaz mı derken ticari vizelerini alıp Mekke'ye girmeyi başardılar. Hatta umre bile yaptılar.Tabi malesef sadece 5 gün kalabilecek olmaları onları üzüyor ama en azından deneyip gördüler.
İki çocukla iyi idare etim sayabilirim kendimi; sanıyorum... Dün ve bugün gezmeye bile gittik 3 kişi.. İnernet vesilesi ile babacık ile sürekli haberleşebilmek ve bilgi alışverişi yapmak da rahatlattı bizi. Şimdilik  asayiş berkemal.. Fakat aynı şeyi 3 hafta sonra 2 aylığına bırakıp gittiğinde söyleyebilecek miyim acaba, bakalım..

25 Şubat 2013 Pazartesi

Uyku Sersemi Doğa, Yat sen Biraz Daha..

Kolajdaki ilk fotografı yayımlayalı 8 hafta kadar olmuş.. İkinci fotograf ise 2 hafta kadar önce... 8 hafta önce ben henüz doğurmamıştım, hatta kocaman karnımla hala okul için değişik ne yapabiliriz, çocuklara nasıl faydalı olabiliriz diye düşünüyordum. Derken çevre ve geri dönüşüm konusunu öğreniyorduk..  tevafuken Tema vakfı ve Minik Tema ile tanıştık. Elbette kendilerini biliyorduk ama vesile ile onları okulumuza davet edip daha yakından tanıma fırsatı bulduk.
Çocuklara ağaç dikmenin, ormanlarımıza sahip çıkmanın ne kadar önemli oldugunu anlattık, şarkılar söyledik, bir kaç kısa film izledik. Sonra upuzun bir masa hazırlayıp minik ellerimizle toprağı avuçlayıp meşe palamutlarını minik saksılara ektik. Minik meşe palamudu tohumu için önce saksının içine topraktan bir yatak yaptık. Sonra kışın uyuması için meşe palamudunu toprağa yatırdık. Öncesinde ellerine alıp tohuma kendilerini tanıttılar yavrular. Bundan sonra ona kendilerinin bakacağını, şimdi kış boyunca topragın altında uyuyup bahar geldiğinde uyanacaklarını fısıldadılar. Yatırdıkları meşe palamudunun da üstünü bir güzel toprakla örttüler. Sonra kış boyu susamasınlar diye can sularını içirdiler. güneş alan güzel bi köşeye koyduk hepsini ve uyanmalarını bekledik haftalarca. Derken birer birer uyandı minik meşe palamutları. Tohumu filizlenen 3 şanslı çocuktan biri SalihaBetül'dü.. Nasıl sevindiğini anlatmama gerek yok sanırım. O günden beri bahar geldi türküleri dilinde. Bahar gelmiş ona göre, doğa uyanmış.. Gerçekten de pek farklı değil durum. Mevsim Şubattan beklenmeyecek kadar sıcak, güneşli.. Şu sıralar cemreler de birer birer düşerken, bu baharın erken gelişi ürkütüyor beni. Çünkü bu kış pek kar yağmadığı geliyor aklıma ve dertleniyorum.. Bakalım kazmayı küreği ne zaman yaktıracak... Leylekler bari aceleci davranmasa... Hayırlsıyla..

18 Şubat 2013 Pazartesi

Sabır

Babam neden burada değil derken akşamları işten geç gelmesinin sebebini anlatıyordum çocuklarıma yahu... Nereden çıktı bu iki aylık Kore seyehati.. Her günümüz yaz gelince yapacaklarımızın hayalini kurmakla geçerken, babaları yokken iki çocukla benim ne yapacağımı konuşmakla geçer oldu.. Gerçekten çok merak etmekteyim ne yapacağımı.. Neyse daha 1,5 ayımız var bunu düşünmek bol bol sözünü etmek için... Çok düşünceliyim be günnük...
Ayrıca bu bir numara çok üçkağıtçı çıktı.. "Kardeşimle bizi böyle yan yana çeksene" dediğinde güzel güzel gülümseyecek sanmıştım. Nerden bilebilirdim aslında hiç de asık suratlı olmayan iki numaraya böyle müdahele edeceğini.. benimse bu anı fotograflayabilmem çok ilginç oldu.. Sabır diliyorum kendime.. Belki de ok eğleniriz yaa, belli mi olur...

29 Ocak 2013 Salı

"İlk"ler ile Dolu Bir Yazı..

Zaman pek de hızlı geçmiyor demiştim bir kere; o iş pek öyle değilmiş. Evden çıkmazken, anne yemek yapıp tüm ev işleri ile ilgilenirken ve bunun yanı sıra ablanın kahvaltısını yaptırıp okula gönderirken sana yapacak tek iş olarak emzirmek ve bol bol dinlenmek düşünce vakit yavaşmış gibi görünüyormuş.. İş başa düşünce ev, yemek, bir de üstüne gezme tozma kıvamında da olsa işe gitme eklenince hafta göz açıp kapayıncaya kadar geçiverdi. Bu arada birkaç misafir ağırlama, miniğin ilk aşısı, ablanın karne heyecanı, onun heyecanına ortak olup günün anısına bebek ve çocuklu ilk gezmemizi de yaptık. Çok şükür şimdilik asayiş berkemal. Bir ara çuvallar mıyım acaba diye endişe etmiştim aslında ama öyle ya da böyle bir düzen oturttuk gibi, hadi hayırlısı..
Ayrıntılara deyinecek olursam Perşembe günü ilk kez iki çocukla evden dışarı çıktım. Dışarı dediğim de okuldu ama bizim için önemliydi. Aylar sonra ben ilk kez okula gittim; göbeksiz halimle.. SalihaBetül beni uzun süreden sonra okulda gördü. Her gördüğünde gelip öpmek istedi. Gelemiyorsa da öpücük gönderdi. Onun için zordu elbette, ne de olsa kucağımda kardeşi vardı, ve belki kim bilir bizimle olmak istiyordu canı.. Okuldaki diğer minikler için de epey değişik bir gündü. Hepsi önce göbeğime sonra da kucagımdaki bebegime bakıp kikirdediler. O gün adını çok sıcak olmasından mütevellit arkadaşların Ağustos koydukları odayı bebege göre düzenlemekle, yokluğumda olup bitenleri dinleyip kah gülüp kah sinirlenmekle geçti. Epey özlemişiz birbirimizi. İyi geldi...



Ertesi gün miniğin 1. ay kontrolü vardı.. Tam 1. ayında ortalama 1 kg artmış kilosu ve neredeyse 8 cm uzamış boyu. Sağlık ocağında kilosu tamam ama boyu bu kadar uzamış olamaz dedi bebek hemşiresi. Muhtemelen doğumda yanlış ölçmüşlerdir deyip konuyu kapattık. İlk ay aşısı olan hepatit aşısı da yapıldı. Yanımda kimse olmadığından gayet metanetli davranıp tavan yapan hormonlarımla birlikte o ağlarken ağlamamayı başarabildim. Belki de iş başa düşünce bir güç geldi kim bilir. İki çocuklu olmak aynı zamanda kontrolü elde tutmakla ilgili epey katkı sağladı bana.. yani sanırım... Ertesi gün de doğum doktoruna kontrole gittik. Tüm ölçümler, sonuçlar, öneriler...vs aynıydı. 1. ayı güler yüzle 4600 kg 59 cm boy ile kapattık, istikrarlı olmasını diliyoruz ;) 1.ayı bitirirken daha uzun süre uyanık kalan, uyanık kaldığında kendi kendine sesler çıkaran, özellikle yanaklarına, burnuna ve çenesine minik dokunuşlar yapılınca ve yumuşak ses tonu ile konuşunca gülücükler veren bir bebek oldu AliMahir. Gazı pek yok neyse ki, çok şükür... Emzik alması için bir gayret çalışıyoruz ailecek. SalihaBetül'e oranla daha performanslı bu konuda.. En azından 1 dk dan fazla tutabiliyor ağzında emziği..  Aramız iyi şimdilik...

Kızımın ilk karne heyecanından bahsedecek olursam;  okulda her sınıf için bir pasta hazırlandı, sınıf sınıf salona inip önce sohbet edildi, sonra pastalarını yediler. Ardından da tek tek karnelerini alıpeğlenip dans ettiler.. Tüm yüzler neşeliydi. Karne olarak verilen belgede çocukları üzecek hiçbir değerlendirme yapmama kararı almış ögretmenleri. Herkese bol gülenyüzlü bir karne hazırlandı. Veliler için ise gercekci olarak düzenlenmiş gözlem raporu hazırlandı. Bir de bunları koydukları bir dosya vardı ki içerisinde bazı kişisel sorular vardı. En sevdiğin renk, yemek, oyun, oyuncak, hayvan, meyve..vs. Bir de büyüyünce ... gibi olmak istiyorum sorusu vardı ki okuduğunda insana ne absürd bir soru bu böyle diye düşündürmeden edemiyordu. Fakat sonra ögrendim ki bizimki bu soruya verdiği cevapla herkesi şaşırtmış. Herkes olmak istediği mesleği söylerken SalihaBetül "annem" gibi olmak istiyorum demiş. Artık o kadar çocuk içinden bir SalihaBetül mü doğru anladı soruyu yoksa fazla düşünmeden her kız çocugunun vereceği klasik anne rol modelinden yola çıkıp tembellik mi etti bilmem ama şu bir gerçek ki beni çok duygulandırdı. Eve giderken bu soru üzerine biraz konuştuk ve bana senin gibi güzel işler yapabilmek istiyorum anlamında bişiyler söyledi.Hatalarının farkında olan, kah düzeltmeye çabalarken kah bu konuda çok tembel davranan annesini çok utandıran, düşündüren, biraz üzen çokça mahçup eden kızım; dilerim ki iyi insan olursun.. Karneyi aldıktan sonra onun isteği üzerine sahile gittik. AliMahir pusetinde sıcacık mışıl mışıl uyurken önce biraz yürüyüş yaptık,sonra parkı görüp dayanamayıp salıncakta sallandık. Salanırken laf arasında AliMahir olmadan önce de hep parka geldiğimizi, o olduktan sonra da benim onu parka götürdüğümü söyledi. Fazla üzerinde durmadım, elbette deyip uzun açıklamalar yapmadım. Olacak böyle tespitler, bunlar beklediğimiz şeyler :)Fakat sunu söylemeden geçemeyeceğim; AliMahir 1. ayını bitirmişken SalihaBetül eskiye oranla daha iyi durumda. Evren demişti  en fazla 3 hafta diye, inanmak istemiş inanamamıştım. 3 haftadan fazla sürmüş görünebilir ama ilk birkaç hafta benim sağlık durumumdan dolayı kayıp haftalar olarak sayılırsa değişim için tam yeri tam zamanı diyebiliriz :) Birlikte daha çok vakit geçirmeye ihtiyacımız var; adım Hıdır bunca yaşanandan anladığım budur. Daha çok ve daha kaliteli vakit...

Bu arada c.tesi günü SalihaBetül'ü farkettiğim bazı sıkıntıları sebebi ile kbb uzmanına götürdük. Çok yoğun sinüziti oldugunu, bunun kulak içi dengesini bozup duyma ile ilgili de sıkıntı verebileceğini ama kesin sonucun ancak tedaviden sonra yapılacak ölçüm ile değerlendirileceğini, bademcik ve geniz etinin çok büyük oldugunu, uygulayacağı tedaviden sonraki değerlendirmeye göre geniz eti operasyonu ve belki bademcik küçültme yapılması gerekeceğini öğrendik. Biraz vicdan azabı ile karışık hallerdeyim. Biliyorum ki sinüzit insanı geren ve asabiyeti arttıran bir hastalık. Aynı zamanda kulak da vücudun denge merkezlerinden biri..  Hasta görünmezken bunları duymak bir de üstüne tedavi başlatmak epey şaşırttı bizi.. Umarım gerginliği, asabiyeti, duymazdan gelmeleri bununla ilgili değildir.Belki geçmek bilmeyen kuru öksürüğü bile buna bağlayabilirim. Evet suçlu bulundu...

23 Ocak 2013 Çarşamba

Mutluluğun Resmi?

Nasıl tatlı görünüyorlar değil mi? Gerçekten çok tatlılar. Bakmaya, seyretmeye doyamıyorum. Ama birkaç saniye sonra kardeşini öpecek, biliyorum... Büyütecek birşey değil, onu da biliyorum.. Büyütmüyorum da.. Sonra yanağına dokunup ikinci, üçüncü hatta onuncu öpücük geliyor. Bakıyorum artık öpücükler masumiyetini kaybetmiş, miniğin yanaklar ıslanmaya başlamış.. O zaman "eh bari sesleneyim" deyip "SalihaBetül" diyorum.. En yumuşak ve en tatlı sesimle.. Bakıyor mu, tepki veriyor mu; hayır.  Niye bakmıyor? "Efendim" demesin, varsın en kaba haliyle "hö?" desin ne biliyim "ne?" desin.. Ama demiyor. Beni dinlemiyor. Neden oralı olmuyor? Hal böyle olunca  ben de ikinci hatta onuncu seslenişimi yapıyorum ve bakıyorum ki artık seslenmelerim masumiyetini kaybetmiş, tonu artıp beraberinde hatırlamak istemediğim cümleler devamında geliyor.. İşte orada ne yapacağımı bilmiyorum.. Zıvanadan çıkmak aklı selimliğimi kaybettiğim anda bile tercih etmeyeceğim bişey, yani en azından yapmamam gerektiğini biliyorum.. Sabır ne çok gerekli bana.. ve geniş bir yürek..
Ah sonra tekrar bu fotografa bakıyorum. Elde var hüzün.. Biliyorum bir aya kalmayacak bitecek..o zaman bu yazıyı okuyup kızıcam kendime.. neyse ki fotograf yazıların hemen üstünde olacak gene, kızdıktan sonra yine bu fotografa bakıcam. Evin her köşesine koysam bu fotograftan adam olur muyum acaba? 

10 Ocak 2013 Perşembe

Kardeşli Hayat.. Kardeşle Hayat..

Kardeşli hayat pek de hızla geçip gitmiyor bence. Sonuna kadar her günün her anın tadını çıkarıyoruz. Ve belki bu defa SalihaBetül'deki aceleciliğim yok. Epey yavaşlatmış hissediyorum kendimi. 11. gün itibariyle göbeği düştü AliMahir'in ve evdeki ilk banyosunu yaptırdık. Altı alınırken dahi temizlik mendilinin serinliğinden haz etmeyen, üreperip kimi zaman ağlayan nazlı oğlan, küvetine girince de bastı yaygarayı. Evet, pek uzun sürmedi ama banyodan çıkınca ağlayan kızımı düşününce "çok" ağladı demek yerinde oldu.. Kendimizi sürekli SalihaBetül böyleydi/böyle değildi, o severdi/sevmezdi, yapardı/yapmazdı derken buluyoruz. Kıyaslama değil elbette, fakat sürekli bir mukayese durumu sözonusu oluyor.. İstesek de istemesek de... Bir de insan çok çabuk unutuyormuş, iyi ki yazmışım dedim şimdi tekrar tecrübe ederken.. Hatta keşke daha çok yazsaymışım  diye hayıflandım.. Neresinden tutarsam kardayım deyip avuttum kendimi..
Şimdilik daha çok uyku modunda geçiyor günlerimiz.. ve emme modunda geçiyor gecelerimiz. SalihaBetül sanki daha mı çok uyanık kalıyordu diyoruz birbirimize. Ama yok 1. aydan sonraydı o halleri diye düzeltiyoruz sonra. Altını değiştir, emzir, uyusun, uyurken sev biraz.. Ha bir de ablası var ki önceleri müdahele etmeyelim de kıskanmasın derken artık elleme kızım, o oyuncak değil, öpüp durma dediğim oluyor. Çünkü o kadar çok öpüyor ve o kadar çok dokunmak istiyor ki.. Fakat kendi kendimi de çelişkilere düşürmüyor değil onun bazı halleri. Okuldan gelince ayakkabılarını bir hışımla çıkarıp kardeşim napıyor diye yatagının başına koşuyor ya.. Hele ellerini yıkayınca ellerini ve hatta bazen agzını kalorifer radyatorune dayamıyor mu? Kardeşim soğuktan hoşlanmıyor, elimi agzımı ısıtıyım da öyle öpiyim diye.. Vicdan vicdan... Ne zor dengede tutmak..Bugün itibariyle 2. haftayı bitirdi AliMahir.. 2. haftasını bitirirken daha çok uyanık kalıyor.. Hatta etrafı incelerken görüyoruz kendisini. Anneannesi altını açık bırakıyor bazen, çok rahatlıyor, kendi kendine sesler çıkarıyor. Keyifli oldugu her halinden belli.. Ama bezini bağlarken hele de temizleme mendili kaloriferde ısıtılmadan popoya sürüldüyse basıyor yaygarayı :) Neyse ki SalihaBetül var; hemen hızlı çarçabuk bir çözüm buluyor. Fotografta görüldüğü gibi kardeşinin minik  çoraplarından kukla show yapıp gercekten de sakinleştiriyor AliMahir'i..

Derken, oğluş 2 haftalık olmuşken kış mevsimine de girmiş bulunduk beraberinde. Yılın belki ilk karı değildi ama bayagı tutan ilk karı yağdı bu hafta. Hatta 2 gün okullar tatil oldu. Oysa durum o kadar da vahim değildi kanımca, neyse... Kar tatilinin neyse ki tadını çıkardı SalihaBetül. Anneannesi ile kar yürüyüşü yaptılar, alışverişe çıktılar. akşam dedesi ve babası ile kartopu oynamaya çıktılar. Bir keyif bir keyif. Çok mutlu oldu, onu mutlu görmek bizi de mutlu etti. Ama işte söyle bir sorun var ki aşacağız diye ümit ediyorum; mutluluklarının ardından mutlaka bir maraz çıkarıyor.. Ya bir memnuniyetsizlik, ya bir şımarıklık. Neyse neyse, kötü düşünceler olumsuz hisler kış kış.. Evde kaldığı süre boyunca birlikte çok geç kalmış bir hediye paketi süslemesi yaptık. Birlikte vakit geçirirken "AliMahir dogunca benimle hiç ilgilenmezsin diye düşünmüştüm biliyor musun annecim" diye minik bir itirafta bulundu. İşte o günden beri neler düşündüğüm, neler hissettiğimi ne siz sorun ne ben söyleyeyim.. o kadar farklı ki.. Ve 4 senedir yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmezken birden annesinin onunla alışverişe gelememesi, kartopu oynayamaması, ve hatta karnın acır annecim deyip koynuna sokulamamasının hissettirdikleri o minik kalbine.. Güzel kalbine.. Eminim herşey çok çabuk, çarçabuk yoluna girecek. Zaten yoldan çıkmayan sadece yavaşlayan hayatımıza sonradan dahil olan AliMahir yalnızca biraz daha eğlence ve renk katacak. Bu noktada bana düşen bol sabrı ve geniş yürekliliği diliyorum Allah'tan..

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...