28. Ay etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
28. Ay etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Mayıs 2011 Çarşamba

Hmmm...

İlk kez biri için bir el emeği yapıyor değilim elbet.. Ama bu malzemeler ile tanışmam ilk.. Yaptığım şeyi durup durup seyretmemiz de:) Buldumcuk olduk ana kız.. Du bakalım, belki eline ulaşmıştır ve gülümsetmiştir gittiği yeri:)

17 Mayıs 2011 Salı

Afiyetle...

Hafta sonu dinlenmesi mi, o da ne? Bi gönülde iki sevda olmuyor işte.. Hem gezeyim evde durmayayım hem de dinleneyim deyince haftaya enerji depolayarak girmek pek kolay olmayabiliyor. Tabii bunun yapılan aktivite ile de ilgisi yok değil. Örneğin kardeşin evine gidiyorsan SalihaBetül Harun ile oynarken, zavallı kardeş mutfakta yemek hazırlarken köşe koltuga kurulup mis gibi bi şekerleme yapabiliyorsundur, bu durumda o gezme aktivitesi enerji depolama olarak geri dönebiliyor. C.tesi benim için işte böyleydi. Biz öglen vaktinde babacık ise iş çıkışı geldi. Ben akşam üzerine doğru aslında uyunmaz denilen saatlerde o minik tatlı kestirmeyi yaptım. Gerçi uzun zamandır gitmeyip de sohbet etmek yerine içeride uyuyunca birazcık ayıp oldu sanki ama kardeş evi değil miydi ya.. Güzel bir gündü, sohbet muhabbet her zamanki gibi harikaydı. Allah bozmasın :))
Pazar ise İstanbul yollarında idik.Anne ile babanın nikahında gelin arabasını kullanan abinin düğünü için.. Üşendik evde kahvaltı etmeye, toparlandık kahvaltı için sahile gittik. "Açık büfe yemek istemiyoruz arkadaşım sadece 2 tost yiyip çay içicez, olmaz mı?" dedik. Olmazmış. Aç bil aç sahilin öbür ucundaki kafetaryaya gittik: Baba,kız hoplaya zıplaya ben ise yakınlara park edebilmek için araba ile.. Neyse ki yedik tostlarımızı, içtik çaylarımızı.. Güneşin güzelliğine esir olarak iki çift muhabbetin belini bile kırdık :) Yolumuz uzun, yapılacak çok iş vardı.  Hava güzeldi ama İstanbul işte bazen trafik demekti, işkence demekti. Nitekim Üsküdar Evlendirme Dairesine gidebilmek için yarım saatten fazla Harem,Üsküdar arası yol tuttuk. Üzerine arabayı parkedebilmek için civarda birkaç tur attık. Neyse ki yarım saat rotarla vardık.. Böylece zaten yarım saat rotara ugramış olan nikaha tam vaktinde ulaşabilmiş olduk. Tatlı Ömer'i güzel Ece'yi gördük, hasret giderdik.. Geline hayran hayran bakıp alkışlayanların başını tuttuk:)Ağzımızın tadı bozulmadan evimizin yolunu tuttuk. Ama işte neydi yolunda gitmeyen bilemiyoruz. Eve gelir gelmez attık kendimizi koltuğa. Ben bu sabah daha iyice kalktım da eşim için aynı şeyi söylemek pek mümkün değil.. Yenice girdik evimize: acilden.. Serum takviyeleri ile açabildi gözünü.. Neymiş, sadece baharın gelmesi de yetmezmiş, sağlık olmazsa olmazmış, Allah sağlık, sıhhat, afiyet versinmiş.. Hepimize efenim..

Ayrıca akşam üstü gelen bi mail bile babacığın gözünü açtıramadı yazık:) Arabamız geliyormuş, yoldaymış.. 1-2  güne kadar bitecekmiş bu hasret.. Allahım ne uzun sürdü..

14 Mayıs 2011 Cumartesi

Sanat Sever..

Bu sabah sözleştiğimiz üzere evden çıkmıştık, tam da arabaya binerken iptal olmak zorunda kaldı. Ama arabaya binmiştik bi kere.. geri dönmek olmazdı.. Kalktık sinemaya gittik.. Ne alaka değil mi? Ama gerçekten ne zamandır denemeyi istiyor, türlü senaryolar kurup dile getiriyordum fakat mamafih babayı bi punduna getirip ikna edememiştim. Bugün madem anne-kız günü olmuştu ne yapılacağına birlikte karar verecektik. Hemen seanslara baktık, uygun bir salon bulup biletlerimizi aldık. Filmin adı: Rio idi. Aslında 3 boyutlu seçeneği de varmış filmin fakat bizim sinemada 3D yoktu, olanların ise seansları çoktan geçmişti. Bahtımızda bu varmış deyip patlamış mısırımızı da alıp geçtik salona.. 
Oturup filmin başlamasını beklerken etrafı iyice kolaçan etti SalihaBetül. Bense çok ayrıntı anlatıp onu telaşlandırmak istemiordum. ama kısa kısa bahsetmemin uygun olacağını da düşünmüştüm. Sadece şimdi ışıklar kapanacak; filmi daha iyi izleyebilmemiz için. Ayrıca film başladıktan sonra konuşmamamız gerekli, tamam mı dedim. Başından sonuna kadar eğlenceli müzikleri ile kah oturdugu yerden dans ederek, kah ise sessiz sessiz gülümseyip el çırparak izledi filmi.Bir ara dönüp "Annecim nasılsın, eğleniyor musun?" diye sorayım dedim, hemen eliyle sus işareti yaptı ve "Annecim sinemada konuşmamalyız" dedi, beni dumur etti. "Peki" dedim arkama yaslandım:) 
Herşey gayet güzel ve olması gerektiği gibi ilerliyordu. Sadece kuşları kafese koyup kötü davrandıkları sahnede ağlamaklı oldu, kucagıma gelmek istedi ve "Annecim film bitsin artık" dedi.. Sakinleştirmem ve ikna etmem uzun sürmedi. Nemo yu izlerken de böyle yapmıştı. Nemo kaybolup babası ardından aglayınca oturup o da ağlamıştı. Kime çekmiş bilmem, burcu da balık değil ki:)
Film bitip de ışıklar açılınca da "Bu bitti, şimdi de Nemo başlasın" dedi :) Beyaz perdeyi de sevdi velhasıl. 
Sonra bir kahve molası verdik çekirdek aile.. Çok sevdiğimiz "dayıcım" da.. Eve gelip neredeyse 2,5 senedir çalışmayan küvetin jakuzisinin çalışması ile köpük banyosuna dönüşen yıkanma seansı uyku ile tatlı bi şekilde sonlandı .. Çok şükür..

9 Mayıs 2011 Pazartesi

Şanslı bir anneyim..

Şanslı bir anneyim; cünkü güne çook güzel bir kahvaltı ile başladım.. Baba-kız ben uyuyorken bir olmuşlar enfes bir kahvaltı hazırlamışlar. Pek aşina olmadıklar mutfaktan ne buldular ise... Sıcacık güneşin ısıttığı odamıza gelip yine sıcacık öpücükleri ile uyandırdı tatlı kızım beni; "Annecim hadi kahvaltı hazır" diye.. 
Kalkmamak mümkün müdür? Duvara elektrik bantı ile yapıştırılan not eşliğinde yine sıcacık ettik kahvaltımızı.. Babaannemizi, anneannemizi başta olmak üzere anne olarak aklımıza gelen yakın dostlarımızı, büyüklerimizi arayıp sohbet ettik, anneler gününü kutladık.
Getirdiği cuma gününden beri biri t.v. sehpasında digeri de duvarda olan okulda ögretmenlerinin yaptırdıgı faaliyetini tekrar verdi bana SalihaBetül. Yine ilk defa görmüşüm gibi sevinip heyecanlandım, hem de tüm samimietimle. Zaten her baktığımda da öyle oluyordu:)Çok sıradan ama çok özel bir gün oldu benim için.. SalihaBetül'ün büyümesi ile daha da keyiflenen bir anneler günü oldu benim için. Onun "bugün anneler günümüş annecim" heyecanını görmek bile başlı başına bir mutluluk sebebiydi. Akşam üzerine doğru ise bir kahve molası verdik, en deniz manzaralısından, en keyiflisinden.. Ama içtiğim en berbat filtre kahve idi, bi daha tövbeler olsun dedirtti:) Olsun ağzımızın tadını bozmaya yetmedi, baba-kız sevgisinin aroması daha baskındı...

6 Mayıs 2011 Cuma

En Şirin Baykuş

Araba elimizden uçup gittiğinden beri, yenisi bize gelmeye pek de gönüllü değilken biz alıştık şehir içi minibüslerinde yolculuklara.. Vesile ile minibüs durağına kadar yürümelere.. Henüz bahar gelmiyorken, gelmediği etmezmiş gibi yağmurları sokaklarımızda minik gölcükler yapmışken... ve SalihaBetül gayet tiyatral gözlerini süzüp boynunu büküp, "suya girebili miyim annecim, cup atlayabili miyim?" diye sorarken...elbette izin vermemek mümkün değil. Sadece derin sulara girmek yok anlaşması ile.. Arada "annecim, annaşmayı bozdum, ıslandım" dediğinde bile kızamadan geçiyor hayat. Bazen yorucu, çokça keyifli, herseferinde mutlaka şaşırtıcı ve güldürücü işte.. 
Dün yine bir minibüs yolculugu esnasında bizim koltugun demir tutamaklarını tutan genç bir kızın uzun ojeli tırmaklarını görüp :"Annecim abba tırnaklarını kesmemiş, hem de boyamış" dedi.. Tabii ojeli tırnakların sahibi de dahil olmak üzere herkes konudan haberdar oldu malesef. Biraz utandım başta, ama neyse ki abla bu yorumu gayet sempatik buldu, gülüştüler filan..  Sohbeti ilerletip Aydın'da anneannesi oldugundan girip, akşama onun yaptıgı sarmaları yiyeceğimizden bahsetti. Öyle olmamasına ragmen mercimek çorbası ve ıspanak yemegini de ekledi mönüye.. O yapacakmış, bense okula gidecekmişim.. Aaah nerdee, keşke:)
Velhasıl nerede ne diyeceği belli olmuyor bu yukarıda gördüğünüz baykuşun.. Bolca izlediğimiz 3 minik baykuş videosundan sonra "baykuşlar nasıl bakar?" sorusuna aldığımız yanıt bu.. 

4 Mayıs 2011 Çarşamba

...Piyangodan Aydın Çıktı

Uzun aranın özetini veremeyeceğim. Cünkü her nedense gercekten sebebini bilemediğim bir şekilde kayıtları hazırlayıp hazırlayıp yayınlayamadım. Ya sonunu baglayamadım, ya girişi nasıl yapacağımı bilemedim. Velhasıl olmadı işte. Şimdi ne durumda mıyız? Yavaş yavaş eski düzenimize girmeye çalışıyoruz. Paldır küldür .. Evindeki tadilat sebebi ile babaanne 3 haftadır bizimle kaldı..Babası gectiğimiz C.tesi O'nu Kütahya'ya  kaplıcaya götürecekti ki birden plana bizi de dahil ediverdi. Zira gitmesine son 1 hafta kala 2 kere babaannesine, 1 kere babasına ve defaatle bana dudaklarını uzata uzata ve gözlerini ise kısa kısa "Biliyo musun, ben ananemi çok özledim, Mustafa Dedemi de çok özledim" dedi SalihaBetül. Bu dramatizasyonda en  ufak bir etkim olmadı, yemin ederim:)) Velhasıl kelam bir ekstra Aydın gezisi çıktı bize piyangodan:) Hatta o piyangodan Derya Teyze ile birlikte bir Aydın gezisi çıktı :))
Yola epey erken çıktığımızdan dolayı yolculugun ilk saatlerinde ilk fotografta görüldüğü üzere resmen agzı açık uyudu SalihaBetül.. Ama yine de Kütahya ya kadar iyi sabretti, pek üzmedi.. Aydın'a çok geç kalmayalım diye babaannemizi yerleştirip çıkacaktık ki koca küveti gören SalihaBetül "ben de yüzücek miyim, içine giricek miyim?" diye sordu.. 5 dk izin verdik, cup cup oynadı, keyfi yerine geldi iyice:) Sonra yolumuza devam ettik. Güzergahta önce Kütahya olunca Aydın'a her zamanki yoldan değil Uşak-Denizli üzerinden gittik. İnanılmaz güzel köy yollarından geçtik, görmediğimiz kadar kepçe ve iş makinası ile envai çeşit hayvan sürüleri ile karşılaştık. Ege ye bahar gelmişti, gelincikler, henüz yeşil ekinler... Herşey enfesti ve görülmeye degerdi. Nihayet geldiğimizde ise sürpriz yaptıgımızı sandığımız anneanne ve dede gayet hazırlıklı karşımızdalardı. Meger Harun biz yola çıkmadan 1 gün önce sürpriz yapacağımızı bilmeden agzından tüm planı kaçırıvermiş. Biz bir sürpriz yaşadık yani:) Gerci hoş bu durum bize taze asma yapraklarından sarılmış mis gibi sarmalar ve mis gibi yemekler olarak geri döndü, fena olmadı hani:)
Akşam üzeri saatlerinde varmıştık Aydın'a ve SalihaBetül ile dedesi solugu büyük nine nin bahçesinde aldılar. Bezelye topladılar, erik yediler, yeni doğmuş yavru kedilere yoğurtlu ekmek verdiler. Elleri çiçeklerle geldi her seferinde bahçeden. Çok sevdiği, halinden memnuniyeti her seferinde bahçeye yönelmesinden belliydi..
Ertesi sabah kahvaltıda bahçeden toplanan ıspanaklar ve taze soğanlarla yapılmış saç böregi vardı.  Hamurun birazı da tepsiye girip enfes bir börek olmuştu.. Tek kelime ile harikaydı anneciğimin börekleri. SalihaBetül afiyetle yedi.. Hatta kurabiyeye benzettiği hamur bezelerinden birini alıp üzerini una bulayıp açmaya çalıştı. Olmadı yuvarladı, yine açtı.. Anneannesi arada merdanesini aldığında bozuldu:) Sonra da afiyetle yedi ekmegini.
Günler ne de çabuk geçivermişti. Dayının artık hiç ama hiç çalmadığı gitarını sanki anasının karnından virtüöz doğmuş gibi çaldı.. Bir de ayagının birini hafif kaldırması yok muydu:) Öldük gülmekten.. Gün kah balkondaki salıncakta, kah Ceren'le oynayarak günün sonunda da teyzoştan kitap dinleyerek geçti. İznimiz yoktu, ekstradan bir tek pazartesiyi dahil etmiştik.. Pazar günü zaten amcanın büyük arabası ile çıkmışlıgın verdiği rahatlıkla kollarımız dolu geldik pazardan. İkişer üçer taze taze pazar alışverişimizi de yaptık. 
Çok güzel çok keyifli bir Aydın gezmesiydi velhasıl.. Ayrılık vaktinde dolmaya meyilli gözleri de güldüren O'ydu..  "ağlama annanecim yine gelicez" dedi. "Ama sen de gel" demeyi ihmal etmedi.. Dönüş yolunda biraz koltugunda oturmakta mızıldanan SalihaBetül'ü İzmir otoban çıkışında radara yakalanan anneyi durduran polis aracı biraz teskin etti. Elinde Maisy ile uyuyakaldı. Ve şükür sağsalim yine evimize döndük:)

29 Nisan 2011 Cuma

Özledik...

Hem de çoook.. Hem blogumuzu, hem kameramızı, bir türlü gelmek bilmeyen baharı, arkadaşlarımızı, herkesi, herşeyi.. Hiç niyetimiz yokken minik bir ara kocaman bir terkediş gibi oldu.. Ama uyandık uzuuun uykumuzdan, pijamalarımızı çıkarıp geliyoruz inşallah :))

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...