29 Nisan 2019 Pazartesi

29.04.2019

Havalar gayet ısındı ve Bodrum çok kalabalık. Niye şimdiden bu kadar kalabalık anlamış değilim.
Üretici bir hafta sonuydu. El işi ve yemek üredi bol bol. Paspas niyetiyle başlayacakken kızımcığımın isteği üzerine dönüşen halı yolluk, yine isteği üzerine deniz yıldızı süslemeleriyle tamamlandı ve yerine yerleşti. 80x160 cm boyutlarında oldu.

Derken, kendi dönüşümüm içerisinde hemen yeni bir işe başlamadım. Onun yerine, ilginç gelen, daha önce hiç görmediğim bir motif deneme yaptım.


Şimdi ne iş yapacağımı bilmiyorum ve garip bir duygu. Ne kadar böyle kalabilirim bilmiyorum.
Ve, seve seve, sindire sindire Kemal'i okuyorum. Harika geldi. Bir de Simyacı'yı yeniden okuyasım vardı, başladım, ikisi bir devam ediyor.


Şimdi gidip çalışayım.

26 Nisan 2019 Cuma

Gül Fatma, Bodrumca filan

Dün akşam eve gittiğimde hava şahaneydi, tam bahçeyle oynamalık... Yeni çiçek fideleri ektim, bazılarının yerini değiştirdim, aslında minnacık olan ama benim kendisine bir dev muamelesi yaptığım bahçemde bir yeni yenidünya ağacı fidesi için yer bile açtım. Büyük kızımcığımın istedi onu, mutlak bulunmalıydı yani bir yer ;)
Toprakla haşır neşir olmak şahane bir duygu. Çimlerin arasından ve arka bahçedeki bostandan durmaksızın fışkıran yabani otları ayıklarken her ne kadar söylensem de, iş bitip salona döndüğümde kollarım ve bacaklarım sızım sızım sızlasa da hem de. Asla iş bitmiyor, sürekli kendiliğinden bir değişimde, dönüşümde sanki. Bunlara ortak olmak ise ancak ne yaptığının farkındaysan güzel, değilsen düpedüz sadece angarya iş gibi görünebilir. Sabah mutfak camımın önünde günlerdir tomurcuklu bekleyen pembiş sardunyalarımın açtığını gördüm. Bir çocuğun doğumunu, bir sınavın sonucunu, bir arkadaşınla kavuşacağın an'ı bekler gibi sabırsızdı, heyecan doluydu bekleyişim. Bunlara bakınca bu sabah, örnek alıp döndüm tekrar güneşe doğru ben de. Deneme birki yani ;))



Şimdi o evyenin başında iş yapmak pek pek pek daha güzel olacak. Şişşt, perdeyi hatırladınız di mi? ;))
Bu arada Bodrum'da sardunyaya, sardunya denmez, Gül Fatma denir. Bundan bir kaç yıl önce zamanın valisi ile toplantı yapıyorduk, adamcağız ısrarla "Bodrum'da çok olan, hani her yerde, rengarenk olan bi çiçek var, neydi onun adı?"diyor bana, ben diyom "Gül Fatma", adamceğiz diyo, "yok, yok başka bişeydi, o diildi". Allallaa diyom, tekrar tarif ediyor, yine diyom "Gül Fatma işte o sayın valim", adamceğiz yine "yok, yok başka bişeydi" diyo, üç beş sefer tariften sonra başka bi arkadaş atıldı da "sardunya mı sayın valim?" dedi, "hah evet o" deyince jeton düştü. Ayol ben onun adını yıllardırrr Gül Fatma (hatta o t'yi de genizde yutucan söylerken) aşağı, Gül Fatma yukarı derken unutmuş gitmişim. Rezil oldum. Sonra baktım ki burdan başka her yerde sardunya o, artık duruma göre söylüyorum adını ;))
Konuyla alakası pek de yok ama Bodrum'da patlıcan=badılcan, limon=iliman, fesleğen=feslikan, domates=tomata, patates=patete, ahtapot=ettipot, ebegümeci=alegümeci, keçi boynuzu(harnup)=harıp, greyfurt=pomilan, peksimet=pesmet, lahana=ilağna, nişasta=nuteşte, pekmez=böğmez diye söylenir. Aslında gerçekten Bodrumluca diye bir dil var. Ve artık 25 yıldır nasıl öğrenmişsem, buradan başka bir yere gittiğimde önce kendime söylüyorum ne diyeceğimi sonra konuşuyorum. Anlaşılamam yoksa. Son misal "age" mesela. Öyle senin bildiğin gibi ingilizce de diildir, "al gel" demektir. ;)) Bunları da yazsam mı bigün acaba? Bodrumca?
Hafta sonu biraz da el işi yapmak için can atıyorum.
Keyifli, sağlıklı, huzurlu, gönlünüzce, gönlümüzce eş-dost-çoluk çocuk cümbür cemaat (hüllemese yani) geçecek, gönüllerimizdekini yapmaya fırsat verecek hafta sonlarımız olsun.

25 Nisan 2019 Perşembe

Paskalya yumurtası filan

Zaman içinde eski yaptıklarıma rastlarsam kendime şaşırdıklarım da oluyor. 3 yıl önce paskalya yumurtaları boyamışım. Oje kullanarak, ebru tekniği ile, gerçek yumurtanın içini boşaltarak. Facebook hatırlattı bugün. Muhtemelen buralarda yoktu, bulunsunlar istedim..




Renkleri hafif soldular ama hepsi de duruyor evde. Kırılır bunlar diye çok da endişelenmiştim yaparken halbuki.
Enginarların güzel zamanlarının sonu. Havalar ısınınca çanakları liflenir, sevmiyorum ağzıma gelirse. Bu sene az az alıp hallediyorum dondurucuya koymak için. Epeyce uğraştırırlar bilirsiniz. Kime yemek nasip olursa şifa olsun diyerek temizledim. Bunlar yapraklı çünkü kuşbaşılı dolmasında yaprak aralarını da doldurmayı seviyorum.


Dün nihayet, aslında banyoya paspas niyetiyle neredeyse 1 ay önce başladığım ama kızımcığımın odasına istediği için evrilen halı yolluğu bitirdim. Bembeyaz. Şimdi üzerine istediği, renkli deniz yıldızlarını işleyeceğim. Araya başka bir şey girmezse tabi. Örgülü günlere dönmek hoş olacak gibi. Kolum izin verdiğince. Çünkü yolluk için 2,250 gr ip gitti, ağırdı.
Sağlıcaklı günler...

24 Nisan 2019 Çarşamba

Hep sonrası

Hep bir sonraki evreyi düşünmek.
Sorunlarımdan birinin bu olduğuna artık eminim.
Misal; çok istediğim bir örgüye başladığım anda (tam da o anda) bir sonra ne yapacağıma acil karar vermem gerekiyor? Ne gereği var halbuki? Gereksiz yorgunluklar. Taşı, taşı, taşı... Ondan sonra takatin kesilsin.
Bunun üzerinde biraz çalışmam lazım. Sonrasını düşünmemeyi öğrenmem lazım. Yazıldığı kadar kolay değil o an'ı yaşa hikayesi yani. Evet.
Kocakarı takvimindeki Mart otuzunun, 21 Nisan'da bitmesiyle hemen tekrar ısındı havalar. Ne güzel de bilmişler eskiler. Bu demektir ki, bu sene 20 Mayıs'a gelen Engirkıran'ı da atlatırsak tamamdır. Aradakiler de var ama genelde önemsiz etkiler. Engir, asmanın yeni çıkan dallarına verdikleri isim. Fırtınasıyla meşhur hatta dolu ve kar bile yağdırabilir derler. Neyse işte. Bak mesela biten soğuktan bir sonrakini niye bilmem gerek? Sorun bu. Sorunum yani.
Bahçede çalışılabilecek havalar geldi artık sayılır yani.
Çağırıyor zaten.







22 Nisan 2019 Pazartesi

22.04.2019

Burası benim için özel bir yer. Sadece yazmak yada sizleri okumakla iyi zaman geçirdiğimi düşünüyorum.
Ülke gündemine takılmamak ve hele hele buraya taşımamak için gayet özen göstersem de bazen beceremeyebiliyorum. Sıkıcı olmak, kimseyi darlamak istemiyorum. Ancak; sürekli bir tehdit, bencillik, hoşgörüsüzlük ve cahillik kokusundan bunalıyorum. Şiddetin yaygınlaşmasından ve ölümün alışılageldik karşılanmasından müthiş üzgünüm.
Elim hiç bir işe gitmiyor, gitseydi ruhsuz şeyler çıkardı sanırım zaten. Sadece yemek ve tatlı yapıyorum bir süredir. Zaten onu da yapmasam hakikaten kendine hayrı olmayan o sevmediğim gurubun içine gireceğim.
Ve tabi yine böyle zamanların rutini, kendimi sorguluyorum. Ne kötü -neredeyse- her şeye inancımın yıkılması ve artık sevgisizliğe demir atmak üzere oluşum. Ne kötü -neredeyse- güvenilecek hiç bir şeyin kalmaması. Ne kötü -neredeyse- dolu sandıklarımın hep bomboş çıkması. Ne kötü -neredeyse- tüm masalların sonunun artık hep kötü yazılması. Falan filan.
Bir içsel yolculuktayım belki. Kendimle yüzleşmeye, fazlalıkları atmaya çalıştığım, en en en sadeye özendiğim. Bilmiyorum. Belki.
Öyle işte...

18 Nisan 2019 Perşembe

Güle güle Banu abla

Üzüntümü anlatacak kelimeleri bulamıyorum.
Blog dünyamın kraliçelerindendi.
Ne çok şey öğrenmiştim ondan...

Cennet ona mekân olsun.
Allah'ın rahmeti üzerine olsun.
Ruhu şad, kabri pür-nur olsun.
Güle güle Banu abla.

10 Nisan 2019 Çarşamba

Orkide, Lale, Koçum, DIY Kot Çanta


Orman yürüyüşü sırasında rastladım, az kalsın üstüne basıyorken hem de. Basit bir kır çiçeği zannettim. Bilmeden kopardım, yumrusuyla geldi. Araştırdım ki yabanî orkide imiş. Sahlep yapılan cinsin bu olduğunu yazıyor internet. Saksıya ektim gelince, bakalım belki de tutar.


Çok yakınında buna rastladım. Yabanî lale dediler, sosyal medya guruplarında sorguladım.
İkisi de çok ama çok güzeller. Doğa, sen ne enfes bir şeysin dedim yine yeniden.
Buralarda artık son günleri sayılır papatyaların. Kurutmak için topladım bu sefer. Sakinleştirici etkisine bayılırım.


Ve artık asma yaprakları büyüyor.



Oğluşu ziyaret ettik. Hem biraz yemek hem biraz oyun ile. Çok özlemişiz birbirimizi, biraz daha kalalım diye çabaladı sanki, taaa bebekliğinden beri oynadığımız oyunları oynadık. Keyifliydi. Eh kendine göre yaşı 45 oldu, hareketleri gençliğindeki gibi değil. Canım benim.


Yeniden değerlendirme kot çantalardan birini daha bitirdim. Eski bir gömlekten astar yaptım. Biraz da keçe objeler yaptım, dikiş yerlerini kaybetmek için.  Bugün onu kullanıyorum, hoşlandım.


Gönlünüzce olsun her şey.

5 Nisan 2019 Cuma

Gelincik...Yine...Yeniden...

Gerçekten kafa tutuyor...


Ve bu yetmezmiş gibi bir de şu;


Tek zerre toprak yok. O tohum oraya hadi uçtu geldi de, nasıl can buldu? Bahçede bir tek yok. Neden orayı tercih ettiler? O incecik dalıyla, değil toprağa, betona bile tutunup yaşıyor da imkânsızı başarıp, toplayıp vazoya koyamadığın kadar da senin değil... "Tamamen senin olamasam da bak burdayım, kıymetini bil zamanın" der gibi...
Onu ilk gördüğümde bahsetmiştim. 10 gün olmuş, 10 tane olmuşlar. Araştırdım ötesini berisini, bilmediklerimi bileyim diye.
Bizdeki adıyla gelincik denmesinin sebebi, geleneksel Türk töresinde gelinliklerin kırmızı renkte olması. Beyaz sonradan çıkmış.
Gelinciğin dünya üzerinde birçok anlamlı ifadesi varmış meğer. Her toplumun yaşanmışlığına göre yorumlanmış ama çıkan ortak anlam "unutmama, hatırlama".

3 bin yıl önce dahi eski Mısır lahitlerinde gelincik resimlerine rastlanmış. Homer’in İlyada'sında ölen savaşçılar gelinciklere benzetilmiş. Hatta daha sonraları, Cengiz Han ve Napolyon savaş anılarında, Gelibolu'da, Sarıkamış'ta rastlıyoruz şehitlerin gelinciğe benzetilmesi hikayelerine.

Eski Yunan / Roma mitolojisinde de gelincik, tanrı ile ilişkilendirilmiş. Morpheus (uyku tanrısı Hypnos’un çocuğundan biri ve insanlara uykuda çeşitli biçimlerde görünen düşleri simgeliyor) uyutmak istediği kişilere gelincikten yapılan taçlardan verirmiş. Morpheus için yapılan tapınaklar bu yüzdendir ki gelinciklerle süslenmiş. Bu bağlamda, Bergama sağlık merkezi olan Asklepion’da bulunan uyku odalarındaki hastaların kolay uyumaları için gelincik çiçeğinden yararlandıkları bilinmekte.

Romalılar kara sevdaya düşenlere gelincikten yaptıkları içeceklerden verirlermiş ve bu içeceklerin aşk acısını azaltacağını düşünürlermiş. Ortasındaki siyak kısım, aşığın dağlanmış bağrı olarak sembolleşmiş.

Kanada’da her yıl 9 Kasımda başlayan ve bir hafta süren anma törenlerinde unutmamanın simgesiymiş gelincik. Her Kanadalı yakasına bir gelincik takarak, hatırladığı anıların önünde saygıyla eğilirlermiş, Ottowa’da müze kurmuşlar. Ülkenin en büyük ve prestijli müzelerinden olan War Museum’un simgesi de gelincik. Kırmızı gelincik…

Japonlar'a göre ise, insan ömrü gibiymiş. Dünü vardır. Yaşamıştır. Bugünü vardır. Yaşıyordur. Ama yarını belli değildir. Yarını yoktur. Her şey bugün, içinde bulunduğumuz an'dır. Önemli olan ona sahip iken değerini, kıymetini bilebilmekmiş.

Divan edebiyatında zaman zaman yanak anlamında da kullanılmış, kavuşamayan aşıkları anlatan hüzünlü hikayelerde de.
Vesaire vesaire...
Aşktan maşktan hiç anlamam ama benim için gelincik; özgürlük, güç, asalet, korkup kaçmamak, direnmek demek. Aslında koca bir yaşam demek.
Anlamlı anlarla dolu, kıymeti bilinesi, özü süzülesi, mutlu bir hafta sonu gelsin o halde.

4 Nisan 2019 Perşembe

Bahçemin vazosu...Erguvan...

Bahçeye ilk diktiğim ağaçlardan biriydi Erguvan. Kısacık sayılır mevsiminde "bahçenin vazosu" olsun istemiştim. Kısmen Şubat, Mart ve kısmen Nisan ayı boyunca şahane bir şölen sunuyor.
Erguvan önemliymiş her zaman. Tarihin en eski çağlarından beri hastalıklardan koruduğuna ve kötü ruhları def ettiğine inanılmış. Rengi beyaz iken, Haniçe'nin sevdiğine akıttığı göz yaşlarıyla bu rengi almış, demişler. Roma ve Bizans'ta kraliyeti temsil eden renk olmuş, Kanuni'nin otağının rengiymiş (Hürrem'in en sevdiği renk olmasının bununla ilgisi olabilir), Amerika'nın asıl sahibi olduğu söylenen Kiowa'lar kara kışı def etmek için çadırlarının kapısına erguvan dalları asarlarmış, pek çok medeniyette soyluluk ağacı olarak bilinmiş, kardinallerin cübbe rengiymiş. Ahmet Hamdi Tanpınar “bu topraklarda gülden sonra bayramı yapılacak çiçek varsa o da erguvandır" demiş. 14. yy. ile 19. yy. arasında Bursa'da erguvan şenlikleri yapılmış, mitolojik anlatımlarda Türk kültüründeki Şahmeran'la, Yunan kültüründeki Medusa'yla ilişkilendirilmiş, tüm dünyada şair ve yazarlara ilham kaynağı olmuş, vesaire vesaire.
Benim için bahçemin vazosu.





Onu görmek için, şu kısıtlı zamanını kaçırmamak için sık sık bahçeye çıkıyorum zira tepeler yaprağa dönmeye başladılar. Verdiği ilhamla şu oldu;


Astarlanıp dikilecek, yine bir yeniden değerlendirme çabası.
Ayva ağacı çiçeklendi.


Pürüzsüz bir beyazlık üzerine, sanki çok ama çok hafif pembe bir allık sürmüş gibi. İlk defa dikkatimi çekti. Hayran kaldım gerçekten. Olağanüstü güzel. Soft. Sakin. Yormayan. Bir yerde görürseniz mutlaka yakından bakın, ne dediğimi anlayacaksınız. Ve ondan aldığım ilhamla yeni iş başlandı...



Ve...
4 yıldır bahçede olup da hiç bir numarasını göstermeyen, hatta herkesin "kes at bunu" dedikleri Bodrum mandalinası ağacım. İlk kez gülümsedi. Ve mutluluk verici. Ve şükür sebebi. Ve çok güzel kokuyor.


Bahçeleriniz, saksılarınız... Ama en önemlisi güzel ruhlarınız, sakin, huzur veren, mutlu eden çiçeklerle donansın.