Geziyi plânlarken 2 gece Beypazarı'nda kaldıktan sonra Kızılcahamam'a geçeriz diye düşünmüştüm. Kızılcahamam 'da gezecek yer ararken de bu iki yeri bulmuştum.
Kaldığımız yeri çok sevince, bilmediğimiz bir yere gitmektense ayrılmamak istedik. Zaten bir buçuk saat mesafedeydi. Biz İstanbullular için bir buçuk saat bazen Ateşehir'den Kadıköy'e inme süresidir :D Arabayla gidip dönmeye karar verdik.
Bir taraftan da Metahan'ın katılması gereken ders var, saat üçe kadar işleri bitirmeliyiz. (Dikkat ederseniz üniversite sınavına hazırlanan diğer oğlumun ders, sınav, ödev endişesi hiç yok :O)
Mahkemeağcin Köyü'nün tabelasını görüp ara yola saptık ama köye geçecek yer bulamıyoruz. Bir iki sapa sokak da karlar altında. Derken yoldan iki teyze gördük. Biri biraz ilerden köy yoluna sapabileceğimizi, camiye gitmemizi söyledi. O arada nereden geldiğimizi sorup,vah vah bu karda kışta taa oralardan mı geldiniz diye acıdı halimize :D
Köyü ve camiyi bulduk ama bir Allah'ın kulu yok. Bol miktarda köpek var. Köpek mamalarını da karavanda unutmuşuz aksilik.
İlk gelen bu güzellikti. Gelip beni sevin diye attı kendisini yere. Atmasa Can bizi arabaya toparlayıp geri götürürdü ihtimal.
Şunun tatlılığına bakar mısınız?
Boş sokaklarda dolanıp evlerde de kimse göremeyince. Tüm ümidimiz o sırada ezan okuyan müezzine kaldı.
Sonunda gördüğümüz kişi de oydu sanırım.
Teyze söylemiş aslında, caminin altı ve arkasında kayalara oyulmuş bina kalıntıları vardı.
Ama 2011 de temizlenmesi dışında hiçbir şey yapılmamış, bir açıklamayı geçtim bir tabela bile yoktu.
Yine de keyifle dolaştık.
Arabaya atıp yanımıza alacaktık bu güzelliği. Köpeklerin hepsi dost canlısıyu ama bu başkaydı. Zaten yanımızdan ayrılmadı.
Metehan'a göre köpekler aslında köyün sakinleriymiş de büyüyle böyle olmuşlar. Mahkemeağcin 'in cin i aslında budemekmiş dedim ben de, cin çarpmış burayı :D Kışın sokağa dökülen bizden başka şabalak olmamasının konuyla bir alâkası yok, lütfen....
Köyden ayrıldıktan sonra hemen yakınındaki Abacı Peribacaları'na gittik.
Burası bir park olarak düzenlenmiş. Vadiye kocaman bir park yapmışlar, kayalara çıkan merdivenler var. Sanırım tepenin arkasına doğru da devam ediyordu ama kimsecikler yokken fazla uzaklaşmayalım dedik.
Yine de onları ilk tepenin üzerine doğru çıkarttım tabi :D
Parkın normalde giriş ücreti vardı sanırım ama biz girdiğimizde kimsecikler yoktu, kapısı da açıktı.
Çardaklardan birinin içinde yanımızda götürdüklerimizi yedik, çayımızı içtik.
Can dronunu uçurdu.
Saat üçe doğru dönüş yoluna koyulduk.
Metos arabadan katıldı dersine.
Şu gezi ruhuma öyle iyi geldi ki.
Her yer boşken hele. Eminim yazın gelsem bu kadar keyif alamazdım :)