Danimarka etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Danimarka etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Ağustos 2018 Çarşamba

İnterrail 7. Gün : Kopenhag

GunsNRoses konserinden gece trenine yetişebilmek için bisler bitmeden çıktık. Hızla çantalarımızı aldık. Son sürat tren istasyonuna yöneldik. Bu arada sabah kahvaltısından itibaren yanımızdaki ıvır zıvırlardan yemiştik sadece  . Konsere girme telaşına akşam yemeğini atlamıştık.

Gece bir trenine yetiştik yetişmesine ama kapıları kapalıydı, numaralı bilet de satılmamış olduğundan kapı önünde sıra bekliyorduk.

Derken Metehan fenalaştı. Tabi annesi gibi yedek yağ deposu yok çocuğun. İyi hissetmiyorum dedi. Oturtturdum onu. Elleri uyuşmaya başladı. Tansiyonu düştü ihtimal. Çantamdan leblebi yemiştik zaten. Tuz paketi buldum onu yalattım.

Trenin başında, kapı açılmıyor, sırtımda on kilo çanta,  elimde bir o kadar Metehan'ın çantası, diğer kolum onun beline sarılı hayatımın en uzun dakikalarını yaşadım sanırım.

Tren yarım saat rötarlı kalktı  . En sonunda kendimize bir koltuk bulduk.

Trene sadece o saatte olan tek tren olduğu için binmiştik. En azından Göteburg'a gittiğimizde istasyon açılır sabah kadar orada vakit geçiririz diye düşünüyorduk .

Sabah dört buçuk gibi oraya vardık. Kompartımanda bizim dışımızda bir aile daha kalmıştı. Kopenhag trenini kaçırdık mı moduna girdiklerini görünce, ha, bu saatte var mı oraya tren moduna girdim ben hemen.

İnişte biz de o trene yöneldik. Tabi açık gişe falan yok. Trendeki görevliye sorduk binebiliyor muyuz diye. İkinci sınıf vagona bilebilirsiniz deyince çok mutlu olduk.

Hemen kendimizi o trene attık.

Metehan biraz daha iyi gözüküyordu. Sadece yorgundu.

Ama değilmiş.

O gün direk havaalanında inebiliyorduk. Bilsek öyle yapardık. (Gerçi biletimizi değiştirmeleri bir saat sürdüğüne göre ihtimal sabah uçağını yine yakalayamayacaktık ) Merkeze gittik .

Kopenhag'a gitmenin en iyi yanı bildiğimiz şehir olmasıydı. İstasyon ve çevresini ,hatta hosteli biliyorduk.

İstasyonda sabah kahvaltısı açık tek yer McDonalds'dan aldık. Metehan toparlasın kendini diye düşündüm ama daha yemeden istifra etmeye başladı.Hemen kendimizi hostele attık.

Tabi sabah beşte hostele gidince girene kadar dokuz saat beklemek gerekiyor.

İlaç aldım, bir şeyler atıştırdık. Biraz lobisinde dinlendik. Hasta deyince çok sesleri çıkmadı neyse ki.

İlaçla bulantısı geçince haydi dışarı çıkalım da biraz açılalım bari dedik.



Nyhavn'a yürüdük sahilden . Hep aklıma beş sene öncesi geldi. Lise tercihlerini yapmak için bir gün geç çıkmak zorunda olduğumuz tatildi Kopenhag. Çocukların ilk yurt dışı tatiliydi. Çok eğlenmiştik.


Pazar sabahı erkenden buralarda fotoğraf çekilebiliyormuş :)


Nyhavn gerçekten çok güzeldi. Bir kafede oturup günün üçüncü kahvaltısını yaptık. Çay ve kruvasan.




Anne bir parka gidip yayılalım, uykum var dedi oğluş. Aklıma bir kalenin bahçesi olduğu geldi. Yakınmış da.



Yere uzanmasını istemedim, neyse bir bank bulduk. O biraz uyudu. Ben de üç saniyede bir düşen kafamı ayakta tutmaya çalıştım.

Gün de ilerlemiyordu hiç aksi gibi :D


Bir saat kadar orada durup sonra kalktık. Dediğim Rosenborg Kalesi'ni geçen sefer gezememiştik kapandığından. Son enerjimizle oraya girdik. Malum ben tarihi yerlerde ekstra enerji sahibi oluyorum. Merdiven çıkıyorum falan :)









Bu odada kendimden geçtiğim doğrudur :)


Çıkışta otele dönen yola saptık. Daha önce gördüğümüz yerleri tanıyarak yürüdük.


Gerçek gibi değil mi bu köpek :)



Sokak müzisyenlerini çok sevdim . Balonlar kaçtııı :)

Nihayet otele girişimiz mümkün oldu. Hayatımızın en uzun dokuz saatini geçirdikten sonra kendimizi yatağa attık.

Akşama kadar deliksiz uyumuşuz.

Akşam yemek içim son kez dolaştık sokaklarda.


Gece odamızın penceresinden bu manzaraya bakıp yorucu ama güzel tatilimizi sonlandırdım.

Dolu dolu bir hafta geçirdik. Planlarımı konser var diye değiştirmeseydim bu kadar yorulmayacaktık. Ama o da interrail macerası oldu bizim için.

Gideli neredeyse bir ay dolacaktı neyse ki bitirebildim anlatacaklarımı :)

22 Temmuz 2018 Pazar

Tatilin Son Günü Yorgunluk, Açlık ve Uykusuzluktan Süründük :)

Dün konser bileti peşinde koşarken yemek yiyemedik. Gecenin birinde tren kuyruğunda annesi gibi yakacak ekstra yağları olmayan Metehan tuş oldu :D



Sabahın beşinde Kapenhag'a geldik. Otele girene kadar geçirmemiz gereken dokuz saati hiç sormayın hiç.

Neyse ki burası daha önce gelip bildiğimiz bir şehirdi kendimize sakin köşeler bulabildik.


Neyse sonunda otele girdik, deliksiz uyuduk ve yemek yemek için dışarı çıktık.

Saat ona geliyor, hava alaca karanlık.

Yarın sabah erkenden havaalanına geçeceğiz.

Döndüğümde anlatacak milyon şeyim var .

Sanki bir hafta değil bir ay gezmişiz gibi.

20 Ekim 2013 Pazar

Ufak Tefek Şeyler


Danimarka'da makinama takılan küçük ayrıntıları hazırlamışım, taslak halinde kalan yazıları düzenlerken buldum:-)  

1 Ağustos 2013 Perşembe

Skulpturpark

Legoland çıkışında otele dönerken yolumuzun üzerindeki bu heykelli parka giriyoruz.
 

 
Uçsuz bucaksız bir yeşilliğin ortasında kendi hallerinde duran heykeller tezat oluşturuyorlar, tuhaf bir biçimde de güzel kaynaşıyorlar aynı zamanda :)






 







Çocukların tepesine çıktıklarını gördüğümde durun ne yapıyorsunuz desem de, heykellerin ismine baktığımda fark ediyorum ki oğlanlar anlamışlar olayın özünü :)


Üç oyun heykeli :)


Hımmm bu divan ismi size de pek tanıdık gelmedi mi ?


Gayet de tanıdık gözüküyor :)




Ertesi sabah kasabanın merkezine gidelim diyorum , pek uzakta değil zaten. Yine giriyoruz heykelli parka, ama çok sıcak olduğundan ana yoldan değil aradaki bir patikaya dalıyoruz.


İnsanın ruhu dinleniyor bu manzarada :)


Yeşilliklerin arasında, acaba doğru yoldan mı gidiyoruz soru işaretleri eşliğinde parkın diğer ucuna varıyoruz.


Uzaktan bakarken bu heykellere , çok tanıdık geliyorlar bana.

Ve hemen bağırıyorum:  "Aaaa, Küçük Prens değil mi bunlar?"


Evet ta kendisi ...


Tilkisi


Lambacısı


Bütün zarafetiyle kendisi.


Benim küçük prenslerimle birlikte poz veriyorlar :) Benimkiler prens mi maymun mu orasından tam emin değilim gerçi :)


En son heykel "Benim dünyama hoşgeldiniz " diyor.


Ben de iyi ki gelmişiz diye geçiriyorum içimden :)

Minicik kasabanın merkezinde bir iki saat geçiriyoruz. Hediyelik eşya dükkanındaki kız da ertesi gün Alanya'ya gidiyormuş, biz sıcaklardan kaçtık siz ona koşuyorsunuz diyorum, gülüyor.

Uçağımızın kalkmasına az kaldı. Otobüse binip otelden eşyalarımızı aldığımız gibi havaalanının yolunu tutuyoruz.

Sadece dört gün bile ne çok şey alabiliyor içine değil mi?

Her sabah yepyeni bir keşif yapacakmışçasına uyanmamız lâzım belki de tatili beklemeden.

Kim bilir belki burnumuzun dibindeki birçok şeyi fark edemiyoruzdur bıkkınlık perdesinin ardından..


Yolda giderken Metehan'a işte topluiğne ucu kadar bir yer kaplıyor bütün hayatımız, ne büyük görüyoruz diyorum.

 
İki gün önce üzerinden geçtiğimiz köprüyü seyrediyorum biraz.
 

Bulutların üzerinde olmanın keyfini çıkartıyorum.


Giderken yolda aldığım kitabımı bitirmiştim, onu koltuğumun önündeki gözde bırakıyorum, belki kitap arayan birisinin eline geçer diyerek. Yanımdaki diğer kitabı alıyorum elime. Yıllar önce okuduğum Yüreğinin Götürdüğü Yere Git, aynı kitabı bambaşka ben olarak yeniden okuyorum...


İşte İstanbul'a geldik bile.


Çocuklarıma "En büyük zenginliklerden birisi de nedir biliyor musunuz ?" diyorum.

"Harika bir tatilden dönerken evimize kavuşacağımız için mutlu olmaktır..."