ben etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ben etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Temmuz 2017 Cumartesi

Ara Sira

Temmuz 01, 2017 3 Comments

Son on gundur falan acayip bir duygusal durumdaydim. Normalde icimde kendiliginden dogan nese ve mutluluk kaybolmus, icime bir huzun dolmustu. Nedeni bir cok sey olabilir, asiri yorgunlugum, kafama taktigim herhangi birsey falan. Nedeni muhim degil simdi zaten ben de hatirlamiyorum. Sadece dokunani yakarim halleri, icimden tasan sinir, neye catacagini bilememe durumlari. Haliyle bu haldeyken hersey ama hersey gozume batiyordu. Ozellikle de esimin yaptiklari, yapmasinin gerekli oldugunu dusunup yapmadiklari, hersey... Dolayisiyla evde gergin bir ortam hakimdi. Bu donemde en son oglumun dogumunda gelmis olan babannemizin bir haftaligina bize gelmis olmasi pek iyi bir tesaduf degildi ama bence iyi idare ettim. Olabildigim kadar huzuru korumaya calistim. Zaten son iki gunumuz daha var kamufle edebilirim.

Bunlari yazdim ama asil anlatmak istedigim baska. Bu gecenin ortalarinda Nova'nin uyanmasiyla uyandigimda icimdeki o huznun kalktigini, eski nesemin geldigini farkettim. Birden bire ve ustelik yine kocamla atismistik uyumadan once. Gayet yogun bir kirginlik icindeyken ve hatta bu sebeple zor uyumusken, birkac saat sonra gecmis bitmis olmasi (cozume dair bir girisim de olmadi) cok ilginc geldi. Anlam veremedim neydi bu degisiklige sebep. Yildizlar mi, gezegenler mi, hormonlar mi yoksa bilmedigimiz baska gucler mi? Ilk defa bu kadar keskin sekilde farkediyorum bu duyguyu.

Dolayisiyla bu sabah mutlu uyandim, son on gundur kafamda evirip cevirdigim bunlarin hesabini kocama soracagim dedigim maddelerin hepsi ucmus gitmis. Hatta ekstra ilgiler falan. Kendime sastim yeminle, dur bu ne hal diye.

Elbette yine meseleleri konusmadan atlamayacagim ama acaba nedne oldu, nasil oldu, baska neler neler var boyle hayatimizda olan, biz neyiz bu kadar pasif miyiz, yere goge sigdiramadigimiz akil bu kadar mi ustunmus, dusunceler duyguyu etkiler diye dusunurdum, oysa duygum ondan bagimsiz miymis.... seklinde deli sorularla basbasa kaldim.

20 Ocak 2014 Pazartesi

Yine Diş Kontrolü!

Ocak 20, 2014 19 Comments
Geleli daha dün bir bugün iki soluğu diş kontrolünde aldım. Benim titiz kocacım kendi randevusunu ben yokken yapmış benim randevumu da geldiğim ilk güne almış. Neyse ki bu sefer doktor azarlamadı da keyfim yerine geldi :)

Slovakyada eşimin ve kızımın devlete bağlı sağlık sigortası vardı ama bana yapmamışlardı. Ben özel bir sağlık sigortası yaptırıyordum fakat buna diş dahil değildi. Hatta eşimin sigortası da devlet sigortası olmasına rağmen diş kontrollerini kapsamıyordu ki Hollanda'da hepimizin diş de dahil sigortalanacağını öğrenince çok sevinmiştik.

Aslında ülkemizdeki sağlık sigortası da dişi kapsıyor ama nedense ben ve tanıdığım herkes diş tedavilerini özel merkezlerde yaptırıyor. Herhalde bir dönem sigorta ve devlet hastanelerindeki bezdirici yoğunluk buna sebep. Şimdilerde randevulu sistemle daha kolaylaşmış olsa da diş kontrolleri genelde mecbur kalınmadıkça yapılmıyor.

Hollanda'da ise bize aile hekiminin yanı sıra bir de aile diş hekimi atandı. Bizim mahallede ev tipi bir muaynehane. İlk taşındığımızda kontrole ve tanışmaya gittik, diş röntgenlerimiz çekildi, dişlerimizin bir nevi haritası kayıt altına alındı. Bundan sonra da İstanbul'da olsam önemsiz bulacağım her konu için tedaviye başlandı. Sekiz ayda altı kere kontrole gittim, her gidişimde dişlerim temizlendi, bir dolgu ihtiyacım vardı o yapıldı ve ağız bakımı ile ilgili yönlendirmelerde bulundu.

Bu gün hariç her gidişimde azarlanıyordum çünkü dişlerime bakma konusunda üşengeçim. Yeterli özeni göstermediğimi de hemen anlıyordu :p Bu gün ise kontrolüm var diye sabah akşam dişlerime özel zaman ayırdım, sevip okşadım :)

Diş bakımı konusunda doktorumuzun ısrarı ile kullandığımız malzemeleri değiştirdik. Bunlardan sırayla bahsedeyim:

Diş fırçası: ömrü hayatım boyunca klasik diş fırçası kullandım ve genelde çabuk çabuk özensiz fırçalardım. Doktor elektrikli fırça alın dedi ve tek fırça iki başlık alarak eşimle elektrikli fırçaya geçtik. Aman allahım nasıl fark ediyor anlatamam. Dişler gıcır gıcır temizleniyor. Biz doktorun tavsiyesiyle philips almıştık, bazıları düşünce falan hemen bozuluyormuş. E bir de hollanda markası ya ondan onu tavsiye etti herhalde :) Ancak gerçekten iyi bir fırçaymış, her modelde var mı bilmiyorum ama hem fırçalama hem de fırçalama + beyazlayma modu var.

Diş macunu: yıllardır sensodyne kullanıyoruz ama elektrikli fırça ile miktarı çok azalıyor. Fakat normal fırça ile fırçalarken bile sensodyne ile diğer macunlar arasındaki fark büyük. Diğerlerinde diş üzerinde bir tabaka kalıyor sanki, sensodyne ile daha temiz.

Mini diş fırçası: diş ipi kullanıyor musunuz? Ben yıllar öncd deneyip beceremeyip vazgeçmiştim ve hiç kullanmıyordum. Doktor diş ipinin yerine kullanılan aşağıdaki resimdeki mini fırçalardan almamızı önerdi. Kullanımı çok daha kolay. Kürdandan daha ince, ucu fırçalı ve floroidli, ayrıca esnek olan bu fırçayla, dişleri fırçaladıktan sonra, günde bir kez diş aralarını fırçalıyoruz. ( Tek fırça ile her diş arası temizleniyor, sonra çöpe atılıyor) Çoğu dişin arasına giriyor, girmeyenleri zorlamıyoruz. Normalde et falan kaçmadığı sürece diş aralarında yemek birikmiş olabileceğini hiç farketmezdim. Ancak öyle birikiyormuş ki. Her temizlikte çıkan ve kokan (ıyy) miktara şaşıyorum.

Ağız gargarası; günde bir kez yapmam gereken ama yine ihmal ettiğim ağız gargarasını ara sıra yapıyorum. Geçenlerde eşimin çıkamayan yirmilik dişi ağrı yapmıştı. Doktor bu gargarayı dişine şırınga ile sıkmasını söyledi ve böylece acılarını dindirdi.

Elektrikli fırçayı ve bulabilirseniz mini fırçaları şiddetle tavsiye ediyorum.

29 Temmuz 2013 Pazartesi

Yapraklı Enginar

Temmuz 29, 2013 11 Comments

Babam sevmediginden annem kereviz, enginar, brokoli gibi yemekler pisirmez, dolayisiyla evlenene kadar nadiren yedigim bu yiyecekleri evlendikten sonra duzenli olarak pisirmeye basladim. Ancak slovakya ile baslayan yurt disi maceramizda tum yemek duzenimiz altust oldu. Kimi yiyecekleri hala bulamiyorum. Enginari ise cok sevmeme ve onceden epey pisirmeme ragmen bulamadigimdan nerden baksaniz en az uc yildir hic yememistim. Gecenlerde markette sapli,yaprakli halini gorunce nasil pisirecegimi bilemesem de ozledigim bir yiyecege kavusma askiyla sepete ativerdim. Daha once hep soyulmus ve temizlenmis olanlardan aliyordum ama yaptigim arastirmalar sonucunda artik sadece yaprakli alacagim. Hem de artik nasil pisirecegimi cozdum :)

Bu yazida okudugum bilgileri kisaca paylasayim.

Oncelikle soyulmus enginarlar pek tavsiye edilmiyormus. Soyuldugu zaman hemen karardigi icin limonlu suda bekletilmesi gerekirmis. Ozellikle pazarlarda satilan ve tum gun suda bekletilip satilan enginarlar, o kadar cok miktar icin limon kullanilmasi hesapli olmadigindan bir cesit kimyasal suyun icinde bekletiliyormus. Ve bu da hic saglikli degil takdir edersiniz.

Yaprakli enginar satin alinirken sapindan tutup sallanarak tazeligi anlasilirmis. Eger taze ise sallanir, kart ise sallanmazmis. Ve genelde yaprakli halde tuketmek enginar taze oldugunada yapilmaliymis. Kart ise ayiklanmaliymis.

Benim aldigim enginarlarin sapi cok kisaydi, sallamayi denedigimde pek ise yaramadi belki de kartti bilmiyorum ama nasil ayiklayacagimi bilemedim. Oldukca zahmetli bir ismis ve internette bir cok bilgi var ama ben Dila'dan vakit bulamam diye, once haslayayim boylece kolayca soyarim diye dusundum.

Iki enginari duduklu tencereye koyup sadece su ilavesiyle hasladim. Pistiginde ise yapraklari soymadan once yemeyi denedim ve sahaneydi. Kartsa da yedik gitti.

Pistikten sonra yapraklar kolayca ayriliyor. Yapragin govdeye birlestigi yerde beyaz etli bir kisim oluyor. O kismi dislerinizle siyiriyorsunuz. Tabi oncesinde limon+zeytin yagi+tuz dan olusan bir sosa batirmaniz cok lezzet katiyor. Boyle tum yapraklar bitince ustte sac gibi tuylu bir bolge oluyor ve haslandigi icin kolayca siyriliyor (haslanmamis halde zormus) ve nihayet sonunda soyulmus satilan canak seklindeki enginar kalbi kaliyor, onu da sosla yiyoruz biz tamam.

Iki hafta ustuste alip yedik, Dila da bayildi. Resimde goruldugu gibi yapraklarini kendi basina gayet dogru sekilde yedi. Gecen hafta markette goremedim gorur gormez alacagim yine.

Enginarin dolmasi falan yapiliyormus yaprakli halde, dogrusu onunla ugrasamadim, bu sekilde cok cabuk oluyor ve lezzeti de guzel. Turkiye'de simdi zamani gecmis olabilir ama gorurseniz almanizi tavsiye ederim.

27 Haziran 2013 Perşembe

Fizik Beni Çağırıyor

Haziran 27, 2013 4 Comments
Çok değil bir kaç ay önce bu hislere yeniden düşeceğimi hayal dahi edemezdim. Ancak içimden geçiyordu, gün gelecek deli gibi işimi özleyeceğim. 

Kızım dünyaya geldikten sonra üniversiteden iki yıl olan ücretsiz izin hakkımın bir yılını aldım. İznimin dolduğu sırada Hollanda'ya taşındık. Hem burada  ne kadar kalacağımız belli olmadığı için hem de üniversite son yıllarda yaşadığım sıkıntıların etkisiyle işimden ayrılmaya karar verdim. Gerçi kadromla ilgili sorunlar da vardı (bknz yökün 50-d kadrolarına yaptıkları, itüde atılan asistanlar vs) ama sorunlar olmasa bile geri dönmeye içim elvermiyordu.

Hollanda'da taşındığımız yer Amsterdam'ın Badhoevedorp isimli kasabası. Burada bir çok cadde ve sokağa benim çalışmalarımda sık sık haşır neşir olduğum bilim adamlarının isimleri verilmiş.

Bu sokakların birinden yada bir kaçından neredeyse her gün geçiyorum. Aklım takılıyor, özlüyorum. Sabahlara kadar ders çalışmak istiyorum. Uzun bir süredir hiç bir şey okumadım fiziğe dair, kafamda kurgular yapıyorum.

İki gün önce posta kutumda fakülteden bir arkadaşımın bazı ödüller aldığına dair bir mail okudum. Branşlarımız farklıydı ama yaşımız aynıydı. Benimle yaşıt birkaç kişi doçent oldu. Ben hala sürünüyormuşum gibi hissediyorum. Gerçi onlar ne evli ne de çocuk sahibi. Öyle olsalardı bu kadar hızlı ilerlemeleri zordu (yaş 33-34) ama içimden bir kıskançlık dalgası geçiyor ne yalan söyleyeyim.

Diğer yandan öyle tezatlar içindeyim ki, hazır evde Helo ile ilgileniyorken bir kardeşi olsa, bir süre ikisine de baksam sonra işe dönsem diye geçiyor kafamdan.   Üstelik yaş da geçiyor. Fakat bu istek sadece mantıklı düşüncelerden ötürü değil,içime bir bebek özlemi düştü hatta birkaç gece önce rüyamda gördüm onu. Yine bir kızdı, Helo'nun bebekliğinin aksine çok saçı vardı ve ismini de söyledim rüyamda Almıla idi.

Bu ismi son zamanlarda olmasını geçtim neredeyse hiç duymadım. Anlamını bile bilmiyordum. Rüyadan sonra baktım hoş bir anlamı varmış.

Fakat daha neredeyse hiç rahatlamamışken yeni bir bebek fikrine eşim sıcak bakmıyor. O da kardeş olsun istiyor bir gün ama ne zaman olmalı, nasıl yetişiriz kaygıları taşıyor.

Ben de iki arada gidip geliyorum. Tabi biz istediğimiz zaman olaylar şıp diye olacak değil. İş meselesi de kardeş meselesi de hayırlı zamanda hayırlısı ile olsun diye dua ediyorum sürekli. Kısmet...

20 Mayıs 2013 Pazartesi

Neyi Bekliyorsun

Mayıs 20, 2013 12 Comments
Dün akşam kafamda bir ışık yandı ve kendime bu soruyu sordum. Hayatım boyunca kendimi ikinci plana attım, isteklerimi erteledim ya da geçiştirdim. Genelde bundan şikayetçi değilim, fedakar olmak bana mutluluk veriyor. Bir nevi acıların çocuğuyum gururu yaşıyor insan, hastalıklı bir düşünce olduğunu biliyor olsam da.

Öyle aman aman içimde kalan birşey yok da ( Allah'a şükür Allah rızkını bir şekilde ulaştırıyor veya gerçekleştiriyor) bir tek zayıf bir kadın olma hayali yıllardır süregeliyor.

Çok aşırı kilolu değilim ancak kilit soru şu kendimden memnun muyum? Bunu samimi şekilde soruyorum hani 50 kilo olursun da "ay ben şuramı beğenmiyoruuum, göbeğim çıktı seliluitim var" şeklinde değil. Evet istediğim görünüm bu değil ve abartılı bir cevap değil cevabım. 

Diyet, düzenli beslenme, sağlıklı yaşam ne derseniz deyin, bu aşamaya geçmekte sorun yaşamıyorum da sürdürmekte zorlanıyorum, sonuçları kısa sürede alamayınca motivasyonum kayboluyor, bir sonraki zamana erteliyorum, o bitsin, şu geçsin, kızım yürüsün, emzirme kesilsin .... Bütün gerekçelerim mantıklı, sudan sebepler değil ve haklıyım ama zaman da su gibi akıp geçiyor, istediğim şartlar sağlandığında ya çok geç olursa.

Akşam kafama dank etti, elbet istediğim görünüme kavuşacağım ama 40 yaşımdayken mi 50 yaşımdayken mi olacak bu?  Şimdiki yaşlarım (34) belki de güzel olduğum son demler, kırışıklıkları az, enerjim var, saçlarım fazla beyaz değil... Şimdi zayıf ve güzel olmayacağım da yaşlanınca mı olacağım. O zaman daha önce zayıflamadım diye pişman olmayacak mıyım, resimlere bakınca ( bu gidişle sayısı çok az olacak çünkü kendimi beğenmiyorum diye kaçınıyorum resim çekilmekten) geçmiş yıllarıma üzülmeyecek miyim?

Bu düşünceler çok değişik değil elbet, hep işitiriz de içselleştirmek için sana özel bir an gelmesi gerekir hani, kafana dank eder bir anda. İşte ondan oldu bana dün akşam.

Ve nihayet ilk defa bu işe sıkı sıkı sarılmamı sağlayacak bir motto buldum, bir yıl da sürse artık kaçarı yok istediğim görünüme kavuşacağım. Ben şimdi bu yaşlarımda güzel olmak istiyorum daha sonra değil.

1 Nisan 2013 Pazartesi

Takvimde Bir Yıl ama Gerçekte Kaç Yıl Yaşadım?

Nisan 01, 2013 12 Comments
Geçen yıl bugün 10 günlük anne olarak, anne iken ilk doğum günümü kutladım. Pek tabi ki o zaman daha anneliği pek anlayamamıştım. Bugün bir yıl geçtiğinde düşünüyorum, gerçekten bir yıl mı yaşlandım, yoksa harcadığım efora bakarsak 3 yıl mı yaşlandım ya da kızımın içime verdiği yaşam enerjisiyle 3 yıl gençleştim mi kestiremiyorum.

Anne olmak çok zahmetli bir işmiş. Geçen gün kendi kendime düşünüyordum. Çocuk yetiştirmek için şu bir yılda harcadığım enerjiyi kariyerime harcasam asistanlıktan profesörlüğe terfi ederdim. O kadar yoğun bir mesai harcanıyormuş ki. Hiç bir yardımcım olmadığı için bu süreci dibine kadar yaşadım.

Yine de bir evlat sahibi olmanın verdiği tat hayatın hiç bir kısmında yokmuş. Bu yüzden artık doğum günlerimde (kızımın doğum günü ile arasının az olmasından dolayı) annelik yaşımı kutlamaya karar verdim. Zaten rakamlar da gitgide büyüyor diye yaş günü kutlamak hiç içimden gelmiyor, böylelikle bu günleri stressiz geçirebilirim. Kızımla birlikte her geçen yıl gençleşeceğim çünkü.

Sevgiler

20 Kasım 2012 Salı

Biri Bana Bunun Normal Olduğunu Söylesin

Kasım 20, 2012 38 Comments
Bir haftadır düzenimiz altüst oldu. Gece uykuları aynı sayılır ama gündüz uykularımız felaket. Daha doğrusu eskisi gibi kolay uykuya dalamıyor. Bir saat kadar yatakta boğuşuyoruz, ne ayağımda sallanmak istiyor ne pışpışlanmak. Yüz kere beşiğin kenarlarına tutunup kalmak istiyor, kalkıp duruyor sonra yatırmaya çalışıyorum yok daha uykusu gelmemiş.

 Yatağa uykusu gelmeden geçmiyoruz ama uykusu da var. Mız mız mır mır söyleniyor. Uyku alametlerini gösteriyor ama uyumaya direniyor. Şanslıysak emerken mayışıp sonra hemen dalıyor. Bazen de emince yeniden enerji doluyor haydi sil baştan.

 Bir saat hatta bazen iki saat uyutmaya çalışmanın ardından yarım saat uyuyor. Nadiren de olsa 1 saati buluyor uykusu. Bu huzuruzluğu belki dişlerinden bir haftada iki tane üst diş çıktı. 4. ve 5. dişler tamam 6. dişi de görüyorum ha çıktı ha çıkacak ama daha patlamadı.

İşte bu sürede bana olanlar oluyor. İçim daralıyor, baygınlık geçirecek gibi oluyorum. Bağıramıyorum da içime atıyorum her şeyi. Gözlerimden yaşlar süzülürken göz teması kurmamaya çalışıyorum kızımla. Biliyorum bakınca hemen yumuşayacağım ama hislerimi sindirmem lazım. Birkaç dakika dalıyorum, derin nefes alıyorum fakat böyle hissettiğim için müthiş suçluluk duyuyorum.

Onu çok seviyorum ama neredeyse 8 aydır hiç kendime zaman ayırmadan 24 saat bebeğimle ilgilenmekten yorulduğumu hissediyorum bu günlerde. Keşke biraz da olsa bırakabileceğim biri olsaydı. Biliyorum çok özlerdim ayrı kalamıyorum ondan ama bu günlerde tek düşünebildiğim bu :(

11 Ekim 2012 Perşembe

Diyet Halleri

Ekim 11, 2012 15 Comments
Bu haftasonu 15 gün olacak yeni eve taşındık. Elbette ki kira, burda satın almamız mümkün değil zaten. Önceki ev çoook eski olunca ve Helo da hareketlenmeye başlayınca yeni ev aramaya başlamıştık. Fakat öyle hemen ev bulunmuyor burda. Nispeten ufak bir şehir olduğu için ev ilanları seyrek çıkıyor, çıkanların içinden biz beğenmiyoruz ya da onlar bizi beğenmiyor (vergi kaçırmak için sözleşmesiz kiracı arıyorlar, bize de polise vermek üzere sözleşme lazım).

Bu evi 2 ay önce internete ilan düşer düşmez beğenip aradık, aynı gün karar vermemizi istediler başka talipler varmış, tamam dedik oldu. Şansımıza ya da kızımın şansına bilmiyorum nadiren olabilecek bir şey oldu. Evdeki mevcut eşyalar kiracıya aitmiş, kiracı çıkacak ve ev sahibi evi baştan sona döşeyip yeniden kiraya verecekti. Çoğu ev eşyalı oluyor ama kullanılmış eşyadan ziyade böyle sıfır eşyalı eve yerleşmek milyonda bir ihtimal. Evi görmeğe gittiğimde adam sordu ne istediğimi. Ben de şuraya L koltuk, şuraya tv ünitesi falan derken kendimi yeni gelin gibi hissettim.

Öncesinde evde biraz tadilat yapıldı, yerler gıcır gıcır parke oldu (kızı yere salabilirim), pencereler değişti (cam silmeye gerek kalmadı), badana yapıldı (rengi biraz koyu buldum ama mis gibi tertemiz) ve eşyalar alındı. En hoşuma giden ise artık bulaşık makinam var ve 30 yıllık çamaşır makinesinden sonra beni çok sevindirik eden dijital bir çamaşır makinem. Gerçek temizliği unutmuşum valla. Bir de neredeyse kuru çıkıyor ya, eski makine de şırıl şırıldı :p Bütün kıyafetlerimizi yeniden yıkadım, her gün çamaşır yıkayıp katlamaktan fenalık geldi ama olsun az kaldı :p

Biz adama mobilyalar ile ilgili bir liste verdik internetteki resimlerden. Ben biraz ekonomik olsun diye basit şeyler seçmiştim. Ancak adam bazı şeyleri almış biz listeyi göndermeden önce ve bir çoğu   önerilerimizin çok üstünde modeller. Evi gerçekten kaliteli döşemiş. Hem beyaz eşyalarda hem mobilyalarda. Tam olarak yerleştiğimizde resimlerini de koyarım.

Bunca şey yazdım, diyetle ne alaka diyeceksiniz. İşte yeni evde ev sahibi yatak odasında bir duvara boydan boya, kapının üstü ve yanını da içine alan bir gömme dolap yaptırdı. Dolabın kapakları sürgülü ve bir tanesi yerden tavana kadar ayna ve o aynalı kapak da tam benim yattığım yerin karşısında.

İnanın eskiden bu kadar çok kendimi görmüyordum, şimdi sabah akşam, gün içinde milyon kere kendimi görünce, yataktan kalkarken katman katman olmuş göbeğim gözüme batınca artık diyete başlamalı, güzelliğinden yanına yaklaşamadığım slovak kızlarıyla yarışmalı dedim ve pazartesi başladım.

Tabi kendimi bu kadar bakımsız ve salmış görünce, kızımdan özür dileyip daha bakımlı olmaya da karar verdim. Bütün gün onun yüzüne bakınca ben nasıl aydınlanıyorsam, onun da annesini güzel görmeye hakkı var. En azından onun için çabalayacağım.

Kendimi motive etmek için bir blog açtım: XL to XS. XS olmam zor ama olabildiği kadar artık. Birkaç blogger arkadaş tesadüfen aynı anda diyete başlamışız ve birbirimize hesap veriyoruz. katılmak isteyen olursa bekliyoruz.

8 Ağustos 2012 Çarşamba

#anneoluncaanladim vol 1

Ağustos 08, 2012 14 Comments
Aslında hiç bir anneyi ve davranışını eleştirmem biliyorum ki başına gelir insanın. Yalnız bir konu var ki anne olsun olmasın insanlarda pek tahammül edemezdim. Misal bir kişi bir huyundan ya da hayatındaki bir şeyden rahatsız, sürekli şikayet ediyor ama değiştirmek için hiç bir çaba göstermiyor. Bu insanlara şaşardım, sonuç istenildiği gibi olur ya da olmaz ama benim sloganım hep "harekete geç" olur. Durağan kalmak, o derdi çekmeyi kabullenmeyi kabul edemiyorum. Şimdi de hala aynı düşünüyorum ama anne olunca anladım ki, insanda bu değişimi gerçekleştirecek zaman da, enerji de kalmıyormuş. İstese bile yapamıyormuş. Belki de bebek dışında kendi de dahil hayatındaki her şeyi ikinci plana atmaktan kaynaklanıyor bu.

Anne olunca anladım ki, yemeği sıcak yemek, çayını sıcak içmek veya sohbetli kahveler vs bir lüksmüş. O gün içinde karnını doyurabildiysen ne mutlu sana.

Anne olunca anladım ki, eskiden yapmadığında huzursuz eden ev işleri artık yapılmasa da oluyormuş. Planlı düzenli biriysen eskiden, o düzeni bir daha bulmak imkansız. Eğer yarım yamalak da olsa ev dönüyorsa yetiyormuş.

Anne olunca anladım ki, sen artık sevgili, evlat, kardeş, gelin vs değilsin. Tüm sıfatların siliniyor sadece bebeğinin annesisin. Birisi nasılsın iyi misin diye sorduğunda aslında bebeğe bakabilecek durumda mısın diye soruyordur, kendine dikkat et dediklerinde önemli olan senin sağlığın değil, bebeğin sağlığıdır. Yani artık bebeğin yaşam destek ünitesi gibi bir kıvama geliyorsun, bebeğin ihtiyaçlarını sağlayabildiğin derecede önemlisin. Malesef bu beni çok üzüyor. Elbette onu her şeyden sakınacağım, canımdan değerli benim için bebeğim. Ama ben de insanım yahu beni de önemseyin çığlıkları kopuyor içimde.

Anne olunca anladım ki, tek bir gün içinde bile birçok duyguyu tavan yapmış şekilde yaşayabiliyorsun. Aklındakileri okuyup derhal (!) yerine getirmediği için eşine karşı sinirlerin tavan yapıyor, bebeğin huysuzlandığında ya da uyumadığında kafanı duvarlara vurmak isteyecek kadar kızgınlığın sonra da böyle hissettin diye vicdan azabın tavan yapıyor, ağladığında için içini yiyor acıma duygun tavan yapıyor ve keyifli gülücükler attığında ise içindeki mutluluk ve aşk tavan yapıyor. Normal hayatta böyle yoğun duyguları belki haftada bir yaşıyorsun ama anne olunca gün içinde bu ekstremum duygular arasında savrulup duruyorsun, duygu sarhoşu oluyorsun.

Devam edecek...

6 Ağustos 2012 Pazartesi

Anne Sendromu

Ağustos 06, 2012 15 Comments
Helo'nun gündüz uykuları sıkıntılı. Sanki alarm kurmuş gibi tam tamına yarım saat uyuyor ve günde 4-5 kez oluyor bu.  Toplamda günlük yeterli uykuyu alıyor ama bu kısa sürelerde hiç bir iş yapamıyorum. Herbirinde kahvaltı, öğle yemeği, bulaşık, biraz ev toplama derken akşam oluyor. Uyanık olduğu saatlerde ise onunla sürekli beraberim. Oyunlar oynatmaktan, hoplatıp zıplatmaktan bitap düşüyorum. Bazen eşim işten geldiğinde diyor ki

- Sen banyoya gir bir saat dilediğince dinlen, ben Dila'ya bakarım. Sonra da yemeğe dışarı çıkarız.

Ayyy, canım kocacım benim, ne de düşüncelidir. Ohh biraz dinleneyim bari.

Banyoya giderken antrenin aynasına gözüm takılır. Zira gün boyunca, sabah yüzümü yıkamaktan başka bir şey yapmamış ve aynaya bakmamışımdır. Kendimi gören içses konuşmaya başlar.

-Şu halime bak, berbat görünüyorum. Neden kocacım bir saat dilediğin gibi dinlen demedi de banyoya gir dedi. Kesin kendine çeki düzen ver demek istedi, aaaah ah demek ki artık beni beğenmiyor :(
- Yok yok, öyle değildir. Hani sırtım ağrıyor ya biliyor küvete su doldurup yatmayı sevdiğimi, iyi geleceğini, ondandır.
- Uff neyse, öyle ya da böyle, gideyim de kendime geleyim bari, hem bakımlı olunca ben de kendimi iyi hissediyorum, güzelce yıkanayım, süsleneyim bari...

Banyoda 15 dak sonra
-Yıkandım dinlendim, yat yat canım sıkıldı, en iyisi ben çıkayım da onlarla beraber oynayayım, zaten kızımı da çok özledim :p



30 Temmuz 2012 Pazartesi

Geldik Biz

Temmuz 30, 2012 6 Comments
Çok güzel 5 hafta geçirdik Türkiye'de. Babamız bizden iki hafta önce dönünce, kızımla tek başıma ilk uçak yolculuğumuzu da yapmış oldum. Daha önceki uçuşlarda yalnız olmadığım için daha rahattım, bu sefer bayağı bir stres yapmama rağmen maşallah Helocum beni hiç yormadı.

E tabi artık 4 ayı bitirip de kocaman olmasının da etkisi var :) 4. ay yazımızı zamanında yazamadım ilk fırsatta yazmak istiyorum ama şimdi evde yapılacak bir sürü iş, yıkanacak çamaşırlar ve yeniden adapte olunacak bir düzen var. Orda hiç yemek yapmadım tam anlamıyla gecikmiş lohusa keyfi yaşadım :)

Bir de henüz ruhsal olarak da tatil modundan çıkabilmiş değilim. Aklım ve kalbim hep orda, canım pek birşey istemiyor umarım yakında normale dönebilirim.

Yeniden görüşmek üzere

9 Temmuz 2012 Pazartesi

Yaratabiliyorsan Sen Yarat

Temmuz 09, 2012 13 Comments
Bu yaziyi yazip yazmama konusunda cok kararsiz kaldim. Ama hep mukemmel hallerimi yazacak degilim ya falsolarim da yer alsin ve ben bunu hic bir zaman unutmayayim istedim.

Helodunya'yi hamileligimde hic gorememistim ve nasil olacagini hic kestiremiyordum. Sadece 12. haftada yapilan ikili teste ait 3- boyutlu ultrason goruntusu vardi ve orda gercekten cok cirkindi. Kocaman kafasi ve kepce kulaklari gozukuyordu ve ilk o zaman acaba kepce kulakli olur mu diye dusunmustum. Ancak dualarimda hep saglikli ve hayirli bir evlat olmasi vardi elbette, soyle olmasin, boyle olsun gibi dualar bana hep Allah'a karsi nankorluk gibi geliyor.

Allaha sukur hem cok sagikli hem de dunya guzeli (bize gore oyle tabi) bir kizimiz oldu. Fakat kulaklari da kepce imis. Bu durum cok sasirtici degil cunku bende de bir miktar var. Fakat kendi kulaklarimi ozellikle ergenlikte pek sevmedigim icin, ne kadar onemli olan saglikli olmasi desem de, icten ice Helocugumun kepce kulakli olmasini kafama takiyordum.

Zira hep kep kendimi soyle derken yakaliyordum. "Kepce kulakliyiz ama cok tatliyiz teyzesi..."  Kime neyi aciklama ihtiyaci hissediyorsam. Sanirim kendimi ikna etmeye calisiyordum ama bir yandan da surekli saglikli olmasinin en onemli sey oldugunu hatirlatiyordum.

Istanbul'a gedigimizde ayni cumleyi annemlere karsi da kurdum. Annem bana bir kizdi ve

bir daha agzindan boyle bir laf duymayacagim. Kizin o kadar guzel, hic bir kusuru yok. Madem begenmiyorsun sen daha guzelini yarat da gorelim


dedi. Ve o anda kafama kocaman bir tas dustu. Kendi vucudumuzda dahi bir cok seyi kolayca begenmiyoruz yada kusur bulabiliyoruz. Ancak onu yaratabilme ihtimalimizin sifir oldugunu dusunmek insanin ne kadar kucuk oldugunu hatirlatiyor. Cevremizdeki seylere karsi durmadan atip tutarken hatirlamak lazimmis, sahip oldugumuz her seyin ne kadar cok sukre layik oldugunu...

30 Mayıs 2012 Çarşamba

Kayıp Giden Zamanlar

Mayıs 30, 2012
Kızım doğduğundan beri Türkiye'ye gitme hayalleri kuruyorum. İlk başta 40'ında gider hem kırkını gerçekten de uçakta uçururuz diye ummuştum. Olmadı.

11 Mayıs'ta doğan tatlı yeğenimin ilk yaş doğum gününe yetişiriz dedim o da olmadı.

23 Mayıs'ta doğum yapan canım arkadaşımın doğumuna yetişiriz, güzel kızını görürüz istedim o da olmadı.

Bugün ablamın doğum günü, Egehan'ın doğum gününü kaçırınca, belki ablamınkine yetişir yeniden ikisini birden kutlayacak bir parti yaparız diye konuştuk bana özel, o da olmadı.

Yakında diğer yeğenimin doğum günü ve kuzenimin oğlunun sünnet düğünü var onlara yetişir miyim bilmiyorum. Sanki hiç gidemeyeceğiz diye korkuyorum.

Bütün bu zaman içinde annem yeni bir eve taşındı. Dekorasyona o kadar meraklı olduğum halde, evinin taşınıp-döşenmesine yardımcı olamadım. Herkesler evi gördü ben göremedim.

Yine annem ve büyük ablam umreye gidip geldiler, bu süreçte yanlarında olamadım.

O kadar çok şey kayıp gidiyor ki uzaktayken, artık yurt dışında yaşıyor olmanın hiç bir cazibesi kalmadı benim için. Kesin dönüş hayalleri ile yanıp tutuşuyorum. Kısmet...

Herşeyi herkesi çok özledim...

Dipnot. ablamın isteği üzerine nazar değmesin diye kızımın fotoğrafının yer aldığı dünkü yazıyı siliyorum. Affınıza.

2 Mart 2012 Cuma

Blogger Anneler Röportajım :)

Mart 02, 2012 3 Comments

Hamileliğimin sonlarına yaklaştığım bu günlerde, kendimi tam anne olarak hissetmiyorum henüz. Bu yüzden acaba bu gruba dahil miyim değil miyim diye düşünmedim değil. Fakat diğer yandan da 4 kez teyze olduğum için belki de şu ana kadar 2 kez anne olmuşumdur değil mi :p

Sevgili Ülkü'nün talebi üzerine soruları cevapladım, sonradan okuduğumda kendimi pek soğuk buldum aslında. Mantıklı bilim adamı yanım ağır basmış cevaplarken. İlerleyen zamanlarda, diğer annelerde gördüğüm o sıcak samimi havaya acaba ben de sahip olacak mıyım diye merakla bekliyorum :)

Buradan okuyabilirsiniz.

6 Ekim 2011 Perşembe

Androjen Güzeliyim

Ekim 06, 2011 13 Comments
Siz de benim gibi adet dönemlerinde kendini daha güzel hissedenlerden misiniz?

Adet dönmelerimde aynaya baktığımda, kendimi normal zamanlardakinden daha alımlı ve daha çekici bulurdum. Ve içten içe de düşünürdüm. Normalde doğa kanunlarına göre bu dönemde değil, diğer dönemde daha güzel ve çekici olmam gerekmez mi? Hani kuşlar çiftleşme döneminde daha güzel şakıyor, bazı hayvanlar koku salıyor vs...

Şimdi hamileliğimde de aynı şekilde hissediyorum. Başından itibaren yüzüme daha sıcak ve hoş bir ifadenin yerleştiğini söylüyor eşim. Tabi hamilelikte bir çok farklı diğer etmen de var ama adet dönemiyle ortak bir noktası da östrojen azlığı.

Daha orta okuldan itibaren biliyoruz ki, her insanın vücudunda östrojen ve androjen var. Kadınlarda östrojen fazla, erkeklerde androjen. Kadınların yumurtlama dönemlerinde östrojen artmışken, adet ve hamilelik ve hatta emzirme dönemlerinde östrojen seviyesi düşüyor. Bu durumda androjen miktarı değişmese bile ( değişip değişmediğini bilmiyorum), oranlardan biri azaldığında diğeri artmış gibi oluyor.  Yani mesela (tamamen atıyorum) östrojen %60 androjen %40 ise, östrojen %50 ye düştüğünde diğeri %40dan %50 ye çıkmış gibi olacak.

Neyse anladım ki benim daha güzel hissetmemi sağlayan bu androjen. Bu yüzden kendime androjen güzeli dedim. E bir de merak ediyorum erkek olsaymışım nasıl yakışıklı olacakmışım hani :)

Acaba böyle hisseden bir ben miyim, eğer benim gibi veya tersi hissedenler varsa paylaşır mısınız?

Dip not: Bu yazıda sunulan fikirlerin bilimsel kesinliği olup olmadığını bilmiyorum, tamamen düşünce deneyi. Bu yüzden bu yazıyı ciddi konular için referans olarak kullanmayınız.

5 Ekim 2011 Çarşamba

Son Temalar

Ekim 05, 2011 6 Comments
Yazacak öyle çok şey planlamıştım ki, geleli bugün bir hafta olmasına rağmen nasıl geçtiğini anlayamadım. E tabi bu arada koşturmaktan mı kalabalık İstanbul havasının mikroplarından mı bilemeyeceğim faranjit olmuşum. B tipi antibiyotikleri korkarak içtim ama şimdi çok daha iyiyim. Geri dönüş biletim belli olmasına rağmen, iznimin yetişip yetişmeyeceğini, gidip gidemeyeceğimi de şu an bilemiyorum, umarım her şey yolunda gider.

Haftalık GeBelik günlükleri tutuyordum onu bile yazamadım bu hafta, benden haber bekleyenlere bile geri dönemedim. Okulda çok yakın arkadaşım bir hafta kadar sonra doktora tez savunmasına girecek, onun telaşı beni de çok etkiledi. Tezi her ne kadar kendi yapmış olsa da son zamanlarında ucundan ben de katkıda bulunmak istedim.

Bir hafta içinde sizlerden gelen yorumlarla, buradaki yakın çevremden gördüğüm ilgi ve alaka beni fazlasıyla memnun etti elbette. Ben Slovakyada iken yalnız başına hamileliği yaşadığımda hakikaten bunun keyfine varamamışım. Eşim ne kadar ilgilense de, böyle çoklu ilgiye benzemiyormuş :p

Bu temaları buraya gelmeden önce yapmıştım ama tabi yayınlayamamıştım. Sevgili Çiğdem'i aylarca beklettikten sonra nihayet Soran Anne kıvamını buldu. Bu sitede genel bloglardan farklı olarak, bilgilerini paylaşmak yerine, soru sorup ziyaretçilerden bilgi almayı, böylelikle tecrübelerin paylaşılıp geniş kitlelere ulaşmasını hedefliyor.

Bir diğeri de Pasta kurabiye blogu Maral's Cakery. Sevgili Maral pastel tonlarını tercih ediyor ve tasarımda yer alan peri kızını çok seviyordu. İkisini de muhafaza ederek sevimli bir tema yapmaya çalıştım.


Sıradaki bir çok projeye yetişmem için daha çok çalışmam lazım ama düzende bir haftalık bozulma bile yeniden bir planlama gerektiriyor. Bazen diyorum tüm gün bu tema tasarım işleriyle uğraşsam ,işim bu olsa diye düşünüyorum ama içimdeki bilimsel merak da beni yiyip dururken ve üstelik, birikimlerimden sonra yapabileceğim şeyler olduğuna inanırken, bu fikirden hemen vazgeçiyorum.

Hamilelik yazılarıma ilk fırsatta devam edeceğim zira hem çok öğreniyorum hem de şaşırıyorum gelişmelere.

6 Eylül 2011 Salı

19 Ağustos 2011 Cuma

Koç Burcu Bebekleri

Ağustos 19, 2011 12 Comments

Geçenlerde bir yerde okumuştum, burçlara göre bebeklerin özelliklerinden ve nasıl yetiştirileceğinden bahseden. Bir koç burcu olarak kendimle ilgili kısmı şaşırarak okudum. Aklım başıma geldiğimden beri burcumun kötü özelliklerini kontrol altında tutabiliyorum ama çocukken pek de öyle değilmiş. Koç burcu çocukları, dediğim dedik olurmuş, ne istediğini bilir, elde edene kadar ağlar... Aynen ben de böyleydim çocukken. İstediğim bir şey için saatlerce ağladığımı hatırlıyorum, tabi şimdi şimdi anlıyorum annem her istediğimi yapmazdı, iyi ki de yapmamış.

Zor bir çocuktum sanırım 6-7 yaşlarıma kadar, sonrasında ise kedi kendine çalışan, okuyan, oynayan, üreten bir çocuktum. Biraz daha yola gelmiştim. Zırlayıp ağladığım zamanlarda, yukarıdaki resimdeki kız gibi somurtup dudaklarımı şişirirdim. Ablalarıma göre, ailede hiç kalın dudaklı olmamasına rağmen benim dudaklarımın kalın olmasının sebebi buymuş. Çocukken öyle somurtmuşum ki dudaklarım şişmiş.:)

Şimdi düşünüyorum da ben annemin yerinde olsam bana tahammül edebilir miydim bilmiyorum, allah cezamı verir de bana koç burcu çocuklar bahşederse hiç şaşırmam :)

1 Ağustos 2011 Pazartesi

Güne Pek Uymadı Ama..

Ağustos 01, 2011 3 Comments
yamaliyim unutmamam icin diye dusunmustum bunu. 

Her ikimizin de icki ve birayla arasi yoktur. Hele benim hassas burnum sebebiyle bira ile aram hic degil. Ce anlam veremiyorum sana diyor ama durum su: birayi icmek icin agzima yaklastirdigimda yogun kokusu icime doluyor ve kokuyu begenmedigim icin tadi da igrenc geliyor. Koku ve tat duyulari baglantili diyorum ama... Yillar once Uludag da kaldigimiz otelde, cevredeki masalara ozenip de, bir aksam yemegine siparis vermistik, sonra burnumu tikayarak icmistim, rezillik ! Ama napiyim o zaman farketmiyorum :)

Neyse ben bir kac yazi once evin yakininda olan pub/cafe gibi yerin onunde insanlari icerken gordugumde canimin cektigini yazmistim. Kisa tatilimizde ise, canim cekmisti ya deneyeyim dedim tekrar. Ama sonuc ayni yine. Anladim ki benim imrendigim bira degil, onlarin aldiklari keyifmis. Kimi tek basina keyifle ( dusunuyorum da keyifle neredeyse birsey icmiyorum, hep telas) yada birkac arkadas oturup keyifle iciyorlardi. O zamanlar ozledigim/imrendigim oymus anladim. Oyle keyifli bir grupla sut bile icsem yeter bana.


Tatilde Corona ve Efes ictim. Bir de aylar once Slovakia marka bira icmistim. Koku acisindan kiyasladigimda (evet herhalde benden baska bu konuda kiyas yapan yoktur) Efes cok daha fazla (dolayisiyla benim icin icimi imkansiza yakin), Corona daha az kokulu ve neredeyse koku duymadigim Slovakia birasi oldu. Slovakyalilar kendi biralarini cok overlermis. Herhalde bir cok avrupali gibi ne cok bira tukettiklerini soylememe gerek yoktur. Hem ucuz hem de buyuk miktarlarda satiliyor.


Bu yaziyi yazdim ki yazdigim seyleri unutmuyorum. Bir daha birseye canin cekerse analizini iyi yap GeCe (aman nedir canim bu bilimsellik, pes diyorum kendime ayrica- off napiyim ben boyleyim)

:)

28 Temmuz 2011 Perşembe

İşbaşı

Temmuz 28, 2011 6 Comments
Yoktum, gittim geldim. Bol bol yüzdüm, biraz kilo aldım :) , sevdiklerimi gördüm...

Şimdi yığınla iş beni bekler, yine gelicem biraz işleri hafifleteyim.

Sevgiler