macaristan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
macaristan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Kasım 2010 Pazartesi

Szeged

Kasım 08, 2010 20 Comments

Böyle bir şehrin varlığını, buraya gelme durumum söz konusu olana  kadar bilmiyordum.  Burası Macaristan'ın Romanya komşuluğunda bulunan, güneyindeki illerin içinde en büyüğü olan bir şehir. Merak edenler için Wiki bilgisi.


Bol tarihi binalarla dolu ama Budapeşte kadar boğucu değil bana kalırsa, Budapeste daha sıkıcıydı, yeşillik alanları daha az görüyorsunuz binalar arasında. Burada dengeli şekilde dağılmış, ben biraz Kosice'ye de benzettim.


Her yer bisiklet dolu, burda spor amaçlı değil günük ulaşım amaçlı kullanılıyor. Üniversiteden dolayı (Avrupanın en iyi 100 üniversitesi içindeymiş) öğrenci nüfüsu toplam nüfusun 5 te birini oluşturuyor ve gençlerin hepsinde bisiklet. Üstelik kızlarınki yukardakinden :(


Bu resimleri Pazar günü çektim, hafta sonları çok boş oluyor nedense, dükkanlar kapalı, herkes evlerinde herhade. Ama şansıma hava güzeldi, bugün kapadı mesela fotoğraf çekemezdim. Üstelik bunlar cep telefonuyla çekildi. Bu yüzden neredeyse her bir resmin sol altında parmaktan dolayı bir fluluk olmuş :p


Balkonlar çok hoşuma gitmişti.


Altından yol geçen bu binadan sonra şehir merkezi olarak kabul edilen yere geliyoruz ki tarihi bir meydan.


Ardından Dom ter. olarak bilinen meydan çıkıyor. Burada büyük bir kilise ve etrafında çevrili binalar var. İşte şimdi bu binalar üniversite.


Kaldığım yer hemen kiliseyle karşılıklı. Sol yukardaki resim konukevinden çıkıp kapı arkamda kaldığında görünen manzara. Kilise hemen solda.


Olmadık zamanda öten kilise çanına alışamadım ama ben de her duyduğumda dua ediyorum, ezan duyamıyorum ama günün her saatinde Allah'ı hatırlayıp dua ediyorum. Kafamda öyle ilişki kurdum.


Dün yine avare avare gezinirken bir caddeye daldım. Galiba burası da bu şehrin hlavnası. Keman çalan palyaço heykeli çok güzeldi ama bence güzelden öte dokunaklı br yüzü vardı, bknz aşağıda yakın görünüm.


Her adımda bir heykel görmeye başlayınca sıkıldım, birkaç tane daha çektim ama bıraktım sonra. Aşağıda da o caddeden görüntüler var.


Bu şehir de Kosice gibi sakin ve temiz ve bana kalırsa Budapeste'ye göre daha yaşanılası bir yer. Daha resimler var ama nedense internet bağlantım çok iyi değil, yüklemem uzun sürüyor.

Ve diğer mevzu bugün nihayet heyecanla beklediğim günü atlattım. Önce hocanın diğer öğrecileriyle tanıştım, oldukkça yoğunmuş kendisi. Sonra bir ara onla da tanışıp konustuk. Genel olarak çok iyi davrandılar, ingilizce konusunda fena değildim. Özellikle diğer öğrenciler benden daha az biliyorlar bu yüzden onlara karşı rahattım ama hoca çok iyi biliyor ki yıllarca başka üniversitelerde bulunmuş.

Kabaca neler çalışabileceğimizi konuştuk, yarın daha detaylanacak, hala heyecanlıyım ama bu sefer çalışmaya başlayacağım için. Gerçi, aynı derslere girsem de, sekiz yıldır her dönem girdiğim ilk dersten önce çok heyecanlanan biri olduğumu söylememiştim sanırım :)

Bu da öyle bir heyecan :p

7 Kasım 2010 Pazar

Aklımdan Çıkmadan...

Kasım 07, 2010 4 Comments
Bugün Szeged'e geldim, bildiğiniz üzere, Szeged üniversitesinden bir hocayla çalışmaya başlayacağız. Yarından itibaren. Öyle heyecanlıyım ki... Öncesinde çalışsam iyi olur dediğim şeylerin tamamını biteremedim, şimdi bakacağım ama aklım sürüyle düşünceler tarafından işgal altında. Çok fazla kafamda senaryolar yazıyorum ve eşime göre çok abartıyorum ama durmuyor beynim. Yarın sabah dananın kuyruğu kopacak, kafamdaki senaryoların gerçek olup olmayacağını göreceğiz.

Buraya Ce ile beraber geldik, Kosice'de iki kere trene binerek. O, 1 saat bile duramadan döndü ne yazık ki. Yoksa treni kaçırırsa yarına kalması gerekecekti ve buradaki odam da tek kişilik.

Macaristan Bilimsel Akademisi gibi bir kurumun misafir evinde kalıyorum. Otel gibi. Oldukça eski bir bina ama temiz ve şirin. Odanın tavanı çok yüksek ve eşyalar öyle eski ki kendimi Einstein zamanındaki fizikçiler gibi hisettim. Böyle ortamları andıran küçük bir odada ahşap masa üzerinde çalışırken figüre edilmiş resimler görmüştüm. İşte burası da öyle. Tek farkı kucağımda laptop olması.

Şehir hakkında görüşlerimi resimlerle birlikte daha sonra anlatırım, ancak ne zamandır unutmadan yazmak istediğim birkaç ilginç olay var.

Geçenlerde Budapeste'ye gittiğimizde (hala o resimleri de eklemedim tabi) güzel bir alışveriş merkezinin güzel bir kahvecisinde oturuyorduk. Yan masada 20'li yaşlarda bir çift, belli ki ciddi şekilde ilgileniyorlar birirleriyle, kız süslü püslü mini etekli, erkek gayet şık ve kıza romantizim ayaklarında. Biz yan masadayız ama benim hafif arkam dönük tam göremiyorum. Birden bir sesle irkildim aman o ne. Bu beyefendi çocuğumuz, kızın yanında gayet gürültülü şekilde, borazan gibi öttürerek burnunu siliyor. 10 mt den bile duyulur o kadar yani. Ana şok oldum. Eşim gülmeye başladı. O, 5 aydır bu coğrafyada alışmış meğersem, bu öksürmek gibi doğal birşeymiş burda, ve diyor ki benim işyerinde neler çektiğimi bir bilsen (büyük bir ofiste bulunuyor). İşin tuhafı sadece erkekler değil kızlar da böyleymiş.

Kızların da böyle olduğunu bugün trende anladım. Trene bindik daha hareket etmeden ben gelen kızları göz ucuyla süzüyorum, güya kafamda kıyaslıcam, hangi ülkenin kızları güzel diye. Bir kız geçti çok ama çok beğendim. Yüzünü giyimini kuşamını... İki üç sıra arkamıza oturdu, eşyalarını yerleştirdi montunu falan çıkardı ve 5dak. sonra ondan da aynı ses. Yine şok. Üstelik erkeklerle aynı derecede kuvvetli bir sesle. İnanamıyorum. Ben de kendi kendime denedim daha sonra, yok benden çıkmıyor o ses, nasıl iş ya. Demek ki ciğeri sağlam bu insanların.

Bu olay öksürmek gibi doğal onlar için diyor eşim, ama bence, öksürürken başka seçeneğin yok, daha az sesli yada sessiz, engel olunamıyor ama bu öyle değil. İnsan burnunu nasıl sileceğini seçebilir.

Bugün de biraz gördükten sonra karar verdim ki Macar kızları güzel değil (bunu derken ortalama alıyorum, mesela 10 kişiden 2 güzele raslarsınız bunun gibi) ama Slovak kızları şahane (10 da 8-9). Ve ilgiç ki slovakyada (yada Kosice desem daha doğru tabi) etraf fıngır fıngır kız kaynıyor. Otobüsler yollar , ufak çocuklar... Her yerde daha fazla kadın var. Gerçekten de istatistiksel olarak kadın nüfusu daha fazlaymış, artık erkekleri şanslı mıdır, kadınlar şanssız mıdır bilemem. Düşünüyorum; erkekler az diye güzelim kızlar, artık ne bulurlarsa (güzel çirkin) yetinecekler, tabi diğer yandan erkekler, çok fazla kadın olunca birden fazla isteyebilirler yada kadınlar erkekleri kaptırmasın diye savaşabilir, belki de bu yüzden süslüler ne biliyim. Anam çok zor öylesi de yaaa.

Yalnız bence bir güzel tarafı var ki burada kadınlar gecenin her saatinde sokakta. Biz kimi yerlerde sokağa çıkamıyoruz mesela kadın başımıza, ama onlar öyle değil, ohh rahatlar, ortada erkek yok, olsa da gözleri doymuştur herhalde.

Bugün şahit olduğum bir diğer ilginç şey ise, Szeged'den. Yemek yemek için Burger King'deydim. İki bayan girdi, biri bebek arabalı biri hamile. Kapıya gayet yakın bir yere oturdular, eşyaları ve bebek arabasını bırakıp yiyecek almak için gittiler. Arası da bayağı var öyle birkaç adımda ulaşabileceğin bir masa değil. Ben yine şok oldum nasıl bebeği bıraktılar diye. İçimden diyorum belki bebek yoktur, eşya falan vardır ne bileyim hiç düşünmezler mi bişey olcak diye. Sonra kalkarken özellikle baktım, minicik bir bebek, bir aylık belki, öyle uyuyor yavrum. Ya bu ülke gayet güvenli (ki hiçsanmıyorum) ya bu kadınlar gayet geniş yürekli idi, cık cık cık. Bakalım daha neler göreceğim.