Şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Çarşamba, Şubat 05, 2025

Bugün şiir, bugün müzik...

Sana değil,

Sonu sana çıkan yollara aşıktım ben.

İşte tam da bu yüzden 

Seni değil, 

Ellerini, gözlerini, dizlerini özledim ben.

... 


Telli Sazlar Üçlüsü - Güldaniyem 

Perşembe, Aralık 05, 2024

"Bir esmer geldi darmadağın"

 


Şiirin tamamı şurada mevcut



"Dilber her tarafı vermiş ateşe
Yayla alev alev, çöl alev alev" 


Acıkmak gibi, susamak gibi
"şiirsemek" diyebilir miyiz acaba? 


Emre Gel - Sana El Pençe Durmam

Pazar, Ocak 29, 2023

Öyle bir zamanda gel ki...

Öyle bir zamanda gel ki vazgeçmek mümkün olmasın.

ellerimde koparmaya çalıştığım zincirlerden kalma yara izleri

yeni yeni iyileşmeye yüz tutmuş olsun.

gözlerimde öyle bir karanlık olsun ki, gören kör oldum sansın.

yanaklarım kurumuş olsun göz yaşlarımdan, dudaklarımsa çatlak çatlak.


öyle bir zamanda gel ki vazgeçmek mümkün olmasın.

belki bin tane aşktan geçmiş olayım ve hiçbiri olmasın gözümde.

hiçbiri tamamlayamamış olsun cümlelerimi,

hiç biri bağlayamamış olsun geceyi sabaha.

hiçbirinin gülüşünün her anı senin kadar aklıma işlenmemiş olsun.

hiçbirinin hayali en güzel haliyle barınamamış olsun beynimde.

hiçbirinin izi kalmamış olsun bedenimde.


öyle bir zamanda gel ki vazgeçmek mümkün olmasın.

sessizce ağladığım anları kimse çığlık çığlığa hıçkırıklara dönüştürememiş olsun.

ellerim kimsenin üzerinde eriyip gitmemiş olsun, gezinse bile.

dudaklarım senin adını söylerkenki gibi kıvrılmamış olsun hiç bi ad’a yeterince.

yerine koymaya çalıştığım her beden yok olup gitmiş olsun kumlar aktıkça tane tane.

unuttuğumu sandığım, vazgeçtiğimi sandığım,

sevmediğimi sandığım öyle bir zamanda gel ki

yerçekimine karşı koysun damarlarımda beni yaşatan her zerre.

öyle bir zamanda gel ki vazgeçmek mümkün olmasın…



Dipnot: Yukarıdaki şiiri şuradan aldım. Ezginin Günlüğü - 40 yıllık şarkılar albümünden "Gelmiyorsun" şarkısını dinlerken aklıma Orhan Veli'nin "Öyle bir havada gel ki, vazgeçmek mümkün olmasın." dizeleri geldi. O dizeler Orhan Veli'nin "İstanbul İçin" adlı şiirinden alıntı ama yukarıdaki şiirden tam emin olamadım.

Perşembe, Ocak 19, 2023

Göğe Bakalım



Göğe Bakma Durağı

İkimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım

Şu kaçamak ışıklardan şu şeker kamışlarından

Bebe dişlerinden güneşlerden yaban otlarından

Durmadan harcadığım şu gözlerimi al kurtar

Şu aranıp duran korkak ellerimi tut

Bu evleri atla bu evleri de bunları da

Göğe bakalım


Falanca durağa şimdi geliriz göğe bakalım

İnecek var deriz otobüs durur ineriz

Bu karanlık böyle iyi afferin Tanrıya

Herkes uyusun iyi oluyor hoşlanıyorum

Hırsızlar polisler açlar toklar uyusun

Herkes uyusun bir seni uyutmam bir de ben uyumam

Herkes yokken biz oluruz biz uyumayalım

Nasıl olsa sarhoşuz nasıl olsa öpüşürüz sokaklarda

Beni bırak göğe bakalım


Senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım

Tuttukça güçleniyorum kalabalık oluyorum

Bu senin eski zaman gözlerin yalnız gibi ağaçlar gibi

Sularım ısınsın diye bakıyorum ısınıyor

Seni aldım bu sunturlu yere getirdim

Sayısız penceren vardı bir bir kapattım

Bana dönesin diye bir bir kapattım

Şimdi otobüs gelir biner gideriz

Dönmiyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güç

Bir ellerin bir ellerim yeter belliyelim yetsin

Seni aldım bana ayırdım durma kendini hatırlat

Durma kendini hatırlat.


- Turgut Uyar 


 


... 

Aşağıdaki fotoğrafları Borçka Karagöl'ün yukarısındaki yaylada, "Göğe Bakma Durağı" tabelasının yanından çekmiştim. Tabelanın fotoğrafını bulamadım ama Sevgili Buraneros ile yazışınca fotoları buraya ekleyeyim dedim :)





Pazartesi, Ocak 16, 2023

Ara Sıra Bazı Bazı

Bazen içim öyle bir coşkuyla dolup taşıyor ki anlatamam... Olan bir şey yok, muhtemelen olacak bir şey de yok ama işte içim içime sığmıyor bazen. Seviyorum bu hissi :)





Ara Sıra Bazı Bazı - Nilüfer 


Çarşamba, Haziran 01, 2022

Sevdiğim Şairlerde Bugün

Gelin bugün biraz Turgut Uyar'ı sevelim, pamuklara saralım, en derinimizde saklayalım. Şiirlerine varana dek biraz sözlerinin sokaklarında gezinip kaybolalım. 





Ve tabi ki en sevdiğim... 


Turgut Uyar da benim gibi Ağustos doğumluymuş ve yine Ağustos ayında yummuş gözlerini hayata. Öldüğünde 58 yaşındaymış. Kendisi erken veda etmiş olsa da dünyaya, ardında bıraktığı şiirler devam ediyor aşıklara bir nebze nefes olmaya.



Perşembe, Mart 17, 2022

Ağaç Ev Sohbetleri #134 ve Bazı Anılar



Bu haftanın konusu Deep'ten:

"21. Yüzyıl dünyaya neler getirdi?"

Neler getirmedi ki? Sanki yıllardır hayatımızdaymışçasına onlarsız yaşayamayacağımızı sandığımız bir çok teknolojik cihaz ve uygulama aslında 21. yüzyılın ürünü. Hatta okuyunca "Yok canım! Olur mu öyle şey?" diyeceksiniz ama isterseniz hepsini internetten kontrol edebilirsiniz.

  • Apple iPod MP3 çalar (2001)
  • Facebook (2004 - Harvard öğrencileri için - 2006 Dünyaya açılış)
  • Youtube (2005)
  • Spotify (2006)
  • Kindle, E-okuyucu (2007)
  • Apple iPhone Dokunmatik telefon (2007)
  • Apple iPad Dokunmatik tablet (2010)
  • Instagram (2010)
  • Whatsapp (2010)

Yukarıdaki yeniliklerin yanı sıra bir de Covid-19 derdini getirdi tabi ki 21. yüzyıl ama o konuya hiç girmek istemiyorum. 21. yüzyılda yaşanan önemli bilimsel gelişmelerin bir kısmına da şu linkten ulaşabilirsiniz.

Sıraladığım tüm teknolojik gelişmelerin sözüm ona hayatımızı kolaylaştırdığı ya da hayat kalitemizi arttırdığı söyleniyor. Buna her zaman %100 katılmıyorum çünkü teknoloji bir şeyleri kolaylaştırırken o şeylerin değerini de azalttı bence bir miktar. Sevgili Buraneros'un şu yazısında bahsettiği duyguları yaşamak artık neredeyse imkansız maalesef. Çünkü artık kimse mektup yazmıyor birbirine. Sevgili Buraneros'un yazısına yazdığım yorumu buraya taşımak istiyorum:

"Ya sanırım ben bu teknolojinin bazı nimetlerini(?) pek de sevmiyorum. Mesela şimdi elimizde telefonlar çat görüntülü arıyoruz, pat mesaj yazıyoruz. Sevdiklerimizi özleyecek, duygularımızı besleyecek fırsat olmuyor. Nasılsa olsa her istediğimizde elimizin altında konuşma imkânımız. Eskiden mektuplaşılırdı. Mektup yerine ulaştı mı, cevap yazıldı mı acaba ne zaman gelecek cevap diye meraklanırdık. Hep bir heyecan, bir bekleyiş vardı. Mektup bekler gibi sevdiğimiz şarkıları da beklerdik radyoda çalsın diye. Radyodan istek yapmak diye bir şey vardı mesela. Radyo dinlerken şarkı falı tutardık, sıradaki şarkı benim olsun diye. Karışık kaset doldurmak, radyodan kasete şarkı çekmek... Sevdiğimiz şeylere ulaşmak için çaba harcardık ve daha kıymetliydi çaba harcadığımız her şey. Şimdi her şey parmaklarımızın ucunda, istediğimiz an emrimize amade her şey ama eski tat yok sanki.  Mektup arkadaşlığının tadı da bambaşkaydı. Üniversitenin ilk yılında o zamanki sevgilimle mektuplaşıyorduk. O kadar heyecanla bekliyordum ki anlatamam. Mektubu elimi alıp okumak nasıl muhteşemdi :) İlk mektupta Ümit Yaşar Oğuzcan'ın "Esmer" şiirini yazmıştı sevgilim ve ben şiirin bir kısmını bugün bile hatırlıyorum."

O heyecanı hatırlattığı için Sevgili Buraneros'a tekrar teşekkürler :)

Mektubu yazan unutulmayı sonuna dek hak ediyor. Şiirse, mektubu yazanın değersizliğine rağmen unutulmayacak kadar güzel.


ESMER

Şarkılardan çıkıp geldi bir esmer ansızın
Koyu renk gözleri çıldırasıya hüzünlü
Bir esmer geldi pencerelerden kapılardan
Bir esmer geldi kokularla, baygın
Dökülmüş bir kadeh gibi
Kopmuş bir gerdanlık gibi
Bir esmer geldi darmadağın

Bir esmer geldi diyorum size
Tüy tüy
Işıl ışıl
Kapkara saçları alnına düşmüş
Öylesine öpülesi dudakları
Öylesine alımlı
Öylesine aşka çağıran
Şarkılardan masallardan romanlardan
Beste beste
Satır satır
Bir esmer geldi duman duman


Esmeri hüzzam makamında seviyorum
Bir kemanın telleri inliyor içimde
Bir kadın ud calip şarkı söylüyor
Sevdalı sesiyle çok dokunaklı
Esmerle göz göze geliyoruz
Ben ürpertiler içinde tutkun, ışımış
Oysa korkulu düşler içinde ağlamaklı

Bir sigara yakıyorum
Parmaklarımı yakıyorum
Al sana iste gördün mü
Mazot döküp denizlerini de yakıyorum İstanbul'un
Demek ki ben kundakçının biriyim diyorum
Esmerde bir telaş bir heyecan
Onun bu haline bitiyorum

Şimdi hep gölgedeyim gölgede
Bir esmer gölgede
Ellerimizle gözlerimizle hüzzam yaşamaktayız
Sırtımızda kamçılar şaklıyor vahşi, doru
Bir alanda şimdi onunla dört nalayız

Er geç tamamlayacağız birbirimizi
Bir yerde bir bütün olacağız
Umulmadık sonların özlemi içimizde
Ve o bir yerimizde
Burgu burgu sancısı özlemlerin
Derinlerde ta derinlerde
Er geç bir bütün olacağız


Daha güzelleşecek dizleri esmerin
Saçları daha bi kara olacak
Daha bir güzel
Daha bir hüzzam
Gitgide aydınlanacak güçlenecek
Gözlerinde pırıltısı pırlantaların
Dudaklarında şarkıların en güzeli
Bir gün geldiği gibi esmer
Şarkılarla gidecek


- Ümit Yaşar Oğuzcan

Salı, Mart 08, 2022

Hikayenin İçinde Kal!


 "Bazen hayatın nasıl olacağına dair kafanda kurduğun resmi bırakmalı ve

içinde olduğun hikayeden keyif almayı öğrenmelisin."


O kadar doğru ki! Ne zaman şikayet etmeyi, mızmızlanmayı bıraksam ve önüme baksam - gerçekten baksam - onlarca güzellik görüyorum. Sorun durup önümüze bakabilmekte. Kafamızdaki hayaller öyle uçsuz bucaksız ki... Ama işte hayal bu, sonu yok. Birine ulaşsan diğeri içinde kalacak. Oysa elimizdeki güzellikler uzansak dokunacağımız mesafede.

İçinde yaşadığımız hikayede mutlu olmanın yolu çok kolay: "Hikayenin içinde kalmak, anı yaşamak!"

Kıymetini bilerek yaşadığım her an o kadar iyi ve mutluyum ki bu hissi hiçbir şeye değişmek istemiyorum. Kafamın karıştığı, içimin daraldığı, her şeyin boğucu geldiği anlarda kendi kafamın içinden çıkıp gerçekte olana odaklanmak gerektiğini bilmek umut veriyor. Hayat iniş çıkışlarla dolu, bunu değiştiremeyiz ama ne yöne bakacağımız bize kalmış. Uçurumun dibine de bakabiliriz, masmavi sonsuz gökyüzüne de :)

Göğe bakalım!





Perşembe, Aralık 30, 2021

Beni Bu Kızıl Gün Batımları Mahvetti*


Öyle güzel gün batımları görüyorum ki son 5 yıldır... Orhan Veli'nin şiiri geliyor her defasında aklıma ama ben biraz değiştiriyorum o şiiri karşı konulmaz bir arzuyla ve hiç haddim olmayarak. 

KIZIL GÜN BATIMLARI*

Beni bu kızıl gün batımları mahvetti, 

Böyle kızıl bi' gün batımında çıktım yoldan. 

Tütüne böyle kızıl bi' gün batımında alıştım. 

Kızıl bi' gün batımında aşık oldum. 

Evde yemek yapmayı

Kızıl gün batımlarını izlerken unuttum;

Şiir yazma hastalığım 

Böyle kızıl gün batımlarında nüksetti;

Beni bu kızıl gün batımları mahvetti. 


*Şiirin aslını aşağıda paylaşayım ve bu vesile ile sevgili Orhan Veli'yi yad etmiş olayım.


GÜZEL HAVALAR

Beni bu güzel havalar mahvetti,

Böyle havada istifa ettim

Evkaftaki memuriyetimden.

Tütüne böyle havada alıştım,

Böyle havada aşık oldum;

Eve ekmekle tuz götürmeyi

Böyle havalarda unuttum;

Şiir yazma hastalığım

Hep böyle havalarda nüksetti;

Beni bu güzel havalar mahvetti.

Orhan Veli KANIK


...

Yarın yılın son günü! Hiçbir hazırlık yapmadım :) Ne pişirsem diye düşünmedim bile! İlla ki yeriz bir şeyler :D Bugünden bir kareyle bitireyim bu yazımı da :)


Öğretmen olmak
👩🏻‍🏫❤️🤗


Salı, Nisan 13, 2021

Bir Garip Orhan Veli'yim*

Belki de gerçekten gönülden sevdiğim ilk şairdir Orhan Veli. Halk dilinde ve gündelik konular üzerine yazdığı şiirleri ile lise edebiyat öğretmenim sayesinde tanıştım. Şiirin sadece yüksek tabaka için olmadığının, aşk,-ölüm-ağıt-kahramanlık gibi konular haricinde de şiir yazılabileceğinin en güzel örneğidir şiirleri. Süleyman Efendi'nin nasırı için de şiir yazılabilir, ciğercinin kedisi ile sokak kedisinin atışması da pekala şiir olabilir. 

Orhan Veli ile yolculuğa çıkmak pek keyiflidir. Gözlerimizi kapatıp İstanbul'u dinleriz, Boğaziçi'nde bir garip Orhan Veli oluruz. Yeri gelir ciğercinin kedisi, yeri gelir sokak kedisiyizdir. Bazen handan hamamdan geçeriz, bazen alırız başımızı maviliklere gideriz. Ah bir de rakı şişesinde balık olmak isteriz :)) 

Tüm bunları Evrim'le anlattım az önce ama hiç etkilenmedi çünkü inatla şiir sevmediğini iddia ediyor. İddia ediyor diyorum çünkü öyle bir şey mümkün değil. Yeryüzünde şiir sevmeyen birinin varlığını kabul edemem. Olsa olsa henüz sevdiği şairi bulamamış, içine işleyen, onu ona anlatan bir şiirle karşılaşmamış biridir şiir sevmediğini söyleyen biri. Eminim orda bir yerlerde sizi bekliyor şiirsever olduğunuzu size öğretecek olan şair ve şiirleri :) 

Kitabe-i Seng-i Mezar

I

Hiçbir şeyden çekmedi dünyada

Nasırdan çektiği kadar;

Hatta çirkin yaratıldığından bile

O kadar müteessir değildi;

Kundurası vurmadığı zamanlarda

Anmazdı ama Allah'ın adını,

Günahkâr da sayılmazdı.


Yazık oldu Süleyman Efendi’ye.


II


Mesele falan değildi öyle,

To be or not to be kendisi için;

Bir akşam uyudu;

Uyanmayıverdi.

Aldılar, götürdüler.

Yıkandı, namazı kılındı, gömüldü.

Duysalar öldüğünü alacaklılar

Haklarını helal ederler elbet.

Alacağına gelince...

Alacağı yoktu zaten rahmetlinin.


III


Tüfeğini depoya koydular,

Esvabını başkasına verdiler.

Artık ne torbasında ekmek kırıntısı,

Ne matarasında dudaklarının izi;

Öyle bir rüzgar ki,

Kendi gitti,

İsmi bile kalmadı yadigâr.

Yalnız şu beyit kaldı,

Kahve ocağında, el yazısıyla:

"Ölüm Allah'ın emri,

"Ayrılık olmasaydı."


*Bu şiiri seçmemin sebebini merak ederseniz belki. Bu şiir, eğer Orhan Veli yazmasa belki de asla farkına varmayacağımız, her gün yanından geçip gittiğimiz bir sürü Süleyman Efendi'yi görünür kılar gözümüze kısa süreliğine de olsa :) Ne zaman okusam kendi dertlerimden sıyrılır bir anlığına Süleyman Efendi'nin arkasından hüzünlenirken bulurum kendini ama bir yandan da gülümsetir beni Süleyman Efendi'nin nasırının bir şiire konu olması :D

Gelin şimdi gözlerimizi kapatıp birlikte dinleyelim bir kez daha Orhan Veli'nin İstanbul'unu :) 


*Orhan Veli bugün 107 yaşında! 
İyi ki doğmuş, iyi ki şair olmuş Orhan Veli! 

Çarşamba, Mart 17, 2021

Kavuşmak İhtimali*

HASRET

Yüzyıl oldu yüzünü görmeyeli,
belini sarmayalı,
gözünün içinde durmayalı,
aklının aydınlığına sorular sormayalı,
dokunmayalı sıcaklığına karnının.

Yüz yıldır bekler beni
                  bir şehirde bir kadın.

Aynı daldaydık, aynı daldaydık.
Aynı daldan düşüp ayrıldık.
Aramızda yüz yıllık zaman,
                      yol yüz yıllık.

Yüz yıldır alacakaranlıkta
                  koşuyorum ardından.

                                      Nazım Hikmet Ran




Şarkı: Kavuşmak İhtimali* - Daniska ve Eylem Atmaca


* Beni bu şarkıyla tanıştıran canım Momentos'a teşekkürlerimle...

Cuma, Ocak 15, 2021

Yüz yıl oldu yüzünü görmeyeli...

O kadar güzel ki Nazım şiirleri... Hangisini seçip paylaşayım bilemiyorum.


Hasret 

Yüz yıl oldu yüzünü görmeyeli,

belini sarmayalı,

gözünün içinde durmayalı,

aklının aydınlığına sorular sorular sormayalı,

dokunmayalı sıcaklığına karnının.

Yüz yıldır bekliyor beni

                    bir şehirde bir kadın.

Aynı, daldaydık, aynı daldaydık

Aynı daldan düştük ayrıldık.

Aramızda yüz yıllık zaman,

                          yol yüzyıllık.


...


Seni Düşünmek

“Seni düşünmek güzel şey, ümitli şey

Dünyanın en güzel sesinden

En güzel şarkıyı dinlemek gibi bir şey

Fakat artık ümit yetmiyor bana,

Ben artık şarkı dinlemek değil

Şarkı söylemek istiyorum…”


...


Seviyorum Seni

Seviyorum seni

denizi uçakla ilk defa geçer gibi.

İstanbul’da yumuşacık kararırken ortalık

içimde kımıldanan bir şeyler gibi,

Seviyorum seni

‘Yaşıyoruz çok şükür!’ der gibi.


...


Kar Kesti Yolu

Kar kesti yolu

sen yoktun

oturdum karşına dizüstü

seyrettim yüzünü

gözlerim kapalı


Gemiler geçmiyor

uçaklar uçmuyor

sen yoktun

karşında duvara dayanmıştım

konuştum, konuştum, konuştum

ağzımı açmadan


Sen yoktun

ellerimle dokundum sana,

ellerim yüzümdeydi


...


Yine Sana Dair

Sende; ben, kutba giden bir geminin sergüzeştini,

Sende; ben, kumarbaz macerasını keşiflerin,

Sende uzaklığı,

Sende; ben, imkansızlığı seviyorum.


Güneşli bir ormana dalar gibi dalmak gözlerine

Ve kan ter içinde, aç ve öfkeli,

Ve bir avcı iştihasıyla etini dişlemek senin.


Sende, ben, imkansızlığı seviyorum,

Fakat asla ümitsizliği değil…


...


Tahir’le Zühre Meselesi

Seversin dünyayı doludizgin

ama o bunun farkında değildir

ayrılmak istemezsin dünyadan

ama o senden ayrılacak

yani sen elmayı seviyorsun diye

elmanın da seni sevmesi şart mı?

Yani Tahir'i Zühre sevmeseydi artık

yahut hiç sevmeseydi

Tahir ne kaybederdi Tahirliğinden?


Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da

hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.


...


Yaşamaya Dair

Yaşamak şakaya gelmez,

büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın

                        bir sincap gibi mesela,

yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,

                           yani bütün işin gücün yaşamak olacak.

Yaşamayı ciddiye alacaksın,

yani o derecede, öylesine ki,

mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,

yahut kocaman gözlüklerin,

                            beyaz gömleğinle bir laboratuvarda

                                          insanlar için ölebileceksin,

                           hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,

                          hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,

                         hem de en güzel en gerçek şeyin

                                       yaşamak olduğunu bildiğin halde.






Cumartesi, Ocak 09, 2021

Sevgilim...

 


Cemal Süreya bu dünyadan ayrılalı 31 yıl olmuş. 

...
Çiçekler, çiçeklere su verdim bu sabah
O gülün yüzü gülmüyor sensiz
...
diyor Cemal Süreya şiirinde. Aklıma Gülten Akın'ın şu dizesi geliyor:

"Güllere su verme, güze alışsınlar"

Hayat acımasız, güllere acımıyor. Bizim de alışmamız lazım susuzluğa ve hayata!


Bu şarkıyı az önce keşfettim! Cemal Süreya'nın "Sayım" şiirinden bestelenmiş!

...

ÖNCELEYİN

Önce bir ellerin vardı yalnızlığımla benim aramda
Sonra birden kapılar açılıverdi ardına kadar
Sonra yüzün onun ardından gözlerin dudakların
Sonra her şey çıkıp geldi

Bir korkusuzluk aldı yürüdü çevremizde
Sen çıkardın utancını duvara astın
Ben masanın üstüne koydum kuralları
Her şey işte böyle oldu önce


1954
Cemal SÜREYA
(Üvercinka)

...

Bu yazıyı hiç bitiremeyebilirim. Şiirden şiire dolanıyorum; okumuyor, uçuyorum sanki!


"Yaz mezarına gömsünler sizi 
İlk kezmiş gibi buluştunuzdu 
Son kezmiş gibi seviştinizdi 
Yaz mezarına gömsünler sizi"

Cemal Sürayya





Cumartesi, Kasım 14, 2020

Birdenbire

Her şey birdenbire oldu.

Birdenbire vurdu gün ışığı yere;

Gökyüzü birdenbire oldu;

Mavi birdenbire.

Her şey birdenbire oldu;

Birdenbire tütmeye başladı duman topraktan;

Filiz birdenbire oldu, tomurcuk birdenbire.

Yemiş birdenbire oldu.


Birdenbire,

Birdenbire;

Her şey birdenbire oldu.

Kız birdenbire, oğlan birdenbire;

Yollar, kırlar, kediler, insanlar...

Aşk birdenbire oldu,

Sevinç birdenbire.

Orhan Veli Kanık             


Bugün Orhan Veli'nin ölümünün 70. yıldönümü. Lisede edebiyat öğretmenimiz sayesinde Orhan Veli ile tanışmış, çok sevmiş hatta onun adına bir şiir gecesi düzenlemiştik sınıfça. Nasıl heyecanlıydık hepimiz! Hepimiz tüm şiirlerini ezberlemiştik neredeyse. Arkadaşlarımın okuyacağı şiirleri de kendi şiirim kadar iyi biliyordum son provamızı yaparken. O kadar çok sevdiğim şiiri var ki Orhan Veli'nin...




Kuyruklu Şiir

Uyuşamayız, yollarımız ayrı;

Sen ciğercinin kedisi, ben sokak kedisi;

Senin yiyeceğin, kalaylı kapta;

Benimki aslan ağzında;

Sen aşk rüyası görürsün, ben kemik.

Ama seninki de kolay değil, kardeşim;

Kolay değil hani,

Böyle kuyruk sallamak Tanrının günü.

...



...



Güzel Havalar

Beni bu güzel havalar mahvetti,
Böyle havada istifa ettim
Evkaftaki memuriyetimden.
Tütüne böyle havada alıştım,
Böyle havada aşık oldum;
Eve ekmekle tuz götürmeyi
Böyle havalarda unuttum;
Şiir yazma hastalığım
Hep böyle havalarda nüksetti;
Beni bu güzel havalar mahvetti.

...


Bugün şarkıların sözleri de Orhan Veli Kanık'tan...





HÜRRİYETE DOĞRU 

Gün doğmadan, 
Deniz daha bembeyazken çıkacaksın yola. 
Kürekleri tutmanın şehveti avuçlarında, 
İçinde bir iş görmenin saadeti, 
Gideceksin 
Gideceksin ırıpların çalkantısında. 
Balıklar çıkacak yoluna, karşıcı; 
Sevineceksin. 
Ağları silkeledikce 
Deniz gelecek eline pul pul; 
Ruhları sustuğu vakit martıların, 
Kayalıklardaki mezarlarında, 
Birden 
Bir kıyamettir kopacak ufuklarda. 
Denizkızları mı dersin, kuşlar mı dersin; 
Bayramlar seyranlar mı dersin, 
Şenlikler cümbüşler mi? 
Gelin alayları, teller, duvaklar,  
Donanmalar mı? 
Heeey 
Ne duruyorsun be, at kendini denize: 
Geride bekleyenin varmış, aldırma; 
Görmüyor musun, Her yanda hürriyet; 
Yelken ol, kürek ol, dümen ol, balık ol, su ol; 
Git gidebildiğin yere...  

...


En sevilen Orhan Veli şiirleri için şuraya göz atabilirsiniz :) Yukarıdaki şiirli görsel de aynı siteden alınmıştır.




Salı, Ekim 06, 2020

Acı Çağla

Bir gülüştü görmeyi umduğum 

Uzun uzadıya dalıp gidemesek de rastlaşırdı belki bakışlarımız. 

Kelimelerimiz değil, susuşlarımız...

Biliyorum

Denk düşmeyecek asla vukubuluşlarımız. 

Ayrı ayrı döküleceğiz aynı suya,

Yağmur olup başka ovalara düşeceğiz.

Ben bir kırmızı domates olacağım, 

Sen acı çağla.

Kimsenin aklına düşmeyecek bizi birbirimize katıp aynı kapta kavuşturmak.







Pazar, Ekim 04, 2020

Sen uyurken...

Sen uyurken ben, 

Nice şiirler, nice şarkılar, nice hayaller yazdım suya...

Sen uyurken ben, 

Nice arzular boğdum gecenin karanlığında...

Sen uyurken ben, 

Döndüm durdum dünyanın dört bir yanında

Sen uyurken ben, 

Hep öldüm aynı çıkmaz sokakta.







*Bu kez şarkıyı kendime saklıyorum. 

Hadi siz bulun bir şarkı daha bana! 

Salı, Eylül 01, 2020

Eylül

Eylül’dü

Dalından kopan yaprakların
Sararan yanlarına yazdım adını
Sahte bir gülüşten ibarettin oysa.
Ve hiç bilmedin ellerimin soğuğunu.
Eylül’dü.

Di’li geçmiş bir zamandı yaşadığımız
Adımlarımızın kısalığı bundandı
Bundandı gözlerimin durgunluğu.
Sarı sıcak cümlelerde sözün kadar yalan,
Ellerin kadar ıssız,
Sen kadar zamansız molalar veriyordum
Ve çocuksu bir bencillikti hüznümüz.
Eylül’dü.

İzlerini çizdiği zaman ansızın gidişin,
Şimdi yoktu bi anlamı suskunluğun.
Çırılçıplak kalakaldım sessizliğinin orta yerinde.
Sonra sesime yankı vermeyen uçurumlar kıyısında yürüdüm bir zaman
En çok sesini aradım.
Gözlerinse asılı bıraktığın yerdeydiler hâlâ.
Gözlerini sildi zaman..
Dedim ya… Eylül’dü.
Savruluşu bundandı kimsesizliğimizin.

                                                           Cemal Süreya




Ayrılık Ayracı

Bütün ayraçları kaldırdın ama unuttuğun
Bir şey vardı yine de, çiçekleri sulamadın
Gökyüzü sarardı o zaman bulutlar kirlendi
Ve ne kadar az konuşur olduk günboyu
Birden ayrımsadık ki ayrılık orada başlıyor
Tam da susuşların birbirine eklendiği yerde
Ezberlenecek hiçbir şey yok bu dünyada
Kirletilmemiş bir bulut bile yok artık
Böyle diyorsun her yolculuğa çıkışımda
Yaşadığın kent de sana benziyor gitgide
Ne zaman dönmeyi düşünsem yangın çıkıyor
Ya da erteletiyorum biletimi son anda

Uzun bir sessizlik oluyorsun dağlara baksam
Karşılıksız mektuplar kadar burkuluyor kalbin
Yazdığım şiirler de canımı sıkıyor artık
Fotoğraflarımı yırtıp atıyorum tek tek
Ve ben bütün yapraklarımı döküyorken şimdi
Eylül diyorsun, tam da orada başlıyor ayrılık

Üşüyünce ağlıyorsun yalnızım dememek için
Uçaklar gemiler trenler çiziyorsun duvarlara
Kendine bir deniz bul artık bir de rüzgar
Parçalanacağın bir uçurum bul bu dünyada
Tek tutkun o kenti bırakıp gelmek olmalı
Ve gelirken havaya uçurmak bindiğin otobüsü

Birden ayrımsadık ki ayrılık orada başlıyor
Tam da çiçeklerin sulanmadığı yerde
Konuşacak bir şeyler bulamıyorsak günboyu
Derim ki ayrılık gündemdedir ne yapılsa
Ve sen bütün ayraçları kaldırdığını sanmıştın
Ama unutmuşsun yine de ayrılık ayracını

                                                                 Ahmet Telli



Ben Eylül Sen Haziran

Bir eylüldü başlayan içimde
Ağaçlar dökmüştü yapraklarını
Çimenler sararmıştı
Rengi solmuştu tüm çiçeklerin
Gökyüzünü kara bulutlar sarmıştı
Katar gidiyordu kuşlar uzaklara
Deli deli esiyordu rüzgar
Dağılmıştı yazdan kalan ne varsa
Yaşanmamış bir mevsim gibiydi bahar
Neydi o bir zamanlar
Sevmişliğim, sevilmişliğim
O heyheyler, o delişmenlikler neydi
Ne bu kadere boyun eğmişliğim
Ne bu acıdan korlaşan yürek
Ne bu kurumuş nehir; gözyaşım
Önümdeki diz boyu karanlıklar da ne
Ne bu ardımdaki kül yığını; elli yaşım
Beni kötü yakaladın haziran
Gamlı, yıkık eylül sonuma
Bir ilk yaz tazeliği getirdin
Masmavi göğünle
Cana can katan güneşinle
Pırıl pırıl engin denizinle girdin içime
Çiçekler açtı dokunduğun
Çimler büyüdü yürüdüğün
Ve güller katmer oldu güldüğün yerde
Başımda senin kuşların kanat çırpıyor şimdi
Oldurduğun yemişlerin ağırlığından
Dallarım yere değiyor
Güneşi batmadan saçlarının
Bir dolunay doğuyor bakışlarından
Gün boyu senden bir meltem esiyor yanan alnıma
Uykusuz gecelerim seninle apaydınlık
Başım dönüyor, of başım dönüyor yaşamaktan
Ölebilirim artık
Ölme diyorsan; gitme kal öyleyse
Sarıl sımsıkı, tenim ol, beni bırakma
Baksana; parmak uçlarım ateş
Lavlar fışkırıyor göz bebeklerimden
Hadi gel, tut ellerimi, benimle yan
Benimle meydan oku her çaresizliğe
Benimle uyu, benimle uyan
Birlikte varalım on üçüncü aylara

                                                        Ümit Yaşar Oğuzcan,













Salı, Haziran 16, 2020

Merdivenler

Merdiven çıkmayı sevmem ama çok sevdiğim merdivenler var şu hayatta!

Hepsinin ayrı bir anısı var. Liseyi bitirip üniversiteyi kazandığım yaz bir sevgilim oldu. Sevgilim dediğime bakmayın, el ele tutuşmaktan, birlikte yüzmekten, akşamları 1-2 saat gezip konuşmaktan 1 milim öteye geçmeyen bir arkadaşlık :D Bir akşam sahil yolundaki merdivenlere oturduk, dereden tepeden sohbet ediyoruz. Konuyu evirip çevirip çoçuğun gözlerine getirdim ki yeşil mi mavi mi şu an tam hatırlamıyorum ama çok güzeldiler. Çocuk demesin mi "Bizim ailede herkes böyle sarışın renkli gözlü; ben de sarışın renkli gözlü bir kızla evleneceğim. Genlerimizi bozmanın anlamı yok." O yaşta tabi ki çocukla evlilik hayali falan kurduğum yoktu ama adama sormazlar mı "E sen bu esmer, siyah saçlı, kahve gözlü kızla ne yapıyorsun gecenin bir saatinde denize inen bu merdivenlerde?" diye :))))))) Sormadım ama "Öyle yap zaten bu üstün genlerinizi ve sarışın zekanızı tüm dünyaya yaymanın anlamı yok!" demeden de duramadım :)))))) Bunu der demez de işi şakaya vurdum, çocuğa bozulma / karşı atağa geçme fırsatı bile vermeden konuyu değiştirdim. Sonraki günlerde de hastayım ben deyip çocuğu ektim tabi ki :D O pek değerli genlerine (?!) daha fazla tehdit oluşturmak istemedim. Maazallah aşık falan oluruz, gözümüz gen men görmez diye korktum galiba :)))))

Sevdiğim başka merdivenli ve asansörlü anılar da var ama anlatmak için özel izin almam lazım :D Onun yerine Hopa'da yürüyüş yaparken denk geldiğim ve aşık olduğum şu merdivenleri paylaşayım sizinle :)



Fotoğraftaki merdivenleri aslında 1 yıl önce falan keşfettim ama çarpık, paslı, eski görüntüsüne vurulsam da kullanmaya korktum. Sonra bu sene birden bir cesaret geldi ve attım adımımı. Aaa o da ne? Merdiven taş gibi! Sapasağlam! Boş yere korkmuşum 1 yıldır :D Merdivenlere giden yolu günaşırı yürüyorum ve artık her gidişimde merdivenlerden inip kayalıkların, denizin, gökyüzünün keyfini çıkarıyorum.

                                               

Merdivenlerden inip kayaların üstüne böyle↑ yatınca açık havalarda masmavi gök ve ay şöyle↓ görünüyor:


Merdivenlerden bu kadar bahsedip Ahmet Haşim'i anmamak, Merdiven şiirini paylaşmamak olmaz.

Merdiven Şiiri

Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden
Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak
Ve bir zaman bakacaksın semaya ağlayarak

Sular sarardı yüzün perde perde solmakta
Kızıl havaları seyret ki akşam olmakta

Eğilmiş arza kanar muttasıl kanar güller
Durur alev gibi dallarda kanlı bülbüller
Sular mı yandı neden tunca benziyor mermer

Bu bir lisân-ı hafidir ki ruha dolmakta
Kızıl havaları seyret ki akşam olmakta

                                                       
                                                                              ...


Şarkı bile merdivenli olsun bu gece :D


Sirkadiyen Ritim ve Kortizol

Önceki yazımda kilo vermek için ciddi bir irade ve istikrar gerekiyor demiştim. Hadi gerekli motivasyonu bulduk, irademize sahip çıkıp istik...