27 Ocak 2009 Salı
Moraller bozuk :(
22 Ocak 2009 Perşembe
Saat onikiyi vurdu ben yine Külkedisi oldum
Kısa süre önce, bazı uluslararası uyku uzmanları, 0-3 yaşlarındaki bebeklerin uyuma alışkanlıkları üzerinde bir araştırma gerçekleştirdi. Söz konusu araştırmaya Çin'den 8 bin 671 ve Batı ülkelerinden 7 bin 960 0-3 yaş grubundan bebek katıldı. Araştırma sonuçlarına göre, Batılı bebekler günde ortalama 13.01 saat ve Çinli bebekler de 12.16 saat uyuyor. Çinli bebekler Batılı bebeklere göre 1 saat az uyduğu sonucu ortaya çıktı. Bebeklerin uykularının yalnızca uzunluğu değil, kalitesi de güvence altına alınmalıdır. Küçük yaşlarda edinilen iyi bir uyku alışkanlığı etkisini ömür boyu gösterir. Günümüzde genç anne babalar, bebekleri ağlamasın diye, bebeklerini kucaklarında, ya da beşiği hafifçe sallayarak, ya da lamba yakarak uyutuyor. Uzmanlar, bunların aslında, bebeğin uyumasına olduğu gibi, sağlığına da zarar verdiğini savunuyor.
1. Bebek ağlayınca, annenin bebeği kucağına alıp sallayarak veya beşiği sallayarak uyutması, 10 aylıktan küçük bebekler için çok tehlikelidir. Çünkü, bebeğin beyni tam olarak büyümediğinden bebeği sallamak beyninin kafatasıyla çarpışması ve beyindeki küçük damarın çatlamasına yol açabilir.
2. Bebek, annenin kucağında uyurken, daha çok annenin nefes verdiği kirli hava ve yorgan içindeki kirli havayı alır, bu bebeğin sağlığına çok zararlıdır. Ayrıca, annenin kucağında uyuyan bebeğin serbest hareketleri sınırlanır ve bundan normal kan dolaşımı olumsuz etkilenir.
3. Bazı anneler kolaylık olsun diye, bütün gece ışık yakar. Bu da bebeğe zararlıdır. Bebeğin sinir sisteminin büyüme aşamasında bulunması ve ortama uyma kabiliyetinin zayıf olmasından dolayı, gece lamba ışığı bebeğin doğaya uyma düzenini bozar ve uyuma zamanının kısalmasına yol açar, bu da bebeğin büyümesini etkiler. Ayrıca lambanın yakıldığı ortamda uyuyan bebeklerin büyüyünce miyop olma riski normal çocuklardan çok daha yüksektir.
21 Ocak 2009 Çarşamba
Uyku eğitimi maceraları - 2. gün
20 Ocak 2009 Salı
Kabus geri döndü
16 Ocak 2009 Cuma
Kadın olmak, Anne olmak, Çalışan olmak
Annem beni 40 günlükken bırakıp çalışmaya başlamış. Daha doğrusu zorunda kalmış. Hayatta sahip oldukları ne varsa tırnakları ile kazıyarak elde etmek zorunda oldukları için, devlet o zamanlar o kadar ücretli izin verdiği için. Kim bilir içinde ne fırtınalar koparak başladı o işe. İstese de istemese de gitti o işe. Belki kimi zaman gözyaşları içine akarak belki dışarı vurarak. Bildiğim tek şey, hiçbir annenin 40 günlük bebeğini bırakmak istemeyeceği... Çalışması işle bitmezdi annemin, şimdiki gibi gelsin temizlikçi, ütücü gibi şeyler olmadığı, çamaşırların çamaşır makinasına, bulaşıkların bulaşık makinasına atıldığı döneme daha gelmediğimiz için annem haftasonları işten daha çok mesai yapmak zorundaydı.. Annesi hem evde hem işte çalışan çoğumuzun olduğu gibi.
Kendim anne olmak istediğim de oturup düşündüm ne yapacağım, bebeğe anne mi bakmalı, ne kadar zaman bakmalı yoksa bakım anneanne/babaanne/bakıcıya bırakılıp çalışılmalı mı? Herkesi kapsayan tek bir cevabı olmadığı gibi bu soruların, bir kişi için de zaman ve şartlara göre verilebilecek değişik cevapları olabilir.
Benim şimdiki cevabım, oğluma elimden geldiğince uzun süre kendim bakabilmek. İşi gücü her şeyi bir kenara bırakmak. En azından 6 ay belki bir yıl evladıma olabildiğince zaman ayırmak.
Bu konu üstünde çok ta uzun yazmayacağım. İçimden geçenleri Meltem zaten çok güzel yazmış. Yazılarını aşağıdaki linklerde bulabilirsiniz. Yorumlara da göz atmakta fayda var. Kadınlar kadınları acımadan nasıl da eziyorlar görmek için.
http://www.crebro.net/2008/11/kariyeri-ailesi-olan-kadinlar/
9 Ocak 2009 Cuma
Ahmet Beyin ilkleri-2
Babası ben ve oğlumun iki buçuk ayda ya 3 ya da 4. resmi.
7 Ocak 2009 Çarşamba
Bugünlerde Filistin'de çocuk olmak
Aslında hangisi daha zor bilmiyorum. Filistin'de çocuk olmak mı, anne-baba olmak mı daha zor? Bundan bir sene önce olsa ne cevap verirdim bilmiyorum ama çocuk sahibi olmak bir başkaymış. Filistinde anne-baba olmak daha zor bugünlerde. Evladının ruhunda açılan yaraları seyretmek, onu doğru düzgün besleyememek, koruyamamak. Elin kolun bağlı, tek yardımcının Allah olduğunu bilip hiçbir yere kaçamamak, kapana sıkışmak zor çok zor. Hele dün gördüğüm manzara içimi yaktı kavurdu. Bir baba üç evladının cesedi başında. En büyükleri anladığım kadarı ile 6 bilemedin 7 yaşında. Anneleri ile birlikte katledilmişler. O adamın ağlayışı, yakarışı dilini bilmesem de içime işledi. Gözümün önünden gitmiyor. O evlatların hali, o babanın ızdırabı. Her aklıma geldiğinde gözlerim doluyor, oturup ağlıyorum. Elimden başka bir şey gelmiyor. Bir ağlayabiliyorum bir de dua edebiliyorum.
Akşam oğlumu emzirirken oradaki insanların durumlarını hayal etmeye çalıştım. Oğlumu emzirmeye çalışıyorum tepemden bir savaş uçağı geçiyor ya da biraz ötede bir bomba patlıyor. Yerine yatırıyorum uyusun diye bende yatacağım o da ne bir savaş uçağı daha geçiyor. Uyku tutmuyor gözümü. Elektirik yok, su yok. Yemeğe yemek ya çok az kalmış, ya da tamamen bitmiş. Şehrin çeşitli yerlerindeki akrabalarım ölümü diri mi bilmiyorum. Dışarıya ekmek almak için çıkan kocam dönecek mi belli değil. Hayal ederken bile yüreğim parçalandı.
İşin politik tarafı ise ayrı rezillik. Türkiyede çok ciddi bir tepki varken bu vahşete, bazı yazarlar şahane evlerinde şahane kahvelerini yudumlarken "herkes susarken bizim başbakanımız neden bu kadar çok konuşuyor" diye tepki gösteriyor. "Ateşkes anlaşmazını bozan taraf Filistin (Hamas) kendi arandı da diyorlar. Cahillik para ile olmadığına göre konuşmakta da serbestler. Hayatında o bölgeye adım atmamış, olayların gidişini Amerikan medyasından seyretmişsen böyle konuşmak elbette kolay. Bir de duymaktan hoşlanmayacakları acı gerçekler var. Yıllardır İsrail ile Filistin bir çok anlaşma imzalar, anlaşma şartlarının illa bir ya da ikisini İsrail mutlaka uygulamaz. Huyudur bu. Filistin sesini duyurmaya çalışır ama siyonistlerin elindeki medya kuruluşlarından, yeri geldi mi dinden imandan bahsedip, seni beni beğenmeyen, kendini Müslüman sanan Arap ülkelerinden aradığı sorduğu yardımı bulamaz. Filistin açlıktan hastalıktan bitkin düşer. Elde son çare kalır savaşmak. Göz göre göre yavaş yavaş ölmektense savaşmak. Ve bunların sonunda da terörist Hamas olarak isimlendirilir. Televizyonlarda çok sordular bir de ben sorayım. Bundan 20 yıl öncede mi Hamas vardı? Hamas'ı yaptıklarıyla kim yarattı?
Hayatınca hiçbir canlıyı öldürmemiş, gözleri kendine bakıyor diye balığa el süremeyen, karıncaların üstüne basacak diye korkudan yollarda zıplaya zıplaya yürüyen ben, her ne kadar gönlünden ilk, her kim olursa olsun asla kan dökülmemesi, hiç kimsenin özellikle de herşeyden habersiz çocukların acı çekmemesi ve bu sonu olmayan savaşta canını kaybetmemesini istese de, son olanlardan sonra o askerlerin girdikleri o topraklardan dirilerinin çıkmaması için bol bol dua ediyorum. Sebeb mi ne? İşte buyrun öldürdükleri Hamas militanlarının resimleri............
3 Ocak 2009 Cumartesi
İsmiDidikle.com
AHMET Türkiye'de en çok kullanılan 4. isim (... 2. ali, 3. mustafa, 4. ahmet, 5. murat, 6. hakan, ...). Ülkemizde yaklaşık her 56 kişiden birinin adı AHMET ve ismin yaygınlık oranı binde 17.96.
AHMET adının yaygınlık oranının Türkiye'nin resmi nüfus sayımı sonuçları ve günlük ortalama nüfus artış hızına orantılarsak ülkemizde 03-01-2009 02:45 itibariyle yaklaşık 1,289,314 kişinin isminin AHMET olduğu ve AHMET isimli kişi sayısının her yıl ortalama 21347 kişi arttığı tahmini yapılabilir.
AHMET adının Amerika Birleşik Devletindeki yaygınlık oranı ise bir milyonda 64.08 civarında ve bu hesaba göre ABD'de yaklaşık 19,593 AHMET yaşadığı tahmin edilebilir. ABD'nin nüfus istatistikleri dikkate alındığında Amerikada AHMET sayısı her yıl 168 kişi artıyor.
AHMET Türkiye'nin en yaygın 4. ismiyken, Amerika Birleşik Devletinde en yaygın 4. ad ise Robert ismi. AHMET adının yakın kullanım oranına sahip diğer Amerikalı isim kardeşleri arasında 2. David 3. Michael 4. Robert 5. James 6. William isimleri de sayılabilir. "İsmiDidikle.com'dan alınmıştır" yazılarak ile bu ilginç, doğru ama gayet de gereksiz bilgi serbestçe dağıtılabilir ve kopyalanabilir.