Daisypath Happy Birthday tickers
Lilypie Second Birthday tickers

27 Ocak 2009 Salı

Moraller bozuk :(

Ben uyku eğitimlerine odaklanmış giderken başka şeyler kaçmış haberim yok ama önce uyku maceralarından bahsedeyim. Son 10 günde sadece 3 gün düzenimiz kaydı ama ne kaymak. Bir gece 3,5 ta kalktı ve sabah 7 ye kadar uyumadı. Diğeri ise bu gece oldu. Yine dünden beri kakasını yapamadığı için çok sıkıntılıydı ve ancak 11de uyutabildim. Çok kez kendi yatağında uyurken bugün hep ağladı ve mecburen kucağımda hafif hafif sallana sallana uyutmak zorunda kaldım ki bu uyutmaların çoğunda da yatağına koyar koymaz uyandı. Yine de gidişattan çok şikayetçi değilim. Herşey dört dörtlük olmuyor napalım.

Cumartesi günü hem aylık kontrole hem de rotavirüs aşısını yaptırmaya doktora götürdük. Boyu maşallah güzel uzamış 65 cm olmuş ama kilo alamamış kuzucuk. Ben bu ay ona tek başına baktığım için, arada babası da hastalanıp ikisine baktığım için, sabah kahvaltısından akşam yemeğine kadar arada öğle yemeği yiyemediğim için süt beslememiş ve sadece 450 gr almış. Haftaya cumartesi tekrar tartı için çağırdı doktorumuz. Eğer kilo alamamış olursa ek takviye önerecek büyük ihtimalle. Şimdilik bizden haberler böyle kötü. İnşallah haftaya güzel haberlerle dönebilirim.

22 Ocak 2009 Perşembe

Saat onikiyi vurdu ben yine Külkedisi oldum

Uyku eğitimleri tam gaz devam ediyor. Tabi uyacağımı söylediğim saatlere maalesef uyamıyoruz. Bebekte olsa kendi kişisel tercihleri oluyor velhasıl. Örneğin sabah 5te uyanmak ve 7ye kadar uyumamak gibi :) Annenin gece 1 2 gibi işleri toplayıp yattığını hesap edip acıma falan yok. Sabah 5te viyakkkk.

Sistemde uyduğumuz şeyler de var tabi mantığına devam ediyoruz. Günde 6 emzirme, iki kısa uyku bir uzun öğle uykusu bunların toplamının 4-5 saati aşmamasına gayret gösteriyoruz. Uyanıklık vaktini 2 saati geçirmiyoruz. En sevdiğimiz ise banyo zamanı. Amerikada olsa sanırım sosyal hizmetler gelip çocuğu elimizden alır o ağlamaya, işkence ediyoruz sandılar diye. Öyle çığlık atıyor ki bazen durup bakıyorum bu çocuğun neresinden çıkıyor bu ses diye :) Dediler bebekler anne karnında da suyun içinde, suya bayılır, siz bir süre yıkanmayınca unutmuştur. Bu aralar her gün yıkıyorum alışmıyor alışmıyor. Sonra gece uykusu başlıyor arada bir kere uyansa da ağlaması çok olmuyor. Gerçekten bebekler düzeni severmiş :)

Teyzemin rahmetli kayınvalidesi torunlarını yıllar yıllar önce "Demirel olacak, Ecevit olacak" diye severmiş. Evde eğlence konusu olurdu her bebek konusu açıldığında. Ahmet ilk doğduğunda da çokça andık kadıncağızı. Bizimkinde de bir Demirel potansiyeli mi vardır nedir? Gıdı, eller şimdiden politika yolunda ilerliyor :)

Geçen haftadan beri yürüyüşlere çıkıyoruz. Yürüyüş dediysem toplamda 45 dakika bunun yarısının markette geçtiği bir gezinti bizimki. Çünkü vakit yok. Uyanıyor, emzir altını al giydir kendin giyin derken geçiyor yarım saat, dönünce bir de uyutma faslını koyunda iki saat doluyor işte. Geçen hafta iki kere çıkmıştık. Bugün havayı güzel görünce tekrar giyindik, sarındık dışarı çıktık. Huysuzlandı yine, arabayı hareket ettirdikçe bakındı etrafa durdukça ağlamaya başladı. Neymiş "durmak yok yola devam"mış :P Kesin politikaya girecek demedi demeyin :) Eve geldik uyku saatini 15 dk geçirdik diye iki saat uyumadı sonra baktım kendi sızmış kalmış :)


Bebekle alışverişe çıkmak iyi hoş ama yorucu. Birincisi bebek arabası olduğu için alışveriş arabası alamıyorsunuz. Alışveriş sepeti alınca da nereye koyacağınızı bilemiyorsunuz. Şimdiye kadar hiç farketmemişim marketlerde reyon araları ne darmış. O dar yolların ortasına bir de promosyon ürünlerini yokunca geçmek mesele oluyormuş. İyi tarafı yok mu? Alışveriş poşetlerini pusete takıp ite ite götürme gibi bir lüksünüz oluyor tabi o kadar cefanın ardına :)


Geleyim başlığımın konusuna, o kısmı bizzat benimle ilgili. Hamilelik haberini alınca fareler hizmetçi, balkabağı araba oluyor. Bir güzellik geliyor insana, vücut hormonlarında sayesinde çoşuyor. Cildiniz parlıyor, saçlarınızdan sağlık akıyor, gürleşiyor. Siz bebeği beslerken siz de besleniyorsun. Göbeğiniz çıkmaya başladıkça nedendir bilinmez aynada daha bir güzel daha bir hoş görünüyorsunuz kendinize. Genelde, otuz iki diş meydanda geziyorsunuz, sonra öğrenen herkes size bir farklı bakmaya başlıyor. Bizim manav bana ekstradan kiraz erik ne varsa bir poşete doldurur bi güzelde yıkar verirdi bu da benden deyip :) Bizim buranın odunları minibüslerde yer bile vermeye başladılar. Kociş bir dediğimi iki etmedi falan filan. Yani uzun bir cindrella masalı. Doğum sonrası da bir süre herşey süper gitti, lohusaydım bebek kadar bana da ilgi vardı. Birden eriyip bitmiştim.

Efenim şimdiki durum nedir? Benim gibi yağlı cildi olan bir insanın cildi kurudu yüzüm kaşınıyor ne kadar nemlendirici sürersem süreyim(tabi unutmadıkça). Saçların ani beyazlamasını geçtim boyanır ama dökülmeye başladılar. İnanılır gibi değil. Kuzu ile başbaşa eve tıkılmayı da geçtim, günler geçiyor bir şekilde de bugün kocacık seni spora götüreyim dedi anlayayım diye :) Evet külkedisi geri döndü. Güzel masaldı yine de:)

Aşağıdaki bebekler ve uyuma alışkanlıkları ile ilgili bir yazı var. Belki bir okuyana faydası olur. Okuduğum kitaba göre bebekler kendi kendine uyumayı öğrenebilir yeter ki anne baba bozmasın. Yürümeyi nasıl öğreniyorsa uyumayı da öğrenebilir diyor ama biz bozuyormuşuz sallayıp hoplatarak. Çok hoşuma gitti bir cümle. Diyor ki "yürüme ile ilgili problemler yürüteçler çıktıktan sonra başladı." Yani bırakın herşey doğal işlesin. Sallama meraklısı büyükleri engelleyin ve düzenli bir uyku alışkanlığı edindirin çocuğunuza aklınız varsa yoksa ileride okuldaki dikkat konsantrasyonunu bile etkileyebilirmiş. Şimdiye kadar okuduğumun özeti bunlar.
---------------------------


Bebeğin düzeltilmesi gereken üç yanlış uyuma alışkanlığı

Kısa süre önce, bazı uluslararası uyku uzmanları, 0-3 yaşlarındaki bebeklerin uyuma alışkanlıkları üzerinde bir araştırma gerçekleştirdi. Söz konusu araştırmaya Çin'den 8 bin 671 ve Batı ülkelerinden 7 bin 960 0-3 yaş grubundan bebek katıldı. Araştırma sonuçlarına göre, Batılı bebekler günde ortalama 13.01 saat ve Çinli bebekler de 12.16 saat uyuyor. Çinli bebekler Batılı bebeklere göre 1 saat az uyduğu sonucu ortaya çıktı. Bebeklerin uykularının yalnızca uzunluğu değil, kalitesi de güvence altına alınmalıdır. Küçük yaşlarda edinilen iyi bir uyku alışkanlığı etkisini ömür boyu gösterir. Günümüzde genç anne babalar, bebekleri ağlamasın diye, bebeklerini kucaklarında, ya da beşiği hafifçe sallayarak, ya da lamba yakarak uyutuyor. Uzmanlar, bunların aslında, bebeğin uyumasına olduğu gibi, sağlığına da zarar verdiğini savunuyor.

1. Bebek ağlayınca, annenin bebeği kucağına alıp sallayarak veya beşiği sallayarak uyutması, 10 aylıktan küçük bebekler için çok tehlikelidir. Çünkü, bebeğin beyni tam olarak büyümediğinden bebeği sallamak beyninin kafatasıyla çarpışması ve beyindeki küçük damarın çatlamasına yol açabilir.

2. Bebek, annenin kucağında uyurken, daha çok annenin nefes verdiği kirli hava ve yorgan içindeki kirli havayı alır, bu bebeğin sağlığına çok zararlıdır. Ayrıca, annenin kucağında uyuyan bebeğin serbest hareketleri sınırlanır ve bundan normal kan dolaşımı olumsuz etkilenir.

3. Bazı anneler kolaylık olsun diye, bütün gece ışık yakar. Bu da bebeğe zararlıdır. Bebeğin sinir sisteminin büyüme aşamasında bulunması ve ortama uyma kabiliyetinin zayıf olmasından dolayı, gece lamba ışığı bebeğin doğaya uyma düzenini bozar ve uyuma zamanının kısalmasına yol açar, bu da bebeğin büyümesini etkiler. Ayrıca lambanın yakıldığı ortamda uyuyan bebeklerin büyüyünce miyop olma riski normal çocuklardan çok daha yüksektir.

21 Ocak 2009 Çarşamba

Uyku eğitimi maceraları - 2. gün

Dün gayet motive başladığımız uyku eğitimlerinde bugün büyük bir hayal kırıklığı yaşadık. Gaz derdimiz bitse kaka derdimiz bitmiyor. An itibariyle üçüncü ayımızı bitirmeye uğraşırken eskiden olduğu gibi günde 4-5 kez kaka yapması olmayacak, yavaş yavaş azalma gösterecek bunu biliyordum ama acılı olacağı hesaplamadık tabi. Gaz meselesini iki gündür çözüyorum, emer emmez artık büyümesinin verdiği rahatlıkla o gaz çıkana kadar hamur ediyorum. Çıkınca da sert bir yere yüzükoyun yatırıyorum böylece karnının üstünde debelendikçe gazını tamamen çıkarıyordu ki bugün dünden beri kakasını yapamadığı için cebelleştik.

Gaz olsa hadi evir çevir uğraşacağım belki ama kakasını nasıl yaptırayım. Aslında poposuna sabun zeytinyağı gibi açıkçası biraz acımasızca bulduğum metotlar var ama doktorlar böyle yapmanın kesinlikle sorunu daha da derinleştireceğini, şartlandıracağını söylüyorlar(Pavlovun deneyleri meselesi, zeytinyağı/sabun yoksa kaka da yok!!!) Sonuç olarak bütün gün onu sakinleştirmeye çalışırken uyuyup uyuyup kaldı. Yerine yatırıyorum hooop başlıyor ağlamaya. En uzun uyku 40-45 dakika yani non-REM den REMe geçemiyoruz bir türlü. non-REM'de açıyor kendini, uykusu da var başlıyor ağlamaya. Dünkü sisteme uymaya çalıştık ama uyanmaları yüzünden herşey yüzümüze gözümüze bulaştı. Emzirmede düne yakın bir gidişat olsa da uyku maalesef kaçtı. Saat 19:00 da uyuması gerekirken 22:00 de uyudu. Çok ağlayıp zorlandığı için aklıma rezene çayı içirmek geldi. Çok şükür içti yarım saat sonra vuslat oldu :) Ondan sonra rahatlıkla uyudu ama bugün 3-4 saat eksik uyumuş oldu maalesef.

Buraya da uyku durumumuzu yazmaya çalışacağım ki motivasyon düşmesin bende. Bugün az daha peşini bırakıp ayağıma alıp sallayacaktım sonradan dayan dedim sakinleşerek uyutabilirsin ama ancak kakasını yapınca rahatladı ve istemediğim halde emerken uyuyakaldı kucağımda. Oysa uymaya çalıştığımız düzen Pratik Anne'nin de yazdığı gibi Yemek-Oyun-Uyku düzeni. Emerken uyursa daha sonraları uyumayı emmeyle eşleştireceği için emmeden uyuyamayacak. Şimdi ise evin içinde 10-15 tur atmadan uyuyamıyor. Tabi annenin beli kopuyor onu taşırken hangisi daha iyi oldu annenin kafa karışık, emseydi daha mı iyiydi. Sorular uçuşuyor kafada, kitabını çabuk okuyup bitirmek ve mümkünse tüm sorularına cevap bulmak istiyor.


Dünde yazdım artık altıda yıkadığım için babamız yok tek başıma suya karşı neredeyse alerjisi olan bir çocukla bu işi yapmam gerekiyor. Bugün bari resmedeyim de yarın öbür gün büyüyüp te gördüğünde neler etmeşim ben anneme diye vahlansın :) Resimlerin ilki fırtına öncesi sessizlik fotoğrafı. Siper aldık banyoya karşı, her an ağlamayı beklerken, bezinin ilk bandını açmamla film kopuyor. İkincisi ise herşeyimizi giydikten sonraki keyif, fırtına geçmiş, anne kan ter içinde bırakılmış, görev tamamlanmış zafer bizim pozu.

20 Ocak 2009 Salı

Kabus geri döndü

Evet kabus geri döndü. Şu gaz meselesi ne lanet bir şeymiş te ben bilmezmişim. 100 günün dolmasına bir şey kalmadı ama bende sabır sınırları zorlanıyor. Tam altı gün süründürdü bizi son kriz dalgası. Rusya ile Ukrayna arasındaki doğalgaz kavgası ne ki:) Bir de gelip bizim evdeki doğalgaz faciasını görsünler. Akşam altıda başlıyor en erken gece on iki bilemedin birde bitiyor. Sürekli ağlama sızlama. Acı içinde hem kendi kıvrandı hem beni kıvrandırdı evladım. Çok karşı olduğum halde ayakta salladım bile susturabilmek/uyutabilmek için ama nafile. Asıl gönlümden geçen koyayım bir yere uyusun ama ne mümkün yatırıyorsun basıyor yaygarayı. Sakinleşir diye beklemeye kalkarsam da ağlamanın şiddeti artıyor. Geceleri 3 saat elde kolda ayakta nerede denk gelirse sallıyorum ama yine de uyumuyor. Annem bizim çocuklarımız sallamadan uyumaz uğraşma dese de çözeceğim bu işi diye giriştim bir güzel araştırmaya.

Ben elde kitaplar uyku meselesine nasıl çözüm bulabiliriz diye okurken bir yazı dikkatimi çekti. Bebek bakıcılığı yapan bir hemşireye kolikli bebeklerde nasıl bir düzen kurdunuz diye sorduklarında "baktığım hiçbir bebekte kolik sorunu yaşamadım. Düzgün uyuyan bir bebeğin bu sorunu en aza iniyor" demiş. Yani gaz meselesinin çözümü de uykudan geçiyormuş. O zaman önümüzde iki ciddi problem var bir bebeğe bir uyku düzeni kuracağız ve iki kendi başına uyumasını sağlayacağız. Bebeğe uyku alışkanlığı kazandırmak başlı başına bir tez konusu. Bununla ilgili birçok kitap var ve bir çok metot anlatıyor. Kimisi efenim yatırın çocuğu ağlasın ağlayabildiği kadar en nihayetinde uyur siz yeterki sabırlı olun diyor , kimisi öyle olunca bebek uyumayı değil susmayı öğrenir, ileride çok ciddi psikolojik sorunlara yol açar yapmayın diyor. Kimi daha bir orta yolcu, uyku sinyallerini alınca (ben hala bebeğimde uyku sinyali nedir anlamıyorum o ayrı) yatağına yatırın sakin yatarsa kendi kendine uyur diyor.

Sonunda hala okuduğum kitapları bitirememiş olsam da aklıma yatan şeyleri uygulamaya başladım. Aslında çok uzun zamandır başlamak istiyordum ama Pratik Anne'nin bu konudaki yazıları beni motive etti diyebilirim. Blogunda çok güzel paylaşımları var. Benim gibi acemi ötesi annelere çok yardımcı olacak yazılar hatta yazı dizilerinden faydalanmak mümkün. Böylece bugün başlamış olduk uyku eğitimlerine.

Dün gece ikide uyumasına rağmen sabah yedide uyanınca oğlum tamam dedim sisteme bu gün başlıyoruz. Uyku sistemi şu, gündüz kısa şekerlemeler yapılıyor, uyusa bile uyandırıp belirli bir saat düzenine uyularak akşamı ediyoruz ondan sonra deliksiz süper bir akşam uykusu bizi bekliyor. Kısaca düzen şöyle;
07:00 Uyanma, Beslenme
09:00-10:00 Kısa uyku
10:00 Uyanma Beslenme
11:30-14:00 Öğle uykusu
14:00 Uyanma Beslenme
16:00-17:00 Kısa Uyku
17:00 Uyanma Beslenme
18:00 Banyo ve yatışa hazırlık
19:00-23:00 Gece Uykusu
23:00 Beslenme
23:00-03:00 Gece Uykusu
03:00 Beslenme
03:00-07:00 Gece Uykusu

Şimdilik iyi gidiyor gece üç beslenmesine gelmemiştik bu yazıyı yazarken ama onun haricinde plana tam anlamıyla uyduk diyebilirim. Daha ilk gün olduğu için bir şey söylemek çok zor ama bu şekilde beslenmede gayet güzel düzenli oluyor. En zor bebek bile bir hafta-on günde bu sisteme uyuyormuş. Uykuya geçiş ise, bebeğin uzun uyumasına izin vermediğim için çok kolay oldu. Yine kendi kendine uyumadı ama bende kesinlikle sallamadım. Odada turlar atıp ona çok yumuşak sesle hikayeler anlattım. Öylelikle iyice uykusu basınca yatırdım, bir iki keresinde ağlayınca hiç ağlamasına izin vermeden tekrar kucağıma alıp odada turladım. En uzun uyutma süresi 15 dk oldu. Üç saate göre büyük başarı tabi.

Kendileri banyoyu hiç sevmedikleri için ve babamız altıda evde olmadığı için önce bir bekleyeyim dedim ama sonra olmaz bu iş bugün düzenli gidecek deyip yıkamaya kalktım. Tabi kural bozulmadı canı çıkana kadar ağladı. Bende başını yıkamadan sırf gövdesini yıkamış olarak sudan aldım ve yine uyuttum. Arada bir kere uyanmasına rağmen yine kolaylıkla daldı uykuya.
Şimdilik durum bu. Günler neleri getirecek bilmiyorum.

Bu düzende tek kafamı kurcalayan herşey iki-üç saatlik periyotlar halinde olduğu için hiç bir gezmeye gitme gibi bir şans yok. İlla ya uyku ve beslenmeye denk geliyor ya da banyoya. Mevsimin kış oluşu büyük avantaj tabi. Şimdilik gezmeklere son verdik diyebilirim. En azından düzen oturana kadar ya da anneanne yardıma gelirse onun evde kaldığı zamanlarda biz kocişle başbaşa çıkacağız ki bu çok daha romantik geliyor kulağa. Yaz mevsiminde akşamın daha geç olduğu zamanlarda gece uykusuna saat yedide nasıl yatırırım onu da bilmiyorum. Şu an tek derdim günü kurtarmak. Şu anın düzenini kurabilmek onun için ilerisini çok hesaplamadım.
Buyrun Ahmet beyin son zaman resimlerine.
Yeni bir huy geliştirdi. Ellerini emiyor hem de ne emmek. Şapur şupur sesler çıkara çıkara :) Bazen gögsümü bırakıp elini emmeye başlıyor :)

Artık başımızı daha bir sağlam tutabiliyoruz. Ayrıca bugün yüzüstü yatarken hafif eğimden de yararlanarak ters döndü. Üçüncü ayımızı bitirmeye 5 gün kala en büyük başarımız bu şimdilik.

Bu aralar babamız fotoğraf çekmeyi bıraktı, daha çok ben onları resmediyorum. Genelde televizyon karşısında iki baygın takılıyorlar. (Bu tabi uyku eğitimlerine başlamadan önceydi.)


Yine cep telefonunun kamerası, yine gülümseme. Fotoğraf makinasına ya ciddi ciddi bakar ya da ağlar. Böylece en güzel fotoğraflarının çözünülürlüğü berbat çıkıyor.

Bu resmin hikayesi ayrı. O ayağında bir çorap vardı. Debelene debelene ayağından çorabı çıkarmış. O da yetmemiş uzun uğraşlar sonucu bir de ayağını tulumdan çıkarıvermiş :)

Bu arada haftasonu teyzoşlar geldi. Aşağı yukarı iki aydır planlanan bir buluşmaydı bu. Yinede bir fire vermeyi başardık. Okeyin dördüncüsü yine işleri yüzünden aramızda yoktu. Hepsi harika hediyeler getirmişler acayip beğendim en kısa zamanda konu mankenimizin üzerinde resimlerini koyacağım.

Oğlum bol bol huysuzluk yaptı. Yakın gelecekte evlenecek olan Işıl ve Ulaş'ı umarım korkutmamıştır. Korkmayın bir süre sonra o ağlama seslerini duymazdan gelmeyi başarıyor insan.

16 Ocak 2009 Cuma

Kadın olmak, Anne olmak, Çalışan olmak

Bu yazısı taaa 19 Kasımda yazmışım. Elim deyip te bir türlü yayınlayamadım, fikirlerimi doğru düzgün toparlayabilmek adına. Kısmet bu ya, çok iddalı bir yazı yazacaktım bunun yerine, neden anneler bebeklerini kendileri büyütmelidir diye. Ben de bir yıl çalışmam diyordum ben bakarım ama bu yazıyı takip eden zamanlarda bir kabul aldım ve Mayısta işe döneceğim. Hiç yoktan en azından ilk altı ay bakma planım gerçekleşmiş olacak. Aynen yazıda da yazdığım gibi, herkesin doğrusu farklı olduğu gibi zaman ve mekana göre bir insanın bile doğrusu değişebiliyormuş maalesef. Buyrun iki ay önceki düşüncelerime :)
------------------------------------
Sitesini çok severek takip ettiğim crebro geçenlerde "kariyeri ailesi olan kadınlar" diye bir yazı yazmıştı. Onun kahvesini içerken düşündüklerini ben de ara ara düşünür dururdum, yazısını okuyunca bir kere daha içime baktım. Gayet taze bir anne ve çalışması gereken ya da beklenen bir kadın olarak neler düşünüyorum diye.

Annem beni 40 günlükken bırakıp çalışmaya başlamış. Daha doğrusu zorunda kalmış. Hayatta sahip oldukları ne varsa tırnakları ile kazıyarak elde etmek zorunda oldukları için, devlet o zamanlar o kadar ücretli izin verdiği için. Kim bilir içinde ne fırtınalar koparak başladı o işe. İstese de istemese de gitti o işe. Belki kimi zaman gözyaşları içine akarak belki dışarı vurarak. Bildiğim tek şey, hiçbir annenin 40 günlük bebeğini bırakmak istemeyeceği... Çalışması işle bitmezdi annemin, şimdiki gibi gelsin temizlikçi, ütücü gibi şeyler olmadığı, çamaşırların çamaşır makinasına, bulaşıkların bulaşık makinasına atıldığı döneme daha gelmediğimiz için annem haftasonları işten daha çok mesai yapmak zorundaydı.. Annesi hem evde hem işte çalışan çoğumuzun olduğu gibi.


Kendim anne olmak istediğim de oturup düşündüm ne yapacağım, bebeğe anne mi bakmalı, ne kadar zaman bakmalı yoksa bakım anneanne/babaanne/bakıcıya bırakılıp çalışılmalı mı? Herkesi kapsayan tek bir cevabı olmadığı gibi bu soruların, bir kişi için de zaman ve şartlara göre verilebilecek değişik cevapları olabilir.

Benim şimdiki cevabım, oğluma elimden geldiğince uzun süre kendim bakabilmek. İşi gücü her şeyi bir kenara bırakmak. En azından 6 ay belki bir yıl evladıma olabildiğince zaman ayırmak.

Çalıştığınız alan ne olursa olsun siz ne kadar işinizi iyi yapıyorsanız yapın vazgeçilmez değilsiniz. Sizin yaptığınız işi sizinle aynı kalitede yapabilecek o kadar çok insan var ki.. Etrafta bir sürü mühendis, öğretmen, yönetici, bankacıdan herhangi biri sizin ünvanınızı devir alabilir ama o ufaklık var ya, onun sadece sizi gördüğünde gözlerini açarak bakışı var ya, ve onun doğumu ile size verilen ANNE ünvanı var ya, işte bu ünvanı kimseye devredemezsiniz. Belirli bir süre çalışmaya ara vermek, evden çalışmak, yarı-zamanlı çalışmak gibi bir sürü alternatif düşünüyorum. Onu günahıyla sevabıyla, doğru ya da yanlış ben yetiştirmek istediğim için. Benim görevim doğurmakla bitmeyip başladığı için... Ama diğer yandan da biliyorum ki bir süre sonra dönmem gerekiyor iş hayatına, hem kendi adıma hem onun adına.


Bu konu üstünde çok ta uzun yazmayacağım. İçimden geçenleri Meltem zaten çok güzel yazmış. Yazılarını aşağıdaki linklerde bulabilirsiniz. Yorumlara da göz atmakta fayda var. Kadınlar kadınları acımadan nasıl da eziyorlar görmek için.

http://www.crebro.net/2008/11/kariyeri-ailesi-olan-kadinlar/

http://www.crebro.net/2008/11/yorumlara-cevap/

9 Ocak 2009 Cuma

Ahmet Beyin ilkleri-2

Bugünlerde oğlum biraz daha huzurlu. Çok ağlaması yok onun içinde keyifle resim çekebiliyoruz. Hep istemiştim doğuma bir fotoğrafçı girsin, oğlumla beni daha ilk günden el ele yanak yanağa çeksin. Babamız ben sizi çekerim ne gerek fotoğrafçıya deyip fotoğrafçıya vereceğimiz parayla kendine profesyonel bir makina aldı, başladı her bulduğunu çekip deneyim kazanmaya. Bende ikna olmuştum aslında fena çekimler yapmıyordu ama doğumdan önceki gece hiç uyumadığı, doğumun olduğu günde misafirlerimizle ilgilendiği için maalesef hastaneden elle tutulur bir en çok iki fotoğrafla ayrıldık. Neyse geç oldu güç olmadı, oğlumun ellerini iki aylıkken de olsa çektim.


Bu aralar, Ahmet bey bir sürü yeni şey yapmaya başladı. Artık ilgi çekmek için ağlayabiliyor. Beni görünce susmasından bu anlamı çıkardım ben. Başını uzun süre dik tutabiliyor. Gözleri ile bir oyuncağı takip edebiliyor, eğer biraz uzakta ise takip ettiği şey, başını da çevirerek yapıyor takibi. Sudan hala nefret ediyor. Yıkamak bir işkence ama gün aşırı yıkıyoruz yinede. Öyle çığlıklar atıyor ki geçen hafta sesi kısıldı diye doktora bile götürmek zorunda kaldık. Bana göre ise en önemli yenilik yüzüstünde yatarken kısa sürelide olsa başını kaldırabiliyor. Tabi ondan sonra kafa pat diye düşüyor o ayrı.


Ne zamandır giydirmeyi bekliyordum bu kıyafetlerini. Daha öncede yazmıştım eldivenler ile battaniyesini eskittik diye. Tulum ve içinde bodyi ancak giydirebildim. Şenizcim tekrar çok teşekkürler. Dediğin gibi bu çocuğa sarı yakışıyor :)

Bu da küçük kulaklarımızla profil resmimiz. Çok uğraştım velakin güldüremedim. Gülmesi için bazen saatlerce uğraşıp sonuç alamıyorum, başka bir zamanda hiç kimse ilgilenmezken kendi kendine gülmeye başlıyor :)

Geçen haftasonu bebeği ilk defa dışarı çıkarmaya başladık. Cuma akşamı biraz geçte olsa gezmeye gittik. Bol bol resim çekildik. Evde çekilmek mümkün olmuyordu o aralar. Gaz sancıları canını çok yakıyordu. Uyanık olduğunda sürekli ağlıyor, o uyurken de ben yapabileceğim işleri yapmaya çalışıyordum. Ev halimi değiştirip fotoğraf çekilecek güç kalmıyordu. O gece hazır oturuyorken her fırsatı değerlendirdik.

Arkadaşlarımız ile altı yıl oldu tanışalı, önceden kapı karşı komşuluk yapıyorduk, şimdi taşındılar uzaktan uzağa komşuculuk oynuyoruz. Geçen sene bu zamanlar Seda bir çocuk annesi, ikinciye ise yeni hamileydi, ben gayet çocuksuzdum. Beş kişi takıldık yıllarca, hepimizin ilk göz ağrısı Keremimiz vardı bir tek. Şimdi birden yedi kişi olduk. Her zaman gayet güzel sohbetler yapardık ama bu gidişimizde bir de baktık ki, bunu emzir ötekine gece mamasını ver, diğerine matematik sorusu sor derken gece bitti.

Babası ben ve oğlumun iki buçuk ayda ya 3 ya da 4. resmi.

Ellerine de pek yakışıyor çocuklar. Yazın parklarda da görmeyi arzu ediyorum bu manzarayı.

Küçük arkadaşım Keremim

Aslında bir ertesi günde Sevil, Önder ve küçük Çağla ile birlikteydik ama fotoğraf makinasını götürmeyi unuttuğumuz için kendi eğlendiğimizle kaldık.

7 Ocak 2009 Çarşamba

Bugünlerde Filistin'de çocuk olmak

Not: Yazının sonuna bir iki tane fotoğraf koydum. Filistindeki kayıplar ile ilgili. Eğer canınızı çok yakacağını düşünüyorsanız yazıyı da okumayın, resimlere de bakmayın.

Not 2: Ben bu yazıyı bitirdikten hemen sonra ateşkes olacağına dair bir haber okudum. İnşallah öyledir ve daha fazla insan hayatını kaybetmez ama ölenlerin hesabını kim soracak.

Bugünlerde Filistinde çocuk olmak zor hem de çok zor. Çocukların doğasında var mutluluk, onun için çabuk güler, herşeyden eğlenirler. Bugünlerde televizyonda gördüğüm çocukların hiçbirinde gülümseme yok. Bırakın gülümsemeyi hepsi ağlıyorlar. Hepsi korkuyorlar. Ölüm nedir bilmeseler de çoğu o bombaların, o uçakların çıkarttığı seslerden korkup ağlıyorlar. Küçücük ruhlar, küçücük bedenler neleri kaldırmaya çalışıyor. Bunların yaşayan çocukların yarın öbür gün hangi psikolojiye sahip olacağını kim bilir.


Aslında hangisi daha zor bilmiyorum. Filistin'de çocuk olmak mı, anne-baba olmak mı daha zor? Bundan bir sene önce olsa ne cevap verirdim bilmiyorum ama çocuk sahibi olmak bir başkaymış. Filistinde anne-baba olmak daha zor bugünlerde. Evladının ruhunda açılan yaraları seyretmek, onu doğru düzgün besleyememek, koruyamamak. Elin kolun bağlı, tek yardımcının Allah olduğunu bilip hiçbir yere kaçamamak, kapana sıkışmak zor çok zor. Hele dün gördüğüm manzara içimi yaktı kavurdu. Bir baba üç evladının cesedi başında. En büyükleri anladığım kadarı ile 6 bilemedin 7 yaşında. Anneleri ile birlikte katledilmişler. O adamın ağlayışı, yakarışı dilini bilmesem de içime işledi. Gözümün önünden gitmiyor. O evlatların hali, o babanın ızdırabı. Her aklıma geldiğinde gözlerim doluyor, oturup ağlıyorum. Elimden başka bir şey gelmiyor. Bir ağlayabiliyorum bir de dua edebiliyorum.

Akşam oğlumu emzirirken oradaki insanların durumlarını hayal etmeye çalıştım. Oğlumu emzirmeye çalışıyorum tepemden bir savaş uçağı geçiyor ya da biraz ötede bir bomba patlıyor. Yerine yatırıyorum uyusun diye bende yatacağım o da ne bir savaş uçağı daha geçiyor. Uyku tutmuyor gözümü. Elektirik yok, su yok. Yemeğe yemek ya çok az kalmış, ya da tamamen bitmiş. Şehrin çeşitli yerlerindeki akrabalarım ölümü diri mi bilmiyorum. Dışarıya ekmek almak için çıkan kocam dönecek mi belli değil. Hayal ederken bile yüreğim parçalandı.


İşin politik tarafı ise ayrı rezillik. Türkiyede çok ciddi bir tepki varken bu vahşete, bazı yazarlar şahane evlerinde şahane kahvelerini yudumlarken "herkes susarken bizim başbakanımız neden bu kadar çok konuşuyor" diye tepki gösteriyor. "Ateşkes anlaşmazını bozan taraf Filistin (Hamas) kendi arandı da diyorlar. Cahillik para ile olmadığına göre konuşmakta da serbestler. Hayatında o bölgeye adım atmamış, olayların gidişini Amerikan medyasından seyretmişsen böyle konuşmak elbette kolay. Bir de duymaktan hoşlanmayacakları acı gerçekler var. Yıllardır İsrail ile Filistin bir çok anlaşma imzalar, anlaşma şartlarının illa bir ya da ikisini İsrail mutlaka uygulamaz. Huyudur bu. Filistin sesini duyurmaya çalışır ama siyonistlerin elindeki medya kuruluşlarından, yeri geldi mi dinden imandan bahsedip, seni beni beğenmeyen, kendini Müslüman sanan Arap ülkelerinden aradığı sorduğu yardımı bulamaz. Filistin açlıktan hastalıktan bitkin düşer. Elde son çare kalır savaşmak. Göz göre göre yavaş yavaş ölmektense savaşmak. Ve bunların sonunda da terörist Hamas olarak isimlendirilir. Televizyonlarda çok sordular bir de ben sorayım. Bundan 20 yıl öncede mi Hamas vardı? Hamas'ı yaptıklarıyla kim yarattı?

Hayatınca hiçbir canlıyı öldürmemiş, gözleri kendine bakıyor diye balığa el süremeyen, karıncaların üstüne basacak diye korkudan yollarda zıplaya zıplaya yürüyen ben, her ne kadar gönlünden ilk, her kim olursa olsun asla kan dökülmemesi, hiç kimsenin özellikle de herşeyden habersiz çocukların acı çekmemesi ve bu sonu olmayan savaşta canını kaybetmemesini istese de, son olanlardan sonra o askerlerin girdikleri o topraklardan dirilerinin çıkmaması için bol bol dua ediyorum. Sebeb mi ne? İşte buyrun öldürdükleri Hamas militanlarının resimleri............





3 Ocak 2009 Cumartesi

İsmiDidikle.com

Takip ettiğim bir blog olan Nilay ve Ada İlkenin sayfasında gördüm İlgimi çekti ben de alıp buraya koydum. Oğlumun ismi ile ilgili istatistikleri. Maşallah çok popüler bir isim seçmişiz kuzucuğa. Tabi benim seçim sebebim bu olmasa da. Ben hep peygamberimizin isimlerinden birisini taşısın isterdim. Halamızın en ufağına Muhammed ismini daha önce koydukları için Ahmeti gönlümden geçirmiştim, sağolsun babamızda beğendi ve itiraz etmedi. Böyle oğlum Ahmed, babası Abu Ahmed bende İm Ahmed oluverdim:)



AHMET Türkiye'de en çok kullanılan 4. isim (... 2. ali, 3. mustafa, 4. ahmet, 5. murat, 6. hakan, ...). Ülkemizde yaklaşık her 56 kişiden birinin adı AHMET ve ismin yaygınlık oranı binde 17.96.

AHMET adının yaygınlık oranının Türkiye'nin resmi nüfus sayımı sonuçları ve günlük ortalama nüfus artış hızına orantılarsak ülkemizde 03-01-2009 02:45 itibariyle yaklaşık 1,289,314 kişinin isminin AHMET olduğu ve AHMET isimli kişi sayısının her yıl ortalama 21347 kişi arttığı tahmini yapılabilir.

AHMET adının Amerika Birleşik Devletindeki yaygınlık oranı ise bir milyonda 64.08 civarında ve bu hesaba göre ABD'de yaklaşık 19,593 AHMET yaşadığı tahmin edilebilir. ABD'nin nüfus istatistikleri dikkate alındığında Amerikada AHMET sayısı her yıl 168 kişi artıyor.

AHMET Türkiye'nin en yaygın 4. ismiyken, Amerika Birleşik Devletinde en yaygın 4. ad ise Robert ismi. AHMET adının yakın kullanım oranına sahip diğer Amerikalı isim kardeşleri arasında 2. David 3. Michael 4. Robert 5. James 6. William isimleri de sayılabilir. "İsmiDidikle.com'dan alınmıştır" yazılarak ile bu ilginç, doğru ama gayet de gereksiz bilgi serbestçe dağıtılabilir ve kopyalanabilir.

1 Ocak 2009 Perşembe

Teyzemize özel

Teyzemiz sitem etmiş fotoğraf koymuyoruz diye ama fiziksel ve teknik sorunlarımız olduğu için yapamadım. Birincisi babamız hasta ve evde. Fırsat bu fırsat deyip o evde Ahmetle ilgilenirken yapmam gereken bir sürü iş vardı onları halletmeye çalıştım. Diğeri ise şu son bir haftadır olan olaylar yüzünden fotoğraf çekecek hevesimiz de yoktu. Madem bu kadar özlediniz küçük oğlumu. Buyrun bol bol fotoğraf... Devamı facebookta :)

Bu çocuk kavgacı bir şey mi olacak ne :) Eller sürekli vurmaya hazır. İşin aslı bebekler hayatlarını ilk iki ayında ellerini hep kapalı tutuyorlar. Üçüncü ay ile beraber yeni yeni ellerini açmaya başlayacak.


Yeleğimiz -ellerine sağlık- Özlem ablamızın annesinin hediyesi. Aslında hala biraz büyük ama her dolabı açtığımda içim gidiyordu giydirmek için. Rengi modeli herşeyi ile çok beğenmiştim. Tekrar tekrar ellerine sağlık.




Bu cicilerde babamızın arkadaşı Ahmet amcamızın hediyesi. Günler önce istemiştim resmini çekip göndermeyi ama malum olmadı. Allah kaybettiği kuzenlerine rahmet eylesin. Ona da sabırlar versin.

Uyurken yakalamış babamız. Gündüz doğru düzgün uyumadığı için çok kıymetli bu resim bizim için.



Bunlar da telefonla çektiklerim. Kalite biraz düşük ama gülerken yakalayınca gidip makinayı bulmakla uğraşmayayım dedim. Gülüşümüz de pek kıymetli öyle her zaman gülmüyoruz.

Ardından hemen de ciddileşiveriyor. Kime benzedi anlamadım, babası da güler yüzlüdür ben de :)

Bu da çok ağladığı ve sakinleştiemediğimiz için doktora gittiğimiz günün ertesi. KBB uzmanı bu kılıkta Temel Reise benziyor bir fotoğrafını çekin dedi. Ben de kırmadım doktorumuzu ama ne alaka Temel Reis onu çözemedim. Daha çok italyan ressam edası var :)