Daisypath Happy Birthday tickers
Lilypie Second Birthday tickers

21 Temmuz 2009 Salı

Göç yollarında

Çok uzun zamandır paylaşmak istediğim ama bir türlü sonuca ermediği için beklediğim bir haberim var. Artık herşey yoluna girdiğine göre paylaşmalı anne. İşe dönüş tarihi artık kesinleşti. 5 Ağustos son gün. Ondan sonra anne işe başlıyor. Biraz komplike bir işe başlama serüveni var ki anlatsa mı anlatmayıp kendi de unutsa mı bilemiyorum.

Bir flashback yapmalı. Günlerden 24 Ekim. Evde doğumu beklerken bilgisayarına düşen bir iş pozisyonuna laf olsun diye başvurmuş anne adayının başvurusu ile ilgilenmişler ve onunla mülakat yapmak isterler. Telefonla yapılacak mülakat çünkü iş taaa Fransa'da Paris'te. Anne tam 38+1 günlük hamile. Saat 16.00 da mülakat için sözleşiyoruz. Anne Fransızların İngilizce aksanından acayip korkmakta. Sorabilecekleri sorulara hazırlandıktan sonra kendisi ile mülakat yapacak kişinin bir video dersini izliyor ki kulak aşinalığı olsun. Bu arada vakit geçsin diye bekliyor. Sonra ben saat farkını iki diye biliyordum ama dur yine de bir bakayım demesiyle aaa saat farkı birmiş ve 10 dakika sonra arayacaklar. Eli ayağı karışıyor. Koca karnına inat ruhu zıpzıp. Mülakat iyi geçiyor. Karşı taraf ısrarla pozisyonla ne kadar ciddi ilgilendiğimi soruyor. Fransa da yaşamakla ne kadar ilgileniyorum. Mülakat bitiyor. Bazı şeyleri söylemeyi unuttum of of kesin beğenmediler deyip hamile hayatıma devam etmeye çalışıyorum. Annemin yanına gidip ben doğumda iken kapı süslerini nasıl asacaklarının provasını yaptırıyorum. Annem hayırdır doğurmaya niyetin mi var diyor, gülüşüyoruz ama hamilelik hayatının noktalanmak üzere olduğundan haberim yok tabi... O gece hastaneye gidiyoruz. Aaa açılma 4cm olmuş doğum başlamış hastaneye yatıyoruz. Ertesi gün doğuruyorum anneme kalırsa mülakat stresinden doğurmuşum. Ben onları unutuyorum yeni annelik heyecanı ile onlar beni unutmuyor. Tam bir ay sonra arıyorlar işe alındınız demek için. Düşünüp taşınıyoruz on gün kadar karı-koca. Sonunda kabul etmeye karar veriyoruz. Kocacık ta orada iş bakacak kendine. Bir iki yıl yurtdışı tecrübemiz olacak. Ancak Mayıs Haziran gibi gelebilirim diyorum ama işlemler o kadar uzuyor ki ancak Temmuz ortasında bitiyor herşey.

Ve artık bize göç vakti geliyor da çatıyor. 15 günümüz var ama o kadar çok yapılacak işimiz var ki. Vize çıkmadığı için bir türlü evi toplamamıştık. Ev toplanacak vizeler alınacak. Bu arada baba 4 Ağustosta savunmasına girecek. Onlar daha fazla beklemek istemiyorlar ama artık 5 Ağustosu direttik. Ben çalışırken, baba biraz dinlenecek hem de düzeltmelerini yapacak. O arada Ahmede o bakacak ama gerisi mechul daha. Diyorum Allah yardım edecek bir çıkar yol bulunacak.... Annenin gözü arkada kalmadan bir çözümü bulunacak yani inşallah.

Kısacık bir veda bizden, bu aralar günler biraz hızlı geçecek yazmaya vakit olacak mı bilmiyorum. Oraya varınca da ne kadar sürede toplanırız onu da bilmiyorum ama en kısa zamanda Gebze'den Paris'e inen kafası karışık bir annenin başına gelenleri paylaşmaya başlarım :) Sanmıyorum ama blogu ola ki Fransadan okuyan bir tek kişi bile varsa soracak tonlarca sorum var. Yardımlarını bekliyorum...

16 Temmuz 2009 Perşembe

Sekiz ayın ardından

* (Sarı Çizmelinin hatırlatması üzerine) Dönüyor oley dönüyor. Yüzüstünden sırt üstüne dönmezdi kendileri. Biri iki dener başlardı ağlamaya ama artık poposunu yana attıra attıra dönüyor.


* Düzenine geri döndü çok şükür. Günlerin uzamasını da fırsat bilerek artık gündüz 3 kısa uyku yapabiliyoruz. Kalkış saatimize göre iki uyku yaptığımızda oluyor. Uyku durumu acayip koca yatakta gidiyor gidiyor enlemesine sığışıyor. Bacaklar havada kalıyor çokça ondan sonra rahatsız olup uyanıyor anne Ahmet beyleri düzeltiyor o sonra yine döne döne pozisyonunu alıyor ama yapacak bir şey yok.



* Parmak emmeye devam ama eskisi kadar değil. Bir gün kurtulacağız inşallah.
* Favori oyunumuz: Mama sandalyesinde annenin yemeği ısıtmasını beklerken huysuzlanmak. Anne oyalanması için eline tahta ya da metal bir kaşık verince ona onu bir elden diğerine geçirip geçirip durmak. Sonra sıkılmak. Elindekini hoop yere atmak. Biraz yere düşen nesneye bakmak, aaa kendi kendine geri gelmiyor mu aaa kimse de vermiyor mu, bağırmaya başlamak. Anne vermek için eğildiğinde daha doğrulmasına fırsat vermeden tekrar yere atmak. Anne hemen eline geri vermedi mi? Tekrar avaz avaz bağırmak. Bunu günde milyon kez tekrarlamak.

* Kendi çapında bi emekleme stili geliştirdi ya da çocuğu küçük kurbağam diye seve seve ben böyle ettim. Ellerini öne koyuyor, popoyu kaldırıp kendini öne kaydırıyor, biraz biraz yapa yapa oda içinde bu şekilde geziyor. Son vukuatı, o zıplama sürünme şekli ile kendisinden iki metre uzaktaki zigon sehpalara erişip, üstünde duran Ahmet beylerin bezdir, ıslak mendildir gibi şeylerinin durduğu sepeti yere indirmiş.

* Gözüne bir şeyi kestirmeye görsün, ne kadar uzak olursa olsun uzanmaya çalışıyor. O kanepede istediği şey yerde olabilir. Uçar bir şekilde atılıyor küçük kedicik. Bazen düşüveriyor panik içinde yakalıyorum sonra sanki ben düş çocuğum demişim gibi bana baka baka ağlıyor.

* Bacaklar kuvvetlendi. Artık tutunarak kalkmaya çalışıyor ama ayaklarını nereye koyacağını pek bilemiyor. İlk ayağa kalktığında ikisini üstüste koymaya çalışıyor. Oturmak kesmiyor artık, sıkıldığında kollar iki yana açılıyor ki anne rahatlıkla kaldırabilsin onu. Pek yardımsever.

* Çocuktur renkli oyuncaklara bayılır, bol bol canlı renklerde onu bunu alın diyen pedagoglara sesleniyorum. Bizim çocuk sizin bu tanıma uymuyor. Canlı renklerde tonlarca oyuncak koy önüne biraz ötede de kumanda, bilgisayar klavyesi, kablo falan olsun. Direkt bunlara yönleniyor. Siyah canlı bir renk midir? sorarım size.

* Çok şükür yemek ayırmıyor, sebzesinden meyvesine çeşitli yemeklere gayet iyi tepkiler veriyor ve ben bunun böyle devam etmesi için dua ediyorum.

* Suya bayılıyor, lıkır lıkır içesi var her daim.

* Oyunlar oynamak çok zevkli hale geldi. Akıllı Bebekler Akademisindeki oyunları oynuyoruz bir de Bebek Oyunlarından bazı oyunlar ama bu kitabı çok beğenemedim ben. Saklandığını gördüğü nesneyi yastığın altından buluyor. Fakat biz oyunu bıraktıktan sonra da yastığı görürse yine de kaldırıp kaldırıp altına bakıyor. Aynı oyunun elimde sakladığım versiyonunda başarılı olamadık daha sol elime de saklasam sağ elimi açmaya çalışıyor çoğu kez.

* Her şeyin altına bakmak oyundan mı kaldı bilmem ama topunu kanepenin altına kaçırıp sonra eğilip eğilip bakıyor. Top geri gelmezse, anne geri vermezse bildiğiniz nakarat.

* Baba için deli oluyor. Baba bir görünüp kaybolursa ne yapıyor olursak olalım başlıyor ağlamaya. Yemek yemiyor, oyun oynamıyor. Babasını özlüyor sanırım.

* Artık anneye nefes aldırmıyor. Odadan çıkmak yasssak anne. Hep Ahmetin gözü önünde oturacaksın ve mümkünse karşısında. Başka iş yapmak ta yok.

* Ver al gibi basit komutları anlıyor. Oyuncakları al ver yapıyoruz sürekli. (Ya da ben öyle sanıyorum her şeyi zaten alası var da ver dediğinde genelde uzatıyor.)

* Ellerimi ayaklarından başlayıp boynuna kadar götürmeme bayılıyor. Her organın yerini de söylüyoruz ki ileriye yatırım olsun. Boynundan gıdıklayınca kıkır kıkır.

* Sabahları pek bir konuşkan oluyor. Konuşuyor konuşuyor sustur susturabilirsen. Bugün mesela sürekli hadi ye benzeyen sesler çıkardı. dadada aaa attatataat gibi şeyler söylüyor. Bir şeye sinirlendi mi nee neee nneee diye bağırıyor.


* 8.5 aylık olduk hala diş yok ama kaşıntı hala çok. Çenesini sağa sola vuruyor. Çok tükürüğü oluyor. Hatta yutamadığı için sık sık öksürüyor tükürük yüzünden ama dişler yok. Ah bir çıksa artık farz oldu diş buğdayı yapmak.

* Meyve filesi ile başarı sağladık sonunda. Ben yanlış şey koyarmışım. Salatalık koyunca almıyordu. Geçende favori meyvemiz muzla denedim. Muzu doğduğuna pişman etti bizimki. Siz yapmayın ama o muz kalıntılarını fileden hala temizleyemedim. Kavunda da başarı sağladık gibi ama o da çok sulu bir meyve çıktı. Ben bu çocuğu kendi kendine yemeğe nasıl alıştıracağım bilmiyorum. Her yerin rezil gibi olmasını göze almak gerek gibi. Ayrıca, Işıl teyzesine çoook teşekkürler filemiz için.



* Derya teyzesinin hediye iki tane sünger topumuz var. Bize bunlar lazımmış ta adını bilmezmişiz. Koyuyorum eski bir leğenin içine nereden baksam 20 dakika oyalıyor onu. Şapur şupur su ile sesler çıkartmaya bayılıyor. Banyo el kadar olduğundan hala salonda yıkanmalara devam. Tam techizat kuruluyoruz salona, yıkamadan önce küvetine de hem onu hem topları koyuyorum artık aklına ne gelirse onu yapıyor. Kovanın içine topları atmalar, kovanın içindeki bardağı dışarı fırlatmalar. Her yerimiz sırılsıklam oluyor ama olsun ferahlıyoruz :)






* Gölge oyunları başladı. Akşam muhallebi saati mutfakta ışık açıyoruz. Elimin gölgesini artık ne sanıyorsa yumak peşinde koşan kediler gibi elimin gölgesini yakalamaya çalışıp elde edemezse sinirleniyor.


Derya Teyzesine cicilerimiz için ayrıca teşekkürler

12 Temmuz 2009 Pazar

Katliama kayıtsız kalmayalım....

Filistinde olaylar olurken de yazma yazma dedim kendime ama sonra dayanamadım yazdım. Bu yazıyı da baştan yazmamak için direndim. Oğluma iyi anılar bırakabilmek için ama olmadı. Dayanamadım. Madem diğerine yazdın buna da yazmak boynunun borcu dedim kendime.



Evet küçük kuzum. Sen daha sekiz buçuk aylıksın ve annenin bir önceki yazısında yazdığı vampirler sadece fantastik romanlarda değil maalesef gerçek dünyada da varlar. Sen daha iki-üç aylıktın o vampirler kana susayıp ta bir sürü kardeşini öldürdüklerinde. Ne kadar zaman geçti ki üstünden işte yine vampirler başrollerde. Yine kardeşlerin öldürülüyor. Bu sefer Şincan'da. Kardeşlerin olmasa ne farkeder insan öldürülüyor. Emek emek büyütülen, bin bir badireler atlata atlata yaşama tutunan insan...... Bırak bir insanı bir hayvana zarar gelse kıyameti koparan medeni(!) ülkeler yine sessiz. Güçleri olsa bile ses çıkarmıyorlar. İnsan öldürülürken....



Ne yüce varlıktır insanoğlu. Üretir, geliştirir, yapar, inşa eder. Ne aşağılıktır aynı zamanda. Yıkar, yakar, ezer geçer, öldürür. Yeterince iğrençleştiği yetmezmiş gibi kadına tecavüz eder, bunu gücünün bir gösteri sanarak. Allah'ın onlara gerekli cezayı diğer alemde vereceğine zerre kadar kuşkum yok ama bu demek değil ki bize düşen bir görev de yok. Bırakmayalım peşlerini. Bu dünya da bizlere de düşen görev göz yummamak, susmamak, bu canilerin yaptıklarına sessizliğimiz ile bir nevi destek vermemek.

Şimdi Çin mallarını boykota çağırıyorlar bizi. Nasıl olacak bir fikri olan var mı? Güvenip kaliteledir diye aldığımız, bir sürü paralar döktüğümüz hangi ürün Çin'de üretilmiyor ki. Becerebilsek keşke. Elimizden geldiğince...

Sessiz kalmayalım, tepkimizi gösterelim, Sivas'ı, Srebreniça'yı, Gazze'yi, Şincan'ı ve daha nicelerini unutmayalım, unutturmayalım. İnsanın katledilmesine göz yummayalım. Yine gücümüz yettiğince....
Yazıya sonradan ekleme: Şimdi gördüm, Çin malı olmadan yaşanır mı?

11 Temmuz 2009 Cumartesi

Aradığınız anneye şuanda ulaşılamıyor ve bir süre daha kapsama alanı dışında kalacak

Peki neden????

Ne zamandır aldığım kitaplar hep çocuk gelişimi eğitimi üstüneydi, pek roman alamıyordum. Oysa roman okumayı severim, edebi çok manası olsa da olmasa da, başucu kitaplarım onlar benim, gece yatağıma girdiğimde okuyabileceğim kafa yormayan, bir cümleyi okuduğumda çok ta analiz yapmamı gerektirmeyen ama beni hayal etmeye iten, başka dünyalara geçmemi sağlayan hele bi de kitabın kurgusu iyiyse uykusuz geceler demek olan romanlarım.

Hamileliğimin son zamanlarında bay Ahmet kitap okumamdan duyduğu hazdan mı rahatsızlığından mı bilmem karnıma kitabı her değdirişimde deli gibi tekmelerdi. Rahat vermezdi ki iki satır okuyayım. Geçen pazar kuzuyu teyzeleri ile buluşturmaya gittiğimde, kendisini üç teyzesine emanet edip gidip biraz kitap kokladım. Aşk merak ettiğim bir kitaptı. Yanında duran Alacakaranlık'a ise öylesine gözüm takıldı. Adını pek duydum bu yazarında dur bi alayım bunu da dedim ve macera böyle başladı.

Nedir demeye kalmadan kitabı üç günde bitirdim. Ahmet beylerde sağolsun vakitli uyuyarak anneciğine pek yardım etti. Okumamış ama okurum diyenler için çok ta anlatmayayım ama kitabın genel konusu vampirler de sever, sevdi mi de tam sever diye özetlenebilir :) Modern bir zengin oğlan-fakir kız hikayesi de diyebiliriz, vampir oğlan-insan kız. Benim gibi fantastik öyküleri sevenlere tavsiyemdir. Sevgili Angel abimizden bu yana şöyle güzel bir vampir durumuna girememiştim.

Kitaptaki vampir tasvirlerini akşam kocama anlatırken birden dank etti. Vampir kardeş aslında her kadının kafasındaki mükemmel erkek. Çok yakışıklı, gizemli, bir o kadar karizmatik, güçlü aynı zamanda aristokrat pek kibar pek romantik. Mükemmel erkek. Hiç bir insan evladında bu kadar iyi özellik toplanamayacağından abi vampir işte. Ha tabi onun da bir kusuru var kan emiyor :P ama diğer özellikler pek bi göz kamaştırdığından normalde arkana bakmadan kaçmaya çalışacağına güzel kızımız da aman boşver kan gene emiversin diyor. Çok kafamdakileri tam anlatamadım ama kadınların mükemmel erkek için feda etmeyecek şeyleri yok demeye çalışıyorum özetle :) Bütün bunların üzerine Bay Mantık'ın yorumu "Allah akıl fikir versin İlknur " oldu :P (Kendime telkin: mükemmel erkek yoktur.)

Ben olaylardan pek bi kopmuşum. Kitap aslında bir seriymiş. Seri dört kitaptan oluşurmuş hatta ilk kitabın filmi bile yapılmış. Hesap ettim benim taze lohusalık zamanlarıma denk geliyormuş ondan kaçırmışım mevzuları. Ben ilk kitabın heyecanı ile hemen diğer üçünü de internetten sipariş ettim. Gittim bir de filmin dvdsini kiraladım. Film tam bir hayal kırıklığı, hadi anladım yerin dar bazı olayları atmak zorunda kalıyorsun falan da kitapta olmayan, filmin akışına yardımı dokunmayan abuk subuk sahneleri nereden uydurdun da çektin kitabı da mı okumadın diye söylene söylene bir kaldım. Hele kitapta yaratılmak istenen aşırı karizmatik vampir havasını çocuğu daldan dala maymun gibi atlatarak yerle bir ederken de mi için acımadı.

Kitaplarım üç-beş güne kadar gelirler sanıyorum, o zamana kadar bütün işlerimi toparlamam lazım ki şöyle bir kapanıp imkansız aşk hikayemi okuyayım :) Ben kocama hasret, Bella Edward'a hasret pembe dizi kıvamında takılıp gidelim amann...

9 Temmuz 2009 Perşembe

Gecikmiş bir yazı daha - Evlilik yıldönümü

Eh ne yoğun kadınmışım. Hiçbir şeyi zamanında yapamadığım gibi yazılarımı da geç yazar oldum. Ben yazıyı yazdığımda işin mana ve önemi kaçıvermiş oluyor ama olsun ne diyoruz geç olsun güç olmasın...5 temmuz kocacıkla benim evlilik yıldönümümüzdü.


Yine bu sene olduğu gibi yağmurlu bir gecede evlenmiştik seninle. Temmuzda ne yağmuru diyeceğim ama Allah büyük o gece fırtına çıktı :) Düğün salonu konusunda çıkan binbir badireye inat o gece o kadar çok eğlenmiştik ki ben dahil tüm arkadaşlarım gecenin sonunda o topukluların üstünde zar zor yürüyordu. Senin boyuna azıcık ta olsun yetişebileyim diye en yüksek topuklu ayakkabıları almıştım çünkü. Gelinlik için konuştuğum bir terzi bana ideal gelin boyu damadın omuzlarında olmalı demişti çünkü. Hayatımda topuklu ayakkabı kaç defa giymiştim o güne kadar bilmiyorum. Hiç sevmedim topuklu ayakkabıları, spor ayakkabılarım hep favorimdi. O sıcaklarda bir hafta ayağımda ince çoraplar ve o ayakkabılar ile yürüdüm evin içinde o gece rezil olmayayım diye. Evde şarkılar çalıp kendi kendime dans ettim saatlerce acaba nasıl olur diye, diğer yandan da tez yazmaya çalışırken. Saçımı tepemde topuz yaptırdım boyum uzun görünsün diye. Kısacık saçlarımı tepede toplamak için insan üstü bir çaba harcadı kuaförüm. Yine de omzuna yetişemedim. O gece seninle dans ederken ceketinin düğmelerini görmeyeyim diye sana bakmaya çalışmaktan boynum ağrıdı. Zaten dans etme isteğimde o geceden sonra bitti :)

O günden bugüne tam 6 yıl geçti. Kah iyi, kah kötü günlerimiz oldu, üzüldük, sevindik, bazen oturup beraber ağladık bazen kahkahalarımızı durduramadık. Hayat adına zorlu bir sınav verdik. Onu da beraber atlattık. Sanki bizi birbirimize daha da bağladı yaşananlar.

Sonra sen bana bense sana küçük bir melek hediye ettik. Allah bize dünyanın en güzel mucizesini verdi. Bundan ötesi var mı bilmiyorum. Bebeğin kötü giden bir evliliği kurtaracağına asla inanmam. İyi giden evlilikleri ise kuvvetlendirirmiş bunu gördüm. Bebeğimiz bizi birbirimize bin kat daha bağladı sanki.

Biliyorum blog jargonunda kocadan sevgili diye bahsetmek lazım ama ben bu kelimeyi kullanmayı çok sevmiyorum. Sevgilimsin sevdiğimsin ama ondan bir adım ötesi var bunun. Cem Yılmazın bir geyiği vardı. "Sevgilimisiniz? Yok biz evliyiz." Genel kanıda kocanın tanımı zamanındaki romantik adamın gidip, kendini her konuda salmış adam demek sanırım (daha fazla romantizm olsa şikayetim olmaz elbet ama ben zaten öyle çok ağır romantik şeylere de gelemem ki içimi bayar). Oysa koca olmak sevgili olmayı, aşık olmayı barındırdığı gibi yanında çok daha sorumluluk ta isteyen şeyleri taşıdığı için, bence sevgililikten daha çok emek istediği için sana böyle söylemek benim tercihim.

Çok çekişiyoruz seninle. Geçinemeyen iki kardeş gibi. Fikirlerimiz çok konuda ayrı ama prensipte anlaşıyoruz :) Sen hayat konusunda daha kuralcı daha bir her eve lazım denen türdensin. Benim aykırı fikirlerime, örneklerime "ne alakası var İlknur, şimdi bu aynı şey mi İlknurrrr" demelerini seviyorum. Sinirlerime hakim olamadığında beni durdurmanı, herşeyin pozitif yönüne bakmanı, beni dengelemeni seviyorum. Mutfağa girmeni, her şeye karışmanı (tamam bazen çok yoruyor beni), televizyon karşısında uyumalarını, bana bin türlü sataşmalarını, sana sataşmayı hepsini çok seviyorum. Herşey bir tarafa, ben en çok senin dostluğunu sevdim. Sen olduğun sürece etrafta hiç kimseyi aramadım ben. Seninle konuşmak, tartışmak zaman zaman kahkahadan kırılmak yeterde artar çok zaman. Oğlumuzun eğitiminde bana güvendiğin sonuna kadar destek olduğun için ise minnettarım.

Bu sene ayrı kutladık evlilik yıldönümümüzü. Hatta sen o kadar yoğunsun ki belki de ilk defa bir özel günümüzü unuttun adetin olmadığı halde. Ben oğlumu teyzelerine götürdüm sen ise evde tez yazdın. Hatta ben onlara gidebileyim diye bin türlü zahmete katlandın. Bu sene böyle oldu. Canımı hiç sıkmadım. Daha önümüzde geçirilecek koca bir ömür varken bir kutlamaya, hediyeye neden takılayım (ama bir sonrakine kadar şakayla karışık başının etini yiyeceğimi garanti ederim:) ). Bu sene zaten hiçbir hediyenin manası yok, evdeki küçük yaramaz hediyemize bakıp bakıp bundan büyük hediye olur mu diyorum hep. Allah bize sağlıklı, mutlu ve huzurlu bir ömür geçirmeyi kısmet etsin.

2 Temmuz 2009 Perşembe

Geçikmiş bir mim - Ahmet beyin kıyafet kolleksiyonu

Sonunda sonunda başardım veee Ahmet beylerin kılık kıyafetini döküverdim. Hatırlamadıklarımın markalarına baktım. Yazımı yazmaya niyet ettim...

Kılık kıyafet konusunda bizim kadar çeşitli takılanı var mı bilmiyorum. Evde Gap'tan Zara'ya LCW'den Mothercare'e, Andy wowo'dan Edirne Cuma pazarının noname seçkin :)kolleksiyonlarına kadar ne ararsan var.

Fiyat konusunda gözümü karartıp deli paralar verdiğim bir iki eşyası hariç hep indirim zamanlarını ya da daha uygun fiyatlı markaları tercih ediyorum. Hele ilk zamanlar çok giydiği kıyafeti bile sadece 4-5 defa giydiğini düşünce bebek kıyafetine harcanan paraya acıyorum. Yine de kaliteden vazgeçmemek gerekiyor ki kıyafette kullanılan pamuk, kıyafetin üstündeki boyanın bebek cildine zararlı olmaması çok önemli. Bir de el emeği göz nuru takımı var ki onlara paha bile biçemeyeceğim.

Ahmet beye ilk alışverişini Chiccodan yapmıştım. Boy boy bodyler, alt üst takımlar almıştım. Allahtan damarlarımda Türk kanı dolaşıyor. Annemin de işlemesi ile büyük büyük aldım. Daha doğrusu öyle sandım. Mesela hiç 1 aylık kıyafeti almadım. En az 0-3 ay grubu aldım. Buna rağmen 0-3 grubu ancak bir ay giyilebildi. Yani Chicco kalitesi fena olmamakla birlikte (bazı bodyler tülerme yaptı) kalıbı çok dar bir marka. 12 aylık body 5 aylık bebeğe ancak oluyorsa bunda hem bebeğin hem Chicconun standartlarını sorgulamak icap ediyor. Fiyat olarak ben hep şu timsah indirimi zamanından kalanlardan aldığım için fiyatları makuldu ama sezon kıyafetleri çok pahalı açıkçası vermem o parayı.

İkinci grup alışveriş Tomuycuk ağırlıklı yapıldı. Hastane çıkışlarını da bu marka almıştık. Tomuycukun kalitesi fena değil. Aldığım şeylerin penyelerinden yıkama sonrası tülermemelerinden yana memnun kaldım. Maalesef kalıpları dar markalardan biri. Ahmet beylere yazın giyer diye aldığımız üzerine 6-9 yazmasına rağmen 5 aylıkken bile olmayan kıyafetleri var. Yine de fiyat-beklenti kriterlerimi sağladı. Kadife kıyafetlerini aldığım ve pek bi memnun kaldığım bir marka var ama adını hatırlamıyorum ve çoktan anneme gönderdiğim için bulamıyorum.

YKM lerden aldığımız Wenice ve Andy Wowolardan da memnun kaldım. Her ikisinin de kalıpları benim kuzuya gayet güzel oldu. Wenice alt üst takımımız bir süre sonra tülerme yaptı yanlız.

En çok alışverişi büyük ihtimal Mothercareden yapmışımdır. Ve tek geçerim. Bodylerini tepe tepe kullandık. Üstünde 3-6 ay yazanları gerçekten 6. aya kadar kullandık. Kalıplar ferah bu anlamda. Body harici bir de pantolon almıştım ki dedemiz bile bayıldı. Onu da çok kullandık. İndirime girmiş geçen gün gidip bi talan ediverdim. Uyku tulumu, body, sandalet, önlük aldım paşazadeye.

Gap Baby'den Melike Teyzesinin hediyesi bir kışlık tulumumuz vardı. Yine kalıpları üstünde yazanlarla örtüşüyordu. Kalitesinden de çok memnun kaldım. Çok sık kullandık yıkadık ettik banamısın demedi.

İdil baby'den bayramlıklarını almıştım. Onunda kalıbından kumaşından memnun kaldım. Aynı resimdeki mevlüt takımı Mini Damlaydı. Kalitesi çok güzeldi fakat onları da hiç kullanamadık şapkası hariç. Çok çabuk küçüldü.

Zara Ah zara vah zara demek istiyorum. 19-20 haftalık taze hamileyim. Cinsiyetini yeni öğrenmişiz. Yolumuz bir zaraya düştü. İndirim zamanı falan da değil. Bir bahçıvan şorta bayıldım. Sağdan baktım soldan baktım. Hesap ettim, yaza bizim oğlan 6-9 alık kategorisinde olacak. Gittim babasına pahalı biraz ama dedim genelde böyle zamanlarda beni durdurmaya çalışır ama sanırım hamileliğime verdi. Beğendiysen al dedi. Sonuçççç bir kere giydirdim bizimki 6-7 aylıkken içine zor soktum çocuğu. O kadar para verdim sığ şunun içine evladım dedim. Yok. Fotoğrafını çekecek kadar giydi işte. Onunla beraber bir de çorap almıştım, babası ben bu kadarlık çorap giymiyorum demesine rağmen. Hakkını yemeyeyim, onları tepe tepe kullandık. Bozulmadılar etmediler. Hala da giyiyor.

Kanztan da Sevil teyzemizin hediye 3 tshirt vardı. Kaliteleri çok güzeldi ve seve seve giydirdim. Kalıpları da fena sayılmaz.

Yine gelen bir hediyemiz Albimini markaydı. O da kalıp olarak küçük ve tülerme yaptı bir iki kullanımdan sonra.

LCW nin maalesef benim çıtırcık bir kız olduğumdaki kalitesi yok. O zaman alnmış hala sapasağlam kıyafetlerim var evde. Bir iki bir şey kullandık buradan da. Genelde fena değiller. Yanlız kalıpları bir ilginç. 6-12 ay diye bir grup var anlamış değilim. 6 aylık çocuğa olan şey 12 aylığa nasıl olsun. Neden herkesin yaptığı gibi 6-9 9-12 diye bölmemişler merak konusu..

Bizim Edirnenin meşhur bir bebek ve çocuk giyim mağazası vardır. Yavuz bebe diye. Çocukluğumda hep oradan giydirirdi annem bizi. En kaliteli ürünler orada olurdu. Ahmet beylerin mevlüdü Edirnede yapıldığı için yoğunlukla hediyeler bu mağazadan geldi. Kimini giydirdim. Kimi giyilecek. Hepsinden de çok memnun kaldım.

Ve son olarak, son zaman alışverişlerini Bıcırium mağazalarından yapıyorum. Çoğunluğunun markası Bambaki ve Bebetto. Fiyatları iyi. Kaliteleri o fiyata geyet iyi. Hoş modeller var. Kalıplar dar. Ona yapacak bir şey yok ama ben tecrübelendim artık :) Son aldığım alt-üst takımı 18 aylık aldım söylemesi ayıp. Az biraz üstünde bol duruyor ama öyle çok çok ta abes değil. Yaz günü zaten üstüne yapışan kıyafetler almak istemiyorum rahat hareket etsin diyerek.

Ohhh çok şükür tam altı gün sonunda bu yazıyı da bitirdim. Üstümden yük kalktı vallahi. Aslında daha bir çok marka gördüm kıyafetlerde ama yazsam roman olacak yine. Daha da uzatmayayım.

Üstünden çok geçti ama ben de Boncuk Gözlüm ve Bahar Kelebeğimi mimledim.