Ah ah neler yazasım var. Bir türlü kafamı toplayacak kadar kalamıyorum bilgisayar başında. Oysa son aylar öyle keyifli ki. Anlat anlat bitmez türünden. Hepsini beynime kocaman harflerle kazıyayım istiyorum ama uçup gidiyorlar. Ahmed artık 26 aylık kocaman bir oğlan. Boylandı iyice. Arka arkaya birkaç kez o hastalandı biz hastalandık derken, bu ay biraz daha sütliman herşey. Bu ay gelişimi inanılmaz hızlı. Yakalamıyorum desem yeridir.
Artık dili çözülmek üzere kuzumun. Kelime hazinesi acayip arttı. Ben Türkçe, baba Arapça konuştuğu için iki dilde birden kelimeler çıkıyor artık ağzından. Bu iki dili aynı anda öğretme işi başlı başına bir konu. Baştan biraz düşündük aslında. Ne yapmalı diye. Sonunda eğer şimdi babasından öğrenmezse ileride öğrenmesinin zor olacağına kanaat getirdik. Açıkçası çocukların çoklu dil öğrenimine açık oldukları fikrini benimseyenlerdenim. Bunun bir çok başarılı örneğini de yakın çevremizdeki bizim durumumuzda olan arkadaşlarımızdan gördük. Yine de anadil olmasa öğretmeyi düşünmezdim. Yani hadi ingilizce konuşalım kulak dolgunluğu olsun diye uğraşmazdık. Benim için İngilizce öğrenmesi elzem değil ama Arapça anadil olmasa da babadil olduğu için önemli. Bunun bir dezavantajı var tabi. Hele de diller birbirine çok farklı ise, konuşmayı geciktiriyor (ya da ben Ahmedin geç konuşmasını yani hala doğru düzgün konuşmamasını buna bağlıyorum). Ben Türkçe hikayeler okurken baba Arapça hikayeler okuyor. Alfabeler çok farklı. O yazıları sağdan sola okuyor ben soldan sağa, bizde kitabın başı arapçada sonu gibi. Sayfalar başka yönlerden çevriliyor. Benim ayı dediğime babası başka bir şey diyor. İkimizin farklı lisanlardan konuştuğumuzu anlamış elbet, herşeyi sorarken eğer ikimizde yanındayken bir bana bir babasına sorup ikimizden de duymak istiyor.
Kafası karışıyor mu bilmiyorum ama Ahmedim hem Türkçe hem Arapça konuşmaları anlıyor. İşine gelen dilde cevap veriyor. Hayır kelimesini öğretemedik örneğin. Arapça karşılığı olan "le" (bu kelime 2 yaş depresyonunda olan evladım için pek kıymetli. Teyze le, anne le, baba le, nenni le, mama le, dada le diye bildiği bütün kelimelerin sonuna azimle ekliyor sağolsun.) tercihi ya da yeter demiyor "bes" diyor onun yerine. "Al"ı Türkçe, "ver"i Arapça söylüyor. "Kalk" Türkçe "otur" Arapça mesela. "Gel" Türkçe "git ya da yürü" Arapça :) Eğleniyoruz biz. En kolayı saymak sanırım. İki dilde de en kolay öğrendiği şey sayılar oldu. Kafasına göre sayıyor o ayrı. "bir altı kokuşşş on" şeklinde. Bazen dokuzdan sonra kaç gelir diye sorunca altı diyor. İkiden sonra hep altı. Susam sokağı izleyip de hatırlayan var mı? En sevdiğim sayı altıdır altı şarkısını. Bizimkinin en sevdiği sayı altı.
Bu işin bir avantajı da var tabi. Sayesinde dil öğrenme özürlü annesinde yeniden bir umut doğdu arapça öğrenebileceğine dair. Bakalım ya nasip diyorum babasını çok heveslendirmemek adına. Kendimi geçtim, Ahmed sayesinde bakıcı teyzesinin bile azımsanmayacak bir sözcük dağarcığı var artık.
Bunun haricinde enteresan bir lisanı var. O dilde konuşup konuşup duruyor ama anlayan yok. Teyzesi test etmiş, aynı soruya aynı anlamadığımız cevapları veriyormuş. Yani kendince manalı bir şeyler söylüyor ama hangi dil olduğunu sökemediğimizden fransız kalmaya devam ediyoruz biz duruma.
Artık dili çözülmek üzere kuzumun. Kelime hazinesi acayip arttı. Ben Türkçe, baba Arapça konuştuğu için iki dilde birden kelimeler çıkıyor artık ağzından. Bu iki dili aynı anda öğretme işi başlı başına bir konu. Baştan biraz düşündük aslında. Ne yapmalı diye. Sonunda eğer şimdi babasından öğrenmezse ileride öğrenmesinin zor olacağına kanaat getirdik. Açıkçası çocukların çoklu dil öğrenimine açık oldukları fikrini benimseyenlerdenim. Bunun bir çok başarılı örneğini de yakın çevremizdeki bizim durumumuzda olan arkadaşlarımızdan gördük. Yine de anadil olmasa öğretmeyi düşünmezdim. Yani hadi ingilizce konuşalım kulak dolgunluğu olsun diye uğraşmazdık. Benim için İngilizce öğrenmesi elzem değil ama Arapça anadil olmasa da babadil olduğu için önemli. Bunun bir dezavantajı var tabi. Hele de diller birbirine çok farklı ise, konuşmayı geciktiriyor (ya da ben Ahmedin geç konuşmasını yani hala doğru düzgün konuşmamasını buna bağlıyorum). Ben Türkçe hikayeler okurken baba Arapça hikayeler okuyor. Alfabeler çok farklı. O yazıları sağdan sola okuyor ben soldan sağa, bizde kitabın başı arapçada sonu gibi. Sayfalar başka yönlerden çevriliyor. Benim ayı dediğime babası başka bir şey diyor. İkimizin farklı lisanlardan konuştuğumuzu anlamış elbet, herşeyi sorarken eğer ikimizde yanındayken bir bana bir babasına sorup ikimizden de duymak istiyor.
Kafası karışıyor mu bilmiyorum ama Ahmedim hem Türkçe hem Arapça konuşmaları anlıyor. İşine gelen dilde cevap veriyor. Hayır kelimesini öğretemedik örneğin. Arapça karşılığı olan "le" (bu kelime 2 yaş depresyonunda olan evladım için pek kıymetli. Teyze le, anne le, baba le, nenni le, mama le, dada le diye bildiği bütün kelimelerin sonuna azimle ekliyor sağolsun.) tercihi ya da yeter demiyor "bes" diyor onun yerine. "Al"ı Türkçe, "ver"i Arapça söylüyor. "Kalk" Türkçe "otur" Arapça mesela. "Gel" Türkçe "git ya da yürü" Arapça :) Eğleniyoruz biz. En kolayı saymak sanırım. İki dilde de en kolay öğrendiği şey sayılar oldu. Kafasına göre sayıyor o ayrı. "bir altı kokuşşş on" şeklinde. Bazen dokuzdan sonra kaç gelir diye sorunca altı diyor. İkiden sonra hep altı. Susam sokağı izleyip de hatırlayan var mı? En sevdiğim sayı altıdır altı şarkısını. Bizimkinin en sevdiği sayı altı.
Bu işin bir avantajı da var tabi. Sayesinde dil öğrenme özürlü annesinde yeniden bir umut doğdu arapça öğrenebileceğine dair. Bakalım ya nasip diyorum babasını çok heveslendirmemek adına. Kendimi geçtim, Ahmed sayesinde bakıcı teyzesinin bile azımsanmayacak bir sözcük dağarcığı var artık.
Bunun haricinde enteresan bir lisanı var. O dilde konuşup konuşup duruyor ama anlayan yok. Teyzesi test etmiş, aynı soruya aynı anlamadığımız cevapları veriyormuş. Yani kendince manalı bir şeyler söylüyor ama hangi dil olduğunu sökemediğimizden fransız kalmaya devam ediyoruz biz duruma.
Titiz annenin kokar evladı olurmuş sözünü çok kullanır annem. Bu da bu savın tersi. Kokar ananın temiz çocuğu. AVMlerde bile temizlik yapıyor hızını alamayıp.
Bu aralar yeni keyif bu. Mutfak eşyalarıma musallat oldğundan bu yana arıyorum düzgün bir set. Her girdiğim dükkanda pembe mutfak aletleri görmekten hevesim kırılmıştı ki bunu bulduk. Artık akşamları yemek sonrası o kahveleri pişiriyor. Tek kusuru şeker hastası. Hayali şekerlerden herkese beşer onar koyuyor :) Biz ailece içiyoruz.