28 Şubat 2017 Salı

Kısa kısa

Merhaba,

Şu ŞALANJ olayına yazdığınız yazıları zevkle okuyorum. İlk soruya cevap vererek ben de katılmak istedim fakat sonrasında takıldım kaldım. Ne güzel hatırlıyorsunuz o zamanları. Ben maalesef hatırlayamıyorum. Ne cebimde ne olduğunu ne bir kahramanım var mıydı ne de başka bir şeyi. Elbette güzel bir çocukluk geçirdim. Ailem, akrabalarım, arkadaşlarım hep bir arada hiç yalnız kalmadım. Ama nedense o yaşadıklarımı yazıya dökemiyorum. O yüzden ilk sorudan sonra bıraktım. Her şeyde tam olmayı versin hayatta nolucak canım deyip geçtim.

Bazen insanlar sizi kırar. Bir minik kuş yüreğinize o kocaman ellerini sokup öyle bir sıkarlar ki ölmek bu mu dersiniz? Ve en fenası da farkında bile olmazlar sizi kırdıklarına. Seni kıran, üzen insanlar senin sabahı nasıl ettiğini bilmezler. . Ben kırıldığımla kalırım onlarsa kırdıklarının bile farkında olmadan hayatlarına devam ederler. Kimisi kırar geçer gider üzerinizden kimi ise hala yanınızdadır ve her defasında yine yine yeniden kırarlar. Hava bugün kapalı İzmir'de ve ben böyle havalarda hep bunları düşünürüm. Beni kıran insanları ve benim onlara bunu bir türlü söyleyemediğimi..Hatta bu dile getirememe huyumun üzerime yapıştığını kalıp üzerimden atmak için yardım almayı bile düşündüğüm anlar oluyor.




Her hafta bir kitap okuma etkinliği yaptım kendime.
Bu haftaki kitabım Hakan Günday Az..
Daha şimdiden sardı beni hem hikaye hem de yazarın akıcı dili.



Sonra dün bunca karamsarlık yeter deyip 
Kendimi kuaförümün kollarına attım.
Saçlarımı kestirdim.
Tazelendim bahara hazırlık yaptım.





20 Şubat 2017 Pazartesi

Şalanj 1


Eskiden mim derdik. Mim'lerdik bloglarda birbirimizi hadi bakalım ben bana sorulan soruyu cevapladım sıra sende dercesine. Oyunda ebe seçmek gibi. Şimdiyse adı meydan okuma oldu ama ben ŞALANJ denilmesini pek sevdim. Havalı bir şey oldu.. 
Başlayalım bakalım elimizden geldiğince cevaplamaya.

 1.     Nasıl bir apartmanda büyüdün?

Ben apartmanda büyümedim.  Hatta hayatımın son 6 yılına kadar hiç apartmanda oturmadım desem. 3 yaşıma kadar tek katlı bir evde yaşadım. O yaşıma kadar çok az hatırladıklarım. Televizyonun daha her evde olmadığı zamanlardı gece kapı önünde diğer komşularla oturduğumuzu hatırlıyorum hayal meyal. Bir de tarasamızda ki korukların üzüm olmasını. Kardeşim doğduğunda ailem ev değiştirmeye karar vermiş ve biz sokak arasından cadde üzerinde 2 katlı bir eve taşındık. Evimiz eski bir Rum eviydi. Alt katta mutfak, banyo arkada bahçesi üst katta ise odaları ve salonu olan bir evdi. Tv'miz hala yoktu camın önünde oturup tam evimizin önünde olan durakta inenlere bakar, caddeden geçenleri seyrederdik. Her daim hareketli bir yerdi evimizin önü. Karşımızda polis karakolu vardı hiç vukuat eksik olmazdı. Yine evimizin karşısında yazlık sinema vardı. Bilet gişesindeki amcayla dost olmuştuk ona soğuk su götürüp sinemaya biletsiz girerdik kardeşimle. Tüm yaz izlemediğimiz film, galaya gelen görmediğimiz artist kalmamıştı. Evimizin arkası diğer sokağa çıkardı. Orası bizim için sonsuz bir evrendi. İçinde palmiye ağaçları olan bir tepelik bir yer vardı. Çok merkezi bir yerdi oturduğumuz yer. Evimizin bir ev ötesi cami sonra bir sokak ve diğer köşe kahvehaneydi. Ramazan ayı yaz zamanıydı o zamanlar annemler teraviye gidince biz çocuklar sokakta bağıra çağıra oyun oynardık. Tabii teravi arasında camidekiler çıkıp bize bağırırlardı. 

Daha sonra ailem evimize bayağı bir uzak semtte aldıkları arsaya ev yapınca oradan ayrıldık. Çok üzülmüştüm gitmek dahi istemiyordum. Hatta ben gitmiycem deyip 1 durak ilerimizde oturan teyzemlere kaçtığımı hatırlıyorum. Bunca merkezi bir yerden sonra yeni kurulmaya başlamış ve sakin bir yerde oturmak düşüncesi beni çok üzmüştü. Orada da güzel arkadaşlar, anılar biriktirdim. 

17 Şubat 2017 Cuma

Reklam kokan hareketler


Blog sayfalarında reklam kokan yazılar okumaktan nefret ediyorum. Marka, ürün tanıtımı yapan bu tür blog sayfalarına rastladım mı pöff deyip çıkıyorum sayfadan.

Televizyon izlerken çıkan reklamları da sevmiyorum. Hafta sonları tv'de gezinirken hafta içi dizi tekrarlarına rastlıyorum ama hepsi reklam kuşağında oluyorlar. Pöff deyip tv'yi kapatıyorum.

Twittere giriyorum biraz twit okuyayım bakalım neler olmuş diye ama alakasız reklam twitlerini engellemekten yoruluyor pöff deyip çıkıyorum twitterdan.

İnstagramın bir özelliği var şimdilerde yukarıda kendi hikayenizi yayınlayorsunuz 24 saat yayında kalıyor. Onlara bakarken araya da hopp reklam giriyor tüm hevesim gidiyor pöff deyip oradan da çıkıyorum.

Facebook apayrı bir dünya zaten. Tarayıcınızda her ne aradıysanız facebook sayfanızda yan tarafta size çıkıveriyor. Bir de beğenmediğiniz, abone olmadığınız halde beğenmiş takip ediyorsunuz gibi ana akışta karşınıza çıkıyorlar. Dün baktım bir araba firmasının tırlarını beğenmişim. Ulen ne ara tırcı oldum ki ben dedim. Sayfaya girdim sayfanın takibinden çıkabilmek için akla karayı seçtim. Yapıştı kaldı takibim orada engelleme butonu da bulamadım bir daha denedim güç bela çıktım. Facede bozdu iyice dedim.

Reklam izlemeyi sadece sinemada seviyorum. Koltuğa yerleşmeme zaman tanıyor. Bir de tv'de olanlardan daha farklı reklamlar var hatta bazıları kısa film gibi.

EDİT: Sayfasında film, müzik, kitap,gezdikleri yerler   hakkında yazan bloggerlerimi ayrı tutuyorum. 




2 Şubat 2017 Perşembe

Çelınç 17



-2017'de olmasını çok istediğin bir şey:


Önce sağlık sonra huzur ve ardından olmasını istediğim bir kaç isteğin kabul olması..


Yol arkadaşım


O benim yol arkadaşımdı..
O'nu çok özledim..




Çelınç 16

-Kağıda bir şey çiz ve bize göster:

İş yerimde boş kaldığımda çizdiğim, karaladığım bişiler var..
O sayılır mı?



Çelınç 15

-15 yaşında birine vereceğin nasihat ne olurdu:

Valla bi laf etmezdim.
Bize ettiler de ne oldu bir kulağımızdan girip öbür kulağımızdan çıktı.
Ama bana edilen 2 nasihatı hep aklımda tuttum ben.
Bir tanesi teyzemin hep "Dişlerin çok güzel her akşam fırçala mutlaka" diğeri yine teyzemin "Cildin çok güzel sakın yaşından büyük makyaj yapıp bozma." Bu nasihatları dişini fırçala, makyaj yapma gibi direkt emir verir gibi demediği için beni bir şekilde tavladı. 

Fakat şimdi 15 yaşında olanlara bakıyorum da ııhh nasihat vermek şurada dursun iki kelam sohbet etmek bile çok zor.

Ne yaparlarsa yapsınlar düşe kalka, darbe yiye yiye, takdir alıp tekdir edile edile  - hani o argo tabiri yazamıyorum buraya siz anladınız- öğrensinler hayatı..