.

.
.
İçecekler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İçecekler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Şubat 2011 Salı

BİR FİNCAN YASEMEEEEN!..


Gardaş bu ne yahşi bir içecaktır, içarim içarim doymam. Ben ki yeşil çaydan pek hazzetmeyen (Lale duymasın) bir insan kişisiyimdir ölüp bittim bu modele:) Önceden var mıydı, yeni mi sunuldu piyasaya, mevcuttu da ben mi bilmiyordum her ne hal ise dün itibarıyla keşfetmiş ve de meftun olmuş durumdayım. "Doğadan"ın ürettiği Yaseminli Yeşil Çaydan sözediyorum. İsmi bile masalsı: "Büyülü Bohça". Ya kokusu; yasemin bahçesinde otursam ancak bu kadar kokar. Poşeti derseniz lavanta torbası gibi, organza benzeri bir kumaşa konmuş yeşil çay ve kurutulmuş yasemin yaprakları. Aman Tanrım, içme de yanında yat, yok ya niye yatıcan iç bence, al eline kitabını ve hatta Selçuk Altun'dan "Bizans Sultanı"nı, bir yandan yudumla yasemin kokulu Büyülü Bohça çayını bir yandan gez Galata'nın büyülü sokaklarını. Oh alışverişime sağlık, iyi ki almışım, daha sırada elma ve kuşburnu çeşitleri var ama bunu o kadar beğendim ki onların paketini açmadım bile.

"Bizans Sultanı"na gelince, üçte birlik kısmı zihnimin okunmuş kitaplar arşivindeki yerini aldı çoktan. O kadarı bile beni mestetmeye yetti, tam Selçuk altun tarzı, beklediğim ne varsa var; tarih, şiir, kitaplar, İstanbul, Londra,  kitapçılar, ilginç mekanlar ve her zamanki gibi "Serendipity". Galata'da keyifle geziyorum dünden beri. Nasıl güzel anlatmış bu çok sevdiğim bölgeyi, diyor ki: "Orada her sokak bir şiir dizesidir, ezberlemeye kıyamadığım." "Ne zaman Galata Kulesi'ne çıksam u-z-u-n bir ezan okuyasım gelir." "Galata'da insandan çok binanın bulunduğu bir gece gerçeğidir. Onların kıdemi kuleden uzaklaştıkça azalır. Gündüzleri çocuk seslerinin yankılanmadığı sokakları geceleri kediler de terk eder. O ıssızlık şeritleri müzik öğretmenlerim olmuşlardır. Galatalı değişik bir zaman diliminde yaşamanın keyfini sürer. Duruşu teatraldir, benimserim."

Şimdi sıkı bir Bizans tarihi okumaktayım sayfalar arasında, tavsiye ederim siz de dalın "Bizans Sultanı"nın labirentlerine, çıkmak istemeyeceksiniz. Hele de bir İstanbul aşığı ve Selçuk Altun'un deyimiyle "kitapçoksever"seniz.

5 Ocak 2010 Salı

SALEPLİ, MALEPLİ BİR GÜN


Bugün soğuk moğuk demeden orucu bozup sokağa çıktım, düşündüğüm kadar soğuk da yokmuş netekim:)) Niyetim maaş çekmekti ama neredeyse "Ellerim böyle boş, boş mu kalacaktı" şarkısını söyleyecektim. Nasılsa çıkıyorum diye eşimin kartını da almıştım, bankamatik pis pis sırıttı yüzüme, "Kusura bakma bacı, kartın kullanma süresi dolmuş, yolla sahibini yeniletsin. Hem sen kim oluyorsun da eksik eteğinle aile reisinin maaşını çekmeye kalkıyorsun" demeye getirdi. Kös kös ayrıldım makinenin başından. Kendi maaşımı çektiğim banka da cimrinin biri, günlük para çekme limiti çok düşük olduğundan maaşın üçte birinden de azını çekip söylene söylene ayrıldım, bir ara içeri girip çekmeyi düşündüm ama çok kalabalıktı, caydım. Yani birkaç bankamatik macerası daha yaşayacağız anlaşılan. Bu üç aylık olayına alışamadım, kendimi ihtiyar teyzeler gibi hissediyorum. Sıra beklerken arkama iki adam geldi, takım elbiseli ve kravatlı. Hele birinin takımı janjanlı kumaştan, kravatı da parlak birşeydi. Bekleme süresince ezgili bir şekilde "Direne direne çoğalacağız" diye mırıldandı. Tekel işçisi olduğundan şüphelendim bir an ama kostüm öyle göstermiyordu. Nerde direnip, ne şekilde çoğalacağı konusu meçhul kaldı anlayacağınız. Bir ara sevgili oldukları belli bir çift geçti yanımızdan, oğlan iri kıyım, kız minyon. Bizim "direne direne çoğalmayı" düşünen kravatlı, "şunlara da bak" dedi, "babayiğit oğlana fare gibi kız". Dilimin ucuna kadar gelen tepki sözcüklerini zor yuttum, bu soğukta, bankamatik önünde ağız dalaşı işime gelmedi doğrusu.

Maaş konusunu başarısızlıkla sonlandırdıktan sonra eşimle buluştum ve biraz dinlenip ısınmak için salep içmek niyetiyle bir pastaneye oturduk. Aşırı derecede şekerli, ılık ve tuhaf bir tadı olan minicik fincandaki saleplere yüklü bir hesap ödedikten sonra söylenerek çıktık oradan. Akşam yapacağımız ziyaret nedeniyle arkadaşlara götürmek için tatlı almak üzere yolüstü başka bir pastaneye girdik. Tatlının paketlenmesini beklerken görevli kızlardan biri elimize birer fincan salep tutuşturdu "müessesenin ikramı" kabilinden. Gülmekten neredeyse salebi püskürtecektim. Senin ne işine kardeşim gidip pastanede oturmak, gel efendi efendi tatlını al, yanında da beleş salebini iç :) Hasılı maaştan yana değil ama salepten yana pek açık bir kısmetle günü sonlandırdık. Şimdi ister misiniz, akşam ziyaretlerine gittiğimiz arkadaşlar da salep ikram etsinler?

Meraklısına not: Arkadaş ziyaretinden dönülmüş ve neyse ki salep içilmemiştir.