İlk sesiyle yer etmişti hayatımda; küçücük bir kızdım, henüz ilkokulun ilk sınıflarında. Akşamın olmasını bekler, radyonun başına yerleşirdim. Reklam programları arasında "Uğurlugiller" skeci yayınlanırdı ve ben buna bayılırdım. Metinlerini Selçuk Kaskan'ın yazdığı bu kısa radyo oyunu yetişkin iki çocukları olan ve evin emektarı Arap Bacı ile birlikte yaşayan bir aileyi konu alırdı. Müşfik Kenter değildi o zaman benim için sanatçı, evin babası Salim Bey'di. Karısı Nebahat Hanım'ı Yıldız Kenter seslendirirdi ve ben onların kardeş olduğunu bilmez gerçekten karı-koca sanırdım soyadlarının aynı oluşuna bakarak (Şükran Güngör'ü de bir ara kadın sanmıştım:). Kızları Türkan'a o güzel sesiyle Çolpan İlhan can verirdi ve yurtdışında yaşayan oğul Doğan ise sanırım Genco Erkal'dı. Yaşlı bir kadın olduğuna yemin edebileceğim Arap Bacı Kalfa'nın aslında oyuncu Tevfik Gelenbe olduğunu öğrenince çok şaşırmıştım. Sadece ben değil komşu teyzeler arasında da şaşkınlıkla karşılanıp günler boyu konuşulmuştu. Yıllarca devam etti "Uğurlugiller"in radyodaki yayını. Müşfik Kenter oturma odamızdaki sihirli kutudan süzülen aşina bir ses olarak hayatımıza girdi. Ve hep orada kaldı, aileden biri gibi, sanat dünyasının demirbaşlarından biri gibi,-bugün Asu'da yazısında değinmiş-Olympos'ta yaşayan ölümsüz bir tanrı gibi. Ondandır belki reel olarak hiç tanışmadığımız birinin ölümünün bu kadar acı verip bu kadar eksiklik duygusu yaratması.
Uğurlugiller radyo oyunu sonradan TV'ye de uyarlandı ama ben artık büyümüştüm, izlesem de radyodaki kadar cazip gelmiyordu, seçenek çoktu çünkü ama Müşfik Kenter hâlâ en beğendiğim aktör olmaya devam ediyordu. Bu kez üniversitenin ilk sınıfındaydım. Soğuk bir kış günü evden çıkmış, önce-Ankaralılar bilir- Meşrutiyet Caddesi'nin dik yokuşunu tırmanmış bir süre sonra da inişe geçmiştim. Fena halde üşümüş, Ankara'nın o zamanlar berbat derecede kirli havasından genzim yanmış ve yorulmuştum. Bezgin bir şekilde ilerlerken karşımdan gelen adam beni "zınk" diye yerime çaktı. Uzun siyah paltosunun etekleri uçuşan, kalkık yakalarının arasından görünen müthiş karizmatik yüzündeki mavi gözleri adeta ışık saçan uzun boylu adama bakarken donup kalmıştım. Bir an "Ben bunu tanıyordum ama kimdi?" düşüncesi sardı kafamın içini, Müşfik Kenter olduğunu anladığım anda ilâh zaten yanımdan epeyce uzaklaşmıştı. Bir süre arkasından bakakaldığımı hatırlıyorum, sonra da Müşfik Kenter hep o bir anlık, uçucu ama müthiş etkileyici görüntüsüyle yer etti aklımda.
Yıllar onun yüzüne çizgiler ekledi, ben yetişkin bir insan oldum ama sanatına olan hayranlığım, o güzel sesinin bana verdiği huzur duygusu hiç bitmedi. Ne yazık ki sahnede izleme imkanını bulamadım. Dedim ya, bana ölümsüz gibi gelirdi, hep erteledim fırsat olduğunda. Yine de en azından filmlerde, dizilerde seyretmek, sesini dinlemek bile büyük bir şans. Türkiye'nin değerleri arka arkaya yok olup giderken çocukluğumuzun, gençliğimizin birer parçasını da yanlarında götürüyorlar. Huzur içinde uyu güzel sesli kocaman adam, seni unutmayacağız...