.

.
.
TV etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
TV etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Haziran 2010 Cuma

UZAYAN DİZİLER VE MALUMATFURUŞ İZLEYİCİLER

Gece uzandığım yerden sapsarı bir kavun dilimi gibi görünen ayı izledim uzun süre. Günboyu süren kurutucu sıcak yerini az da olsa serinliğe bırakmışken açık camın önünde gökyüzüne bakmak güzel oluyor. Bir an ayı elime alıp kavun yer gibi ısırdığımı hayal ettim, her lokmada içim ışıkla dolar mıydı acaba?

Sabahın köründe başladı sıcak, günboyu da gitgide artarak devam etti. Kendimi yüksek ısılı bir fırının içinde kızarıp pişen tavuk gibi hissetsem de biraz bakımın tavukların da hakkı olduğu düşüncesiyle kuaförün yolunu tuttum erkenden. Benim saçım boyanırken yan koltukta bir hanımın saçına fön çekiliyordu. Kalfa kızlara evlenecekleri zaman mutlaka düğün yapmalarını, sadece nikahla evlenecek olurlarsa ilerde pişman olacaklarını üstüne basa basa tembihledikten sonra kendisinin de düğün yaptığını, düğününde bol bol oynadığını ayrıca ailecek oynamayı çok sevdiklerini, hacı olan anneannesinin bile hiç oturmayıp pistte döktürdüğünü söyledi. Sonra yeni bebeği olan genç kuaför hanıma evlenir evlenmez bebek yapmakla ne kadar iyi ettiğini belirterek takdirlerini sundu. Açık olan TV'den hareketle muhabbet dizilere, oradan da "Yaprak Dökümü"ne kaydı. Ferhunde'ye fena halde sinirlenmişti; "Yine yaptı yapacağını, adama kriz geçirtti" dedi. Aaaa, sözkonusu Ferhunde bile olsa haksızlığa dayanamazdım doğrusu, hasbelkader dünkü bölümü sonuna kadar izlemiş olmanın verdiği güvenle "Ferhunde bu sefer ilk defa suçsuzdu" diye söze karıştım, "Kadın Şevket'i müdafaaya gitti, bilmiyordu ki Ali Rıza Bey'in haberinin olmadığını" diyerek musibet Ferhunde'yi savundum ve ilk avukatlık girişimimi başarıyla sonuçlandırdım. Kadın beni gerçekten avukat sanmış olacak ki itiraz etmedi, "Hımm, evet, ay zaten dizi de çok uzadı" diyerek konuyu değiştirdi. Dizinin uzadığına kalfa kızlar da onay verdiler. Kadın bundan cesaret alarak şöyle buyurdu: "Zaten yazarı Celal Nuri Gültekin de kızıyormuş, çok uzattınız bitirin artık diziyi diyormuş". Eh, bundan sonrası dizinin de, sözün de bittiği yerdi; sustum ve oje sürmesi için elimi manikürcü kıza uzattım.

Fotoğraf dünkü Çakırlar gezisinden...

13 Mayıs 2010 Perşembe

TV'LERDE GÜNDÜZ VAKTİ NELER DE VARMIŞ

Babamın bizde konuk olması nedeniyle hiç olmadığı kadar açık oluyor gündüz saatlerinde televizyon. Ben de iki gündür evden hiç çıkmadığım için ister istemez takılıyor gözüm programlara; kimi zaman kızarak, kimi zaman şaşarak, kimi zaman "yuh artık, bu kadar da olmaz" diyerek. Ha arada yüzümde bir gülümsemeyle izlediğim bir-iki şey de olabiliyor bazen.

Sabah, hem de ciddi kanallardan birindeki haber bülteninde Yarsav Başkanı Ö. Faruk Eminağaoğlu'ndan bahseden süslü spiker hanım, adamcağızın adını onunla ilgili haber bitene kadar Emine Ağaoğlu diye telaffuz etti. Hadi ekrandaki görüntüleri görmeden okuyor diyelim ama insan okuduğu haberle ilgili bir ön araştırma yapmaz mı?

Madem TV açık, ben de kanallararası gezeyim diye elimde kumanda seyran ederken Emel Başdoğan'ın "Tam Tadında" isimli yemek programına denk geldim. Aman pek sevindim, Emel Başdoğan'a bayılırım. Onu yemek yaparken izlemek, konusu yemek pişirme olan bir bale izlemek gibidir benim için. Yeni başlamış galiba program, onun hatırı için TV öğlen açılacak gibi görünüyor. Bugün şeker hamurlu bir pasta yaptı, o bu işin ustası olduğu için çok kolay ve zevkli diyerek yaptı ama benim için yapılası bir iş değil. Ben zaten bu tür programlardaki hiçbir reçeteyi uygulamış değilimdir, maksat Emel Hanım'ı seyretmek. Yalnız dikkat ettim "Şahane" kelimesini çok kullanıyor. Neredeyse iki cümlede bir, bazen de anlamsızca. Pastayı kapladığı şeker hamurundaki yırtık için bile "şahane bir yırtık" dedi. Olsun mühim değil, o kadar kusur kadı kızında da olur. Üstelik pastayı kapladığı şeker hamuruna uyguladığı desen ile elbisesinin deseni neredeyse aynıydı, böyle bir uyum seyredilmez de ne yapılır?

Sonra "Akasya Durağı" dizisinin fragmanları başladı. Tanrım biz bu filmden ne kadar çok gördük, TRT'de, ATV'de "Çiçek Taksi" diye, şimdi de "Akasya Durağı" olarak. Ne kadar taksi hastası bir milletmişiz ki bu zırva konulu dizi yılan hikayesi misali uzar da uzar. Bir köşecikten de Kayhan Yıldızoğlu'nu görür gibi oldum. Oncağız da hiç yaşlanmayan bir biyonik adam, ben eskidim o eskimedi, bütün taksi duraklarının gediklisi oldu.

Ve derken tekrar haberlere geçtik. Baykal evden çıktı, cenazeye gitti. Gitmeden evvel kapıda ölüm orucu tutan gençleri ziyaret etti. "Bitirin artık orucu" dedi. Ben bıktım bu görüntülerden, her gün başka birşeye şaşmaktan yoruldum. Yakında evinin kapısında çaput bağlı bir dilek ağacı oluşturulursa ne yaparım bilemiyorum. İmdat diyorum, acıyın bize diyorum.

Sonunda kapadım TV'yi, Mahpeyker hanımı ziyarete gittim. Sessiz, soluksuz, kaprissiz, gayet cool bir edayla oturuyor yumurtaların üstünde. İlk kez bu kadar azamet ve asaletle yavru çıkarmaya çalışan bir kumru gözlüyorum. Tesbit ettim ki kuşlar da farklı karakterlere sahipler. Bu gördüğüm en nadide örnek. Sabırlı, sessiz bir aday anne, bakalım yavrular çıkınca tavrı ne olacak. Sıkılmıyor mu acaba günlerdir hiçbirşey yapmadan o iki yumurtanın üstünde oturmaktan. Okuma bilse kitap vereceğim, kulakları olsa Ipod takacağım, gürültüden ürkmese küçük TV'yi balkona çıkarıp önüne koyacağım, o derece yani. Bana fenalık geldi ona gelmedi. Ne diyeyim bir avazda inşallah, bir an önce...

Ek: Sevgili Begonvilliev bana bu ödülü yollamış, çok teşekkür ediyor ve tüm arkadaşlarıma yolluyorum.